Devrim Kunter ile Seyfettin Efendi Üzerine

23 Aralık 2013 | Gülderen Bölük | röportaj

GB. Sevgili Devrim, çizgi roman kitabın Seyfettin Efendi ve Olağanüstü Maceraları raflardaki yerini aldı, şimdi de bir sergi hazırlığı içindesin. Serginin detaylarına geleceğiz ama öncelikle Seyfettin Efendi kim, hangi dönemde yaşıyor; ne kadarı gerçek bir karakter, ne kadarı hayal?

DK. Hikâyemiz 1920’lerde başlıyor, Seyfettin Efendi aklın ve mantığın sınırlarını zorlayan olayları çözmek için göreve gelmiş, “İfşa-ı sır” teşkilatının kurucusu. Hikâyeler tarihi olsa da, gerçek tarihi kişilerle karşılaşıp yaşanmış olayları ele alsa da geri kalanı kurgu tabii ki.

GB. Bu karakterin ortaya çıkış sürecini anlatır mısın? Nelerden ya da kimlerden etkilendin ve beslendin?

DK. Başlangıçta 80’lerde geçen, paranormal olaylar içeren bir dedektiflik hikâyesi düşünmüştüm. Sonra tarihi daha da geriye çekmeye karar verdim. Arada daha mizahi anlatımlar da denedim ama en son gördüğünüz hale geldi. Birçok şeyden azıcık almak gerekiyor. Roman, çizgi roman, film, dizi, gazete haberi, eş dost arasında yapılan sohbet. Hepsinden bir şeyler alıp kullanıyorum.

GB. Bir röportajında Seyfettin Efendi’nin 1884, Gönen doğumlu olduğunu söylüyorsun. Bunu okuyunca espri yaptığını düşünerek ilk etapta güldüm ama hemen anladım ki bunu gerçekten söylüyorsun. Karakter yaratmanın zorluğunu tahmin ederdim ama bu kadar detayın hesaplanması gerektiğini akıl edememişim. Öyle olduğuna göre doğum yeri olarak Gönen’i seçmenin de bir nedeni vardır diye düşünüyorum. Var mı gerçekten?

DK. Tarihsel olaylara ve kişilere bağlantı yaparken “O zaman yaşayanlardan kim iyi bir hafiye olur ?” fikri aklıma gelmişti. Karakterimiz 1920 yılında kendisi için sahte bir cenaze töreni düzenliyor ve eski kimliğini bırakıp İstiklal harbine katılıyor. Bu olay örgüsünde benzerlik kurduğumuz kişi aslında Ömer Seyfettin.

GB. Seyfettin Efendi’nin de her kahraman gibi zeki biri olacağına şüphe yok. Başka hangi özellikleri ortaya çıkıyor? Biraz da otoriteyle anlaşmaz, kural tanımaz bir yapısı var sanki ne dersin?

DK. Evet, aslında ilk anda hep Sherlock Holmes ile kıyaslanıyor ister istemez. Ben daha çok “Cool hand Luke”a benzetirim. Bilmeyenler için hatırlatalım 1969 yapımı Paul Newman’ın oynadığı Türkçe’ye “Parmaklıklar Arkasında” olarak çevrilen film.

GB. Eğer karakter, yaratıcının kafasında tam olarak oturmuşsa en ince detaya kadar cevap verebilir değil mi?

DK. Veremeyebilir. Şöyle bir durum var aslında çizgi roman türü, devam eden serilerde pek karakter gelişmesi görmeyiz. Aynı karakter aradan elli sayı geçse bile aynı davranışları gösterir. Ben Seyfettin Efendi’nin bu şekilde devam etmesini düşünmüyorum. Tarih olarak 1930’lara geldiğimizde daha farklı bir Seyfettin Efendi ve ekibiyle devam edeceğiz.

GB. Kahramanın karakteriyle ilgili biraz daha tali sorular sormak istiyorum. Bir İstanbul beyefendisi olan Seyfettin, cimri midir, bonkör mü ya da tutumlu mu? Gelenekçi bir yanı da bulunur mu? Çapkınlık yapar mı? Gerçi yaşadığı dönemde ne şekilde çapkınlık yapar bilemem ama Münevver’in varlık sebebi onun bu yönüne mi işaret ediyor?

DK. Pek para hesabı yapan bir karakter değil, tabii o zamanın, savaş görmüş, kıtlık geçirmiş insanlarının çoğu bizden daha tutumlu. Perk gelenekçi bir yanı yok, zaten gelenek ya da örf adet dediğimiz şeyleri mantık süzgecinden geçirmeden kabullenebilecek biri değil. Pek çapkınlık yapmaz ve Münevver’in teşkilatta bulunma sebebi o değil.

GB. Kısaca teşkilatın diğer üyelerinden de söz eder misin?

DK. Adli tıp görevini üstlenen doktorumuz Aziz, kaba kuvvet gerektiğinde devreye giren pehlivan İsmail, gizli ve karanlık işler çevirmekte işe yarayan casus Esat ve ekibi icatlarıyla takviye eden Münevver’den oluşan beş kişilik bir teşkilatımız var.

GB. Tüm bu karakterlerin, olayların çözümünde ona yardımcı olması, Seyfettin Efendinin tek başına süper bir kahraman olmadığını, daha ete kemiğe bürünmüş gerçek bir kişilik olduğunu anlatıyor değil mi? Bizde okuyucu fantastik bir kahramandan ziyade bundan mı hoşlanıyor?

DK. Bir hikâyede tek kahraman varsa ve sorunları bu tek kahraman çözerse o karakterin fazla mükemmel olması gerekiyor. Bu aslında “Mary Sue” denilen yazarın kendini idealize etme biçimi. Bu hataya düşmemek için Seyfettin Efendi’yi bir ekip içinde tasarladım. Okuyucunun neden hoşlandığı konusunda net bir fikrim yok ama bence ayakları yere basan gerçekçi bir kahraman olduktan sonra fantastik bir kahraman da sevilebilir.

GB. Biraz da senden söz etmek istiyorum, sen Marmara Üniversitesi İç Mimarlık Bölümünü bitirdin ama seni tanıdığımdan beri çizim yaptığını biliyorum. Bize biraz kendinden ve bu konuya ilginin nasıl başladığından söz eder misin?

DK. Çizgi roman çocukluktan itibaren okunur genellikle. Genelde benim yapmak istediğim tür çizgi roman ne basında ne de mizah dergilerinde yer bulamayacak cinsten. İnternet üzerinden yayınlamaya başlayınca beklediğimden fazla bir ilgi gördü, sonrasında kitap olarak basmaya karar verdim.

GB. Peki, sen kendini Türkiye ve dünya çizgi roman piyasasında nasıl tanımlıyorsun, nereye koyuyorsun ve nereye ulaşmak istiyorsun?

DK. Yurt dışı hedefim yok, işin doğrusu genel olarak proje hoşuma gitmediği sürece çizim yapmama kararı aldım. Seyfettin Efendi üzerinde çalışmaya devam ediyorum. Planlarım var ama şimdilik nereye gider onu kestiremiyorum. Çok fazla üzerinde düşünmenin de faydası yok aslında, Seyfettin Efendi’ye de internet üzerinde haftada bir iki çizim yaparım diye başlamıştım.

GB. Dünyada çizgi romana ilgi çok büyük. Çizgi roman toplayan ve koleksiyon yapanların sayısı hayli kalabalık. İmzalı kitaplar, eski ve ilk sayılar hele hele orjinal çizimler yüksek rakamlardan alıcı buluyor. Biz de durum nasıl?

DK. Türkiye’de okuyucu kitlesi küçük ama onların içinde koleksiyoncu çok aslında. Eskiden basılmış çizgi romanların yeniden daha güzel bir sunumla basılması da bu sebeple. Yurtdışına çalışan Yıldıray Çınar, Mahmud Asrar gibi çizerlerimiz bahsettiğiniz gibi orjinal çizimlerini satıyorlar. Fakat Türkiye içinde bu durum nasıl o konuda herhangi bir fikrim yok.

GB. Gelelim sergiye. Seyfettin Efendi sergisinde ressamlar, fotoğrafçılar ve senin dışında başka çizerler de katılıyor ve senin yarattığın bu karakteri eserleriyle yorumluyorlar. Bize bu gelenekten ve sergi detaylarından söz eder misin?

DK. Aslında böyle bir gelenek Türkiye’de pek yok. Bizde çizgi roman çizerleri bir karakter yaratıyorsa eğer, o karakterle özdeşleşiyor. “Seyfettin Efendi ve Olağanüstü  Maceraları” için farklı yazarlardan hikâyeler toplamış, o hikâyelerin kapakları ve galeriye koyulacak resimler için farklı çizerlerden de çizim toplamıştım. Kitabın basılma süreci fazla uzayınca resimleri sergilemeyi düşündüm. KargArt’la görüşüp olumlu cevap aldığımızda katılımcı sayısını da biraz genişlettik. Bu sergide benim çizdiklerim haricinde Yasemin Baran, Yıldıray Çınar, Hakan Duman, A.Gökhan Gültekin, Melik İskender, Sümeyye Kesgin, Gülden Kunter, Elif Kut, Cansın Çağlar Özdemir, Mehmet Özen, Baykal Sarıoğlu, Ömer Tunç, Rıza Türker, Necmi Yalçın ve Emir Yardımcı’nın “Seyfettin Efendi” yorumlarını görebileceksiniz.

GB. Röportajı şu soruyla bitirmek istiyorum,  Seyfettin Efendi günümüzde yaşamış olsaydı, aklımızı ve mantığımızı zorlayan bugünkü olaylara açıklık getirebilir miydi?

DK. Hikâyenin ilgi çekmek istediği noktalardan biri de o aslında. Bundan yüz yıl önce de hurafelere inanan, batıl itikatlı insanlar vardı, aklın yolundan ilerleyen insanlar da vardı. Hatta şimdi daha fazla olayla uğraşması gerekirdi belki de. Ne de olsa “Telekinezi ile suikast yapmaya çalışıyorlar.” diyen insanlar ve onları ciddiye alan insanlar var.

* Devrim Kunter’in Seyfettin Efendi ve Olağanüstü Maceraları sergisini 22 Aralık 2013 ve 4 Ocak 2014 tarihleri arasında KargArt’ta izleyebilirsiniz. Hikâyeyi ve karakterleri daha ayrıntılı incelemek isteyenler ise  www.seyfettinefendi.com sitesinden ücretsiz olarak ilk bölümünü ve bir kısa macerayı indirebilirler.

 

The following two tabs change content below.

Gülderen Bölük

1987 yılında İstanbul Bulvar Tiyatrosu'nda çocuk oyunları ekibinde tiyatro çalışmalarına başladı. 1995 yılına kadar bu tiyatroda birçok eserde ve çocuk oyununda rol aldı. 1998 yılında Bahçelievler Belediye Tiyatrosunda biz sezon sahne aldı. 2002 senesinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Gösteri Sanatları Merkezi, Tiyatro Yazarlığı ve Yönetmenliği’nden mezun oldu. Aynı yıl Mimar Sinan Üniversitesi, Fotoğraf Ana Sanat Dalı’nı bitirdi.2002 yılında İğne Deliği Sanat Atölyesi’ni kurdu ve atölyede verdiği fotoğraf derslerinin yanı sıra birçok etkinlik düzenledi. Bu etkinliklerde birçok sanatçıya ev sahipliği yaptı. Aynı zamanda dia gösterileri ve sergilerde yer aldı, konferanslar verdi. Uzun yıllardır Osmanlı Dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarına ait fotoğraf koleksiyonu yapan Bölük, bu konudaki araştırmalarını makaleler şeklinde kaleme aldı. Yazıları Newsweek, Aktüel, Collection, Popüler Tarih, Toplumsal Tarih, On Air, Jet Life, Fotoğraf Dergisi gibi birçok dergide yayımlandı. 2003 yılında Collection Kulübü'ne üye olan Bölük, kulüp üyeleriyle beraber; pek çok koleksiyon sergisinde yer aldı 2006 yılında Devlet Fotoğraf Yarışmasında “Başarı” ödülü aldı. Birçok eseri sergilenmeye değer bulundu.2009 yılında Kültür A.Ş. tarafından "İstanbul'un 100 Fotoğrafçısı" adlı kitabı yayımlandı. Fotoğraf Tarihi alanında birçok konferans verdi. 2010 yılında Marmara Üniversitesi, Fotoğraf Bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı. Üç yıla yakın bir süredir Fotoğraf Dergisi'nde Foto Bellek adlı köşesinde fotoğrafa dair Osmanlı Dönemi'nden kalan belgelerin çevirisini yapmaktadır. 2014 Yılında ikinci kitabı Fotoğrafın Serüveni, Kapı Yayınları tarafından yayımlandı. 1993 yılından bu yana anaokullarında yaratıcı drama ve tiyatro eğitimi vermektedir.

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir