Bir Marka ve Kokunun Üstadı Bir Adam: Evliyazade Nureddin

29 Nisan 2013 | Gülderen Bölük | dosya, röportaj

1900’lerin başından itibaren yaklaşık 80 yıl, losyon, parfüm ve kolonya denildiğinde ilk akla gelen isimlerden olan Evliyazade Nureddin, uluslararası arenada da kendine yer edinmiş ve birçok altın madalyaya değer görülmüş önemli bir marka.

Özel tasarım etiketlerin ve zarif şişelerin içindeki bu cezbedici kokuların oluşmasında, markanın yaratıcısı olan Nureddin Beyin, koku alma yeteneğinin payı elbette çok büyük.  Ancak bilindiği gibi sadece yetenek başarının kapısını açmak için yeterli değil.  Nureddin Bey aynı zamanda geniş bir vizyona ve donanıma da sahip. Fransızca ve Almanca bilen üstat, bu konuda büyük bir gayret ve emek de ortaya koymuş.

Bu önemli markanın üçüncü kuşak temsilcisi Banu Evliyazade Kaptan’la dedesi Nureddin Beyi ve markayla ilgili gelecek planlarını konuştuk.

GB-  Banu Hanım, dedeniz Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde ve uzun savaş yıllarının arifesinde iş hayatına atılmış, mağazasında sattığı ürünlerin kalitesine verdiği önemden dolayı sık sık yurtdışına çıkarak, oradaki fabrikalarda araştırmalar yapmış, gelişmeleri takip etmiş bir kişi. Tam bir asır önce bunları hayata geçirmek hiç de kolay değil. Bu başarı öyküsüne en baştan başlarsak,  dedeniz kaç yılında, nerede dünyaya geldi?

BEK- Dedem Evliyazade Mehmed Nureddin, 1890 yılında Erzincan da doğuyor ama daha çocukken İstanbul‘a geliyorlar.  Kimyager olduğu için, 1910 yılında Bahçekapı’da ecza ve kimyevi maddeler ihtiva eden bir mağaza açmakla işe başlıyor.  Zaman içerisinde her türlü tıbbi cihazın ithalatını yapıp, Avrupa’daki dönemin en iyi fabrikalarının temsilciliklerini alıyor. Avrupa’da anlaştığı fabrikalarda bazı tıbbi cihazları markamıza özel üretim olarak yaptırıyor. Kısa bir süre sonra, 1912 yılında ilk losyon ve kolonya denemelerine başlıyor. Arkasından 1919’da laboratuvar ve Venüs ıtriyat fabrikasını kuruyor.

GB- 1919 yılında Atatürk Samsun’a çıkıyor, ardından Erzurum ve Sivas Kongrelerini yapıyor. Böyle bir zamanda lüks tüketime giren bir alanda, ticari bir teşebbüste bulunmak ve sürdürmek, bence altı çizilmesi gereken bir konu.  Gönderdiğiniz kitapta* dedenizle yapılan röportajı okudum. Azmine ve çalışkanlığına bayıldım. Ama sadece çalışmakla olur mu böyle şeyler? Sizce parfüm konusundaki başarısının arkasında yatan şey,  sadece ortaya koyduğu bu emek midir? Yoksa başka detaylar da var mı?

BEK- Sadece bu değil. Dedem Avrupa tarzı kolonya ve parfümler üretirken, yabancı formülleri tekrarlamak yerine bunları geliştirip özgün kokular meydana getiriyor. Başarısının sırrı budur. Avrupa’nın en iyi fabrikalarından hakiki çiçeklerden esanslar getirterek kullanıyor ve bu sebeple fark yaratıyor. Hem mükemmeli hem de uygun fiyatı yakalamak adına sık sık yurtdışına giderek imalatın başında bulunuyor. 1920-1930’lu yıllar arasında, işletmemizde 52 çeşit esans, 17 losyon, 9 kolonya ile 78 çeşit ürün yelpazesi var.

GB- O zaman Nureddin Beyin çalışkanlığı kadar, uzak görüşlülüğü ve titizliğini de belirtmeliyiz. Yine aynı röportaja dönersek, Mehmet Daim dedenizin mağazasında ki izlenimlerini şöyle açıklıyor;

“Tertemiz bir mağaza, camekânlar içinde parıl parıl esanslar, losyonlar, parfümler, bir tarafta muntazam vitrinler içinde cerrahi aletler, eczacılık aletleri… Nureddin Bey Avrupa’nın en önemli parfüm fabrikalarından özel olarak getirmiş olmalı diye düşündüm. Gayet zarif ve cazip şişeler, muhtelif şekil ve hacimlerde, içlerinde tortusuz, parlak, berrak likitler… Etiketleri  hepsinden cazip ve hoş, içinde o kadar latifleri var ki hayran olmamak kabil değil.”

Evliyazade Nureddin’in  o dönemde ortaya koyduğu başarıdan, belli ki röportajın sahibi de etkilenmiş.  Ardından dedeniz onu, Demirkapı’daki Evliyazade Parfümleri laboratuvarı olarak kullanılan üç katlı bir binaya götürüyor. Mehmet Daim birinci kattaki tıbbi aletlerden uzun uzun söz ediyor. Ardından üçüncü kata çıkarken gördüklerini detaylı bir şekilde açıklıyor. Benim de hoşuma gittiği ve o dönemin üretim haneleri hakkında fikir verdiği için bu kısımları yazarın ağzından aktarmak istiyorum.

“Üçüncü kata çıkıyorduk, Sağ tarafta bir tulumba gözüme ilişti. Sordum, 500 kiloluk alkol varillerini tulumbaya yanaştırıyorlar, hortumu varile atılıyor, tulumba harekete getirilince beş on dakikada koca bomba yukarı boşalıyordu (…) Yukarı çıktık. Sıra ile konulmuş kocaman kolonya depoları. Hepsi hususi tertibatla aşağıdaki tulumbaya merbut (bağlı). Birçok filtre kazganları (kazanları), kolonya şişeleri ve işçiler. Bekletilmiş eskitilmiş tertemiz süzülmüş losyonlarla dolu şişeler, şişeler.  Mugaşşi (bayıltan) bir koku. İnsanın yalnız burnu değil, ruhu, gözü de mest oluyor.”

Daha birçok detaydan söz ediyor. Ama ben biraz da dedenizin yurtdışı başarılarından ve madalyalarından söz edelim istiyorum.

BEK– Dedem Cumhuriyet’in ilk yıllarında, Paris, Londra, Nice, Saint-Nazaire,  Brüksel, Roma ve Floransa’daki sergilere katılıyor. O günlerin üretim tekniği ve beğenileri bakımından uluslararası düzeyi yakalayan ürünlerimiz altın madalyayla ödüllendiriliyor. Fransa’daki bir fuarda dedemin başından geçen güzel ve bir o kadar da gurur verici anıyı paylaşmadan geçmek istemiyorum. 1928 yılındaki (Exposition Internationale Paris) fuarda dedem ilk defa “Fleurs D’orient” losyonunu yarışmaya sokuyor. Kurul kararı neticesinde kendisine dereceye giren markalardan ayrı olarak üzerinde “Hors Concours” yazılı gösterişli bir madalya veriliyor. Dedem birinci seçilemediğini zannedip, önce biraz üzülüyor. Üzerinde,  klasman dışı anlamına gelen bu yazının bulunduğu ödülün; aslında Fransızların, yarışmada açıkça ve büyük bir farkla üstün olduğuna inandıkları ve oy birliği ile seçtikleri zaman verilen, özel bir ödül olduğu kendisine açıklanınca inanılmaz gururlanıyor.

Sonraki yıllarda aldığı altın madalyaların dışında 3 kez daha aynı büyük ödül Evliyazade ürünlerine verilmiştir. Bu sebepledir ki; yurtdışındaki bazı müze ve sergilerde İstanbul’dan Evliyazade Nureddin ve markası “perfum developers” olarak kayıtlara geçmiştir.

GB– Harika. Bu, fotoğrafını gördüğümüz madalya mı?

BEK- Evet.  1929 yılındaki “Foire Exposition Saint-Nazaire” da dedemin başka bir anısı daha var. Fransa’nın ilk parfüm evlerinden L. T. Piver, “Floramye” kokusunun taklit edildiğini ve fuara katılan Evliyazade markasının değerlendirmeye alınmaması gerektiğini söylüyor. Bunun üzerine Jüri, her iki markanın ürününü aynı şişelere koyarak etiketlerini altına saklıyor. Her iki kokuyu da dikkatli bir şekilde inceleyen firma yetkililerinin, kendi orijinal ürünü olarak seçtikleri şişenin altından Evliyazade Nureddin etiketi çıkıyor. Ne zaman Saint- Nazaire fuarından alınan madalyaya baksak,  aile içerisinde bu gülümseten hikâye anlatılır.

GB- Ürün yelpazenizde en çok öne çıkan ürünler hangisi?

BEK- “Fleurs D’orient” , “Dağ Çiçeği” losyonları ve “Evliyazade Limon Çiçeği” kolonyası markanın en bilinen ve kalıcı ürünlerindendir. Türk ve Alman kimyagerlerin kontrolü altında, kaliteli ürünlerini şık ambalajlar içerisinde sunan Evliyazade, Avrupa’daki parfümeri firmalarının karşısına bir rakip olarak çıkabilmiştir.

GB – Dedeniz kendi ismini markalaştırmış bir kişi ama kozmetik ürünlerini Venüs ismiyle sunuyor.

BEK- Dedem,  her ne kadar kozmetik serisine “Venüs” adını koysa da her zaman kendi adını marka olarak kullanmış ve ön plana çıkarmıştır. Sadece soyadı kanunu döneminde, kısa bir zaman Evliya Zade Nureddin Eren olarak imza atmıştır. Sonrasında aldığı özel izinle Evliyazade markası kalıcı olmuştur…

GB- Özel izin? Biraz açıklar mısınız?

BEK- Soyadı Kanunu’ndan sonra Evliyazade soyadının değiştirilmesi gündeme geliyor. Bu süreçte “Eren” soyadı alınıyor ve Cumhuriyet gazetesinde ticari olarak bu değişimden bahsediliyor. Marka bir süre bu isimle anılıyor, etiketlerin altına Evliyazade Nureddin Eren ibaresi konuluyor. Dedemiz Nureddin Bey, eski aile soyadı ile marka olduğunu, yurtdışında da tanındığını ve değiştirdiği için ticaretinin olumsuz etkilendiğini anlatan bir dilekçe yazıyor  ve mağazanın devamlı müşterisi ve aynı zamanda arkadaşı olan Refik Saydam vasıtası ile bu dilekçeyi Ankara’ya iletiyor. Atatürk’ten alınan özel izinle, marka sahibi olarak aile soyadı “Evliyazade” olarak kalıyor. Bu süreçte ailenin diğer üyeleri Eren soyadına geçiyor. O dönemde markaya ve aile işletmesine verilen önemi gösteren güzel bir hikâye.

GB- Nureddin Bey 1951 yılında vefat ediyor. Peki, daha sonra neler oluyor?

BEK- 1950’li yıllarda ailenin 2. kuşak temsilcisi babam, eczacı Sadeddin Evliyazade tarafından yönetilen firma, tıbbi cihazları devam ettiriyor. Teknolojik gelişmeleri yakından takip ederek, ilk röntgen cihazını Türkiye’ye getiriyor. Bahçekapı’daki mağazanın yerine Evliyazade Eczanesi’ni kuruyor. Itriyat alanında eczane bünyesinde sadece kolonya üretimini devam ettiriyor.

GB- Evliyazade tarihinde ama az ama çok, güzel koku hep var olmuş.  Sahi Nureddin Beyin kokuyla ilişkisi nasıldı?

BEK- Aile içerisinde dedemin çok özel bir burnu ve koku algılama yeteneği olduğu ve bu alanda fark yarattığı söylenir. Günümüz teknolojisinde bile teknik olarak bir kokunun iyi ya da kötü olduğunu tam olarak tespit etmek mümkün değildir. Bu ayrımı ancak insan burnu yapabilmektedir. Bu nedenle, hala insan burnu koku ölçümü yapmak için bilinen en iyi sensör olarak kabul edilmektedir. Kokunun insanlar üzerinde yarattığı etki fiziksel sensörlerle ölçülemez. Bunun için söz konusu kişilerde var olan bu tanrı vergisi koku algılama yeteneği kullanılır. Ve bu yetenek çok az kişide görülür. Eğer kişi bu yeteneğinin farkına varır ve geliştirmek için uzmanlaşırsa, kalibre etme yeteneği ile farklı kokuları yaratır ve aranan bir kişi olur. Dedem de geçmişte bu kişilerden biriydi. Bu yeteneği ve içgüdüleri sayesinde özel kokular üretti. 1920’li yıllarda, İstanbul’dan yola çıkıp, kokunun o dönemde başkenti olarak kabul edilen Paris’e gittiğini, çoğu zaman bu seyahatlerin aylarca sürdüğü biliyoruz. Yapmış olduğu bu gezilerde devamlı suretle kendini geliştirmiş ve hep daha iyisini yapmak istemiştir. Özel burnu sayesinde bir ürünü koklar ve tek seferde ona bir numara verirmiş. Bu sebepledir ki parfüm işinin kendisinde hep özel bir yeri olmuş.

GB – Ailede böyle bir yeteneğe sahip başka kişiler var mı? Sizin nasıl?

BEK- Böyle bir yeteneğimin olmasını çok isterdim. Ne yazık ki babamda ve bende bu yetenek görülmedi ama zamanı geldiğinde kızımızın bu konuda bir eğitim almasını çok arzuluyoruz. Eylül şu anda üç yaşında ve yemek konusunda çok seçici davranıyor. Yediği her lokmayı koklayarak ağzına atması aile içerisinde bir eğlence kaynağı oldu. Geçen gün eve getirdiğimiz farklı bir marka oyun hamurunu bile koklayarak ayırt etti ve bu hamur farklı istemiyorum deyince düşünmeye başladık, acaba büyük dedesindeki bu yetenek onda da olabilir mi diye.

GB- Anlıyorum ki babanızın vefatıyla beraber, Evliyazade markası son buluyor. Ya da şöyle diyelim; bir süre uykuya dalıyor. Onu uyandırma planlarınızdan biraz söz eder misiniz?

BEK- Geçmişi 1910 yılına dayanan bir marka olmak tabii ki önemli bir değer. Gönül isterdi ki keşke o dönemin şartları farklı olsaydı ve “Evliyazade” markası kesintisiz olarak günümüze kadar gelebilseydi. 1980’li yıllarda henüz ufak bir çocuktum ama şimdi sahip olduğum geçmişime gereken önemi göstermek istiyorum. Zamanı geri döndüremeyiz ancak değerlerimizi yaşatabiliriz. Amacım ileride koku kültürüne butik bir üretimle fark yaratabilmek. Yüzyılı aşkın geçmişiyle Evliyazade markasnı, el yapımı bir kolonya üreterek tekrar yaşatmak istiyorum.

GB- Peki dedenizin hazırladığı formüller hala elinizde duruyor mu?

BEK- Formüller eski Türkçe olarak bizde kayıtlı, babam ayrıca bu notları latin harflerine çevirip saklamam için bana vermişti.

GB- Harika! İşiniz bir nebze kolaylaşmış oluyor demek ki.

BEK- Kolanya üretimi sanıldığı kadar zor değildir. Hatta merdiven altı üretime müsait olduğu için de piyasada çok fazla kalitesiz kolonya var. Pek çoğu plastik şişelerde. Türkiye’deki kolonya pazarının %80 den fazlasını limon kolonyası oluşturuyor. Ama günümüz şartlarında herkes karışık sentetik esanslar kullanıyor. Kalitesiz, ucuz maliyetli bir ürünün otomatik olarak piyasadaki satış şansı da fazla oluyor. Böylece sürümden kazanılıyor.

Tabii ki hakiki çiçeklerden elde edilen esanslar, kaliteli alkol ve özel damıtılmış su kullanılır, proseslerdeki aşamalar hakkı ile yapılırsa maliyetler artar. Buna bir de butik bir cam şişe ve ambalaj dahil edilirse, 200 cc ilk bir kolonyanın maliyeti ile piyasadaki standart plastik şişelerde satılan kolonya fiyatları ile mukayese edilemez.

GB- Bu emeğin ve bileşimin takdir göreceğine hiç şüphe yok. Böyle köklü bir geçmişe sahip olan bir markanın varisleri de bu geçmişe yaraşır bir şekilde hareket edecektir elbette. İlk müşterilerinizden biri olacağımı söylemek isterim. Ve bu başarı öyküsünü ve planlarınızı bizlerle paylaştığınız için size ne kadar teşekkür etsem azdır. Sağ olunuz, yolunuz açık olsun!

* Türk Tıbbi Müstahzaratı, Mehmet Daim, Evkaf Matbaası, 1929, İstanbul

Görsel Malzemeler; Evliyazade ailesinin arşivinden alınmıştır.

The following two tabs change content below.

Gülderen Bölük

1987 yılında İstanbul Bulvar Tiyatrosu'nda çocuk oyunları ekibinde tiyatro çalışmalarına başladı. 1995 yılına kadar bu tiyatroda birçok eserde ve çocuk oyununda rol aldı. 1998 yılında Bahçelievler Belediye Tiyatrosunda biz sezon sahne aldı. 2002 senesinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Gösteri Sanatları Merkezi, Tiyatro Yazarlığı ve Yönetmenliği’nden mezun oldu. Aynı yıl Mimar Sinan Üniversitesi, Fotoğraf Ana Sanat Dalı’nı bitirdi.2002 yılında İğne Deliği Sanat Atölyesi’ni kurdu ve atölyede verdiği fotoğraf derslerinin yanı sıra birçok etkinlik düzenledi. Bu etkinliklerde birçok sanatçıya ev sahipliği yaptı. Aynı zamanda dia gösterileri ve sergilerde yer aldı, konferanslar verdi. Uzun yıllardır Osmanlı Dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarına ait fotoğraf koleksiyonu yapan Bölük, bu konudaki araştırmalarını makaleler şeklinde kaleme aldı. Yazıları Newsweek, Aktüel, Collection, Popüler Tarih, Toplumsal Tarih, On Air, Jet Life, Fotoğraf Dergisi gibi birçok dergide yayımlandı. 2003 yılında Collection Kulübü'ne üye olan Bölük, kulüp üyeleriyle beraber; pek çok koleksiyon sergisinde yer aldı 2006 yılında Devlet Fotoğraf Yarışmasında “Başarı” ödülü aldı. Birçok eseri sergilenmeye değer bulundu.2009 yılında Kültür A.Ş. tarafından "İstanbul'un 100 Fotoğrafçısı" adlı kitabı yayımlandı. Fotoğraf Tarihi alanında birçok konferans verdi. 2010 yılında Marmara Üniversitesi, Fotoğraf Bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı. Üç yıla yakın bir süredir Fotoğraf Dergisi'nde Foto Bellek adlı köşesinde fotoğrafa dair Osmanlı Dönemi'nden kalan belgelerin çevirisini yapmaktadır. 2014 Yılında ikinci kitabı Fotoğrafın Serüveni, Kapı Yayınları tarafından yayımlandı. 1993 yılından bu yana anaokullarında yaratıcı drama ve tiyatro eğitimi vermektedir.

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

2 Yorum Bir Marka ve Kokunun Üstadı Bir Adam: Evliyazade Nureddin

  1. Cenk Kaptan :

    Güzel bir röportaj olmuş, teşekkür ederiz…

  2. Hülya :

    Çok aydınlatıcıydı, kolonyasız yaşayamayan biri olarak, ilgiyle okudum….

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir