jacques brel

Brükselli Jacques Brel

07 Nisan 2013 | Aslıhan Işın | müzikomani

 Jacques Brel, zamanın dillerden düşmeyen, “hit” olmuş Fransızca şarkılarına imzasını atan besteci, söz yazarı ve yorumcuydu. Ancak Fransız değil, bir Belçikalı, hatta Brükselliydi. Bu Fransızca şarkılar arasında iz bırakan, dünyanın en hüzünlü şarkılarından  “Ne me quitte pas”, yani Beni terk etme, onun şarkısıydı. Bu şarkı da dahil bestelerini pek çok ünlü şarkıcı seslendirdi, ancak hiçbiri onun kadar hissederek ve hissettirerek söylemedi. Ömrünün sonuna yakın, 1974 yılında akciğer kanseri teşhisiyle ameliyat olduğunda ve artık hiçbir şeyin aynı olmayacağını anladığı günlerde bile Vieillir, Le Lioni Les Remparts de Varsovie, La ville s’endormait, Orly gibi yine Fransızca olan en güzel bestelerini yapmaya devam etmişti.  

Jacques Brel, 1929 yılında Brüksel’de doğdu. Doğup büyüdüğü aile ve kentte gençlik yıllarına kadar hiç mutlu olamadı. Mutsuz okul yıllarından sonra genç yaşta bir evlilik gerçekleştirdi ki o da bu mutsuzluğun içinde yitip gitti. Babasının fabrikasında kaybettiği yılların ardından 24 yaşında ne pahasına olursa olsun gitarını alıp Paris’e gitmeye karar verdiğinde, olabilecek her şeyi göze almıştı.  

Tabii başlangıçta hiçbir şey birden olmadı, hatta yolunda gitmedi. Yetmiş sekiz devirlik ilk plağı başarısız bir atılım olarak kaldı. Para kazanmak isterken aktörlük yeteneği bu dönemde ortaya çıktı. Çeşitli kabarelerde küçük rollerle sahne aldı.  Ama bu küçük roller onun fark edilip büyüme şansı yakalamasının başlangıcı olacaktı. Zamanla turnelere çıkmaya, konserler vermeye başladı. Onu takip eden hayranları bile olmaya başlamıştı. Otoriteler hakkında övgü dolu yorumlar yazıyorlardı. Ve sonunda, çok değil, Paris’e gideli tam bir yıl olmuşken, her şarkıcının hayali Olympia’da, 1959’da sahneye çıkmayı başardı. Bundan sonraki müthiş verimli yıllar içinde artık şarkılar yazacak, besteleyecek, söyleyecek, hayranlarını peşinden sürükleyecekti. En güzel Fransızca şarkıların bestecisi, aynı zamanda artık ünlü bir aktördü.  

Hayatı boyunca bu şöhretin getirdiği gibi yaşamaması onu unutulmaz kılan şeylerden biri oldu. Yaptığı işlerden para kazandı ancak hiçbir zaman tüccarlığa çevirmedi. Mütevazılıktan başından sonuna vazgeçmeyecekti. Öyle ki, sahnede sadece şarkı söylemek istediği için, konserlerinde çok alkışa fırsat bırakmadan arka arkaya şarkılarını söyleyip sahneden neredeyse kaçar gibi ayrılacak; bis bile yapmayacaktı. Bu şöhretin, başarının ortasında kariyerinin doruğundayken, aniden sahneyi terk edeceğini açıkladığında ise yer yerinden oynadı.  

Müziğe bir zamanlar gerçekleşmeyecek bir hayal gibi gördüğü ve 1959 yılında sahneye çıktığında heyecandan bacaklarının titrediği Olympia’da veda etti. Sahnede arka arkaya şarkı söyleme kuralını yine bozmadı. Kırk beş dakika hiç durmadan şarkı söyledi ve yine bis yapmadan sahneyi terk etti. Alkış, kıyamet devam edince üzerinde bornozu, ayağında terlikleri, gelip sahnede son kez seyircileri sessizce selamlayıp kulise dönecek kadar ilkeli ve ilginç bir adamdı. İlginçti çünkü şöhret de, o alkışlar da kolay kolay karşı konulacak şeyler değildi. Özellikle de öyle bir dönemde…  

Son konserini Olympia’da vermişti, ancak sahneyi Fransa’da değil, Belçika-Fransa sınırındaki Roubaix kentinde terk etti. Bu kentte son kez sahne alırken aslında verdiği mesajlar tesadüf olabilir miydi? Birincisi hayatındaki iki önemli yaşam olan Belçika ve Fransa’nın sınır çizgisinde müziği bırakmak istemişti. İkincisi, müziği bıraktığı yer, aynı zamanda onu bu noktaya getiren yerdi; bunu yaparak geldiği yeri unutmadığını işaret ediyor olabilir miydi?  

Ve nihayet 1978 yılında hastalığına yenik düşmeden önce her zamanki mütevazı tavrıyla ölümü sonrasında hiçbir tören istemediğini söylemişti. Ve sessiz sedasız çok sevdiği Fransız Polinezyası’ndaki Hiva Oa  adasına gömüldü.     

Genç yaşında Fransa’ya gitmesi, orada ünlenmesi, dünyaca ünlü Fransızca şarkılara imza atması özellikle milliyetçi Belçikalılar’ın kalbini kırmıştı. Bunu Jacques Brel de herkes gibi biliyor olacaktı ki, Brüksel’de 2010 yılında adına ve anısına açılan sergi afişindeki siyah-beyaz bir fotoğrafının üzerinde yazan dört satır, Brel’in dilinden şunları söylüyordu:  

20 yıldır, 

Bir şekilde konuşuyorum, 

Belçika’dan konuşmasam, 

Belçikalılar’dan konuşuyorum

 

Terk etme beni  (Ne me quitte pas)

Unutmak zorundayız,
Her şey unutulabilir,
Geçip giden her şey…
Unutmalı:
Geçen Yanlış anlaşılmalarla,
Yitip giden zamanı.
Ve zaman kaybedilir:
Anlamaya çalışmakla,
Geçen o saatleri..
Ki zaman zaman,
“Niçinler” öldürür
Kalplerdeki mutluluğu…
Terk etme beni, terk etme beni,                                                                                                                                                                                                    Terk etme beni, terk etme beni.

Bense yağmur taneleri sunacağım
Yağmur yağmayan ülkelerden getirilmiş.
Yaracağım toprağı,
Ölümümden sonrasına kadar,
Sarmalamak için bedenini,
Altın ve ışıkla.
Sana bir ülke vereceğim:
Sevginin kral olacağı,
Sevginin kural olacağı,
Ve senin kraliçe olacağın.
Terk etme beni, terk etme beni,                                                                                                                                                                                                 Terk etme beni, terk etme beni.

Terk etme beni
Delice sözler yaratacağım,
Sadece senin anlayabileceğin.
Sana, oradaki
Sevenlerden bahsedeceğim,
İki kez kalplerinin öpüştüğünü gören,
Sana rastlayamadığı için ölen,
O kralın öyküsünü anlatacağım.
Terk etme beni, terk etme beni,

Terk etme beni, terk etme beni.
Biz sıkça görürüz
Eski bir volkandan alev fışkırdığını..
Çok eski olduğunu sandığımız.
Bazen bunun gibi,
Yanmış topraklar
En verimli nisandan,daha çok ürün verebilir
Ve akşam gökyüzünde birleşmezler mi onlar
Kızıl ve siyah ışıklar vermek için
Terk etme beni, terk etme beni,                                                                                                                                                                                                 Terk etme beni, terk etme beni.

Terk etme beni
Artık ağlamayacağım,
Artık konuşmayacağım,
Bir tek burada saklanıp,
Senin dans edip gülümsemeni,
Şarkı söylemeni ve gülmeni görmek için.
Bırak olayım: gölgenin gölgesi,
Elinin gölgesi,
Terk etme beni, terk etme beni,                                                                                                                                                                                         Terk etme beni, terk etme beni.
Ne me quitte pas

Il faut oublier
Tout peut s’oublier
Qui s’enfuit deja
Oublier le temps des malentendus
Et le temps perdu, a savoir comment
Oublier ces heures qui tuaient parfois
A coup de “pourquoi” le coeur du bonheur
Ne me quitte pas, ne me quitte pas,

Ne me quitte pas, ne me quitte pas.

Moi, je t’offrirai des perles de pluie
Venues de pays ou il ne pleut pas
Je creuserai la terre jusqu’apres ma mort
Pour couvrir ton corps d’or et de lumiere
Je ferai un domaine ou l’amour sera roi
Ou l’amour sera loi, ou tu seras ma reine
Ne me quitte pas,  ne me quitte pas,

Ne me quitte pas, ne me quitte pas.

Ne me quitte pas, je t’inventerai
Des mots insenses que tu comprendras
Je te parlerai de ces amants-la
Qui ont vu deux fois leurs coeurs s’embraser
Je te raconterai l’histoire de ce roi
Mort de n’avoir pas pu te rencontrer
Ne me quitte pas, ne me quitte pas,

Ne me quitte pas, ne me quitte pas.

On a vu souvent rejaillir le feu
De l’ancien volcan qu’on croyait trop vieux
Il est, parait-il, des terres brulees
Donnant plus de ble qu’un meilleur avril
Et quand vient le soir, pour qu’un ciel flamboie
Le rouge et le noir ne s’epousent-ils pas?
Ne me quitte pas, ne me quitte pas,

Ne me quitte pas, ne me quitte pas.

Ne me quitte pas, je ne vais plus pleurer
Je ne vais plus parler, je me cacherais la
A te regarder danser et sourire
Et a t’ecouter chanter et puis rire
Laisse-moi devenir l’ombre de ton ombre
L’ombre de ta main, l’ombre de ton chien
Mais ne me quitte pas,
Ne me quitte pas, ne me quitte pas,

Ne me quitte pas, ne me quitte pas.

The following two tabs change content below.

Aslıhan Işın

1995 yılında Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü’nden mezun oldu. Dergicilik kariyerine Hürriyet Dergi Grubu’nda, Art+Decor Dergisi’nde muhabirlik yaparak başladı. Dekorasyon, seyahat, kadın, yaşam, yemek dergilerinde editör, yazı işleri müdürü ve yayın yönetmeni olarak çalıştı. Dergicilik kariyeri boyunca seyahat, havayolu, yemek – içki kültürü, moda ve mücevher dergilerine bağımsız yazarlık yaptı. Halen kişisel bloğu için yazıyor, halkla ilişkiler yöneticisi ve editör olarak çalışıyor. Gezip gördüğü ülkelerden aldığı kitap ayracı, gazete ve kartlarla başlangıcını oluşturduğu koleksiyonlarına, 45’lik plaklar ve dergilerden oluşan küçük çaplı yeni koleksiyonlar ekliyor.

Son Yazıları Aslıhan Işın (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

One Response to Brükselli Jacques Brel

  1. Hülya :

    Hayranı olduğum, yıllardır hiç bıkmadan dinlediğim bir yorumcu, besteci, söz yazarı ve “Issız Ada’ya düşsen yanında olmasını istediğin 3 melodi ne olur?” ‘un yanıtı olan “Biri, Ne Me Quitte pas olur, o şart” daki bu melodiyi sabah sabah karşımda görüp, yazıyı okurken, bir yandan dinlemek çok hoş oldu… Sağolunuz….

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir