Anime Film Yönetmeni Miyazaki’nin Çocuk Kahramanları

02 Ocak 2017 | Hatice Yıldırım Barbaros | sinema

Yönetmenin kendi hayatından izler taşıyan senaryoları…

Her zorluğun üstesinden gelen, güçlü kadın karakterler…

Şintoizm inanç geleneğinden gelen, doğaya ve insana saygı…

Çalışmaya övgü…

Başına gelen bin bir türlü musibetten ders almayan kötülerin ve mutlak iyilerin karşılaşması…

Gökyüzünden derin peyzajlar; evler, yollar, tarlalar…

Uçaklar, cadılar, domuzlar, tanrılar ve büyük fantastik bir dünya…

İsao Takahata ile birlikte kurduğu Stüdyo Ghipli’de hayat bulan birçok kısa film, yapımcılık, yazar- çizerlik ve yönetmenliğinde 11 uzun metrajlı film.

Onu bu kadar evrensel yapan; filmlerindeki karakter zenginliği, ince mizahlar, öykülerin altındaki düz ve yan anlamlar,  izleyiciye ‘ben bu hikayenin içindeyim’ dedirten ve bize kadar uzanan, ulaşabilen bir dil. Anime  film yönetmeni, senaryo yazarı, yapımcı ve çizer Hayao Miyazaki…

Miyazaki, hakkındaki bu küçük girişten sonra asıl meselemiz;  filmlerinde, karşısındaki dünyayı anladıkça büyüyen , büyüdükçe anlayan küçük kahramanlar. Miyazaki filmlerinde, bu küçük karakterleri büyüttüğü gibi, adeta bizi de büyütür, bakış açımızı genişletir. İnsanın biricik olduğunu, birçok film karesinde bize hatırlatıp, anlatır. Maceracı cadı Kiki, vahşi Mononoke, sevimli japon balığı Ponyo,  duygusal Sophie, cesur savaşçı Nausicaa , sevgi dolu Mei – Satsuki, gökten düşen Sheeta, Markel, Sousuke ve daha birçok çocuk karakter…

Hepsi birbirinden farklı ve zengin bir anlatımla  var olmuş, aklımızda, gönlümüzde yer etmiş başrol ve yan karakterler… Bilişsel gelişim, dil gelişimi, ahlak gelişimi ve kişilik gelişimi gibi birçok konuda çalışma yapmış , çocuk gelişim kuramcısı Jean Piaget ile bu çocuk  karakterlere baktığımızda;  adeta bir ‘gelişim psikolojisi’  kitabının vaka örneklerini görürüz.

Piaget’e göre çocuklar; kavrama olgusunu ancak kendileri keşfettikleri -buldukları zaman ulaşabilirler ve onlara bir şeyleri çabucak öğretmeye kalkıştığımızda onları, kendilerinin bulma şansından yoksun bırakırız. Çocuk için yeni olan her şey dengeyi bozar,  fakat uyum süreciyle bu denge yeniden kurulur, anlama sürecine bağlı olarak davranışlar yeniden organize edilir.

Buna en iyi örneklerden biri Ponyo filmidir. Film kısaca, denizden gelen,  Ponyo karakterinin insan olma hikayesidir. Bu sırada Ponyo, yeni insan dilini Sousuke ve Sousuke’nin çevresi ile öğrenir ve yaşamın ilk iki yılındaki bir bebek gibi gelişim gösterir. Taklit ve oyunlarla bu insan dilini öğrenip, kullanmaya başlar ve daha sonra da film boyunca nesneleri sözcüklerle belirtir.

Tabi Ponyo’da mumla giden, nostaljik bir tahta oyuncak  gemiyi görmek mümkün olduğu gibi, diğer bütün filmlerindeki gibi büyük  fantastik bir dünyayı görmek de mümkündür. Bu dünyada, gerçek ve hayal bir saç örgüsü gibi doğal ve iç içedir.

Yine Piaget’ye göre ahlak gelişimi, çocuğun bilişsel gelişimine bağlı olarak arkadaş ve sosyal etkileşimi ile gerçekleşir. Laputa filminde ‘Muska’ diye devasa kötü bir karakter çıkar karşımıza. Bu etkileşimde doğru ve yanlışı ayırt ederek artık nasıl bir ilkeler ve değerler bütünü oluşturduysa Muska kendisine; filmde kötüdür, hatta kötünün de kötüsüdür. Karşılaşmak istemeyeceğimiz, çocuklarımızı ondan kaçıracağımız bir kötü. Ama bizim iyi kızımız Sheeta onunla karşılaştığında aralarındaki diyalog şöyledir;

Köklerini toprağa sal,

Rüzgarla birlikte yaşayalım,

Tohumlarla birlikte kışı atlat,

Baharda kuşlarla şarkı söyle.

Bir zamanlar kendi halkının söylediği bu şarkıya, dünyaya indikten sonra yabancı kalan  ve tam bir kötülükler abidesi olan Muska, her şeye tek başına sahip olmak ister. Amacına ulaşmak için hiçbir kaba kuvvetten çekinmez, öldürür, yaralar, işkence yapmak ister, her şeyi meşru sayar. Sheeta’nın bu şiiri Muska’ya hatırlatması, hiçbir işe yaramaz. Kendisi dışındaki her şey onun için gereksiz ve anlamsızdır.

Bir çocuğun,  kendisinden yaşça büyük olan birine köklerini hatırlatması, hem de onu öldürmeye çalışmasına rağmen, Laputa filmindeki en  iyi işlenmiş  sahnelerden bir tanesidir.

Aslında Miyazaki bu konuyu, Naussicaa ve Yürüyen Şato filmlerinde yine işlemiştir. Naussicaa’nın,  yaşadığı şehri işgal eden Tornikyalı Kushana’yı ölmekten kurtarması…

Ya da Yürüyen Şato filminde olduğu gibi ; kendisine yaptığı yaşlılık büyüsüne rağmen Sophie’nin kötülükler cadısını affedip, bütün cadı güçleri bittiğinde onun öz bakımını üstlenmesi…

Bu kötü karakterlere, bizim içimizden büyük bir nefret geçerken;  bu çocuklar onları affedip adeta Rousseaucu bir yaklaşımla ‘insan masum doğar, kötülükler toplumun etkisiyle oluşur’u savunan bir yaklaşım içinde olup bizi şaşırtırlar.

Miyazaki’nin anlatım dili bizi hem şaşırtır hem de bu çocuklara film süresi boyunca  bir tutum kazandırarak, kendi dışındaki dünyanın farkına varmış,  anlamış ve artık değişmiş olarak  var eder. Yaşadığı toplumun ortak değerleri, inançları, kuralları, bu tutumu almasında yardımcı olurken, bunu en iyi karşı karşıya kaldığı, nesne – birey –olay üçlüsünde görebiliyoruz.

Örneğin, Totoro filminde; Mei  ve Satsuki  kardeşler, evin bahçesine  diktikleri küçük bir tohumun nasıl büyüyüp kocaman bir ağaca dönüştüğünü görürler. (doğaüstü kahraman Totoro tarafından, her aşamasını hızlandırılmış olarak görürler.) Çocukların bu deneyimi,  doğaya karşı var olan saygılarını pekiştirerek, bir daha karşılaşacağı olay ya da nesne için, tutum kazandırır.

Ya da Rüzgârlı Vadi filminden bir örnek verirsek;  Prenses Nausicaa daha küçük bir çocukken, zararlı diye yavru bir hayvanın  onun elinden alınışına o kadar üzülür ki, içinde hayvanlara karşı derin bir şefkat başlar. Bu şefkat ile başlayan hayvanlara karşı korumacı farkındalığı, büyüdüğünde savaşta her şeyi yok eden Böcek Ohmu sürüsünü bile durdurabilecek bir güç verir.

Piaget’ye göre bebeklikte, 0- 2 yaşta duyu organlarıyla ve nesnelerle başlayan öğrenme- kavrama;  çocuklukta, 2- 7 yaşta  dil gelişimiyle devam edip, yine çocuklukta 7-11 yaşta  hayal ile gerçeği ayırt ederek,  11 yaş ve üstünde de somuttan soyut fikirlere doğru olgunlaşır.

Anne ve babasını kurtarma çabasında, on yaşındaki Chihiro,

İşgal edilen şehrini kurtarmak isteyen Naussicaa,

Kendini gerçekleştirme çabasında on dörtlük Kiki,

Kim olduğunu arayan Sheeta,

Kurt bir anneyle birlikte çocuk Mononoke,

Mucizelerle dolu minik Ponyo,

Aşkı için sabırla bekleyen Sophie,

Annelerine kavuşmak isteyen Mei ve Satsuki…

Bu çocuk karakterler, bu tutum ve öğrenme ile birlikte, bir filme sığacak büyük bir gürültüyle belleğimizde yer etmeye devam edecek olup, Amerikalı gazeteci Hoddin Carter’in sözleri ile bitirecek olursak ; çocuklarımıza vermeyi umabileceğimiz iki kalıcı miras vardır ; biri kökleri, diğeri kanatları… cümlesi çok yerinde olacaktır.

Hayao Miyazaki Yönetmenliğindeki filmler:

  • Lupin III : Cagliostro Kalesi , 1979 , + 12 yaş
  • Rüzgarlı Vadi , 1984 , +10 yaş
  • Laputa , 1986 , + 9 yaş
  • Komşum Totoro , 1988 , + 5 yaş
  • Küçük Cadı Kiki , 1989 , +5 yaş
  • Kırmızı Kanatlar , 1992, +10 yaş
  • Prenses Mononoke , 1997 , +12 yaş
  • Ruhların Kaçısı , 2001 , +9 yaş
  • Yürüyen Şato , 2004, +8 yaş
  • Ponyo , 2008 , +5 yaş
  • Rüzgar Yükseliyor , 2013 , +12
The following two tabs change content below.

Hatice Yıldırım Barbaros

2016 Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Fotoğraf Ana Sanat Dalından mezun oldu. Uzun yıllar kitap sektörü içerisinde birçok firmada çalıştı. Sinema üzerine düşünen, sıkı bir film izleyicisi olup, Tati'nin 'ben istiyorum ki sinema salonundan çıktıktan sonra film başlasın ' cümlesini izlediği filmlerde arayan biridir.

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir