Avrupa Porselenlerinde Oryantalizm

07 Temmuz 2013 | Ateş Arcasoy | antika, dosya

Oryantalizm, Edward Said’in tanımıyla Doğu’ya ilişkin ideolojik önyargılar ve perspektiflerin hakim olduğu, düzenlenmiş (veya Doğululaştırılmış) yazı, vizyon ve araştırma tarzıdır ve bu Doğulu imajı 18. ve 19. yüzyıllarda sanat ve edebiyat alanlarını da etkisi altına almıştır.

Ortaçağ, Rönesans ve Barok sanatlarında Kuzey Afrika Müslümanları ve Türklerin tasvirlerine rastlanır; bu eserlerde Doğu egzotik ve yozlaşmış, sefa düşkünü olarak gösterilir. Viktoryen İngiltere’nin Hıristiyanlığın etkisiyle tensel olan her şeye karşı gösterdiği önyargı ve İslam ordularının Hıristiyan dünyayı tehdit ettiği korkusu, bir Doğu miti yaratan temaların kullanılmasının önünü açar.
1798 yılında Napoleon’un Mısır seferi sırasında Mısır Enstitüsü’nü kurması ile başlayan ve 1914 yılında 1. Dünya Savaşı ile son bulan oryantalist resim akımında resimler birbirlerine üslüp yönünden çok temaları bakımından bağlıdırlar. Oryantalist resimlerdeki erotizm simgesi, o dönemin Avrupa’sında yasak olan bazı simgeleri Doğu’ya mal ederek yansıtır. Fransız Resim Akademisi yöneticisi Jean Auguste Dominique Ingres’in Türk Hamamı tablosu Doğu’yu erotikleştirmiş ve Batı’da herkesçe kabul edilen kadın formlarını genelleştirmiştir.Romantik akımın temsilcisi Delacroix ve Yeni Klasikçiliğin temsilcisi Ingres gibi birbirine zıt iki ressam en başarılı oryantalist resimlere imza atmışlardır. Ingres’nin Odalık (1814) ve Türk Hamamı (1862) tabloları ile Jean –Leon Gerome’un Bursa Kadınlar Hamamı en iyi bilinen oryantal nü resim örnekleri arasında yer alır.

Tutucu Osmanlı toplumunun kadın fertlerinin ressamlara poz vermiş olmaları olanaksızdı. Ingres gibi hayatında hiç Doğu’ya gitmediği halde oryantalist resimler yapan sanatçıların en önemli esin ve bilgi kaynağı edebi yapıtlar olmuştur. 1850’li yıllardan başlayarak hızla gelişen fotoğraf teknikleri ile oryantalist sanatçıların en büyük esin kaynağını oluşturdu. Ancak onların düş güçlerinin ve fantezilerinin farklılıklarını da unutmamalıdır. Doğucu sanatta sadece Doğu’nun batı inşası tensel şehvet düşkünlüğü resmedilmiyor aynı zamanda Doğu’nun kan ve kılıç ile simgelenen despotik ve barbar bir doğaya sahip olduğu şeklindeki doğuşu kökeni oldukça eski bir önyargıya dayalı imgeler de bulunuyordu.

Sanatı ve edebiyatı etkileyen oryantalizm akımının izlerini dönemin Avrupa porselenlerinde de görmekteyiz. 18. yüzyıla kadar porselenlerini Çin’den alan Osmanlı Sarayı, 18. yüzyılda bu kez porseleni yeniden icat eden Avrupa’dan porselen ithal etmeye başlar. Bugün Topkapı Sarayı koleksiyonlarında yer alan Avrupa porselenlerinin sayısı yaklaşık 5000 adeti bulur.
Osmanlı Devleti ve Türkiye pazarları Avrupalı porselen üreticileri için çok elverişli bir alandı; öyle ki Avrupa’daki Viyana, Sévres ve Meissen gibi ünlü porselen fabrikaları Türklerin beğenisi ve zevklerine uygun porselenler üretmek için adeta birbirleriyle yarışıyorlardı. Avrupalı seramik sanatçıları oryantalizm akımını porselen dekorlarına da yansıttılar; çünkü bu durumda porselenler iki misli değer kazanıyordu. Dresden Porselen Sanat Okulu’nun arşivinde ders malzemesi olarak kullanılan 1873 yılına ait Türk usulü dekorlanmış vazo modeli bulunmuş olması da bunu somut bir şekilde ortaya koyar.

Meissen porselen fabrikasında Osmanlılardan gelen yoğun talebi karşılamak amacıyla, özel tezgahlar ve donanımlar kuruldu. Porselenlerin modellerinde, biçim, renk ve dekor tarzlarında değişiklikler yapıldı; porselenden ibrikler, sahanlar üretilmeye, sahanlara ve kupalara kapaklar eklenmeye başladı. Kapaklı porselenlerin tutacakları çiçek, limon veya canlı görünümlü meyve ve sebzelerle hareketlendiriliyordu.

Meissen Porselen Fabrikası’nda, Kont Camille Marcolini’nin yönetimde olduğu 1774-1813 tarihleri arası Marcolini dönemi olarak adlandırılır. O dönemde Meissen porselenlerinde, bilinen 4 kıta olan  Amerika, Afrika, Avrupa ve Asya kadın figürleriyle betimlenmiştir. Örneğin, “Asya”yı sembolize eden kadın figürü bir elinde asa, bir elinde tütsü kabı tutmakta, başının üzerinde hilal, ayaklarının altında ise Asya’yı simgeleyen deve figürü bulunmaktadır.Meissen porselen fabrikalarında Osmanlı pazarı için üretilen porselenlere fabrikanın amblemi olan çapraz kılıç damgası, Hristiyanlığın sembolü olan haçı andırdığı için sarayın tepkisini çekebileceği düşüncesiyle Türk ithalatçılar tarafından yasaklanmış; Osmanlı porselenlerine o yüzden hiç damga vurulmamış ya da Çince damgalar vurulmuştur.
O dönemde üretilen Osmanlı’ya özgü renkli şal desenleriyle süslenmiş bol altın yaldızlı porselenler sadece Türkiye’de çok rağbet gördü. Bunlara Avrupa müze ve antika pazarlarında pek rastlanmaz. Avrupa’da yaygın olan Barok ve Rokoko stillerinden de etkilenen Osmanlılar bu tarzlarda üretilen porselen eşyalar talep etmeye başladılar. Sévres üretimi, Osmanlı Sarayı’nın 25. Cülus-ı Hümayunu (tahta çıkma) töreni için Sultan Abdülmecid’e gönderilen Abdülmecid portreli gaz lambası ve Padişah 3. Mustafa için Viyana’da 1805 yılında üretilen donanma dekorlu porselen kase gibi birçok porselen Osmanlı Sarayı’nın siparişi üzerine üretilir.

Oryantalizm Sembolleri

Oryantalizm, porselenlerde farklı sembollerde ifadesini bulur. Osmanlı eğlenceleri, antikacıdan alışveriş yapan kadınlar, harem sahneleri, sarayda kadınlar, kumaş tüccarı sıklıkla işlenen temalar arasındadır.Birbirlerine çok benzeyen teknolojiler ve porselen çeşitleriyle üretim yapan fabrikaların ürünlerinin tümüne porselen literatüründe Porcelain de Paris adı verildi. Artık Almanya’da yavaş yavaş güncelliği azalan Türken mode yani Turquerie modası Paris porselenlerinde canlılığını sürdürdü. Porcelain de Paris ekolünde üretim yapan birçok porselen fabrikasında Osmanlı tiplemeleri ve Osmanlı pazarına yönelik porselenler bolca üretildiler. Bunlar birbirinden ayırt edilemeyecek kadar benzeşirler. Örneğin, Porcelain de Paris üretimi Osmanlı pazarı için üretilen vazonun bir yüzünde İstanbul görüntüsü diğer yüzünde horoz döğüşü seyreden cariyeler görüntülenmiştir.

Üzerindeki giysileri uçuşan, ideal vücut ölçülerindeki pembe tenli uçarcasına hareket eden çıplak kadınların resmedildiği porselenlerin Türk modasını (Türkenmode) simgelediğine inanıldı. Meissen porselen fabrikalarında bu ekole uygun olarak 1850 yıllarında dekorlanmış krater vazonun üzerindeki sahnelerde sere serpe hareket eden kadınların görüntüleri haremin renkli yaşantısı ile özdeşleştirilmek istenmiştir.

En çok kullanılan sembollerden biri olan “Hilal”, Avrupa sanatına yansıyan oryantalizmin simgelerinden biri olur. Fransa’yı etkisi altına alan Ortadoğu güzelliği, Adrien-Etienne Gaudez’in 1866 yılında yaptığı Türk Prensesi adlı eserde de kendini gösterir; bu eserde oryantalizmin simgesi Ay-yıldız olmuştur.

“Tütün İçen Osmanlı” da porselenlerde sıklıkla kullanılan semboller arasında yer alır. Osmanlı padişahlarının dış dünyada belirli bir imajları vardı. Değerli kumaş ve taşlarla süslü tahtlarda otururular, nargile ve kahve içerler, keyifli bir görüntü verirlerdi. Oryantalizm literatüründe Grand Türk, El Grand Turco, Der Gross sultan, Büyük Türk ifadeleri olumsuzluk anlamında kullanılırdı. Esasında vurgulanmak istenen Türk’ün ürkütücü ve korkutucu imajıdır.
Alman dilinde bir deyim haline gelen “ Türk gibi sigara içiyor “ sözünde bir gerçek payı vardır. Akka Kalesi’nin Fransızlar tarafından kuşatılması sırasında (1799) İbrahim Paşa askerlere moral olsun diye tütün ve nargile gönderir. Nargileler bombardımanda parçalanınca askerler ellerindeki tütünü tüfek fişeklerinin kağıdına sararak içerler. Bir başka savaşta (1853-56 Kırım) İngiliz ve Fransız askerleri de Osmanlılardan tütün içmeyi öğrenirler. Böylece bütün Avrupa Türklerden sigara içmeyi öğrenmiş olur. 19. yüzyıla ait Porcelain de Paris ekolü üretimi bir porselen kaşponun “Tütün İçen Osmanlı” dekoru ya da 1700 yılında Çin’de üretilmiş Yixing çaydanlığa 1750’de Almanya Dresden’de eklenen altın kaplama bronz aksesuarlar sıklıkla kullanılan “Sigara İçen Türk”imajının birer örneğidir.

Türk Kahvesi ve Porselen

Osmanlıların Türk kahvesini içme tarzı da Avrupa porselenlerini etkilemiştir. Avrupalıların kahve içme tarzları farklıydı. Onlar kahveyi süzerek büyük fincanlarda içiyorlardı. Kahve tanelerini kavurup ezerek toz haline getirdikten sonra biraz suyla pişirip şekerli veya şekersiz içme alışkanlığı Türkiye’de 16. yüzyılda başlamıştır (1512). Türklerin bu kahve içme alışkanlıkları tüm dünyada biliniyordu. Osmanlılarda Türk kahvesini kulpsuz fincanlardan içmek adet olmuştu. Türkler porselenin icadıyla birlikte Avrupa’da faaliyet gösteren Viyana, Nymphenburg, Ansbach, Meissen porselen fabrikalarına ve Thüringen’deki çok sayıdaki porselen atölyesine sayısız kulpsuz kahve fincanı sipariş vermeye başladı. Avrupa porselen literatürüne geçen ilk büyük porselen fincan siparişini 1732 yılında Maness Athenas adlı azınlık bir Türk vatandaşı tüccar gerçekleştirmiştir. Siparişlerin tamamı üç yıl içinde teslim edildi; ardında da her yıl 3600 düzinelik yeni bir anlaşma yapıldı. Manesse’nin iki koşulu vardı: Fincanlar genellikle mavi sıraltı dekoru ile dekorlanacak ve kesinlikle Meissen’in çapraz kılıç damgası kullanılmayacaktı.

1774 yılında bir başka tüccar Osmanlı pazarı için Viyana porselen fabrikasına 200.000 adet kulpsuz kahve fincanı siparişi verdi. Avrupa porselen fabrikalarına verilen bu siparişler giderek çoğaldı. Özellikle Almanlar bu siparişlerin altından kalkabilmek için Regensburg ve civarında organize dekor evleri kurdular. Artık tüm Avrupa’da kulpsuz kahve fincanları “Türkenkoppchen” adı ile anılmaya başlamış; böylece bu terim porselen literatürüne geçmiştir. O dönemde üretilen stilize gül yapraklı dekorlu bir fincanın çevresinde Arapça “Allah korusun, Allah sağlık versin, afiyet olsun” yazılıdır. Viyana porselen fabrikasında 1730 yılında üretilmiş bir çorba kasesinde, kapakta bağdaş kurmuş Türk, Türk kahve fincanıyla Türk kahvesi içmektedir.

Avrupa porselen sanatına Osmanlı-Türk tipi hep bıyıklı, cebinde hançeri olan kişilikler ile yansıtılıyordu.“Bıyığını Büken Hançerli Osmanlı” biblosu ünlü Fransız ressam David’in öğrencisi olan Louis Dupre’nin “Un Mamlouk” eserindeki yeniçeri resmi esas alınarak yapılmıştır. (Referans: L. Dupre, Voyage a Athene et a Constantinople, Imprimerie de Doudey-Dupre, Paris, 1925). Daha genç kuşağı simgeleyen kız ve erkek sultan bibloları da en çok üretilen figürler arasında yer alıyordu. Porselendeki Türk modasına Meissen sanatçıları Kandler ve Peter Reinicke de zarif katkılarda bulunurlar.Sanatçıların en bilinen eseri, Genç Sultanlar denen 11 serilik bir biblo dizisidir. Meissen sultan biblolarının inanılmaz derecede benzerleri Almanya’nın Höchst porselen işletmesinde biblo sanatçısı J.P. Melchior tarafından Meissen’den 20 yıl sonra 1770 yılında yapılır. Çocuk Sultan biblosunun giysileri farklı yorumlansa da Kandler’in Frankfurt El Sanatları Müzesi’ndeki Meissen Sultan biblolarından ayırt etmek olanaksızdır. Meissen porselen fabrikasının 19. yüzyılda ürettiği bir satranç takımında porselen taşlarının tasarımında yine Osmanlı tiplemeleri vardır.

Osmanlı ordusunun Viyana’yı iki kez kuşatması, her alanda olduğu gibi porseleni de etkiler.Viyana önlerine kadar gelmiş Osmanlı ordusunun askerlerini coşturmak için çalan ve Avrupa’nın en düzenli bandosu olan Mehter Bandosu, müzisyenleri ve müziği ile tüm Avrupa’da tanınır olmuş; ünü her yere yayılmaya başlamıştır. Almanya’da Meissen’den sonra kurulan ikinci büyük porselen fabrikası olan (1750) Höchst porselen fabrikasının porselen model sanatçısı Melchior tarafından üretilen Mehter Bibloları çok kısa sürede tüm Avrupa’da büyük sükse yapar. Melchior’un yorumu ile ortaya çıkan mehter figürlerinde müzisyenler oldukça değişik giysiler içinde olup fagot, korno, obua ve triangle gibi batı kökenli enstrümanlar çalmaktadırlar.

Yeni asker anlamına gelen ve dünyada barış zamanlarında bile dağıtılmayan ilk düzenli askeri topluluk olarak bilinen Yeniçeri Ordusu da birçok Avrupa biblo sanatçısına esin kaynağı olur.

Anavatanı Orta Asya olan at figürü de oryantalizmle ilgili birçok bibloya konu olarak seçilir. Meissen porselen fabrikasında Osmanlı pazarı için üretilmiş At ve Zenci Seyisi biblosunda olduğu gibi… Osmanlı Padişahi Abdülaziz döneminde (1830-1870) Fransa’da Jacop Petit tarafından üretilmiş bir Osmanlı avcısını betimleyen saatli porselen bibloda ise avcı figürüne yer verilmiştir. 18. ve 19. yüzyıllarda Osmanlı pazarı için üretilen ıhlamurluklar günümüzde porselen koleksiyonerleri tarafından rağbet gören ürünler arasında yar alıyor.Antika piyasalarında “ tisanerie” olarak geçen bu porselenler, Turquerie dönemine uygun olarak Osmanlı kadını ve erkeği figürleriyle donatılıyordu.

Görseller;

1) Kocabaş  7. Müzayede Kataloğu

2) Tutku Sanat Müzayedecilik, 23 Aralık 2006

3) Ares Antik müzayede, 9 Haziran 2013

 

 

 

The following two tabs change content below.

Ateş Arcasoy

İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Seramik Bölümü'nü bitirdikten sonra, Almanya-Koblenz'de Seramik Mühendisliği tahsili yaptı. Eczacıbaşı seramik Fabrikaları'nda teknik müdürlük, Yıldız Porselen Fabrikası'nda yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Türk Seramik Derneği ve Collection Club üyesidir. Seramik Teknolojisi adlı bir ders kitabı vardır. Marmara Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde Seramik Teknolojisi, Seramik Sanat Tarihi, Antika Porselen Sanatı ve Tarihi dersleri vermektedir. AntikDekor dergisinde, porselen tarihi ve sanatıyla ilgili birçok makalesi yayımlanmıştır.

Son Yazıları Ateş Arcasoy (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir