Beyaz Altın ve Meissen

17 Mart 2015 | Benan Kapucu | antika, tasarım

Avrupa porseleninin ilk örneği 1710’da tarihçi Karl Lamprecht’in “Almanya tarihinin mikrokozmosu” diye tanımladığı Meissen kasabasında doğdu. Saksonya bölgesinde boy veren bu “beyaz altın”, Doğu Asya’nın mistik sembolleri, Hint motifleri, Japon ve Çin sanatının geleneksel figürleri ile Meissen sanatçılarının elinde renk kazanıyor.

Sert porselen kavramıyla özdeşleşen Meissen adını, Almanya’nın Dresden şehri yakınlarında Elbe nehri kıyısında kurulan küçük kasabadan alır. Yüzyılların hiçbir şey değiştirmediği  Avrupa porseleninin doğduğu bu kasabada, surlarla çevrili Albrecht şatosu bütün ihtişamıyla Elbe Nehri kıyısında dimdik ayakta duruyor. Şato porselen üretiminin ilk yıllarına ait tüm sırları saklıyor adeta. Saksonya Dükü Albert’in 1676’da Albrechtsburg adını verdiği bu bölgede, Meissen porselen fabrikasının kurulduğu haber çok geçmeden tüm Avrupa saraylarına yayılır: Avrupa artık kendi porselenini üretecektir.

19. yüzyıl sonlarında taşınsa da Meissen fabrikası, şato ve kasaba ile olan güçlü bağlarını sürdürür. Meissen’e ün kazandıran sert porselen, Saksonya cevher zenginliği ve metalurji endüstrisi sayesinde geniş çapta üretilir. O dönemde Doğu ürünlerine olan talebin artması üzerine, East Indian firması Avrupa’ya çay, ipek elbiseler, porselen, baharat, bitki ve meyveler getirir. Avrupa ve Asya arasındaki bu yakınlaşma ve işbirliği sonucunda Delf fayanslar, Fransız ipek dokumaları da  üretilmeye başlar.

Avrupalıların çay, kahve ve kakao ile tanışması onların yaşam tarzını da etkile. Bu keyf veren içecekler için porselen fincana talep başlar. Avrupa porseleninin, özellikle sert porselenin bulunması böyle  bir talebe cevap verme isteğinin ve bir ekip çalışmasının sonucudur.  Meissen porselenenin öncülerinden  Johann Friedrich Böttgerin yanı sıra Freiberg Made Ocakları Yönetim Kurulu üyesi Gottfried Pabst von Ohaim, oğa bilimcisi Ehrenfried Wather von Tschinhaus ve birkaç kalifiye madenci ile metalurji uzmanından oluşan ekip, Saksonya’nın cevher zenginliğinin porselen üretiminde değerlendirilmesi konusunda uğraş verir.

1706’da söz konusu isimlerden oluşan “Dresden ekibi”nin bulunduğu kahverengi çömlek Avrupa porseleninin ilk müjdecisi olur. Böttger, yüksek ısıda fırınlanan, su geçirmeyen, demir oksit ve değişik katkı maddelerinden oluşan bu çömleği, son dere sert olmasından dolayı “jasper” porselen olarak adlandırır. Bu porselen 18. yüzyılda geliştirilen original formül unutulup gittiği için 1919 yılında yeniden formüle edilerek geliştirilir.

Böttger ve arkadaşları 1707-1708 yıllarında kaolin (porselen toprağı), cam ve beyaz mermeri yüksek ısıda fırınlayarak *Böttger porseleni” adıyla da anılan sert porseleni üretirler. 1725 yılında bu malzemelerin arasına feldspar da katılacak ve bu bileşim günümüze kadar gelecektir. Böttger 1709’da ürettiği porselenin bir örneğini, I. Frederick Augustus’a gönderir ve “en az Doğu Asya ürünleri kadar iyi” üretim yaptığını göstermek ister.

Böttger döneminin porselen tasarımcıları arasında, kuyumcu Johann Jacob Irmınger, heykeltıraş ve ahşap oyma ustası  Johann Benjamin Thomae ve heykeltıraş Paul Heerman da vardır. Önceleri bildik desenleri uygulayan sanatçılar, daha sonra porselen sanatına özgü yeni formlar ve desenler yaratırlar.

Ressam ve renk kimyası uzmanı Johann Gregorius Höroldt’ın Meissen bünyesine katılmasıyla, 1720’lerde değişik renklerde porselen üretilmeye başlar.  Farklı renklerin kullanımı Doğu Asya’ya özgü desenlerin taklidine de olanak verir. Bu arada Avrupai bir tasarım duygusuyla yeni bir süsleme tarsi da geliştirilir. Doğadan ve resimlerden çiçek motifleri, Antoine Watteau, Johannes Elisa Riddinge, François Bouceur ve Philips Wouverman’dan kopye edilen desenler ve manzara resimleri Meissen porselenlerini süslemeye başlar.

Ressam Höroldt, bir renk uzmanı olarak desenlerine en iyi görsel efekti sağladığı için düz ve kabartması porselen yüzeyleri tercih eder. “Höroldt chinoserie” olarak anılan Çin ve Japon yaşamını betimleyen manzara resimleri, Hint tarzı süslemeler Avrupa’ya özgü bir anlayışla yeniden yorumlanır.

1739’dan beri kobalt mavisi sıraltı rengi geliştirildikten sonra beğeni gören mavi beyaz süslemeler üretilmeye başlar. Bunlardan biri Meissen’in “zwiebelmuster” denilen ünlü soğan desenidir. Polonya Kralı Güçlü Augustus’un önerisiyle, 1730’de Dresden şatosu için hazırlanan “Green Vaults” porselenlerini Benjamin Thomae ile birlikte gerçekleştiren genç heykeltıraş  Johann Joachim Kaendler, Meissen tasarım ekibine katılır. Kaendler, once heykeltıraş Johann Gottlob Kirchner ile çok sayıda figür ve hayvan heykelcikleri üretmeye başlar. Ahşap oyma ustası olan Kaendler, güçlü form duygusunu başarıyla porselenlere aktarır. Kaendler iki veya üç boyutlu modellerden, yeni malzemenin özelliklerini  de göz önüne alarak Fransız Rokoko tarzını porselene uygular. Kısa zamanda kendi formlarını geliştiren  sanatçı, bildik dekoratif kavramları ve biçimleri porselene aktarır. Kaendler’in en önemli çalışması şüphesiz 1737-1741 yılları arasında Heinrich Count von Brühl için Johann Friedrich Eberlein ile ortaklaşa geliştirikleri “Swan” servis takımıdır.

Burjuvazinin gelişip güçlenmesiyle değişen sosyal yapı, porselen tasarımlarına da yansır. Burjuvaziye özgü  yaşam tarzının bir göstergesi olarak porselen eşyanın ölçekleri küçülür, yemek takımları sadeleşir ve daha işlevsel olur.

1764-1780 döneminde Meissen atölyelerinde çalışan Fransız heykeltıraş Michel Victor Acier, Kaendler ile birlikte Çariçe II. Katerina için 40 ayrı seriden oluşan sofra takımları ve tekli figürler üretir.  Sofra takımlarında Geç Barok geleneğinden izler de görülebilir.

Johann Eleazar Schenau’nun heykelcikler vazolar ve diğer parçalar için hazırladığı klasik stildeki çizimleri, Acier, Johann Gottlieb Mathaei, Christian Gottlieb Jüchtzer, Johann Carl Schönheit ve Johann Daniel Schöne gibi sanatçılar porselenlere aktarırlar. Silindirik, yumuşak ve amforavari biçimlerin ağırlık kazandığı bu ürünlerde, malzeme olarak bisküi porselen tercih edilir. Canlı renklerde çiçek desenleri, klasik portreler ve manzara resimleri bu dönemde en yüksek noktaya ulaşır.

Fransız Devrimi’nin izlerinin görüldüğü 1800’lerde porselen firmalarının artmasıyla oluşan rekabet ortamı, tasarım eğilimlerinde ve tüketici zevklerinde yaşanan köklü değişiklikler Meissen’i zor bir döneme sokar. Endüstriyel devrim, Meissen’in üretim tarzını etkilemez. O yıllarda Meissen’in başında bulunan Heinrich Gottlob Kühn, teknolojik yenilenmeye ve yeniden yapılanmaya şiddetle karşı çıkar. Yuvarlak ve çok sıralı ocakların geliştirilmesi yakıt olarak ağacın yerini kömürün alması ve üretimde buhar makinalarının kullanılması gibi önemli yenilikler porselen dünyasına girer. 1861’de Kühn’ün yöneticisi olduğu bu dönemde fabrika, Albrechtsburg’dan Triebischtal’deki yeni binasına taşınır.

Meissen’in çiçek ressamı Johann Samuel Arnhold’un 1817’de geliştirdiği yeşil asma çelengi ve asma yaprağı motifleri, bu dönemin en ünlü süslemelerinden biri olur. Geçmişe duyulan özlem ve İkinci Rokoko eğilimi, Meissen porselenlerini etkiler. Gotik ve Rönesans’a özgü formlar akılcı bir yaklaşımla eklektik tarzın bir parçası olur.

Meissen fabrikasında 1830’larda altın yaldız geliştirilir ve porselen ilk defa 1837’de parlak renklerle resmedilir. Heykeltıraş Erich Hösel, Meissen’de üretilen modellerin tarihsel çizgisine belki de ilk ciddi eleştirel yaklaşımı getirir. Eski tasarımları eski malzemelerle yeniden üretir, formları zamanın getirdiği değişimlerden arındırarak geleneksel olanı modernize etmeye çalışır. Daha çok hayvan figürleri ve folklorik heykellerden oluşan tasarımları hep küçük boyutludur. Art Nouveau döneminde 1903-1905 yılları arasında Henry van de Velde ve Richard Riemerscmid, sofra takımları için projeler önerirler. Ancak, üretim olanaklarının getirdiği kısıtlamadan dolayı az sayıda üretebilirler. En mükemmel Art Nouveau örneklerini yemek takımları, şamdanlar, heykelcikler ve süslemeler içeren Hentschel kardeşler gerçekleştirir. Otto Friedrich Theodor Grust, Philipp Lange, Hans Meid, Willi Münch-Khe, Karl Ludwig Achtenhagen, Otto Eduard Gottfried Voigt, Eugen Albert William Baring ve Julius Arthur Barth, Art Nouveau döneminin ilk akla gelen sanatçıları olur.

1920’den itibaren bağımsız çalışan heykeltıraş Max Esser, Meissen için porselen ve çömlek üretmeye başlar. Sanatçının “Otter” adlı hayvan figürü 1937’deki sergide Grand Prix ödülü alır. Bağımsız çalışan bir diğer sanatçı, Paul Scherich, Neo Rococo ve Art Deco tarzının karışımı sayılan, biraz erotik ve teatral figürler gerçekleştirir. Son derece üretken ve yaratıcı bir tasarımcı olan Emil Paul Börner, 1920’li ve 1930’lu yıllarda sofra takımları, desenler, heykeller, madalyonlar tasarlar. İkinci Dünya Savaşı’ndan pek etkilenmeyen Meissen, savaş sonrasında 1946da düzenlenen ünlü Leipzig fuarına çeşitli ürünlerle katılır.

1950’li yılların Meissenleri arasında klasik ürünlerin yanı sıra daha basit daha alçak gönüllü ve stylize süslemeler de ortaya çıkar. Heykel alanında ise 1960 yılında Artistic Development Team adı altında bir araya gelen sanatçılar Meissen’in artistik birikimini yeniden değerlendirir.

Meissen’in ünlü motifleri

Doğu Asya motiflerinden esin alarak geliştirilen kobalt mavisi, dünyaca ünlü Meissen “soğan başı” motifi 1739’dan beri sıraltı tekniğiyle elde üretiliyor. Mavi beyaz  kompozisyonu doğadan alınan imgelerin soyutlamalarla  kullanıldığı geleneksel Meissen motifi , yaygın deyişiyle  “zwiebelmuster”, okumasını bilenler için birçok sembolik anlam içeriyor. Soğanbaşı deseni daire, sekizgen ve karenin baskın olduğu geometrik biçimlere uygulanır. Porselendeki bu sembolik yapı, Doğu Asya ve Avrupa kültürü ile sanat tarihinin eski geleneklerine dayanıyor.

Daire, sekizgen ve kare, Doğu Asya inanışına gore  varoluşu sembolize ediyor. Daire kozmolojik bir anlam taşıyan bilinen en eski geometrik yapı. Başlangıcı ve sonu belli olmayan ve sürekli kendine dönen bir çizgiyi betimleyen daire, sonsuzluğu, evreni ve ölümsüzlüğü simgeliyor. Kare ise dünyayı, insanoğlunun sınırlarının ve dünya yaşamının sembolü. Dört mevsimi, dünyayı oluşturan dört elementi (hava, su, toprak, ateş) ve dört yönü anlatan 4 sayısını ifade ediyor. Daire ve kare arasında kalan sekizgen ise cennet ile dünya arasında, bir biçimden diğer biçime ruhsal geçişi sembolize eder.

Soğan motiflerinin kullanıldığı Meissen tabak ve çanaklar dairesel formdadır. Johann Joachim Kaendler’in 1745’te tasarladığı New Cutout sofra takımı serisinde merkezde ve çevrede dairesel çift çizgi vardır. Tabağın veya kasenin çevresindeki sekiz meyve sembolü sekizgenin köşelerini belirler. Diğer birbirine benzeyen dört meyve motifi bağlantı kurulduğunda kareyi tamamlar. Porselenin çevresinde dört benzer çiçek motifi de ikinci bir kare oluşturur. 3×4 formülünüe gore bu üç dörtgen mutlak bütünlüğü simgeleyen 12 sayısını verir.

Doğu Asya süslemelerinde “üç kutsal meyve olarak kabul edilen şeftali, nar ve turunçgiller motifleri sıkça karşımıza çıkar. Şeftali uzun ömrün, har bolluğur, turunçgillerse Buda’nın simgeleridir.  Meissen’in soğan desenli porselenlerinde  daha çok nar ve şeftali kullanılır üçüncüsüne pek rastlanmaz. 18. yüzyıl boyunca bu süsleme biçimi, tek rengin yarattığı yalınlığı ve süsleme strüktürünün değişmezliğini ifade eden “bleu ordinarie” kavramıyla tanımlanır. Meissen porselenlerinde bugün bile süsleme biçimleri “strüktürel” ya da “serbest” olarak sınıflandırılır.

Meissen porselenlerinde kullanılan diğer bir desen grubu ise Hint motifleri. Bu motifler Doğu Asya ve Avrupa arasında , o döneme ait tarhi ve kültürel bağların izlerini yansıtır. Meissen’in Hint resimlerinde son derece canlı renklerde boyanmış çiçekler ve hayvanların sıradışı ve stylize motifleri ilk bakışta göze çarpar.

Avrupa’da Çin ve Japon porselenlerine talebin artmasıyla Meissen porselenleri Japon dal motifleri, bamboo, erik dalı, mitolojik bir anlam taşıyan turna kuşu, aslan ve ejderha betimlemeleriyle tanışır. Çin’de imparatorluğu sembolize eden ejderha, cennetin de simgesidir.

Meissen’in mavi kılıçları

Meissen porselen fabrikasının markası çapraz mavi kılıçlar, bugün kullanılan en eski ve en tanınmış imzalardan biri. İlk kez resmen 250 yıl önce kullanılan bu imza, Avrupa’nın ilk ve hala en seçkin damgalarından biri. 1710’da kurulduğu ilk yıllarda sadece özel üretim Meissenlerde siparişi verenin imzası uygulanır. Bunun en bilinen örneği, 1720’den sonra Saksonya yöneticileri II. Augustus ve III. Augustus için kullanılar AR (Augustus Rex) damgasıdır. 1725’e kadar M.P.M (Meissner Porzellan-Manufaktur) K.P.M (Königliche Porzellan Manufaktur) gibi harflere rastlanıyor. Çin alfabesine benzeyen Meissen imzası ise Osmanlılar için üretilen parçalarda kullanılmış. 1722 yılında fabrika müfettişi Johann Melchior Steinbrück Meissen porselenini diğerlerinden ayırabilmek için Saksonya kılıçlarının kullanılmasını önermiş. Meissen’in bu ünlü imzası 250 yıl boyunca tarihsel nedenlrden ötürü birtakım deği değişikliklere de uğrar.

Beyaz altının sırrı

İki yüzyılı aşkın sure boyunca Meissen’in bu derece önemli bir başarıya ulaşmasının sırrını onu yaratan sanatçıların ustalığında aramak gerek. Firma bünyesinde uyguladığı titiz eğitimi sayesinde başarısını bugün de koruyabiliyor. Meissen’in sanatçı adayları geleneksel çizim okulundan geçmek zorunda. Burada temel hünerler kazanırlar: Anatomik formların analizi, bitki, kuş ve insan dahil, doğadan seçilen çeşitli nesnelerin strüktürel yapıları konusunda detaylı bilgi verilir ve öğrenciler bunları seri bir şekilde çizim yüzeyine aktarmayı öğrenir. Meissen’in 4000’i aşan stil repertuarını özümseyen bir sanatçı ancak 10 yıl sonra kendine ait bir motifi uygulama şansına kavuşabiliyor. Meissen’in sırrı da burada saklı.

Kaynakça

J. Jefferson Miller, Eighteenth Century Meissen Porcelain from the Margaret M. and Arthur J. Moirot Collection in the Virginia Museum

Abraham L. den Blaauwen, Meissen Porcelain in the Rijks Museum, Waanders Publishers, 2000

http://www.meissen.com/en/visit-meissen/house-meissen®-world-experience/museum-meissen®-art

http://www.rauantiques.com/library/meissen–the-allure-of-continental-porcelain-506.html

The following two tabs change content below.

Benan Kapucu

1988’de ODTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nden mezun oldu. 1994’te MSÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümünden yüksek lisans derecesini aldı. 1994–2003 tarihleri arasında Doğan Burda Yayın Grubu bünyesinde Brava Casa, Elle ve AD dergilerinde editör, yazı işleri müdürü ve yayın yönetmeni olarak çalıştı. 2003-2007 yılları arasında multimedya proje danışmanlığı, kitap ve dergi editörlüğü işlerini sürdürdü, birçok sektörel derginin yaratım sürecinde rol aldı; XXI, Skylife, Turkish Time, Natura dergilerinde tasarım konulu araştırma ve söyleşileri yayımlandı. 2007-2009 yılları arasında Ommedya bünyesinde, icon dergisinin yayın yönetmenliğini ve Natura dergisinin yayın danışmanlığını yaptı. Design Turkey dahil, birçok ulusal tasarım yarışmasında jüri üyeliği yaptı. İTÜ Tasarım Kongreleri kapsamında tasarım yayıncılığı üzerine iki akademik bildirisi yayımlandı. İTÜ ve Anadolu Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümlerinde Medya ve Tasarım dersiyle yarı-zamanlı olarak tasarım eğitimine katkıda bulunuyor. Son olarak İKSV 1. Tasarım Bienali’nin katalog editörlüğünü ve bienal kapsamında yayımlanmakta olan New City Reader mimarlık, kamusal alan ve kent gazetesinin yayın yönetmenliğini üstlendi. 2009- 2014 yılları arasında Häfele’de proje koordinatörlüğü kapsamında, Gateway dergisinin editörlüğünü yürüttü. Halen üniversitede misafir öğretim üyeliği, editörlük ve metin yazarlığı işlerini sürdürüyor.

Son Yazıları Benan Kapucu (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir