Çelebi Efendi, Plak Koy!

29 Ekim 2013 | Mustafa Naci Uncu | gündelik yaşam

Atatürk,  1936’da sağlığı bozulana kadar , sabahtan-akşama günlük devlet işleriyle uğraşır, akşamları ise ‘yemekli toplantılar’ biçiminde  devlet ileri gelenlerinin iştirakiyle çalışmaya devam ederdi. Çankaya, Florya, Yalova Köşkleri, Dolmabahçe Sarayı bu toplantıların başlıca mekanlarıydı. Cumhuriyet’in  pek çok önemli meselesi  bu  sofralarda konuşulur, uzun görüşmeler sonunda alınan kararlar hayata geçirilirdi. 

Ağırlanan misafirlerle sohbet edilirken, çoğu geceler huzurda bulunan ‘Riyaset-i Cumhur Fasıl Heyeti’ * ve misafir olarak davet edilen diğer sanatçılar Türk musikisinin o dönemde tercih edilen eserlerini icra ederlerdi.  Aralarda, konu devlet işleri değilse musikinin inceliklerinden bahsedilir, musiki konusunda derin bilgisi olan Atatürk, icra ve güfte yorumunu değerlendirip düzeltmeler yapar, beğendiği sanatçıları taltif ederdi. 

Atatürk, fasıl yapılmayan ya da yalnız olduğu gecelerde  radyo veya gramofondan  musiki  dinlemeyi sürdürürdü.  Konakladığı  yerlerde genellikle radyo ve gramofon olurdu. Köşklerin yanısıra, Savarona yatı ve yurt gezilerine çıktığı özel vagonunda da elektirikle çalışan birer gramofon mevcuttu.

Zamanla müzeye dönüştürülen bu vagonda bulunan özenle saklanmış taş plakları zarar görmelerinden çekinilerek Ankara’daki Demiryolu müzesinde korumaya alınmıştır. Ata’nın şahsına ait taş plakların varlığı, Osmantan Erkır’ı harekete geçirmiş ve bu taş plaklardan derlenen eserlerden bir album oluşturulmuştur. Yaklaşık 65 plaktan oluşan bu koleksiyondan seçilen eserler, icracılarının ve eserlerin müzikal ayrıntılarını da kapsayacak bir kitapçıkla ‘Atatürk’ le Bir Tren Yolculuğu’ adıyla yayınlanmıştır.** Her 10 Kasım’da ‘Ata’nın Sevdiği Şarkılar’ listesini zenginleştirdiği açık olan bu çalışma Ata’nın tercihlerinin çeşitliliğini  de sergilemesi açısından kıymetlidir. 

Atatürk’ün Celal Bayar’a Hediye Ettiği Tarihi Plak.. 

Merkezi İngiltere’de bulunan bir gramofon ve taş plak firması, Ata’ya ufak ve otomatik bir plak doldurma makinesini  gramofonuyla beraber hediye eder. Dinleyenlerin aktardığına göre Atatürk, güzel ve davudi sesiyle bu gramofona şarkılar okur sonra da dinlerdi. Celal Bayar hatıralarında şu ilginç bilgiyi aktarır: 

‘’Ata, makine geldikten sonra bol bol plak doldurur ve onları çalmaktan hoşlanırdı. Ancak, Gazi plakları kimseye vermez ve derhal imha ettrirdi. Zaten plaklar 3-4 defa çalındıktan sonar adeta işe yaramaz hale geliyorlardı.” 

Toplantıların ekserisinde hazır bulunan ve plaklardan birini hatıra olarak almak isteyen Celal Bayar ve Muhiddin Üstündağ’ın katıldığı bir mecliste, gene bermutad Atatürk şarkı söylüyor, bazen diğerleri de iştirak ediyorlar ve sonra plaklar çalınıyordu. Bir ara Ata’yı  dışarıya çağırdılar. Atatürk giderken elindeki plağı, masanın üstüne bırakmıştı. Biraz sonra geri döndüğü vakit, plağı unutmuştu. Plağa yakın bulunan  Üstündağ, Bayar’dan evvel davranmış ve plağı almıştı. Aradan zaman geçti. Beklenmedik bir anda, Atatürk:

 “Muhiddin, plağımı ver” dedi.

Aldı ve kırdı, sonra sözüne devamla:

“Eğer, dedi, plak vermek istesem, bu önce Celal’in hakkıdır. Çünkü sizden çok evvel, bana rica etmişti.” 

Ayağa kalktı ve Bayar hakkında bir konuşma yaparak plağı Celal Bayar’a hatıra olarak verdi. Bayar, bu plağı ‘Atatürk İnkılap Müzesi’ ne hediye etmiş, halen bir camekan içinde saklanmaktadır. Atatürk’e yıllarca hizmet etmiş Cemal Granda, Ata’nın gramofon ve taş plak tutkusunu şöyle aktarır:

 

“Köşkte çok sayıda plak vardı. Bunların çoğu alaturka şarkılardı. Atatürk emredince bunların arasından seçtiklerimi gramofona koyar çalardım. Yalnız kaldığı zamanlar da gramofon dinlemeyi severdi. Plak dönerken, sofraya parmaklarıyla vurarak makam tutar, böyle anlarda gözlerini kapatarak uzun uzun düşünürdü. Sevdiği parça olursa gramofonda hafif mırıltılarla şarkıya katılırdı. Hatta gramofonu, plak dönerken kucağında bahçeye defalarca taşıdım.” 

Yeni çıkan plaklar hemen Ata’ya takdim edilir ve bazı sanatçılar bu yolla Ata’nın hafızasına girerdi. Daha sonra şahsen tanıştığı birçok sanatçıya, ‘’Sizi plaklarınızdan tanıyorum’’ demiştir. Mesela Hafız Yaşar, Bimen Şen  huzura çıktıklarında bu övgüleri almışlardı. Safiye Ayla ise 1931 yılında Atatürk’e plaklarını dinlettirdiklerini, onun da ‘’Bu kızı bir gün bana dinletin,’’ dediğini anlatır. 

Gramofon  ve taş plak, genç Cumhuriyet   için Avrupa ve Amerika’dan çok daha farklı önem taşıyordu. Atatürk bunun farkındaydı. Unutulmuş, ihmal edilmiş, cahil bırakılmış, yokluk ve sefaletle savaşan mazbut  Anadolu insanı, gramofon ve taş plaklar sayesinde  musikiyle, o dönemin en kıymetli hanendeleri ve sazendeleriyle tanışmıştır. Kuran-ı Kerim, Mevlüt, İstiklal Marşı, Onuncu Yıl Nutku, Nazım’ın şiirleri illere, ilçelere hatta köylere kadar taş plaklarla ulaşmıştır.

Türkiye’de taş plak üreten firmalardan biri olan Columbia Atatürk’ün ölümüne duyulan üzüntüyü bir halk ozanın sesinden, sazından dökülen nağmelerle ifade etmeyi seçmiş, Şarkışlalı Aşık Veysel, Ata’nın ölümü üzerine yaptığı plağa ‘’Atatürk Ağıtı’’ adını vermişti: 

   ‘’Ağlayalım Atatürk’e
Bütün dünya kan ağladı
Başbuğ olmuştu mülke
Geldi ecel can ağladı .’’

 

* ‘’Uzun yıllar boyu faliyetlerini Dolmabahçe Sarayı’nda sürdüren Muzikay-ı Hümayun’un yeni başkent Ankara’ya nakli kararı, 1924 yılı  Nisan ayında alındı. Topluluğun adı ‘’Riyaset-I Cumhur Musiki Heyeti’’ olarak değiştirildi. Tıpkı İstanbul Dolmabahçe Sarayı’ında olduğu gibi, iki farklı musiki icra etmek üzere teşkilatlanmıştı. Riyaset-I Cumhur Orkestrası ve İncesaz Heyeti.’’

 

** ‘’Albümde yer alan eserler şunlardır:

 

1-   Sen bezmimize geldiğin akşam neler olmaz
2-   Ey gonca dehen hâr-ü elem cânıma geçti
3-   Cânâ rakibi handân edersin
4-   Seni kim görse der-ununda muhabbet uyanır
5-   Allı yemeni
6-   Rast peşrevi
7-   Bâde-i vuslat içilsin kâse-i fağfurdan
8-   Şahane gözler şahane
9-   Dağlar dağlar viran dağlar
10- Köşküm var deryaya karşı
11- Yine de kaynadı coştu dağların taşı
12- Gözüne sürme çekmiş
13- Yıllar… Çok uzakta  bir İlkbahar Gecesinde
14- Hala yaşıyor kalbimin en gizli yerinde
15- Yalova şarkısı
16- Sahilde sabâ rüzgarı ağlarken uyan sen
17- Ruhumda bu şeb-i hicr-i visalin yanıyorken
18- Kaçma mecburundan ey ahûy-u vahşi ülfet et
19- Söğüt zeybeği
20- Ben melâmet hırkasını kendim giydim (haydar haydar)…
21- Hicaz taksim… ‘’

 

Kaynaklar:

  • AKÇURA Gökhan, Gramofon Çağı, Om Yayınevi, 2002
  • BAYAR Celal, Atatürk’ten Hatıralar, Sel Yayınları, 1955
  • ERKIR Osmantan, Atatürk’le Bir Tren Yolculuğu(Albüm), FRS Mat.,2005
  • GRANDA Cemal, Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri, Kent Kitap, 2008
  • ÜNLÜ Cemal, Git Zaman Gel Zaman, Pan Yayıncılık, 2004
The following two tabs change content below.

Mustafa Naci Uncu

1969'da Eskişehir'in Sivrihisar ilçesinde doğdu. İlk ve orta tahsilini Eskişehir'de tamamlayıp A.Ü. Veteriner Fakültesi'nden mezun oldu. Doksanlı yılların sonlarında gramofon ve taş plak toplamaya başladı. Koleksiyonunun yanı sıra gramofon tamir etmeyi, ahşap kayıpları onarıp yenilemeyi öğrendi. Bisiklet objesi ve efemerası, nargile, rozet ve evcil hayvanların yer aldığı eski kartpostal koleksiyonu yapmaktadır. Yerel gazete ve dergilerde koleksiyonlarına ve mesleki konulara dair yazılar yazmakta, yedi yıldır fotoğraf çekmektedir. Halen Eskişehir'de Nuh'un Gemisi Veteriner Kliniğinin doktorlarındandır.

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

2 Yorum Çelebi Efendi, Plak Koy!

  1. cengiz çetin :

    Bir kitapta okuduğum “Beden hasta ruh seferde” cümlesini değiştirerek diyorum ki “Beden çalışıyor lakin ruh seferde”…
    Naci Hocamın ruhunu sefere çıkartıp kafasının içindeki bahçeye yeni güzellikleri kattığını bana armağan ettigi CD’den anlamalıydım.
    Teşekkürler…

    • M.Naci Uncu :

      Kıymetli Hocam, bedenimle ruhumu sizin kadar çalıştırabilme azmindeyim.. İltifat buyurmuşsunuz. Teşekkür ederim..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir