Alaminütçüler ve Fotoğraflarındaki Sosyal Hazine

06 Eylül 2016 | Gülderen Bölük | foto bellek

Bir zamanlar şehir ve kasabaların meydanlarına kurdukları üçayak ve üzerindeki ahşap sandıklı fotoğraf makineleriyle çekim yapan alaminüt fotoğrafçılar, aslında bir dönemin ve bir kesimin kaydını tutmuş önemli belgecilerdir. Tabii o fotoğraflar da, içinde birçok konunun detaylarını barındıran sosyal belgelerdir.

Onları önemli kılan şey ise; yukarıdan aşağıya doğru dikey bir hareketlilik gösteren fotoğraf tarihimizde, halkın en alt tabakasına inmeyi başarmış olmalarıdır.  Burada kastedilen; fotoğrafın icat edildiği ilk zamanlarda kameranın arkasında ya da önünde olmanın herkesin karşılayamayacağı bir pahada olmasıdır. Bu bakımdan stüdyo açmanın gerektirdiği ciddi miktar otomatik olarak fotoğraf çektirmeye gelenlere de yansıyordu. Dolayısıyla ilk stüdyolar elit bir tabakaya hizmet ederken, halk kesimi bu imkânın dışında kalmaktaydı. Elbette stüdyolara gitme edimi, sadece maddi imkânlarla açıklanamaz. Yeni ve yabancı şeylere duyulan çekincelerden tutun da geleneksel ve dinsel düşüncelere kadar pek çok sebebi daha olabilir, olmuştur da.[1]

İşte bu noktada alaminüt fotoğrafçıların ya da diğer söylemle şipşakçıların, halkın büyük bir kesimini kaydetme başarısı vardır ve bu konu, fotoğraf tarihimizin incelenmesi gereken son derece renkli bir alanıdır. Bu seyyar fotoğrafçılar makinelerini ve üçayaklarını sırtlayıp hem halkın ayağına gitmişler, hem de işlerini onların gözü önünde icra etmişlerdir. Üstelik çok daha ucuz bir fiyata.

Bir alaminüt fotoğraf makinesiyle dönemin stüdyolarında yapılabilecek pek çok şeyi yapmak mümkündü. Ortaya konan işlerin stüdyoda yapılanlarla, gerek sanatsal, gerekse teknik açıdan boy ölçüşemeyeceği bir gerçekse de,  şipşakçıların yaratıcılıklarına ve naif çözümlerine şapka çıkarmamak mümkün değil.

Alaminüt fotoğraf makineleri, fotoğraf üretmek için gerekli olan her imkânı içinde barındırmaktaydı. Ahşap kutu tıpkı bir karanlık oda gibi düzenlenirdi. İçinde yer alan iki metal küvette geliştirme ve tespit banyosu bulunur, sandığın bir yanındaki kırmızı cam, karanlık odadaki kırmızı ışığın görevini görerek, güneş ışığının içeriye kırmızı renkte düşmesini sağlardı. Bilindiği üzere fotoğraf kâğıtları kırmızı renkten etkilenmez. Böylece fotoğrafçı sandığın yukarısında yer alan bakaçtan içeriye bakarak kırmızı ışığın gösterdiği ortamda, kâğıttaki gelişmeleri görür, onları banyo ederdi.

Ahşap kutunun arkasında kolçak denilen siyah bir bez vardır ki, bu bezin içine kafasını sokmuş fotoğrafçıların silueti, belli bir yaşta olan herkesin hafızasındadır. Böylece alaminütçüler güneş altında buzlu camdaki görüntüyü görüp netleyebilir ve kâğıtları banyo yapmak için kollarını kutunun içine soktuğunda, içeriye ışık sızmasını önlemiş olurlardı.  Sandığın sağ tarafında bulunan çekmece çekildiğinde, banyosu bitmiş kâğıt küvetle birlikte dışarıya çıkarılır, banyodan alınarak dışarıda bir kova su içinde durulanır ve kurutulurdu.  Bu elde edilen ilk fotoğraf, halk arasında arap denen negatif kâğıttır.  Makinenin önünde bulunan ve antigraf denilen ahşap bir kola konulan bu negatifin tekrar fotoğrafı çekilir. Böylece müşteriye verilecek pozitif görüntünün yer aldığı ikinci fotoğraf tekrar aynı işlemlerden geçerek hazırlanırdı.

Bakes ve Ortaklarının 1930 yılında hazırlamış oldukları ürün katalogunda, alaminüt fotoğraf makineleri hakkında bazı bilgiler yer alır. Ihlamur ağacından ve geçme olarak yapılmış olan ahşap sandık, mümkün olduğu kadar küçük olarak üretilmiştir. İçinde küvetler ve fotoğraf kartlarını koymaya yarayan tertibat da bulunmaktadır. İstenildiği takdirde sipariş üzerine daha büyük boylarda da üretilebileceği belirtilir. Bu sandıklara takılacak 9X12 ya da 10X15 makineler ise istenildiği takdirde kutudan ayrılabilecek şekilde üretilmişlerdir. Katalogda ayrıca bu ahşap sandıklara takılacak fotoğraf makinelerinin ve objektiflerinde çeşitleri listelenmiştir.[2]

Yusuf Murat Şen, bizde alaminüt fotoğrafın başlamasını 1910’lar olarak gösterir ve 1930’lara kadar bu fotoğrafçıların cam negatifler kullandığını belirtir. Bu cam negatifler şasiye konarak kontak baskı yöntemiyle güneşte pozlanır. Bu tarihten itibaren de daha ziyade kâğıt negatifler kullanılmaya başlar. Resmi evraklara fotoğraf koyma zorunluluğu stüdyolar için olduğu kadar onlar için de vesikalık fotoğraf alanında iş hacminin artmasına neden olur. Bu yoğunluk renkli fotoğrafın yaygınlaştığı tarihlere kadar devam eder.[3]

Onlara alaminütçü ya da şipşakçı denilmesinin nedeni son derece hızlı sonuca vararak, hemen fotoğrafı teslim etmelerinden kaynaklanır. Bu bakımdan çıkabilecek sorunlara da son derece pratik çözümler üretirler. Kışın havalar erken kararınca portreler gazete yakılarak aydınlatılır, öyle çekilir.[4] Eğer güneşli bir havaysa gölge detaylarını almak için kırmızı kuru boyayı dilleriyle ıslatarak, arap dediğimiz kâğıtlarda bu bölgeleri boyarlar. Stüdyolarda bu amaçla, karmen boyayla yapılan rötuşları, alaminüt fotoğrafçılar böyle pratiklikle çözmüşlerdir. Dilleri kırmızıya boyandığı için onlara ‘kırmızı dilliler’ de denirdi.

Alaminüt fotoğrafçılar kimi zaman fon perdesine ihtiyaç duymasalar da, çoğunlukla kullanmışlardır. Fonlar,  tıpkı stüdyolarda kullanılanlar gibi çeşitlilik gösterir. Bunları resimli fonlar, düz fonlar, nakışlı fonlar, halı-kilim fonlar olarak gruplayabiliriz.

Resimli fonlar, genelde dış mekânları betimleyen fonlar olmakla birlikte, iç mekân betimlemelerine de rastlanır. Türkiye’ye dair manzaralar (Anadolu, Rumeli Hisarı, Tarihi Yarımada silueti, Kız Kulesi gibi…) ve Türk bayrağı, fonlarda sık sık göze çarpar. Resimli fonlar içinde, stüdyoların da sıkça kullandığı at betimlemeleri de göze çarpar. Bunun yanı sıra üç boyutlu dekorlar da kullanmışlardır.

Nakışlı fonlar ise “suzane” tekniğiyle işlenen fonlardır.[5] Bunlar 7-8 çeşit renkte, parlak floş iplik ya da daha mat olmakla birlikte biraz daha geç solan trevira iplikle işlenir.[6] Neredeyse hepsinde aynı şeyler betimlenmiştir. Her iki yanda saksı içinde çiçekler fonun yukarısına doğru uzar. En üstte iki çiçeğin arasında hatıra yazısı yer alır. İstanbul Hatırası gibi ya bulunulan şehrin ismi yazar, ya da Askerlik Hatırası, Gençlik Hatırası veya sadece Hatıra gibi genel müşteri potansiyeli gözetilen yazılardır. Bunlar dışında kuş, mektup ve Türk bayrağı da çokça görülür. Bazı fonlarda fotoğrafçının ismi de işlenmiştir.

Düz fonlar ise desensiz düz kumaşlardan ibarettir. Vesikalık fotoğraflar özellikle düz fonlar önünde çekilmektedir.

Sadece, onların kullandığı fon perdeleri bile derinlemesine incelenmesi gereken konulardandır. Birçoğu sosyolojik simgelerle doludur. Onların meydanlarda, hapishanelerde, resmi dairelerin önünde, mesire yerlerinde, köylerde çektikleri milyonlarca insan portresi de değerlendirilmesi gereken son derece zengin dökümlerdir.

Not: Fotoğraflar Gülderen Bölük koleksiyonuna aittir ve izinsiz hiç bir surette kullanılamaz.

[1] Gülderen Bölük, Fotoğrafın serüveni, Kapı Yayınları, 2014

[2] H. Bakes ve Şeriki, Fotoğraf Makineleri ve Teferruatı Katalogu, İstanbul, 1930

[3] Yusuf Murat Şen, Alaminüt Fotoğrafçılık, Fotoğraf Dergisi, İstanbul, Sayı: 46

[4] Haşim Karpuz, Konya Fotoğraf Tarihi, Konya,  Selçuklu Belediyesi, 2008

[5] Şen, a.g.m., Sayı: 44, s. 80

[6] Seyit Ali Ak, Erken Cumhuriyet Dönemi Türk Fotoğrafı, İstanbul, Remzi Kitapevi, 2001

The following two tabs change content below.

Gülderen Bölük

1987 yılında İstanbul Bulvar Tiyatrosu'nda çocuk oyunları ekibinde tiyatro çalışmalarına başladı. 1995 yılına kadar bu tiyatroda birçok eserde ve çocuk oyununda rol aldı. 1998 yılında Bahçelievler Belediye Tiyatrosunda biz sezon sahne aldı. 2002 senesinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Gösteri Sanatları Merkezi, Tiyatro Yazarlığı ve Yönetmenliği’nden mezun oldu. Aynı yıl Mimar Sinan Üniversitesi, Fotoğraf Ana Sanat Dalı’nı bitirdi.2002 yılında İğne Deliği Sanat Atölyesi’ni kurdu ve atölyede verdiği fotoğraf derslerinin yanı sıra birçok etkinlik düzenledi. Bu etkinliklerde birçok sanatçıya ev sahipliği yaptı. Aynı zamanda dia gösterileri ve sergilerde yer aldı, konferanslar verdi. Uzun yıllardır Osmanlı Dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarına ait fotoğraf koleksiyonu yapan Bölük, bu konudaki araştırmalarını makaleler şeklinde kaleme aldı. Yazıları Newsweek, Aktüel, Collection, Popüler Tarih, Toplumsal Tarih, On Air, Jet Life, Fotoğraf Dergisi gibi birçok dergide yayımlandı. 2003 yılında Collection Kulübü'ne üye olan Bölük, kulüp üyeleriyle beraber; pek çok koleksiyon sergisinde yer aldı 2006 yılında Devlet Fotoğraf Yarışmasında “Başarı” ödülü aldı. Birçok eseri sergilenmeye değer bulundu.2009 yılında Kültür A.Ş. tarafından "İstanbul'un 100 Fotoğrafçısı" adlı kitabı yayımlandı. Fotoğraf Tarihi alanında birçok konferans verdi. 2010 yılında Marmara Üniversitesi, Fotoğraf Bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı. Üç yıla yakın bir süredir Fotoğraf Dergisi'nde Foto Bellek adlı köşesinde fotoğrafa dair Osmanlı Dönemi'nden kalan belgelerin çevirisini yapmaktadır. 2014 Yılında ikinci kitabı Fotoğrafın Serüveni, Kapı Yayınları tarafından yayımlandı. 1993 yılından bu yana anaokullarında yaratıcı drama ve tiyatro eğitimi vermektedir.

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

2 Yorum Alaminütçüler ve Fotoğraflarındaki Sosyal Hazine

  1. R. Sertaç KAYSERİLİOĞLU :

    Çok değerli ve bir güzel konuya daha imzanızı atmışsınız Gülderen BÖLÜK.
    Bu anlamda sitenizin bir daimi olarak tebriklerimi sunarım.
    Sevgilerle…
    R. SERTAÇ KAYSERİLİOĞLU

    • Gülderen Bölük :

      Canım Sertaç Abicim, sizin gibi değerli bir araştırmacı – yazardan bunları duymak mutluluk ve onur verici.. Saygı ve sevgiyle…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir