misket

Al Cicozu Ver Cicozu

07 Mayıs 2013 | Şermin Alyanak | dosya, tasarım

Çocukluğumun en sevdiğim oyun ve oyuncaklarından biri bilyeler. Bugün bile yazı masamda, bir kavanozda eski ve yeni, renkli cam kürelerden minik bir hazinem var. Bir çoğunun hikâyesi var, birkaç tanesi yarım asrı geride bırakmış, bazıları dayımdan miras, bazılarını gittiğim yerlerden toplamıştım. Benimkilerin tarihi benim kadar eski, bilyenin tarihi ise neredeyse insanlık tarihi kadar eski. Ulaştığım kaynaklar paleolitik döneme kadar uzandığını anlatıyor. İster cam, ister kil, isterse mermer ve benzeri taşlardan yapılmış olsun bilyenin en eski evrensel oyuncaklardan biri olduğu, her kültürde ve her bölgede kendine göre isimler aldığı, farklı oyun kuralları hatta kendisine göre jargonu olduğunu izleyebiliyoruz. Çocukluğumda en yaygın adı ‘bilye’ veya ‘bilya’. İlki Fransızca küçük top anlamına gelen 12. yüzyılda ortaya çıkan “bile” sözcüğüne, ‘bilya’ adı ise İtalyanca “biglia” sözcüğüne dayandırılıyor. Daha az yaygın olarak duyduğum bir isim de ‘mile’, bunun da Antik Yunan’da cevizle oynanan ve bizim ‘daire’ oyununu andıran “omilla” sözcüğünden geldiğini sanıyorum.

En yaygın sözcük olan ‘misket’ ise mermi olarak kullanılan küçük yuvarlak saçmalar ve misketlerle ilişkili. En sevimli adı ise ‘cicoz’, tekerlemede olduğu gibi: “hani ya cicoz, al cicozu ver cicozu”.  Bildiğim diğer dillerde ararken bu oyunun çoğunlukla biçimiyle değil, malzemesiyle ilişkili isimler aldığını görüyoruz. En yaygın şekli ve en ucuz, bir o kadar da dayanıksızı sırlı ve sırsız olarak kilden yapılanları. Üretimleri çok basit, bir borudan çıkarılan silindir şeklindeki kil bir kalıp içinde preslenip, yuvarlatılıyor. Üstü boyandıktan veya sırlandıktan sonra da fırınlanıyor. Pekişmiş çini veya porselenden yapılmış çok güzel örneklerini ancak müze veya kitaplarda gördüm, insan onlarla oynamaya kıyamaz.

Mermer veya yarı kıymetli taşlardan üretilmesi becerikli taş ustalarının önce çekiçle sonra da taşlamayla yuvarlama işlemi ancak 17. yüzyılda su gücüyle çalışan değirmenlerin devreye girmesiyle seri üretime geçilebiliyor. Mermer, alabaster veya karnelin, kaplan gözü, akik gibi taşlar işleniyor, İngilizce de “marble” mermer veya “aggie” akik gibi malzeme kökenli isimler kullanılıyor. Bu örneklerden bir tane ele geçirmişseniz çok şanslısınız, ‘kafalık’ dediğimiz vurucu bir bilyeniz var demektir.

En bildiğimiz örnekler ise camdan olanlar, yaygınlaşmaları 15. yüzyıla uzanıyor, başlıca üretim merkezleri de Venedik ve Bohemya. 19. yüzyılda bir cam ustasının geliştirdiği bilye makası ile tek bir harekette cam çubuklar kesilerek top şeklinde yuvarlanabilince üretim hızlanıyor. Bu bilyeler renk, şeffaflık ve içindeki desenlerin elde ediliş tekniklerine göre isimler alıyorlar: İçinde bükümlü ağlar olan ve danteli andıranlar “Latticino”, içinde minik bakır kristalleri olan parlak yeşil camlılar ustasının adıyla “Lutz”, içinde hayvan kuş ve insan figürü olanlar “Sulphide”. Soğan Kabuğu, Hint Kıvrımı, Kedi Gözü gibi diğer isimler bu minik dünyacıkların içine sığdırılıyor. Cam bilyelerin endüstriyel olarak seri üretiminin mucidinin ise Danimarka göçmeni olan Amerikalı Martin F. Christensen ve oğlu olduğu söyleniyor. Onların geliştirdiği üretim yöntemi ile elle üretilen cam bilyelerdeki bütün renkler ve desenler taklit edilebildiğinden bilye oyunları giderek yaygınlaşacaktır. 1920’li ve 30’lu yıllar basit çocuk oyunu olmaktan çıkıp yetişkinler arasında turnuvaların hatta Dünya Bilye Şampiyonası’nın düzenlendiği yıllar. Galiba tüm dünyada bilye oyununun yaygınlığı biraz zorlamayla 70’li yıllara kadar devam edecek; bütün diğer sokak oyunlarında olduğu gibi… ‘Daire’, ‘çizgi’, ‘müselles’ veya ‘üçgen’, ‘çukur’ veya ‘kaptan’, ‘kafa karış’ gibi oyun kurguları ve bu oyunlar içinde ‘sağ baş, sol baş’, ‘çer çöp’, ‘birinç, ikinç, sonunç’, bir de her ne demekse ‘fırttı babuç’ gibi bir yığın ses o günlerden kulağımda asılı kalanlar. Hem oyunları hem de bilyenin kendisini bu kadar sevmeme rağmen hiçbir zaman usta bir oyuncu olamayışımın nedeni iyi bir göz ve el koordinasyonu isteyen bir oyun olması, üstelik de mahalle baskısının kız oyunu olmadığı şeklinde olması. Bu görüşe Ansiklopedi Britannicca da katılıyor: “Türkiye’de erkek çocuklar kil, mermer, demir ya da camdan yapılmış küçük bilyelerle oynarlar.” Son yıllarda onların bile oynadığına rastlamıyorum. Uygarlık tarihinin veya tasarım tarihinin bir küçük paragrafı artık.

The following two tabs change content below.

Şermin Alyanak

Son Yazıları Şermin Alyanak (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir