Cumhuriyeti Afişe Eden Adam: İhap Hulusi

24 Mart 2013 | Ender Merter | tasarım, yazılar

İhap Hulusi Görey’in 115. doğum yılını kutluyoruz ama o hâlâ ikonlaşmış çizgileriyle gündelik hayatımızın içinde. Batı’da eğitim görmüş, dört yabancı dil bilen, geniş kültürlü İhap Hulusi Görey, Cumhuriyet ideolojisine denk düşen bireylerin tipik bir örneği aynı zamanda. Yeni rejimle birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemindeki uyuşukluktan sıyrılmış, ülkenin üzerine çöken ölü toprağı atılmaya başlanmıştır. Ülkenin dört bir yanında ticari ve sosyal atılımlar kalkınma ve çağdaşlaşma hamleleri tüm hızıyla sürmektedir.

1920 yılında resim eğitimi almak için Almanya’ya giden İhap Hulusi, beş yıl süren eğitimin ardından 1925 yılında Türkiye’ye döner. İlk olarak Akbaba dergisinde çalışmaya başlar. Buradaki çalışmaları dikkat çeker ve ilk siparişini, 1926’da İnci Diş Macunları’ndan alır. Dişlerini göstererek gülen bir zenci çizen İhap Hulusi bu işten10 lira kazanır; sonrasında siparişlerin devamı gelir. O dönemde televizyon henüz yoktur, radyo yaygın değildir, düşük tirajlı gazetelerin de geniş yığınlara ulaşamadığı dikkate alındığında, en geçerli, en makul kitle iletişim aracının duvar afişleri olduğu anlaşılır. Eğitim düzeyi düşük halka mesaj ulaştırmanın en kestirme, en yaygın aracıdır afişler.

İhap Hulusi böylece, yeni devletin ideolojisini halka mal etmekle görevli kitle iletişimcisi rolünü üstlenir. Devlet, halkın yerli mallarını kullanmasını isterken, bunu yığınlara İhap Hulusi’nin çizgileri ile duyurur. Çağdaş kılıklarla gezilmesi isteniyorsa, halkın bilinçaltında bu arzuyu İhap Hulusi’nin Sümerbank için hazırladığı ilanlardaki çekici ayakkabı görüntüleri tahrik eder. Almış olduğu kültür ve yaşam felsefesi, İhap Hulusi’yi kendi görüşlerine uygun resimler üretmeye teşvik eder, modellerine kaynaklık eden yakın çevresindeki insanlar da zaten şık giyimli, çağdaş görünümlü kişilerdir. Sonuç; doğrudan ilgisi olmayan çalışmalarında da İhap Hulusi, Cumhuriyet’in görmek istediği bireyin görüntüsünü kullanır, çoğaltır, belleklere yerleştirir, yaygınlaşmasını sağlar. Ülke baştan sona yenilenmekte, “az zamanda büyük işler başarmış” olan devlet, daha mutlu bir geleceğin müjdesini vermektedir. İhap Hulusi’nin afişleri de bu mesajı halka taşır… Çünkü o, Cumhuriyet’i “afişe” eden adamdır. Alfabe kapağını süsleyen Atatürk ve Ülkü; kağıt paraların üzerine basılan Kocatepe’deki Atatürk; kara yemenisi, poturu, belinde kuşağı, yeleği, öne doğru eğilmiş kasketi ve elinin altında tuttuğu kumbarasıyla, ikindi güneşinin altında sırtını bankasına dayamış, keyifle sigarasını tüttüren aksakallı ihtiyar… “Para biriktiren rahat eder” sloganıyla Ziraat Bankası için hazırlanmış afiş, köy kahvelerine varıncaya dek tüm Anadolu’yu sarmıştır.

Bir hayli değişikliğe uğrasa da hâlâ gündelik hayatımızda olan Kulüp Rakısı etiketi… Etiketin üzerindekilerden arkası dönük olan yakın arkadaşı şair, milletvekili Fazıl Ahmet Aykaç, yüzü dönük olan ise kendisidir. Önce fotoğrafını çekmiş, sonra bu illüstrasyonu yapmıştır.

Türk kahvesinin serüveninin başladığı İstanbul’daki Taht-ul Kale’de –bugünkü Tahtakale semti- Mehmet Efendi isimli bir kişi 1871’de “Kurukahveci Mehmet Efendi” adıyla küçük bir dükkan açmıştı. Mehmet Efendi’nin küçük oğlu Ahmet Rıza Kurukahveci’nin kuruluşun başına geçmesiyle, Türk kahvesinin simgesi haline gelen “Kurukahveci Mehmet Efendi Mahdumları” isminin günümüze kadar taşınmasını sağlayacak girişimler gerçekleşmiştir. Ahmet Rıza Bey henüz 1933’te son derece ilerici bir tutumla, kuruluşun kurum kimliğine olan gereksinimini fark etmişti. Görey’in tasarladığı logo ve diğer tanıtım elemanları Tahtakale’deki dükkanı “marka”ya dönüştürme konusunda, görsel kimliğin ne denli önemli olduğunu gösteren örnek bir çalışma olmuştur.

Tüm ilan metinlerini de kendisi yazm›ş. Baz›lar› oldukça ilginçtir, örneğin Ankara Balı ilanında bir erkek karısını öperken görüntülenmiştir; altında “Ankara Balı daha tatlı” yazar. Sümerbank Yerli Mallar Pazarı’nın ilanlarında ise, ringde mücadele eden iki boksörün resmine onun şu cümlesi eşlik etmektedir. “Hafif sıklet bir şampiyon gibi bu kunduraların en hafifi ve en sağlamıdır.” Yine Sümerbank’ın bir başka afişindeki yazıyı da analım, “Beykoz kunduraları, martı gibidir, içlerine su geçirmez.”

İhap Hulusi, kendisi için bir afişte en önemli öğenin “buluş” olduğunu söyler, ona göre afiş, seyredenlerin ilgisini çekmeli ve düşündürmelidir. 1980’lerde yaptığı bir söyleşide dönemin eğilimlerini eleştirir; “Bugünkü afişleri ben beğenmiyorum. Halka hitap etmiyor. İlgi çekmiyor. Sözle çizgi birleşmiyor. Reklam şirketlerinin imkânları afiş sanatçısının lehine kullanılmıyor. Beni sergiye götürdüler. Güzel resim bunlar, ama afiş değil, resim.”

“Ana fikir, günlük hayatta ansızın aklıma gelir, sonra resimlerim. Genellikle afişlerimi küçük boyutlarda yaparım. Sonra projeksiyonla büyütür, temize çeker, ondan sonra teslim ederim” biçiminde özetler çalışma sistemini. İhap Hulusi’nin bir başka ilginç özelliği de göze çarpar; her işe ayırdığı zamanı not düşer üçgeninin yanına, Arapça, Türkçe ve İngilizce olarak. İhap Hulusi Görey’in yarım asrı aşan bu sevda serüveninde: “Sanatçı kişiliği açısından ölümsüz ustaların özelliği olan her şey onda vardır. Aldığı siparişlerin büyüğü ve küçüğü yoktu. Hepsinde yalnız bir amaç vardı; o da mükemmelin zirvesine erişmesi.”

 

The following two tabs change content below.

Ender Merter

Reklamcı/Yazar. 1960 İstanbul da doğdu. Evli bir kız bir erkek iki iletişimci yetiştirdi. 30 yıllık meslek hayatında; çeyrek asrı bulan Espas İletişim'in ajans başkanlığı, RV kurucu ve yönetim kurulu üyeliği, RD "Yaşam Boyu Üyeliği" nin yanında Marmara Üniversitesi "Onur Ödülü" (2012) sahibi. Son kitabı (2012) "Köşe Kapmaca" da 1989 dan bu yana yazdığı köşe yazılarından seçmeceler var. Ayrıca her Cuma 13.30 da canlı Bloomberg HT TV kanalında "Reklamarkası" programıyla aynı gün Türkiye Gazetesi nde "az ve öz" köse yazıları devam etmekte.

Son Yazıları Ender Merter (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir