Bir Cam Klasiği: Orrefors

01 Eylül 2015 | Benan Kapucu | antika, tasarım

Toprağın insana sunduğu en güzel armağanlardan biri cam. Binlerce yıl önce bir tesadüf eseri keşfedildiğinden beri en güzel ifadesini ise sanatta buldu. İsveç cam sanatının ve endüstrisinin öncülerinden biri olan Orrefors, yüz yılı aşkın süredir ustaların hünerini tasarımcıların hayal gücüyle buluşturan cam objelere imza atıyor.

İsveç’in kuytu ormanlarının birinde ağaçların gölgelediği bir yol… Görkemli çam ağaçlarının tepelerinden süzülen günışığı, çağıltılı nehirlerle beslenen gölün cam rengi sularına yansıyor; gökyüzü kristal berraklığında. İsveç cam endüstrisinin kalbi işte bu yolun sonunda atıyor. 1742 yılında ilk cam atölyeleri, potas ocakları ve demirhaneler burada, Kosta denen bu küçük kasabada kurulmuş.

Orrefors’un öyküsü demir ve ormanla başlıyor. 1726 yılında Lars Johan Silfversparre gerekli izni alıp “Orrenas Gölü’ne akan güzel nehrin kıyısında” bir ocak ve demirhane kurunca, buraya “Orre Şelalesi” anlamına gelen Orrefors adını verir ve demir eşya üretimine başlar. Ama 19. yüzyılın sonlarına gelince, odun kaynaklarıyla beslenen demir üretimi artık karlı bir iş olmaktan çıkar. O yıllarda, Avrupa’nın farklı bölgelerinde, ormancılık ve ona bağlı olarak gelişen cam işçiliği de önem kazanınca Orrefors, demiri bir kenara bırakarak cam üretimine başlar. Yola çıkış nedeni basittir: En ekonomik enerji ormandan, ulaşım ise nehirden sağlanacaktı.

Orrefors cam fabrikasının kurulduğu dönemde, Batı’da Endüstri Devrimi rüzgarları esiyordu. Tasarıma bakış açısı değişmiş ve önem kazanmıştı. Geçmiş dönemlerin o kasvetli renkleri, abartılı süslemeleri de artık miadını doldurmuştu. Tüm Avrupa, giderek daha yalın  bir tasarım anlayışına yöneliyordu. Endüstriyel üretime sanatçıların da katılmasıyla, yüksek kalitede ürünlere herkesin ulaşabileceği anlaşılmaya başlamıştı.

Orrefors camında İsveç’e özgü stilin ilk göstergeleri ancak 1910 yılında ortaya çıktı. Bu değişimin kökenlerini yeni bir düşünce biçiminde, Modernizm’de aramak gerek. Deutsche Werkbund’dan köklenen, birçok mimar, tasarımcı, teorisyen ve işadamını bir araya getiren bu hareket, uygulamalı sanatlar alanına da uzamıştı. İsveçli Svenska Slöjdföreningen, yeni akımlardan, “Sanatçılar endüstriye!” ve “Herkes için tasarım!” sloganlarından ilham alarak İsveç dekorasyon endüstrisini yenilemenin yollarını arıyordu. Onun düşüncesine göre sanatçılar, “geleneksel endüstriye yeni bir ruh kazandırırken” tasarımlarını da modernize etmeli ve yüksek satışların yolunu açmalıydı.

1913 yılında Orrefors cam fabrikasını Johan August Samuelson’dan satın alan Johan Ekman da onun bu fikirlerini hayata geçirir. Tasarımın önemini kavrayan Johan Ekman, 1916 yılında Simon Gate, bir yıl sonra da Edward Hald ile çalışmaya başlar. Orrefors camlarının geleceği demek olan bu iki sanatçı, kariyerleri boyunca sıra dışı cam objeler yaratırlar. Artık yepyeni bir dönem başlamıştır. Bu iki sanatçı stil açısından birbirinden son derece farklıdır. Gate klasik süslemeleri cömertçe kullanır; Hald ise daha özgür ve sadık bir modernisttir. Gate’in Barok motiflerini yorumladığı süslemeleri, cam ustalarının hem daha çok zamanını alıyor, hem de daha çok hüner istiyordu. Hald’ın tasarımlarında kullandığı imgeler ve biçimler ise ekspresyonist bir tavırla daha basite indirgenmişti. Bir sure ünlü Fransız ressam Matisse’nin yanında çalışan Hald, tasarımlarına bu etkiyi de yansıtıyordu.

1917 yılında, Orrefors’un ilk sanatçılarını işe aldığı dönemde Svenska Slödföreningen, Stockholm’de “Home Exhibition/Ev Sergisi” düzenler. Bu sergide; Gate ve Hald’ın Orrefors için geliştirdiği, sanat  ve endüstrinin işbirliğinden doğan yapıtları eleştirmenlerin ve ziyaretçilerin büyük ilgisini toplar. Yüksek standartta işçilik ve cam kaletis gerektiren İsveç cam sanatına özgü eserlerle Orrefors adını böylece yurtdışına da duyurmuş olur.

Gelenekten geleceğe…

1920’lerde Orrefors altın yıllarını yaşamaya başlan. Savaş bitmiştir ve artık abartılı süslemelerin zamanıdır. 1925 Uluslararası Paris Sergisi’nde Gate ve Hald’ın hepsi birer sanat eseri duyarlılığında tasarımları sergilenir. Orrefors tüm Avrupa’ya, ABD’ye ve İngiliz Milletler Topluluğu’na cam eşya ihraç etmeye başlar; Stockholm Konser Salonu ve M/S Kungsholm yolcu gemisinin cam işlerini üstlenir. Orrefors’un  dünyaya açılışı New York’ta  Metropolitan Müzesi’ndeki sergisiyle devam eder; Orrefors camları ince işçilik ve temiz cam kalitesiyle dikkat çeker.

Cam fabrikasına sanatçıların alındığı haberi, önce üfleme cam sanatçılarını cezbeder. Sanatçılar Orrefors atölyelerinde, geleneksel Bohemia tarsi cam oyma tekniğine ek olarak “Ariel” ve “Graal” tekniklerini geliştirirler. Daha sonraları ekibe tasarımcılar katılmaya başlar.  Cam oyma sanatı öğrencisi Nils Landberg, cam fotoğrafçısı John Selbing ve Art Deco ve soyut geometric motiflerin karışımlarından oluşan stiliyle Vickie Lindstrand, 1925 yılında Orrefors’a katıldıklarında henüz kariyerlerinin başındadırlar. Tasarımcıların katılımıyla Orrefors 1930’ların tipik ağır motiflerinden daha ışıklı ve şeffaf formlara, modern anlayışa yönelir.

O yıllarda Art Nouveau’nun  bitki bezemeleri ve yılankavi çizgiler yerini Art Deco’nun geometrik yorumlarına bırakmıştır. Orrefors’un kalın çeperli, tabanı üfleme kristalden vazoları, üfleme camdan yalın tasarımları artık yepyeni motiflerle işleniyor; camın güzelliği ön plana çıkıyordu.

İki yeni tasarımcı daha Orrefors’a katılmıştır. 1928’de cam oyma sanatı öğrencisi Sven Palmqvist, ardından 1936 yılında heykeltıraş Edvin Öhrstörm cam işlerine başlar. Gate ve Hald’ın asistanı olarak işe başlayan Palmqvist, birkaç yıl sonra mesleğini bağımız sanatçı olarak sürdürür. Cama heykelsi bir duyarlılık kazandıran Öhstörm ve Vicke Lindstrand, üfleme cam sanatçısı Gustav Bergvist ile birlikte, Graal tekniğinin sınırlarını zorlayarak farklı cam katmanları arasında hava kabarcıklarını hapseder ve bu tekniğe Shakespeare’in “Fırtına” adlı oyununun “havai” ruhundan esinlenerek Ariel adını koyarlar. Vicke Lindstrand’ın yenilikleri 1930’lu yıllardaki Orrefors klasikleri arasındadır: “Hajdödaren (Katil Köpekbalığı) ve “Parlsfiskaren (İnci Avcısı)”… İki vazo da camın optic özellikleri sayesinde üç boyutluymuş izlenimi uyandıran farklı bir tekniğin kullanıldığı kabartma işleriyle süslüdür.

İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle, ihracat azalır ve bu da malzeme sıkıntısına yol açar. Orrefors’da sanatsal cam objelerin hemen hemen tümü Graal tekniğiyle üretiliyordu ama teknik deneyler de bir yandan sürüyordu. Edward Hald “Cut Graal”, Sven Palmqvist “Kraka” denen yeni teknikler geliştirdiler ve tasarımlarına daha yumuşak ve basit formlar kazandırırlar.

1946’da aydınlatma elemanı tasarımcısı Carl Fagerlund, bir yıl sonra ilk kadın tasarımcı Ingeborg Lundin, Orrefors’a katılır. Lundin’in 50’li yılları yansıtan zarif ve cüretkar tasarımları , Palmqvist’in santfüj tekniğiyle üretilen kaseleri dünya çapında büyük ün kazanır.

1950’lerde Palmqvist  “Fuga” adını verdiği basit cam aksesuarlarında merkezkaç kuvvetinden yararlandığı yeni bir teknik dener. 1930’ların katı modernizmi artık olgunluk dönemindedir.Orrefors tasarımcıları camın yumuşaklığını ve doğasındaki yalınlığı vurguluyordu. Formlar daha zarif ve akarcasına hafifti. “Tulip” camları üzerine çalışan Nils Landberg, klasikleşmiş “Illusion” masa aksesuarlarını o dönemde yaratır.

1960’lar da Orrefors’un parlak dönemlerinden biri olur. Kristal objeler, vazolar, kaseler, şamdanlar… Geometrik blokların, silindirlerin ve kürelerin heykelsi görünümleri, arkitektonik bir etki yaratıyordu. Gunnar Cyren, 1960’ların sonlarında Pop çağının hüküm sürdüğü cam dünyasında, yeni çağın canlı renklere olan ilgisini keşfederek daha rustik bir tasarımı gündeme getirdi. Tasarımcının “Sverigeskalar” kaseleri naïf motifleriyle popülarite kazandı. 1969 yılında Ingeborg Lundin, Ariel tekniğiyle üretilen “Ansikten” vazosunda, Picasso’dan ilham almıştı. Carl Fagerlund’un kandilleri, büyükelçiliklerde, tüm dünyadaki kiliselerde gemilerde sergileniyordu.

1970’lerde tüketim artmış, romantik estetik yükselmiştir. Gunnar Cyren’in cenneti andiron motiflerle süslediği kaseleri ve kupaları zarif sofra takımı “Helena” büyük başarıya ulaşır. Emektar sanatçıların yerini genç tasarımcılar alır. Jan Johansson, Olle Alberius, Lars Hellsten, Eva Englund ve Henning Koppel ile yeni stiller ve yeni etkiler hüküm sürer. Englund romantik öyküler anlatan doğa esinli cam objeler üretir; Koppe hafif çizgisel kesimlerle yalın ve işlevselci bir yaklaşım sergiler.

Artistik parçalara olan ilgi 1980’lerde başlar. Orrefors sınırlı sayıda üretilen artistic parçalardan oluşan “Gallery Line” serisini geliştirir. 1986 yılında önceki kataloglarda yer alan artistic parçaları tekrar  üretmemeye karar verir ve güncel olana yönelir. Erika Lagerbielke, Anne Nilson ve Helen Krantz gibi genç tasarımcılar, firmaya yeni bir dinamizm kazandırır. Erika Laagerbielke renkli kristalleri, net kesme dekorlarla süsler; Anne Nilson esprili bir dil kazandırır; Helen Krantz ise yaşayan organik formlar yaratır. Güçlü renkler modern tasarımlarla buluşmuştur.

1990’larda ise yalın ve basit masaüstü aksesuarlarının dönüşü yaşanır. Gunnar Cyen’in “Nobel” servis takımları, Erika Lagerbielke’nin “Merlot” cam serisi, Anne Nilson’un gümüş motiflerle süslü, yalın ve renkli camdan “Celeste” şamdanları; Jan Johansson’un yalın ve zarif “Marin” serisi; Helen Krantz’ın “Zaza”  cam objeleri… Orrefors bünyesine katılan her bir tasarımcı bireysel tasarım anlayışlarını, kendi renk ve çizgilerini firmanın deneyim ve teknik ustalığı ile harmanladı.

Özel cam işleme teknikleri

Orrefors’da üretim bugün iki farklı kulvarda sürüyor: Modern teknolojinin kullanıldığı seri üretim cam aksesuarlar ve ince işçilik ürünü artistic parçalar… Üfleme camdan objeler, bugün hala sanat eseri gibi, yüz, iki yüz, hatta iki bin yıl önceki tekniklerle üretiliyor. Temel malzeme de aynı. Cam, kum, soda ve kirecin bir sıvıya dönüşünceye kadar belli bir sıcaklıkta eritilmesinden elde ediliyor. Aynı malzemeler kullanılıyor ama, bugüne dek birçok farklı üretim yöntemi de geliştirildi. Tasarımcı, cam ustası ve teknik uzmanların birlikte çalıştığı Orrefors da deneysel çalışmalarıyla yeni üretim yöntemlerinin öncülerinden biri.

Cam yapımının her aşamasında kullanılan tüm araç gereçler el yapımı. Kil potalar, demir üfleme çubukları, ahşap bloklar, kalıplar, raketler, her biri tek tek usta ellerde biçimleniyor. Ahşap kalıplar, suyu kolayca emen ve uzun süre nemli kalabilen ağaçlardan elde işleniyor.

Orrefors’a özgü en tipik üretim yöntemlerinden biri “Ariel”. Bu teknikte temel form, üst üste gelen birkaç cam tabakasından oluşuyor. Son cam katmanda, kum püskürtme yöntemiyle oyulan desene cam hapsedildikten sonra, düz camdan bir katman daha geçiriliyor. Kumlama yönteminde ise kumla karıştırılan basınçlı havanın kompresörle cam objenin yüzeyine uygulanarak mat bir yüzey elde ediliyor. Bu teknikte, kumlama yapılması istenmeyen yüzeyler kauçuk bir maskeyle veya stensil kalıplarıyla örtülüyor.

Bir diğer yöntem de santrifüj veya “fuga” tekniği. Erimiş cam bir kalıba konuyor ve cam kalıbın tüm yüzeylerini eşit oranda sarana dek hızla döndürülüyor. Sven Plamqvist’in 1950’lerde geliştirdiği bu yöntemi, bugün bile birçok cam tasarımcısı uyguluyor.

Orrefors’un klasik üretim tekniklerinden “Graal”, adını Latince “kase” ya da “kupa” anlamına gelen “gradalis” sözcüğünden alıyor. Simon Gate ve cam üfleme ustası Knut Bergkvist’in geliştirdiği bu teknikte yine Ariel tekniğinde olduğu gibi birçok cam katman üst üste uygulanıyor. Soğuduktan sonra istenen desen oyma, kumlama ve gravür yöntemiyle işlendikten sonra cam tekrar ısıtılıyor. Saydam camdan son tabaka kaplandıktan sonra üfleme yapılarak objenin son şekli veriliyor.

Orrefors “cam oyma” işinde hala bakır torna kullanmayı sürdüren birkaç cam üreticisinden biri. Cam oyma ustası camı farklı ölçülerde ve kalınlıklarda bakır uç, yağ ve zımpara tozu da kullanarak farklı derinliklerde ince detaylar elde edebiliyorlar. Elmas uçlu oyma yöntemi de kullanılıyor; bu teknikte cam oyma ustası elmas uçlu bir alet kullanır. Ağla maskelenip kumlama yapılan cam yüzeyde hava kabarcıklarının ağ görüntüsünde bir desen yarattığı tekniğin adı ise “Kraka” Sven Palmqvist’in geliştirdiği bu yöntem adını Viking destanından alıyor.

Yuvarlak uçlu fırçalar kullanarak “elde boyama” yöntemiyle de cam objeler üretiliyor. Bu teknikte, boyanan cam son olarak tekrar fırınlamaya tabi tutuluyor. “Ravenna” yönteminde kalıpla örtülmüş kalın bir cam dilimine kumlama ile motif uygulanıyor. Aşınan kısımlar pigment veya renkli cam kırıntılarıyla doldurulup ısıtıldıktan sonra, saydam cam bir dış tabaka geçirilerek istenen biçimde kalıplanıyor. “Kesme” tekniği, kaba kesme, ince kesme ve son bitiş için farklı ölçülerde tomaların kulanıldığı sık başvurulan bir yöntem.

Orrefors camlarına özgü bir diğer teknik de geleneksel “kalıplama” yöntemi. Kalıplama tekniğinde, demir veya grafit bir kalıba erimiş cam dökme yöntemiyle üretim yapılıyor.

Başkasının elleriyle üretmek

Orrefors’un yüzyılı aşkın süredir devam eden başarısının kökeninde tasarımcı ve cam ustalarının uyumlu çalışması yatıyor. Çünkü cam, cam ustası ve tasarımcının mükemmel uyumunu gerektiren bir malzeme. Cam objenin yaratım süreci çizim aşamasında kalmıyor; son biçimini alıncaya dek sürüyor. Tasarımcının yaratıcı gücü, cam üfleyen, kesim yapan, boyama yapan ustanın hünerleriyle buluşunca , ortaya çıkan cam obje, hem özgün bir sanat eseri, hem de ticari açıdan başarılı bir ürüne dönüşüyor.

Cam sanatı babadan oğula aktarılan bir gelenek bu bölgede. Orrefors’daki cam üfleme ustalarının çoğunun dedesi 19. yüzyılda yine bu fabrikada çalışmış. Bugünün üretim çizgisinde eski dönemlerin duyarlılığı izlenebiliyor.

Orrefors tasarımcılarından Anne Nilson yaratım sürecinin ortak bir paylaşım olduğundan söz ediyor: “Cam fabrikasındaki hünerli arkadaşlarım olmasa ne yapabilirdim ki! Jon, Ronny ve ben ayrılmaz bir bütünü artık. Yaratım süreci, cam şekillenirken, dönüşürken ve detay kazanırken de sürüyor. Bazen öyle oluyor ki aynı anda aynı şeyi düşünebiliyoruz. Bu mükemmel bir çalışma yolu gerçekten.” Diğer bir Orrefors cam tasarımcısı Erika Laferbielke de bu düşünceye katılıyor: “Ben başka insanların elleriyle çalışıyorum. Hiç kolay değil, ama son derece tatmin edici. Cam işçileriyle bire bir iletişim halindeyim. Sürekli ondan bundan konuşur, havadan sudan konulardan başlayıp hayallerimize ve rüyalarımıza kadar uzanırız. Ve ortak birçok yönümüz olduğunu keşfederiz. Örneğin el üfleme cam tutkusu…”

1980’lerden bugüne Orrefors’un tasarımcıları; Anne Nilsson, Erika Lagerbielke, Helen Krantz, Matz Borgström, Per B Sundberg, Martti Rytkönen, Lena Bergström, Ingegerd Råman, Malin Lindahl ve Efva Attling yüz yıl öncesinden devraldıkları mirası ve kültürel birikimi, kendi yaratıcı güçleri ve özgün çizgileriyle harmanlıyorlar.

 

Kaynakça

Wickman, Kerstin (ed.), Orrefors: A Century of Swedish Glassmaking, Byggforlaget, 1999

Herlitz-Gezelius, Ann Marie Orrefors a Swedish Glassplant,  Atlantis Publishers, Stockholm, 1984.

 

 

The following two tabs change content below.

Benan Kapucu

1988’de ODTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nden mezun oldu. 1994’te MSÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümünden yüksek lisans derecesini aldı. 1994–2003 tarihleri arasında Doğan Burda Yayın Grubu bünyesinde Brava Casa, Elle ve AD dergilerinde editör, yazı işleri müdürü ve yayın yönetmeni olarak çalıştı. 2003-2007 yılları arasında multimedya proje danışmanlığı, kitap ve dergi editörlüğü işlerini sürdürdü, birçok sektörel derginin yaratım sürecinde rol aldı; XXI, Skylife, Turkish Time, Natura dergilerinde tasarım konulu araştırma ve söyleşileri yayımlandı. 2007-2009 yılları arasında Ommedya bünyesinde, icon dergisinin yayın yönetmenliğini ve Natura dergisinin yayın danışmanlığını yaptı. Design Turkey dahil, birçok ulusal tasarım yarışmasında jüri üyeliği yaptı. İTÜ Tasarım Kongreleri kapsamında tasarım yayıncılığı üzerine iki akademik bildirisi yayımlandı. İTÜ ve Anadolu Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümlerinde Medya ve Tasarım dersiyle yarı-zamanlı olarak tasarım eğitimine katkıda bulunuyor. Son olarak İKSV 1. Tasarım Bienali’nin katalog editörlüğünü ve bienal kapsamında yayımlanmakta olan New City Reader mimarlık, kamusal alan ve kent gazetesinin yayın yönetmenliğini üstlendi. 2009- 2014 yılları arasında Häfele’de proje koordinatörlüğü kapsamında, Gateway dergisinin editörlüğünü yürüttü. Halen üniversitede misafir öğretim üyeliği, editörlük ve metin yazarlığı işlerini sürdürüyor.

Son Yazıları Benan Kapucu (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

2 Yorum Bir Cam Klasiği: Orrefors

  1. Oya Akman :

    Teşekkürler Benan Kapucu…çok güzel bir yazı..

    • Benan Kapucu :

      Camı “konuşturan” bir tasarımcı olarak özellikle sizin, bu yazıyı okumuş ve beğenmiş olmanız benim için çok çok değerli:-)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir