kolektomani-cambaz-minyatur

Canıyla Oynayan Osmanlı Can’bazları

16 Ağustos 2016 | Gülderen Bölük | gündelik yaşam

Her ne kadar günümüzde cambaz denilse de, onlar canlarını tehlikeye atarak gösteriler yapan ‘canbaz’lardır ki yüzlerce yıl önce Osmanlı İmparatorluğu içinde yaşayan ve bu zor gösterileri kendilerine meslek seçenlerin ünü tarih kitaplarına geçmiştir. Evliya Çelebi bize yaşadığı dönemden (1611 – 1682) en namdar olanların isimlerini aktarır; Üsküdarlı Mehmet Çelebi, Bursalı Kubadî,  Mağripli Hacı Nasır, İskenderiyeli Hacı Ali, Harputlu Şaşı Hüsam, Arapkirli Kara Secah, Kamberoğlu, Kız Pehlivan.[1]

Mülkiye nazırı Pertev Paşa’nın torunu Abdülaziz Bey’in (1850-1918) özellikle yaşadığı dönem olmak üzere, Osmanlı toplumunda günlük yaşam, tören, gelenek ve görenekleri anlattığı kitabında canbazların, İstanbul’da Koca Mustafa Paşa Camii civarında bulunan Canbaziyye Mahallesi denilen yerde oturduklarını yazar. Namı o günlere kadar gelen isimleri de verir ki hepsi Evliya Çelebinin önceden aktarmış olduğu isimlerdir. Abdülaziz Bey, cambaz sınıfının belirli ustaları varsa da bir loncalarının bulunmadığı bilgisini de aktarır.[2]

Özellikle, İmparatorluk tarafından düzenlenen şenliklerin vazgeçilmez unsurları arasında yer alan canbazlar, şenlikleri izlemeye gelen birçok yabancı tarihçi, elçi ve misafirin de tanıklık etmesiyle, tehlikeli gösterilerini adeta tüm dünyanın gözü önünde sergilemişlerdir. Zira Pek çok belge ve kayıt bunların detaylarıyla doludur.

Yerli canbazların yanı sıra Mısır’dan da sıklıkla şenlikle çağırılan gösteri grupları vardır. lll. Ahmet Döneminde yapılan şenliklerle ilgili Bizanslı tarihçi Gregoras “Bu şenliklerle ilgili 40 oyuncu Mısır’dan yola çıktı. Bunlar önce bütün Doğuyu gezdikten sonra İstanbul’a vardılar. Ancak yarısı gelebilmiş, ötekiler yolarda gösterdikleri oyunların öldürücü olmasından, birer ikişer can verip gitmişlerdi”  diyerek bu gösterilerin tehlikesini gözler önüne serer.

Yine bir yabancı tanık, Avrupa’da olduğu gibi Osmanlıda da sirk sanatlarının olduğunu aktarır. Bu tarz gösteriler yapmayı meslek edinenlerin bu işe çocukluktan başladığını ve bir daha da meslek değiştirmediğini belirterek çalışma şekilleri hakkında da bilgiler sunar: “Bu oyuncular yarım düzinelik takımlarla ülkeleri, kent kent, köy köy dolaşırlar (…). Bu oyuncular bir yerde konaklıyor, çok kişinin toplandığı bir meydanda kimi hüner gösterirken kimisi de seyircilerden para istiyordu.”[3]

Canıyla oynayan bu canbazları Özdemir Nutku üç grupta toplar. Birincisi; ip canbazlarıdır ki mizan olmadan (dengede durmayı sağlayan uzun sırık) ip üstünde yürümek, ipte bağdaş kurmak, minareler arasına gerilen iplerde hüner göstermek, ayağında bıçaklarla veya sırtına bir hayvan ya da insan bağlarak yürümek, ip üzerine kazan koyarak içine girmek, ayakta nalınlarla yürümek gibi izleyenlerde büyük heyecan uyandıran akrobatik hareketleri kapsar.

İkincisi; bir direk ya da sütuna tırmananlardır ki, bu hüner sahipleri ip değil de yüksek direkler, dikili taşlar ya da gemi serenleri kullanırlar. Abdî 1675 şenliğini kaleme aldığı sûrnamesinde yaklaşık 23 metre yüksekliği olan bir direkten söz eder. Bu direğin tepesine asılmış gümüş maşrapa içindeki çil çil paraları almak için pek çok kişinin tırmanmaya çalıştığını ama kimsenin başaramadığını, akşama doğru ise 15 yaşlarında bir delikanlının tırmanarak maşrapaya ulaştığını ve tüm parayı aldığını yazar.

Çoğu zaman bu direklerin yağla veya sabunla kayganlaştırıldığı, canbazların ise hiçbir yardımcı alet kullanmadan bunlara tırmandığı tanıkların ve tarihçilerin aktarımlarında sıkça yer alır. Yine 1675 Şenliğinde bir canbaz üzerine top konulan bir direğe tırmanmış, daha sonra başını direğin üzerindeki topa koyarak amuda kalkmış ve sonra da ellerini bırakarak dengede durmuştur.

Bunun benzeri daha pek çok örnek mevcuttur. Örneğin bir başkası sivri uçlu direğin tepesine tırmanmış bir kemerle koruduğu göbeğini bu sivri yere koyarak el ve bacaklarını açmış ve bu şekilde göbeği üzerinde dönmüştür.

Üçüncü grup canbazlar ise ayaklarına upuzun değnekler takarak yürüyenlerdir ki bunlara aynı zamanda paçlebaz da denmektedir. Bunlar çok uzun değnek kullandıkları için dengelerini korumak adına ellerinde uzun sırıklar da tutarlardı. Bunlar sadece yürümekle kalmayıp aynı zamanda dans da ederlerdi. 1675 şenliğinde kayıtlara geçen bir paçlebazın 2,75 metrelik değnekler üzerinde dans ettiği, hatta bir ayağını havaya kaldırarak tek değnek üzerinde döndüğü satırlar arasına girmiştir.[4]

Burada çok küçük bir bölümünü aktardığımız canbazlık mesleği bazı ülkelerin sirklerinde devam etse de artık bizde unutulmuş, sadece Osmanlı Şenliklerinin şaşaasını anlatan sayfaların arasında, yüzlerce yıllık birikimlerin zenginliğinde, bir masal tadıyla kalmıştır.

 

[1] Metin And, Osmanlı Şenliklerinde Türk Sanatları, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, s.135

[2] Abdülaziz Bey, Osmanlı Âdet, Merasim ve Tabirleri, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, s.394

[3] And, agk, s.136

[4] Özdemir Nutku, lV. Mehmet’in Edirne Şenliği, Türk Tarih Kurumu, s.89

The following two tabs change content below.

Gülderen Bölük

1987 yılında İstanbul Bulvar Tiyatrosu'nda çocuk oyunları ekibinde tiyatro çalışmalarına başladı. 1995 yılına kadar bu tiyatroda birçok eserde ve çocuk oyununda rol aldı. 1998 yılında Bahçelievler Belediye Tiyatrosunda biz sezon sahne aldı. 2002 senesinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Gösteri Sanatları Merkezi, Tiyatro Yazarlığı ve Yönetmenliği’nden mezun oldu. Aynı yıl Mimar Sinan Üniversitesi, Fotoğraf Ana Sanat Dalı’nı bitirdi.2002 yılında İğne Deliği Sanat Atölyesi’ni kurdu ve atölyede verdiği fotoğraf derslerinin yanı sıra birçok etkinlik düzenledi. Bu etkinliklerde birçok sanatçıya ev sahipliği yaptı. Aynı zamanda dia gösterileri ve sergilerde yer aldı, konferanslar verdi. Uzun yıllardır Osmanlı Dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarına ait fotoğraf koleksiyonu yapan Bölük, bu konudaki araştırmalarını makaleler şeklinde kaleme aldı. Yazıları Newsweek, Aktüel, Collection, Popüler Tarih, Toplumsal Tarih, On Air, Jet Life, Fotoğraf Dergisi gibi birçok dergide yayımlandı. 2003 yılında Collection Kulübü'ne üye olan Bölük, kulüp üyeleriyle beraber; pek çok koleksiyon sergisinde yer aldı 2006 yılında Devlet Fotoğraf Yarışmasında “Başarı” ödülü aldı. Birçok eseri sergilenmeye değer bulundu.2009 yılında Kültür A.Ş. tarafından "İstanbul'un 100 Fotoğrafçısı" adlı kitabı yayımlandı. Fotoğraf Tarihi alanında birçok konferans verdi. 2010 yılında Marmara Üniversitesi, Fotoğraf Bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı. Üç yıla yakın bir süredir Fotoğraf Dergisi'nde Foto Bellek adlı köşesinde fotoğrafa dair Osmanlı Dönemi'nden kalan belgelerin çevirisini yapmaktadır. 2014 Yılında ikinci kitabı Fotoğrafın Serüveni, Kapı Yayınları tarafından yayımlandı. 1993 yılından bu yana anaokullarında yaratıcı drama ve tiyatro eğitimi vermektedir.

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir