Aşkın Toz Pembe Hali

28 Ocak 2013 | Aslıhan Işın | dosya, müzikomani

 

Yarım yüzyıldır çalınıyor, söyleniyor, filmlere hayat veriyor. Sevmeyeni varsa buna inanmak çok zor; zira öyle bir aşk dili var ki her yaşa, herkese, neredeyse her türden filme, bütün kalplere uyuyor. La Vie en Rose dünya yıkılana kadar muazzam bestesiyle aşkı aynı tonda anlatacak gibi duruyor. 

Yıl 1942… Fransa ezeli düşmanı Almanlar karşısında kahredici bir yenilgi almış, herkes yasta ve herkesin umuda ihtiyacı var. Öte yandan herkesi umutlu kalacak ve istisnasız mutlu edecek tek şey aşk. Ve La Vie en Rose aşk hakkında ustaca yazılmış sözlerle yapılmış müthiş bir beste. Edith Piaf gibi zor bulunacak bir sesle bütün bunlar bir araya gelince, ister istemez La Vie en Rose efsanesi doğuyor. 

La Vie en Rose, müzik dünyasına damgasını vurmuş bir şarkı. 1942′de sözlerini Edith Piaf’ın yazdığı, bestesini Louigy’nin yaptığı şarkının adı “tozpembe hayat” anlamına geliyor. Dünya çapında ünlü pek çok şarkıcı tarafından o yıllardan beri söyleniyor. Bu şarkıcılar arasında Fransız müziğinin ikonu Edith Piaf ve Amerika’nın caz efsanesi Louis Armstrong’un yerleri ayrı. Bir tek Fransızlar’a özgü, şiir okurcasına söylenen bir şarkı türü olan şanson tadı Edith Piaf’la damaklarda kalıyor. Louis Armstrong ise cazcı kimliğini şarkıya geçiriyor ve klasik caz tınıları onunla birlikte şarkının İngilizcesine hayat veriyor. Ve tabii trompetinin çağlayışı da… 

Şarkıyı Mireille Mathieu, Dalida, Grace Jones ve daha niceleri seslendiriyor. 50’lerden beri Mantovani’nin yaptığı gibi enstrümantal olarak yorumlanıyor; ancak Piaf ve Armstrong yorumlarının tadı başka. Kaldı ki, standart manada kim söylese güzel olur zaten, zira şarkının kendisi güzel. 

Bestenin ilk dinleyişte akılda kalan bir özelliği var. Bazı şarkılar zamanla, dinledikçe sevilir, bu öyle bir şey değil. İnsanın ruhuna dokunan, defalarca dinlense doyulmayacak bir şey. Aşıkken kalbe dokunan, aşık değilken aşık olmak istetecek bir şey. Her şeyden, dünyanın bütün gailesinden sıyrılıp dinlerken sadece romantik hayaller kurduran güçlü, etkili bir şey, muazzam bir şarkı. 

Öte yandan bir şarkı, ayrı ayrı dönemlerde, ayrı sinema dünyalarının, farklı film tarzlarının, birbiriyle ilgisi olmayan yönetmenlerin ve oyuncuların şarkısı olabilir mi? Bir dönem klasiği Sabrina (Audrey Hepburn – Humphrey Bogard), doksanların aşk filmlerine ilham veren French Kiss (Meg Ryan – Kevin Klein), animasyonların en romantiği Wall-e (Eşsiz bir Pixar ürünü), bir Fransız harikası Jeux d’enfants (Marion Cotillard – Guillaume Canet), Fransa’nın Provence’ında geçen bir aşk filmi A Good Year (Russell Crowe – Marion Cottilard) ve Marion Cotillard’ın başrol performansıyla En İyi Kadın Oyuncu Oskar’ını almaya hak kazandığı, Edith Piaf’ın hayatını konu alan biyografik film, şarkının adını taşıyan La Vie en Rose…   Hepsinin ortak paydası aşktan başka bir şey değil, malum. Ve bu aşkları tarif eden şarkı da La Vie en Rose’dan başkası değil. 

La Vie en Rose yıllardır çalınıyor, söyleniyor ama eskimiyor. Öyle bir aşk klasiği ki, onu filmlerde daha çok görürüz, yeni nesil şarkıcılar daha çok söyler, sanki bu böyle devam eder gibi geliyor.

 

Bakışlarımı düşüren gözler,
Dudaklarında kaybolan o gülüş,
İşte su katılmamış portresi ait olduğum adamın…
Kollarına aldığında beni,
Sessizce bir şeyler fısıldadığında,
Ah ne denli pembe görüyorum hayatı…
Aşk sözcükleri söylüyor bana her zamankinden…
Ve bir şeyler oluyor sonra bana…
Giriverdi işte kalbime mutluluğumun ortağı,
Sebebini bildiğim…
“Benimsin sen” dedi, bense onun yaşam boyu…
Söyledi bunu bana, hatta yeminler etti hayatı üstüne…
Ve onu gördüğüm ilk andan bu yana hissediyorum,
Deli gibi çarpan bu yüreği,
Hiç bitmeyen aşk gecelerini,
Yerini bulan yüce bir mutluluk,
Sorunlar, yaslar, evreler…
Mutlu yine de, ölümüne mutlu…
Kollarına aldığında beni,
Sessizce bir şeyler fısıldadığında,
Ah ne denli pembe görüyorum hayatı…
Aşk sözcükleri söylüyor bana her zamankinden…
Ve bir şeyler oluyor sonra bana…
Giriverdi işte kalbime mutluluğumun ortağı,
Sebebini bildiğim…
“Benimsin sen” dedi,bense onun yaşam boyu…
Söyledi bunu bana, hatta hayatı üstüne yeminler etti.
Ve onu gördüğüm ilk andan bu yana hissediyorum,
Deli gibi çarpan bu yüreği…

 

The following two tabs change content below.

Aslıhan Işın

1995 yılında Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü’nden mezun oldu. Dergicilik kariyerine Hürriyet Dergi Grubu’nda, Art+Decor Dergisi’nde muhabirlik yaparak başladı. Dekorasyon, seyahat, kadın, yaşam, yemek dergilerinde editör, yazı işleri müdürü ve yayın yönetmeni olarak çalıştı. Dergicilik kariyeri boyunca seyahat, havayolu, yemek – içki kültürü, moda ve mücevher dergilerine bağımsız yazarlık yaptı. Halen kişisel bloğu için yazıyor, halkla ilişkiler yöneticisi ve editör olarak çalışıyor. Gezip gördüğü ülkelerden aldığı kitap ayracı, gazete ve kartlarla başlangıcını oluşturduğu koleksiyonlarına, 45’lik plaklar ve dergilerden oluşan küçük çaplı yeni koleksiyonlar ekliyor.

Son Yazıları Aslıhan Işın (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

One Response to Aşkın Toz Pembe Hali

  1. Udeh :

    Güzel şarkı.. güzel söz…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir