Fransız-Öpücüğü-son

Aşkta Arafta Olma Hali

30 Ocak 2013 | Lola Smyrnas | dosya

En son ne zaman baştan çıktığınızı ya da birini baştan çıkardığınızı hatırlıyor musunuz?

Ya en son ne zaman şehvetle öpüştüğünüzü?

Bu soruların bu kadar açıkça yöneltilmesinden rahatsız oldunuz mu?

Peki, size sorsam örneğin bu soruları, beni cevaplarken utanır mısınız?

Cevabınızda samimi misiniz?

Şiddetli hazlar şiddetli sonuçlar doğurur. Baştan çıkma hali hazların en şiddetlisidir.

Her çağ baştan çıkarma sanatını tanımlamak için kendi terimlerini icat etmiştir. Romeo Juliette’in “gönlünü okşar”. Cyrona de Bergerac  Roxan’a “iltifat eder”. Burjuva kültüründe sevgiliye yapılan “kurdur”, ancak metresler “baştan çıkarılır”.

Doğu’ya dönüp baktığımızda aşk gerek İran’da Acem diyarında, gerekse Osmanlı topraklarında, sevenden sevilenden bağımsız olarak yaşanır. Aşkın kendisi birleşmede değil, “kavuşmadadır”(vuslat), hem de öyle ki aşıklar sevgiliye kavuşmak için değil “vasıl” yani “kavuşmaya değer bir insan” olmak için yakarırlar tanrıya. Öyle ya, aşk âleminden “nasibini almamış”,  vaslı hakketmemiş insanların işi değildir kavuşma da. (Ben bu naif ama zarif yakarıştan daha baştan çıkarıcı bir şey düşünemiyorum.)

Şimdilerde “tavlamak”, sanırım daha bir revaçta. Ben sanki kısa süreli, duygusal açıdan fazla emek ve yatırım gerektirmeyen ilişkiler için “tavlama”, ama uzun soluklu aşk ilişkilerinde ise hala “baştan çıkarma” demeyi tercih ediyorum. Ne de olsa tavlama hızlı ve ekonomikken, baştan çıkarma “varoluşun boşunalığını unutturan tatlı bir huzursuzluk hali” yarattığından olsa gerek, daha bir inceliklidir.

Hepimiz bir yandan baştan çıkarılmak (ve de çıkarmak) istiyoruz, ama bir o kadar da bu konuda çekimseriz. Kadını sadece başrahibe gibi gören Ortaçağ saray kültüründen bugüne köprünün altından çok sular aktı.  Ancak hala baştan çıkarmayı ahlaki bir çerçeveye hapsetmekten de vazgeçmiş değiliz. Baştan çıkma söz konusu olduğunda kolektif bilinçaltımızdaki izler hala çok taze. Nasıl olmasın, önce bütün dinler baştan çıkarmayı lanetledi; ister büyücü, isterse âşık kılığında olsun,  şeytanın bir stratejisi olarak gördü.

Belki aristokratların bir tür meydan okumayla, hatta gururla yaptıkları bir şeydi baştan çıkarma; ama burjuva devrimi bu duruma anında son verdi. Nasıl son vermesin baştan çıkarma, tabiatı itibariyle “seri üretime” aykırıydı bir kere. Modernizm ve sanayi sonrası toplum her ne kadar cinselliği özgürleştirmiş gibi görünse de baştan çıkarma daima düzeni yıkmaya yönelik bir “kara büyü”,  lanet, hatta hile olarak görüldü. Bugün bile halen baştan çıkarmanın Türk Dil Kurumu’nun büyük sözlüğünde karşılığı  “kötü yola sürüklemek, doğru yoldan saptırmak” olarak geçiyor.

Siz tavlamak ve tavlanmak konusunda ne düşünüyorsunuz? Ya baştan çıkmak ya da çıkarılmak söz konusu olduğunda hissiniz nedir? Edepsiz mi gelir bunlar size? Hayatınızda yer var mı bunlara?

Baştan çıkarmanın orduları yönetmekten daha fazla deha gerektirdiğinde hemfikir olan sosyal bilimcilerin sayısı hiç de az değil. Söz konusu olan bu deha sadece zekâ değil, duygusallık ve zarafet de içeriyor şüphesiz.

Dünya evine görücü usulü girilir, aşk da saygı da zamanla gelir” inanışı kulağa çokca demode gelse de, bir tarafıyla hala hep masumane geliyor değil mi? İlginç bir şekilde, kadınlar da erkekler de, özgürleştikçe, gölgelerinden korkuyorlar ve bir yanlarıyla sıkı sıkıya geleneklere ve muhafazakârlığa sarılıyorlar. Bu yüzden, Polonezköy’de kır düğünü öncesi, çayda çıralı kına geceleri az değil.

Oysa en başta baştan çıkarmanın gerekli olmadığı tüm bu durumlar- görücü usulü,  enerjisi düşmüş, zoraki birliktelikler ya da boşanmanın yaratacağı “mahalle baskısından” ürküp mutsuz bir evliliği sürdürme- en basit haliyle karşılıklı tam bir rıza olmadığı için, kanımca, hiç de ahlaki değildir.

Bir kere daha işin en başından kabul edelim ki, baştan çıkarma inanılanların aksine, aslında son derece ahlaklıdır; çünkü daha baştan karşılıklı bir ilişki, iletişim ve anlaşma hali içerir. Tek taraflı ya da zoraki bir baştan çıkma/çıkarılma eylemi söz konusu bile olamaz. Aksine baştan çıkma da çıkarılma da ilişkiye açık olmayı, gönül çelmeyi, rıza istemeyi ve aslında asla ve asla zorlamamayı içerir.  Baştan çıkarma söz konusu olduğunda bir zor kullanma yoktur; karşınızdakinin istemediğinde  “hayır” diyebildiğini bilirsiniz.

Aksine zorlama başlarsa, baştan çıkma potansiyeli erir. O yüzden baştan çıkarma içermeyen tüm ilişkilerle, baştan çıkarma üzerine kurulu aşk ilişkileri arasında ciddi bir görgü, kültür ve nezaket farkı vardır.

Baştan çıkarmada güç de güçsüzlük de, son derece adil dağıtılmıştır aslında. İhtiyacımız olan ne zenginlik, ne unvan, ne üst düzey bir eğitim ne de ekstra başka bir şeydir; yoğun duygular, kişisel yaratıcılık, serin bir zekâ ve derin sezgiden ötesi değildir aslında. Baştan çıkarma için ne gerekiyorsa içimizde durur ve onu özgür bırakmamızı bekler.

Napolyon kitleleri baştan çıkarır, Josephine de Napolyon’u. Josephine, bir Fransız çiftçisinin kızı olarak dünyaya gelir. Daha 17 yaşındayken, Vikont Alexandre Beauharnais’le evlenir ve iki çocuk doğurur. Ancak kocasının Fransız İhtilali sırasında başı kesilerek idam edilmesi üzerine, her şeyini kaybeder. Tabi ki bir süreliğine. Önce kendi başını giyotinden kurtarmayı başarısı sonra da Napolyon ile ortak bir arkadaşlarının evinde tanışır. Fransa İmparatoru Napolyon, Josephine ile tanıştığında 27 yaşındadır ve Josephine’e ilk görüşte âşık olur.  Onun dul ve çocuklu olmasını, kendisinden beş yaş büyük olmasını bile umursamaz ve kim ne derse desin “Seninle dopdolu olarak uyanıyorum. Sizi öğlene göreceğim ama beklerken beni, mio dolce amor (benim tatlı sevgilim), bir milyon öpücüğü kabul et;..” diye mektuplar yazdığı Josephine’le evlenir.  Daha da ötesi, Josephine sadece başını giyotinden, hayatını sefaletten kurtarmakla kalmamış, hanedandan gelen birisi olmamasına, hatta çocuklu bir dul olmasına rağmen, Napolyon’un tacı önce kendi başına, sonrada karısının başına koymasıyla imparatoriçe olmuştur.

Kleopatra önce Sezar’a zengin bir tüccar tarafından hediye olarak gönderilen halının içinden çıkar biliyorsunuz; tanışmaları öyledir. Sonrasında henüz yirmili yaşlarındayken, ellilerindeki büyük hükümdar Sezar’ı kendisine aşık etmeyi başarmakla kalmaz, sürgün  olarak uzaklaştırıldığı Mısır’a yanında Sezar’la döner ve tahta çıkar. Hikâye burada da bitmez, Sezar’ın ölümünden sonra ise Sezar’dan sonra Roma’yı yöneten konsülün üyelerinden Marcus Antonius’la bir aşk yaşar. Hatta öyle ki,  bu aşk tarihe geçmiş aşklardandır ve Antonius konsülün diğer üyelerinden Octavius’un kız kardeşiyle evli olmasına rağmen, tüm riskleri göze alır, iki çocuğunu ve eşini terk edip Mısır’a yerleşir.  Sadece Sezar ya da Antonius  da değil, Kleopatra otuz dokuz yıllık bir hayata dört evlilik, çocuklar, aşklar, kaçamaklar ve iktidar savaşı sığdırır.

Bu iki ilişkide de kim güçlüdür sizce?

Bence, ne kadın ne de erkek,”baştan çıkarmanın kendisi” güçlüdür.

Yaşadığımız dünyanın ardında, uzak geri planda, başka bir dünya uzanır; incecik bir tülün ardında, gerçek dünyadan farklı, daha hafif, daha uçucu, daha havai bir dünya düşünün. Baştan çıkarma işte bu iki dünyayı birbirine teğeller ve her günkü hayatımızın, buradaki hayatın motoru olur; fiziksel ve ruhsal enerjimizin ise kaynağı ve en özel hedefi.

İşte bu nedenle, ben düşünürüm ki, baştan çıkarma bir eylemden öte, hayata karşı bir duruşu, keskin, kendinden emin ama bir o kadar da hassas bir duruşu temsil eder. Ki bu sebeple baştan çıkarmanın da çıkarılmanın da verdiği haz, ilişkiye değil, hayata ne kadar şehvetle sarıldığımızla doğru orantılıdır.

Seks dışında her şeyi seksi bir tavırla yapan kadın da erkek de baştan çıkarıcıdır.  Seks mi? Seks baştan çıkarmanın hiçbir durumda amacı değildir aslında; cinsel devrim ve doğum kontrol hapı olmasaydı “tavlama” olmazdı belki ama bunun baştan çıkarmayla direkt bir ilişkisi olduğu da pek söylenemez. Seks olabilir de, olmayabilir de, ama işin şurası gerçek ki, iş gelip de sekse dayandıysa, baştan çıkarma zaten sona ermiştir. Ancak elbette baştan çıkarma seksi tamamen dışlayamaz. Seks nasıl doğal bir nitelik kazanırsa “biyoloji”; kurumsal bir hal aldığında “evlilik” oluyorsa; baştan çıkarmayla ilişkilendirildiğinde ise bir “şölene” dönüşür hiç şüphesiz; neredeyse bir konçerto gibi… Derin, romantik, elegan, tutkulu, baştan çıkarıcı bir şölen.

Ertesi günü olmayan bir gece teklif etmekle, hakikatte öyle neticelenmese de “Ömür boyu seninim” demek iki ayrı şeydir.  Ancak baştan çıkarma ikisi arasında bir yerde durur. Gizemli, heyecanlı,  belirsiz ama depresif olmayan bir şekilde “Arafta” olma hali yaratır. Söz konusu olan bir “entrika” değildir elbet. Çapkınlığın da bununla pek bir alakası yoktur aslına bakarsanız. Aksine baştan çıkarma çapkınlık değil, adanmışlık gerektirir.

En fark etmediğimiz anda, en dirayetli olanlarımızı bile teslim alan, Jean Baudrillard’ın tanımıyla, “başka bir hayat tahayyülüne dair ritüellerin, oyunların, karşılıklı kozların, atılan ve geri çekilen adımların, söylenen ve söylenmeyen sözlerin, kaçamak bakışların, belli belirsiz dokunuşların, efsunlu dünyasıdır” baştan çıkarma. Hayal kırıklıklarının, geleceğe dair umutlarla,  geçmişin hüznünün,  anlık ruh yükselmeleriyle, ama sürekli zihni kemiren, kalp sıkıştırıcı bir şüpheyle kol kola girdiği bir dünya…

Evet, ilk adım her zaman risklidir; hele kadınlar için.  Gerek kutsal kitaplarda, gerekse tarihte ilk adımı atan kadınlar vardır elbette, ama hep gözden düşürülmüşlerdir. Kadına atfedilen her zaman, güzelliği ve seksapeliyle erkeği büyüleyerek,  dolaylı ve pasif bir baştan çıkarma olmuştur.

Erkekler ise, farklı yaş dilimlerinde, farklı deneyimler yaşasalar da, temelde ilk adımda reddedilmeyi gururlarına yediremiyorlar ve sonrasında da bir performans anksiyetesine kapılıyorlar o başka. İlginç bir şekilde erkekler, hep erkek bu durumlarda; istisnalar ise, hakikaten kaideyi bozabilecek güçte değil.

Baştan çıkarmakla kadını yatağa sürüklemek arasındaki inceliğin farkında olan erkek sayısı bizim gibi kültürlerde, maalesef ki, sıradan yaşamlarımızı baharatlandırmaya yetecek kadar değil. Öyle olunca da ilk adımlar atılıyor belki ama ilk reddediş bir keyfe dönüşmesi gereken baştan çıkarma sürecini daha en başında hadım ediyor.  Hâlbuki baştan çıkarma “gözümüzü hedefe diktiğimiz” değil, sonuç ne olursa olsun manzaranın tadını çıkardığımız bir seyahattir. Zarafetle yapacağımız romantik ve serüvenli bir yolculuk…

Yaşam kişisel ilişki kurmaktan başka bir şey değildir. Zaman zaman hayal kırıklıkları, öfke ya da kederle de son bulsa, bu ilişkilerin tümü son derece değerlidir. Hele ki aşk ve baştan çıkarma ilişkilerimiz.

Kendimiz ve kişisel ilişkilerle ilgili inançlarımız, maalesef ki, peri masalları, televizyon dizileri ve bayat Hollywood filmlerinden oluşmuş kötü bir karışımdan fazlasıyla nasibini alıyor. Kendine yabancı, sevgiyi de acıyı da abartan, daha ilk kırıklıkta hemen aldatılmış, kandırılmış hatta kullanılmış hisseden, bırakın aşkı, tutkuyu, şehveti zevk alma duygusunu bile yitirmiş, mükemmelliği, itibarı, popüler olmayı bir başarı kabul eden tuhaf, kayıp ruhlara dönüştük.

Böyle olunca da bir enkaz gibi yaşıyor, baştan çık(a)mıyoruz. Baştan çıkarmıyoruz. Baştan çıkarılmaya müsaade etmiyoruz.  Baştan çıkarmayla ilgili hiçbir şeyi göze almak istemiyoruz.   Hoş, haydi dediğimizde de, karşımıza çıkan -hele hele bugünün teknolojileriyle karşılaşacağımız- olası kişilerin de “kayıp ruhlar” familyasından olmayacağının bir garantisi yok ya.

Çoğumuz öpüşme konusunda da en az baştan çıkarma konusunda olduğu kadar hassasız. Öpüşmek sevişmekten çok daha erotik olabilir. Melankolinin anatomisini yazan hayatının büyük bir kısmını Oxford’da geçiren, kendisi de iflah olmaz bir melankolik olan Robert Burton, “öpüşmenin örümceğin zehri kadar bulaşıcı olduğunu” söyler. Gözlerinizi kapatırsınız,  önce dudaklarınız hafifçe birbirini bulur; burunlarınızın ucu dokunur, vücutlarınız mıknatıs gibi birbirine doğru çekilir ve sonra da arkası gelir zaten. Gerçek anlamda zehirli bir öpüşme, en ketum hazlardan birisi olabilir.

Ergen oğlanlar öpüşmeyi kadınsılıkla ilişkilendirirler, hâlbuki öpüşmede ilk adımı atan zaruretle erkektir. Melesef öpüşmekten bahsedildiği zaman da mahremiyet ve mahcubiyet duyguları ağır basıyor.  Baştan çıkarma ile ilgili her şeyde olduğu gibi. Öpüşen çiftlere dayanamıyoruz, her nedense onları,  küfürleşen insanlardan daha az ahlaklı buluyoruz.

İnsan öpüşmeyi sevmediği birisini gerçekten sevemez. Adam Phillips, sevişmenin öğretilebileceğini ama öpüşmenin öğretilemeyeceğini söyler. Öpüşmek için bir şey bilmemiz gerekmez, kendimizi serbest bırakmamız yeterlidir aslında.

Baştan çıkmak da çıkarmak da, aslında, bir “bilme” değil, “unutma” halidir. Kendimizi, zafiyetlerimizi, korkularımızı, tabularımızı, egomuzu unutma… Ve kendimizi yumuşakça hayata bırakma işi… Hayatın içine yapılan bir bungee jumping… Bu cesareti gösterdiğinizde, arkası nasılsa kendiliğinden gelir.

Osho “Cinsel enerji diye bir şey yoktur. Enerji tek ve birdir. Bu da, yasam enerjisidir.” der. Gerçekten de nasıl öpüşme incinebilirliği, yakınlığı, şehveti ve güveni barındırıyorsa, baştan çıkma da yaşam enerjisinin ta kendisidir. Baştan çıkmaz, baştan çıkarmaz ve baştan çıkarılmaya yeterince izin vermezsek önce yaşam enerjimizi, sonra da hayatiyetimizi kaybederiz. Baştan çıkma, tüm önyargıların aksine,  en masum halimiz ve en yoğun zevklerimizin hem kaynağı, hem de buluşma noktasıdır. Hepimizin çektiği özlem de zaten bu bir oluş, buluşma, vuslata erme ve kendimizi bulma halidir.

The following two tabs change content below.

Lola Smyrnas

İstanbul, Venedik ve Londra arasında yaşıyor. Roman okumayı, tango yapmayı seviyor. İnsan öyküleri topluyor ve bu anlamda bir hayat koleksiyoneri olduğu söylenebilir. lolasmyrnas@gmail.com

Son Yazıları Lola Smyrnas (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

One Response to Aşkta Arafta Olma Hali

  1. sudayaşayan :

    Ellerinize sağlık. İş yoğunluğu içinde gelen ferahlatıcı, bahar gibi bir yazı olmuş. Çaba göstermek önemli. Baştan çıkarmak da emek ve çabadır. Günümüzde baştan çıkarma ve sevgiliye ulaşmanın anlamı maalesef “anlık çaplıklarla” karışmış durumda. Bu ayrımı çok güzel anlatmışsınız. Baştan çıkarmanın tüm hayat boyunca bir kişiye karşı da olabileceğini unatanlara tek tek okutmak isterdim. Teşekkürler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir