Biyomorfizm İkonu Marc Newson

11 Kasım 2014 | Nahide Mutlu | tasarım

Marc Newson, çağımızın en tanınmış ve en etkili tasarımcılarından biri. Kendine özgü, eğrisel formlara sahip, parlak renkli tasarımları gelecekteki fantastik bir dünyadan çıkıp gelmiş gibi görünüyor ama heykelsi bir estetiğe de sahipler . Bu nedenle sanat eleştirmenleri ve küratörler Newson’ın çalışmalarını tasarım-sanat eseri (design-art) adını verdikleri hibrit bir tür olarak adlandırıyor. Newson ile çalışıp marka değerini arttıranlara göreyse o, dokunduğu her şeyi altına çeviren bir tür “Midas”.

Dünyaca ünlenmiş tasarımcıların çoğu belli bir branşta uzmandır ve genellikle uzman oldukları branşta tasarım yaparlar. Mobilya, küçük ev aletleri, otomobil tasarlayan veya  plastik, cam, ahşap gibi malzemeler konusunda uzmanlaşmış tasarımcılar vardır. Bir tasarımcının çatal-bıçaktan mobilyaya, tekneden uçağa, spor ayakkabısından mağaza vitrinine kadar pek çok farklı şey tasarlayabilmesi ve her birinin de kendi türünün ikonik modelleri arasına girmesi nadirdir. Marc Newson’ın henüz 51 yaşında olduğunu düşününce, tüm bu başarının altında neyin yattığını merak etmekten kendinizi alıkoyamıyorsunuz.

“Bir şey yapmak” ya da yapmamak

1963 yılında Sydney’de doğan Marc Newson, çocukluk yıllarının büyük bölümünü üvey babasının işi gereği gittikleri Avrupa ve Asya’nın çeşitli şehirlerinde geçirdi. Okulda pek parlak bir öğrenci değildi ama gördüğü her şeyin nasıl çalıştığını anlamaya çok meraklıydı. Radyolar, saatler, arabalar… Her şeyi inceleyip etrafta bulduğu malzemelerle kendince “bir şey yapmak” tek tutkusuydu. Bir röportajında  “Bir şey yapmak konusunda takıntılıydım. Aslında her zaman takıntılı biriydim. Ya da bencil. Aralarında çok az fark var” diyor. Newson’ın çocukluğunun geçtiği yıllarda insanoğlu aya çıkmıştı. Gelecekte otomobil, uçak, hatta uzay aracı tasarlayacak bir çocuk için bu, oldukça heyecan vericiydi ama Newson’ın aklında, o zamanlar tasarımcı olmak yoktu: “O zamanlar tasarımcı olamazdınız. Öyle bir iş yoktu ki. Ticarete atılacağımı düşünüyordum.”

Liseyi bitirip Sydney Sanat Okulu’na (Sydney College of the Arts) başlayan Marc Newson önce mücevher bölümünü seçti, ardından mobilya bölümüne geçti. 1980’lerde, yani henüz sanat okulu öğrencisiyken tasarım dünyasında Memphis akımının etkileri konuşuluyordu. Memphis akımı hakkında bir kitaba bakarken hocalarından birine “İkinci Ettore Sottsass olmak istiyorum” dedi. Hocası ise “Neden birinci Marc Newson olmayasın?” diye yanıtladı. Newson, işte o zaman Marc Newson olmayı kafasına koydu.

Hikayenin baş tarafında pek fazla sürpriz yok. Tasarım okuyan ve “bir şey yapmaya” meraklı birinin, eninde sonunda iyi bir tasarımcı olacağını kestirmek güç değil. Fakat hikayenin devamı onun nasıl uluslararası alanda ve sanat çevrelerinde kabul gördügünu anlatıyor: Newson, okulu bitirdikten sonra Melbourne’de bir mücevher tasarımcısıyla çalışmaya başladı fakat böyle bir yerde çalışmak onu, deyim yerindeyse “kesmedi”. Mücevher tasarlamayı bıraktı ama  bu bir son değil, yepyeni bir başlangıçtı çünkü tam da o dönemde, Avustralya Zanaat Konseyi’nden 10.000 Dolar’lık bir burs kazandı (1984). Sydney’in önde gelen galerilerinden birinde bir sergi açtı. Sergide ünlü Lockheed Lounge da vardı, bu koltuktan kendi olanaklarıyla altı tane üretmişti. Bir tanesi o zamanın fiyatıyla 3.000 Dolar’a alıcı buldu.

1987’de Tokyo’ya giden Newson, Japon mobilya üreticisi Idee ile çalışmaya başladı. Newson’ın seri üretimi yapılan ilk sandalyesi Embryo Chair (1988) bu döneme ait çalışmalarından biri. 1991’de Paris’te bir stüdyo açan Marc Newson, Avrupa’nın en ünlü firmalarıyla çalışmaya başladı. Aydınlatma firması Flos, mobilya firmaları Capellini ve Moroso için çalıştı. 1990’ların sonunda iç mekan tasarımlarına da başladı: Londra’daki Coast, Manchester’daki Mash&Air ve Manhattan’daki Canteen gibi projeleri dikkat çekince, mağaza düzenleme gibi talepler de gelmeye başladı.

Marc Newson, 1997’den bu yana çalışmalarını Londra’dan yürütüyor. Müşterileri taşımacılıktan modaya hatta lüks tüketime uzanan geniş bir yelpazede dünyaca tanınan, alınında en prestijli markalar. Örneğin iittala için bardak serisi, Alessi için mutfak ve banyo eşyaları, Magis, B&B Italia, Idee, Dupont Corian için mobilya ve aydınlatma araçları tasarladı. Danimarkalı bisiklet üreticisi Biomega için MN01 bisiklet ve Ford için bir konsept araba da tasarladı. Tasarımlarının çoğu müşterilerine prestij kazandırdı ve modern tasarım ikonları arasında yerini aldı. Newson, tasarımcı  kimliğinin yanı sıra kendi girişimi olan şirketlerde tasarımla ilintili diğer faaliyetlerini sürdürüyor: Kendine ait bir markayla saat  üretiyor, uzay çalışmaları için tasarım danışmanlığı yapıyor ve Qantas Havayolları’nın kreatif direktörlüğünü yürütüyorTime dergisinin ünlü En Etkili 100 İnsan listesinde yer alan Marc Newson, kariyeri boyunca çok sayıda ödül kazandı, İngiltere’de Kraliyet Endüstri Tasarımcısı seçildi, Sydney Üniversitesi’nden onursal doktora aldı, ayrıca Sydney College of the Arts ve Hong Kong Polytechnic University’de konuk profesör olarak dersler veriyor.

Tasarımları New York’taki MoMA, Londra’daki Design Museum ve V&A Museum, Paris’teki the Centre Georges Pompidou  ve Almanya’daki Vitra Design Museum gibi dünyanın önde gelen tasarım müzelerinde sergileniyor. Newson’ın genç yaşına rağmen, tasarımları müzayedelerde arttırma rekorları kırıyor ve çağdaş tasarım pazarının yaklaşık %25’ini onun çalışmaları oluşturuyor.

Her tür problem itinayla çözülür

Medya, eski tip otomobillere, teknelere, uçaklara ve uzay gemilerine meraklı, renkli giyinen Marc Newson’ı konuk etmeyi seviyor. Moda dünyasıyla ilintisini hiç koparmayan Newson, ilginç kişiliğiyle medya için harika bir malzeme olmanın yanında tasarım yaptığı markalar için de harika bir halkla ilişkiler aracı. “Kendimi bir problem çözücü ya da kiralık bir silah gibi görüyorum. Nike’tan Qantas’a kadar çalıştığım müşterilerim hep çok büyük firmalardı. Hepsinin kendi içlerinde tasarım bölümleri vardı; tasarım, kendi kaynaklarıyla çözemeyecekleri bir konu değildi. Ama şu ya da bu sebeple tipik düşünce kalıplarının dışına çıkıp dışarıdan biriyle çalışmayı seçtiler, çünkü kurumsal yapıda bir noktadan sonra bir şeyleri farklı yapma olanağınız kalmaz. Müşterilerim sadece problemlerine çözüm aramıyor aynı zamanda sorunu tanımlamakta da güçlük çekiyordu. İşte ben, bu noktada devreye giriyorum” diyen tasarımcı, çalışırken konuya öncelikle problem olarak yaklaştığını ve problemi çözmenin önemini vurguluyor: “Tasarım, problemleri açığa kavuşturmakla ve bir yerlerinden tutulabilir hale getirmeye çalışmakla  ilgilidir. Ben, bir projenin en anlaşılabilir, en basit parametrelerini araştırırım ve bir defa konuyu kavrayıp bir çerçeve oluşturduğumda, geriye noktaları birleştirmek kalır.”

Newson’ın tasarımları sıradışı formları nedeniyle “biomorfizm” akımının temsilcileri arasında sayılıyor. Günümüz teknolojisi, Newson’ın bu  formları yaratabilmesine olanak veriyor, bu nedenle Newson yüksek teknoloji ürünü malzemeleri kullanmayı seviyor. Genellikle plastik sanatlarda kendine yer bulan ve endüstriyel tasarımda nadir görülen bu akımın diğer temsilcileri geçmiş sayılarımızda çalışmalarına yer verdiğimiz Alvar Aalto ve Isamu Noguchi. Bazı küratörler Newson’ın gelmiş geçmiş en önemli 10 endüstri ürünleri tasarımcısı arasında yer alması gerektiğini savunuyor. Bazı eleştirmenler ise Newson’ın eserlerini tasarım-sanat eseri olarak ayrı bir kategoride değerlendirmek gerektiğini düşünüyor. Tasarımları arasındaki el yapımı, sınırlı üretime sahip ve heykelsi mobilyalara bakınca ya da Damien Hirst veya Jeff Koons gibi çağdas sanatçiların eserlerini sergileyen New York’taki ünlü Gagosian Gallery’nin bir Marc Newson sergisi açtığını (2007) hatırlayınca, tasarım-sanat eseri diye ayrı bir kategori olması gerektiğini söyleyenlere hak veriyorsunuz. Newson’ın kendisi, tasarımlarının nasıl değerlendirildiğini pek fazla dert etmiyor.  Tasarımlarını tasarım mı yoksa sanat eseri mi olarak gördüğü sorulduğunda “Umurumda değil. Aslına bakarsanız buna nasıl cevap vereceğimi de bilmiyorum. Bunu tasarımlarıma binlerce dolar ödeyenlere yada heykel gibi galerilerde sergileyenlere sormalısınız. Belki ikisinin arasında bir yerdedir” diyor.

Marc Newson, yaklaşımını oluşturan şeyin projenin bağlamı olduğunu ifade ediyor. Sınırlı sayıda üretilen ve daha çok heykelsi olarak değerlendirilen  çalışmalarıyla ilgili olarak “Bazen malzemeden yola çıkarım, bazen bir fikirden. Bu sefer ilham kaynağım malzemelerdi. Hep ilgimi çeken fakat daha önce hiç kullanmadığım malzemeleri tanımlayarak başladım. Çoğunlukla malzemenin kendinden çok bağlamı beni etkiler. Yeni olan bağlamdır, malzemeler değil” diyor.

Avustralyalı olmanın kendisi için bir avantaj olduğunu düşünen Newson, tasarıma başladığında, Avrupalı ya da başka ülkelerdeki meslektaşları gibi köklü bir tasarım geleneğinin sınırlamalarına maruz kalmadığını her fırsatta dile getiriyor. Öte taraftan Avustralya tasarımı ve Avustralyalı tasarımcılar hakkındaki görüşleri sorulduğunda kendini “Avustralyalı tasarımcı” olarak tanımlamıyor: “Bir Avustralyalı olarak, buraya özgü bir tasarım tarzı tanımlamayı çok zor buluyorum. Tasarım tasarımdır ve en güzel tarafı uluslararası bir uğraş olmasıdır.”

*Bu yazı ilk kez Hafele Gateway dergisinin 18. sayısında yayımlanmıştır.

 

The following two tabs change content below.

Nahide Mutlu

1994 yılında İTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü’nden mezun oldu. Aynı okulda master yaparken Vizyon ve Vizyon Dekorasyon dergilerinde gazeteciliğe başladı. Time Out İstanbul, Trendsetter, K-Note, Mayadrom, ALL, Beymen Magazine, Feminen, Vespassion, Galerist dergilerinde çalıştı. Geleceğin medyasının internet olduğunu ve yayıncılığın internet üzerinde gelişmesi gerektiğini düşünüyor. 2006 yılından bu yana kişisel blogu Tatlı Hayat'ta tasarım, moda, seyahat ve lüks tüketim hakkında yazılar yazıyor.

Son Yazıları Nahide Mutlu (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir