Arts&Crafts Hareketi

15 Haziran 2015 | Benan Kapucu | antika

1850’lerde  İngiltere’de doğan Arts&Crafts, dekoratif sanatlarda yenilikçi sosyal ve estetik idealizmiyle, bir orta sınıf devrimi yarattı. “İnsan ruhunun dışavurumu” olarak tanımlanan hareketin öncüleri güç ve debdebe aracına dönüşen Viktorya Dönemi sanat anlayışını yıkıp, görsel demokrasinin simgesi yalın, malzemeye saygılı ürünleri kitlelere yaydılar.

Arts&Crafts Hareketi olarak bilinen bu akım, insan ruhunun tüm faaliyetlerini tek bir düşünce altında bir araya getiriyor: “Yaşam yaratmaktır.” 1906 yılında  T.J. Cobden ve Sanderson, tasarım tarihine damgasını vuran bir dönemi böyle tanımlıyordu.

19. yüzyıl ortalarında endüstrileşmeyle birlikte üretim kalitesinin düştüğü, el becerisine gerek kalmadığı için tasarımın yozlaştığı bir ortama duyulan tepki, Arts&Crafts’ın başlangıcı oldu. Hareket önce, bireysel ve kollektif çalışmalarında  aynı sosyal amacı  ve sanatsal görüşü paylaşan bireylerin yakınlaşmasıyla başladı. İngiltere’de başlayan akım, kısa sürede tüm Avrupa’yı ve Amerika’yı etkisi altına aldı ve sanat yaklaşımı ve sosyalist düşünce yapısıyla dekoratif sanatlarda yeni tarzın öncüsü oldu. Yalın güzelliğe ve malzemeyi olduğu gibi kullanan  “gerçek” tasarımlara dönüşü amaçlayan bu hareket, ulusal duyguların, Ortaçağ’a özgü tarz ve üretim yöntemlerinin canlandığı bir dönemi de temsil ediyordu.

Arts&Crafts’ın öncüleri, mimarlığı ve dekoratif sanatları toplum sağlığının bir göstergesi olarak görüyorlardı. Onlara göre, amaca uygun olmayan malzemelerle ve eski stillerin kullanıldığı eklektisist  mobilyaların ve binaların kuşattığı bir ülkede, yoksulluk ve kargaşanın hüküm süreceği, bunun da işçi sınıfını huzursuz edeceği açıktır.

Tasarımda zanaat yöntemleriyle biçim, işlev ve süsleme arasındaki doğal bütünlüğün sağlanmasına ilişkin pek çok araştırma, Arts&Crafts Hareketi’ne özgü stili yarattı. Tasarım ideolojisinin temelini , işlev önceliği, malzemenin olduğu gibi kullanımı ve süslemeden kaçınma oluşturuyordu. Bu amaçla, önceleri Gotik tarz veya halk geleneklerinden alınan biçimler soyutlanarak bazı çözümlere ulaşıldı.

1880’lere gelindiğinde Arts&Crafts’çılar , sanatı görkem ve iktidarın ifade aracı olarak gören inancı yıkarak, görsel demokrasinin somut örnekleri olan alçakgönüllü, yalın ve malzemeyi olduğu gibi kullanan mobilyaları geniş kitlelere  yaymayı amaçlıyorlardı. Bu hareketle birlikte, ev eşyalarının tasarımı da önem kazanarak dekoratif sanatların bir parçası olacak ve mimariyle bütünleşerek resim ve heykelin yanındaki yerini alacaktır.

Yeni Bir Stilin Arayışı

1851’de Londra Hyde Park’taki Joseph Paxton tasarımı Crystal Palace’da, binlerce katılımcının yer aldığı dünyanın ilk uluslararası sergisi “Great Exhibition/Büyük Sergi” gerçekleştirildi. Sergi, Büyük Britanya’nın, o emperyalist ve endüstriyel ülkenin sanatsal başarısı, zenginliğin, gücün ve “knowhow”ın bir gösterisine sahne oldu; ama Viktorya Dönemi görkeminin ardındaki ahlaki çöküntüye, tasarımın yozlaşmasına ve endüstrinin zanaatı yok eden tavrına karşıt görüşlerin açığa çıkmasına da yol açtı.

Dekoratif sanatların tüm alanlarında tasarım kalitesinin düştüğü, ilk defa 19. yüzyılın  ilk yarısında dile getirilir. 1836’da Thomas Carlyle, inanç yoksulu bölünmüş toplumu iyileştirecek ulusal bir tarzın yaratılması zorunluluğundan söz eder. Genç bir desinatör olan  katolik Augustus Welby Pugin, 1839’da Ortaça katedrallerinin modern çağda yok olup giden sosyalist düşünceyi sembolize ettiğini, bu yüzden Gotik tarzın ulusal birleşme için çok uygun olduğunu öne sürer. Pugin’e göre, Gotik bir stil olmaktan öte, gerçek Hıristiyan toplumunun da bir sembolüdür. Ancak Gotik sanatı ve mimarisinin canlandırılmasıyla 19 yüzyılın getirdiği toplumsal yanlışlıklar giderilebilir ve endüstrileşmenin açtığı yaralar sarılabilir. Pugin 24 yaşındayken yayımladığı kitabı Karşıtlıklar’da Gotik tarzı diğer mimari tarzlarla karşılaştırır ve görüşlerini Ortaçağ’ın sosyal yapısına temellendirir.

Pugin’in görüşleri kısa zamanda yayılır; önce Protestan John Ruskin, sonraları William Burges, Richard Norlan Shaw ve William Morris gibi mimar-tasarımcılar taarfından benimsenir. Gotik tarzın, zanaatkarın modern çağda yitirdiği özgürlüğünü geri getiren, sosyal düzende yeniden yapılanmayı ve sosyal uyumu sağlayan bir yol olduğuna inanılır. Ruskin Mimarlığın Yedi Feneri ve Venedik’in Taşları adlı kitaplarında, doğaya yönelik çalışma tarzının uygulandığı zanaat yoluyla ahlakı yapılanmanın sağlanabileceğini savunuyordu.

Crystal Palace’daki Büyük Sergi’yi eleştirenlerden Owen Jones, Süslemenin Grameri adlı kitabında, farklı kültürlerin çeşitli dönemlerine özgü süsleme ve motiflerin tasarım prensiplerini araştırıyordu. Jones’a göre, dekoratif sanatlar da mimarideki uyumlu, orantılı ve dengeli olmalıydı. Jones, önceleri Pugin tarafından dile getirilen daha sonra William Morris ve diğer Arts&Crafts tasarımcılarınca kabul edilen, “süsleme yapıdan ortaya çıkar” ilkesini de savunuyordu. Jones ile aynı görüşleri paylaşan Henry Cole, bilimde olduğu gibi, tasarımın da doğru ilkeleri bulma ve uygulama sorunu olduğunu savunuyordu.

Yeni bir tarzın arayışıyla Owen Jones, 1836 -1845 tarihlerinde yayımladığı Elhamra’da Planlar, Görünüşler, Kesitler ve Ayrıntılar isimli kitabıyla, Mağribi mimariyi tartışma gündemine getirdi. Jackson ve Graham’ın tasarladığı mobilyalar, duvar kağıtları, ipek kumaşlar ve halılar Mağribi tarzdan veya Rönesans’tan izler taşıyordu. Castellano ve Carlo Guilano, Louis Comfort Tiffany firması için Mağribi tarzda tasarladıkları arkeolojik mücevherlerle yeni bir moda yaratırken, William Morris, ürünlerine Türkiye, İran ve İspanya’dan İslami etkiler taşıdı. William de Morgan seramik çalışmalarında İran’daki orijinallerinden etkilenirken, Christopher Dresser mobilyalarında Mısır motiflerine, Archibald Knox ise Kelt formlarına yönelirler.

Ve Bir Pir: William Morris

Sosyalist tasarımcı, yazar ve şair William Morris (1834-1896), yüzyılın sonlarına doğru Arts&Crafts Hareketi’nin en etkin simalarından biri oldu. Morris’in düşünceleri sanat ve tasarım dünyasını da aşarak, kendine özgü sosyal idealizmiyle, o dönemin siyasi, dini ve estetik ortamını da etkiledi. Morris, ifadesini  Gotik tarzda bulan Ortaçağ’a özgü lonca sistemiyle sosyal reformun gerçekleştirilebileceğini düşünüyordu. Başarılı olamamasına karşın, bu girişim 1882’de kurulan “Yüzyıl Loncası”na örnek olur. Yüzyıl Loncası üyesi ve hareketin önemli ismi Arthur Heygate Mackmurdo (1851-1942) tasarımlarında doğal bitki formlarını, genellikle stilize edilmiş taç yaprakları ve hafifçe kıvrılan dal motiflerini geometrik bir yüzey üzerinde tekrarlar. Tasarım anlayışıyla Morris’e yakın olmasına karşın, Mackmurdo daha canlı renkler kullanır. Ortaçağ Gotik’inden çok, 18. yüzyıl Queen Anne stilinden izler taşıyan Macmurdo mobilyaları yılankavi çizgileriyle Art Nouveau’nun da müjdecisidir.

1884’te kurulan “Sanat İşçileri Loncası” görsel sanatlar ve zanaat dallarında örgün bir eğitimi amaçlar. Sanat İşçileri Loncası sadece sanatçı, tasarımcı, mimar ve zanaatkarlardan değil, Rönesans sanatı konusunda eğitim görmüş kişilerden de oluşur. Loncanın etkili isimlerinden Walter Crane (1845-1915) çağdaşları Kate Greenaway ve Randolph Caldecolt gibi kitap ilüstrasyonlarıyla ün kazanır. Seramik, tekstil, duvar kağıdı ve halı gibi birçok alanda tasarımlar gerçekleştiren Crane son dönemde vitray ve alçı işlerine yönelir. Seramiklerini süslemek için bitki ve çiçekleri, Ortaçağ’a özgü resimleri, destansı ve hanedan armalarını çağrıştıran yaratıkları ve kuşları kullanır. Tüm bu motifler William de Morgan’ın kendine özgü yakut rengi cilalı çömlekleriyle uyum içerisindedir. Jeffrey&Co. için duvar kağıdı desenleri de çizen Crane’in tasarımları, Morris’in aksine ritm ve hareket içerir. Art Nouveau’yu da etkileyen Crane’in tasarımları, Mackmurdo’nunkilere göre  çok daha şiirseldir.

Loncanın bir başka üyesi, Gotik hayranı Charles Voysey (1857-1941) Neo-Gotik mobilyalar üretir. Hareketin ikinci kuşağından pek çok tasarımcı gibi Voysey de ilk dönem çalışmalarında Gotik’ten etkilenerek Gotik reformistlerin kurallarını uygular. Özellikle tekstil ve duvar kağıdı tasarımlarında yoğunlaşarak, kuş ve bitki soyutlamalarının en zarif örneklerini verir.

Charles Voysey’in Japon etkileri taşıyan süssüz, yalın parçaları E. W. Godwin ve Christopher Dresser gibi tasarımcıları etkiler. Voysey’in ekonomik tasarım anlayışı ve yürekli formları 20. yüzyılın tasarım anlayışına da yön verir. Çağdaşları Charles Rennie Mackintosh ve Charles Rohlfs gibi Voysey de dikey ve yatay yüzeyleri abartır. Sandalye ve dolapların üst kısımları normal sınırların dışına taşar ve bu dikeylik, yatay ayrıntılarla dengelenir. Ortaçağa özgü menteşelere yer verdiği mobilyalarında boya veya oyma tekniğiyle stilize çiçek motifleri kullanır.

Bir Başka Lonca: El Sanatları Loncası

El Sanatları Loncası’nın kurucusu Charles Robert Ashbee, William Morris’in öğrencisidir. Ashbee, Ruskin ve Morris’in düşüncelerinden etkilenerek Ortaça lonca sistemini uygular. Tasarımlarını C.R.A. imzasıyla kendi üreten Ashbee, özellikle metal işleri ve mücevher üzerine yoğunlaşır. Diğerleri gibi, Ashbee de önceleri tarihten esinlenir ama tasarımlarındaki organik bütünlük duygusu ve yalın soyutlamalarıyla yeni bir çizginin de yaratıcısı olur.

Ürünlerinde, rafine ve cilalı yüzeylerden kaçınır, elde işlemenin tüm aşamalarını ve yapım sürecini yansıtmaya özen gösterir. Sözgelimi, metal işlerinde dokuyu hafif çekiç darbeleriyle verir. Hareketin felsefesine uygun olarak, gümüş eşya ve mücevherlerde görece ucuz ve yarı değerli taşlar kullanır.

Mücevherde İtalyan Rönesansı’na ait orijinallerden esinlenir. Ashbee, papağan, gemi, güneş, hayat ağacı ve karanfil motifleri kullanır. Mine , yarı değerli taşlar, barok inciler ve boynuz gibi ucuz malzemelerin kullanıldığı Arts&Crafts mücevherleri Viktorya Dönemi’nde rağbet gören pırıltılı Güney Afrika elmaslarına alternatif yaratır.

Sıradışı ideolojisi ve dönemin standardını yakalamış yalın tasarımlarıyla Arts&Crafts, 1880’lerde orta sınıfın özgürlük simgesi oldu. Sanatsal bir hareket olmakla kalmadı, gerçekliğin araştırılması ve sosyal yaraların dindirilmesinde de toplumsal bir ilaç olarak sunuldu. Mackmurdo’nun söylediği gibi, Arts&Crafts denilen bu akım “insanın iç dünyasının dışavurumu”dur. Sanat eleştirmeni, ressam Roger Fry’a göre ise “ bu inanca gönül verenler, baskın bir sınıf olmanın verdiği enerji ve sebatla, egzotik ve değerli ürünler ortaya koydular. Bu harekete gönül veren bir tasarımcı için Arts&Crafts, salt tarz olmaktan öte bir yaşam biçimidir.

Orta sınıf tüketici beğenileri ve tüketim alışkanlıklarını etkileyen Arts&Crafts bir orta sınıf devrimi olarak kaldı. İngiliz kökenli bu hareket sadece Amerika’da olduğu gibi alınıp uygulandı. Avrupalı tasarımcılarsa, hareketin yarattığı düşüncelerden etkilenmekle birlikte, farklı çizgiler ortaya koydular. Bu nedenle bir tek Arts&Crafts stilinden söz edemiyoruz. Zengin renk ve desenlerle dekore edilen egzotik bir ortamın yanı sıra, artistik veya yalın, sıcak veya sıradışı bir dekorasyon da Arts&Crafts tarzını yansıtır.

Orantı, biçimin sadeliği, amaca uygunluk, malzemeye karşı “dürüstlük” ve kaybolmaya yüz tutmuş zanaat tekniklerinin canlandırılması Arts&Crafts hareketinin çıkış noktası oldu. Viktorya Dönemi kuşağına yalın ve dürüst mobilyayı kazandıran bu yenilikçi hareket, sosyal içeriğiyle de korkulacak derecede(!) özgürlükçüydü.

Arts&Crafts ile birlikte, çağdaş dünyada bu tür üretimin uygulanabilir olup olmadığı tartışması da başladı. İlericiler hareketin zamanı geri döndürmeye çalıştığını, bu tür üretimin kentleşmiş ve sanayileşmiş kitle toplumunda hiçbir pratik yararı olmayacağını ileri sürdüler. 1890’larda zirvesine ulaşan Arts&Crafts hareketinin ürettiği düşünceler daha sonraları Art Nouveau ile özdeşleşti.

Kaynakça

Isabelle Anscombe, Arts&Crafts Style, Phaidon, Oxford.

Penny Sparke; Felice Hodges; Emma Dent Coad; Anne Stone, Design Source Book, MacDonalds&Co. , London, 1986.

Don Marek, Arts&Crafts Furniture Design, A.P. Johnson Company, 1987.

John Heskett, Industrial Design, Thames and Hudson Limited, Great Britain, 1980.

The following two tabs change content below.

Benan Kapucu

1988’de ODTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nden mezun oldu. 1994’te MSÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümünden yüksek lisans derecesini aldı. 1994–2003 tarihleri arasında Doğan Burda Yayın Grubu bünyesinde Brava Casa, Elle ve AD dergilerinde editör, yazı işleri müdürü ve yayın yönetmeni olarak çalıştı. 2003-2007 yılları arasında multimedya proje danışmanlığı, kitap ve dergi editörlüğü işlerini sürdürdü, birçok sektörel derginin yaratım sürecinde rol aldı; XXI, Skylife, Turkish Time, Natura dergilerinde tasarım konulu araştırma ve söyleşileri yayımlandı. 2007-2009 yılları arasında Ommedya bünyesinde, icon dergisinin yayın yönetmenliğini ve Natura dergisinin yayın danışmanlığını yaptı. Design Turkey dahil, birçok ulusal tasarım yarışmasında jüri üyeliği yaptı. İTÜ Tasarım Kongreleri kapsamında tasarım yayıncılığı üzerine iki akademik bildirisi yayımlandı. İTÜ ve Anadolu Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümlerinde Medya ve Tasarım dersiyle yarı-zamanlı olarak tasarım eğitimine katkıda bulunuyor. Son olarak İKSV 1. Tasarım Bienali’nin katalog editörlüğünü ve bienal kapsamında yayımlanmakta olan New City Reader mimarlık, kamusal alan ve kent gazetesinin yayın yönetmenliğini üstlendi. 2009- 2014 yılları arasında Häfele’de proje koordinatörlüğü kapsamında, Gateway dergisinin editörlüğünü yürüttü. Halen üniversitede misafir öğretim üyeliği, editörlük ve metin yazarlığı işlerini sürdürüyor.

Son Yazıları Benan Kapucu (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir