Ağrı Kesici Hüzünlü Ağaç Söğüt

16 Mayıs 2016 | kolektomani | botanik

Bir söğüt var dere kıyısında yetişen,

Durgun suya ağarmış yapraklarını gösteren.

Shakespeare, Hamlet. 4. perde, 7. sahne

Pek az ağacın insanlık tarihinde söğüt kadar önemli bir yeri vardır. Çok eski çağlardan beri sepet örmekte, çit yapımında dallarından yararlanılır. 300 kadar türden oluşan Salix cinsi, çok sayıda kültür varyetesiyle kuzey yarımkürenin ılıman iklimli bölgelerine yayılmıştır, ekvatorun güneyinde ve kuzey kutup bölge sınırlarında da yetişir. Nehir kıyılarını çok seven ağacın kökleri erozyonu engeller.

Özellikle Salix alba (ak söğüt) türü tıp alanında eski çağlardan beri kullanılır; beyaz anlamına gelen alba adı, yapraklarının gümüş-beyaz renkli alt kısmını niteler. Mısırlılar , Yunanlar ve Güneybatı Asyalılar tarafından ağrı ve ateş düşürücü olarak kullanılmıştır. Genellikle öğütülen ağaç kabuğu şarap karışımına ya da başka sıvılara eklenirdi. Avrupa geleneksel tedavi biliminin temel malzemelerinden biriydi, 17. yüzyılda İngiliz bitkibilimci Nicholas Culpeper daha pahalı Peru Kabuğu yerine söğüt kabuğunu tavsiye etmişti. İkisinin de tadı acıdır, ancak Salix ateş düşürse de, sıtma tedavisinde etkili değildi. 1763’te, İngiliz Rahip Edmund Stone söğüt kabuğundan yapılan ateş düşürücülerin kuvvetli etkisini savunmuştu.

Tıp alanında söğüde duyulan ilgi hiç azalmadı ve 1820’lerde iki eczacı Fransız Henri Leroux ve İtalyan Raffela Piria, farklı zamanlarda bitkinin aktif maddesi salisini izole etmeyi başardı. Sürdürülen çalışmalar, bedende parçalanan salisinin yan ürünlerinden birinin, romatizmal kalp hastalıklarında ağrı ve ateşi düşürmekte etkisi1870’lerde kanıtlanan salisilik asit olduğunu gösterdi. Mikrop teorisinin ilk dönemleriydi ve laboratuvar ortamında bakterileriöldürdüğü için maddenin antiseptik olduğu düşünüldü. Bugün salisinin farklı mekanizmalarla işlediğini biliyoruz. Bir başka tür S. purpurea da aynı temel bileşenleri içerir.

Salisilik asite bir asetil molekülü eklenerek elde edilen “aspirin” aslında 1853’te sentezlenmiş ama Alman ilaç firması Bayer tarafından ancak 1899’da (büyük bir başarıyla) piyasaya sürülmüştü. Ateş ve ağrı, özellikle başağrısıyla mücadelede ön saflara yerleşti. Artık kömür katranı türevlerinden imal edilen aspirin üretiminde söğüt kabuğuna ihtiyaç yok. Her evin ecza dolabında kendine yer bulmasına ragmen, aspirin bugün piyasaya verilmek istenseyeni laçlarla ilgi güvenlik mevzuati gerekliliklerini karşılayamazdı.

Söğütten günümüzde biyoyakıt elde ediliyor, İsveç ve başka yerlerde yakıt için baltalık söğüt ormanları yetiştiriliyor, çünkü hızlı büyüyen bu ağacın yaş dalları bile kolaylıkla yanıyor. Ahşabından karakalem ve kağıt üretilen bitkinin kabukları sepicilikte kullanılır ve dallarından rüzgar siperi yapılır. Avrupa’ya Çin’den getirilen salkım söğüt sevilen bir süs bitkisidir. Söğütler çevreye yararlı olduğu için de el üstünde tutulur. Ak söğüt tıp alanında eski önemini yitirmiş olabilir ama bir başka varyete caurelea’dan kriket sopası yapılır. Başka hiçbir ahşap onun yerini tutamaz ve söğüt sopanın deri topa çarpma sesi, kriket oynanan her yerde yazın habercisidir.

*Samuel Copland, Agriculture Ancient and Modern (1866) kitabında Salix alba’nın faydalarını göklere çıkarır. Söğütten yapılan çit, kazık, engel ve sepetler bir yana, Kuzey Kutup Bölgesi’nde yaşayanların yokluk zamanlarında ağacın iç kabuğunu kurutup öğüttükten sonra un yerine yulafa karıştırdığını anlatır. Rusya’da steplerde yolculuk edenlerin yollarını bulmaları için belli noktalara söğütlerin ekilip budandığı söylenir.

Kaynak:

Helen& William Bynum, Dünyamızı Biçimlendiren Olağanüstü Bitkiler, Oğlak Yayınları, İstanbul, 2014.

The following two tabs change content below.

kolektomani

Son Yazıları kolektomani (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir