guernica

Devrimler, Direnişler ve Üç Sanat Örneği

12 Haziran 2013 | Gülderen Bölük | dosya

Tarihçi Michael D. Richards devrimleri, siyaset yapmanın bir biçimi olarak görür ve ulusların tarihini biçimlendiren devrimleri, anomali olarak görmenin ya da tarihin akışını kesintiye uğrattığını düşünmenin kusurlu bir girişim olduğunu belirtir.

Siyasi sistemlere karşı gelişen tepkiler, bazı ekonomik ve toplumsal nedenlerle meydana gelen geniş toplumsal hareketler, elbette toplumun her kesimini etkiler.  İşte!  Böylesi sarsıcı dönemlere tanıklık etmiş, dünyaca ünlü üç ressamın gözünden, üç direniş öyküsünün sanatsal izleri;

İlk örnek, Fransız ressam Eugène Delacroix’nın 1830 yılında yaptığı Halka Yol Gösteren Özgürlük adlı çalışması. Romantik ressamın bu resmi, Fransız Devrimi’nin simgesi haline gelen en önemli yapıtlarından biridir. Fransa’da 27 Temmuz 1830’da başlayan ayaklanma, aşırı kralcılarla halkı karşıya getirir. Tabii yeni palazlanan ve ayrıcalıklı sınıfın haklarına sahip olmak isteyen burjuva sınıfının da baskıcı rejime karşı ayaklanmada önemli bir rolü vardır. Kral 10.Charles’in devrilişine yol açan üç günlük halk ayaklanmasının anısına yapılan bu resimde Delacroix’nın seçtiği figürler ve kullandığı simgeler önemlidir.

Resimde öne çıkan ana figür, ayakları ve göğsü çıplak olarak resmedilmiş kadın figürüdür. Özgür Fransa’yı temsil eden bu figürün kalın ve güçlü kolları kararlılıkla havaya kalkmış, üç renkli Fransız bayrağını tutmaktadır. Bu üç renk aynı zamanda devrimin üç temel kavramı olan eşitlik, kardeşlik ve özgürlüğü de simgeler.  Uçuşan elbiseleriyle son derece devinimli resmedilen figür, ayaklanmanın şiddetini de anlatıyor. Başındaki şapka ise, bağımsızlık ve özgürlüğün simgesi olan Frigya başlığı.   Peşinden gelen devrimci insanlara barikatları aşmada öncülük eden bu figürün solundaki silindir şapkalı adam burjuva sınıfını temsil etmekte. Onun hemen solunda bir işçi figürü yer alıyor. Sağ taraftaki çocuk ise yoksulların bir simgesi olarak resmedillir.  Önde, yerde yatanlar da ressamın bilinçli seçimleri. Solda gecelikle resmedilmiş figür, baskıcı rejimin geceleri bastıkları evlerde,  zulme uğrayan muhalifleri temsil etmektedir. Ölesiye dövülen ve sürüklenerek teşhir edilen bu insanlar, tüm olan bitenleri evinin penceresinden izleyen Delacroix’nın tablosunda, ayaklanmanın nedenlerinden biri olarak yer alır. Önde, sağda ise, ölü veya yaralı olarak çizilmiş kraliyet kuvvetlerine ait bir figür görülür. Kraliyet kuvvetlerinin yenilmez olmadığı anlatılmaktadır.  Halk barikatları aşarak büyük kararlılıkla özgürlüğe yürümektedir.

İkinci resim;  kübist ressam Pablo Picasso’nun Guernica adlı çalışmasıdır. Bask bölgesindeki en eski kent ve Basklıların kültür geleneğinin merkezi olan Guernica şehri, 1937 yılında, faşist diktatör General Franco yanlısı Alman uçakları tarafından bombalanır. Avcı uçakları, yerle bir olan şehirde, tarlalara sığınmış olan insanları makineli tüfeklerle tarar. Şehir alev alev yanmaktadır. Picasso kendi ülkesinde yaşanan bu vahşet karşısında duyduğu acıyı anlatmak ve masum insanların kıyımını protesto etmek için, kısa süre içinde yaptığı resme, bu şehrin adını verir.

Picasso o gün yaşanan olayları birebir resmetmemiştir.  Resimde ne bombardıman uçakları yer almakta,  ne de yıkılmış şehirden bir iz. Öyleyse nedir protesto ettiği Picasso’nun? John Berger şöyle açıklar;

“Bedenlerde -ellere, ayak tabanlarına, atın diline, annenin memelerine, başlardaki gözlere- olanlardadır protesto. Resmediliş yoluyla bunlara olanlar, bedende duyulanların, olup bitenlerin duyuluş biçiminin imgelemdeki eşdeğerleridir. Onların acıları gözlerimiz yoluyla hissettirilir bize.  Acı da bedenin protestosudur.”

Gerçekten de Picasso, resimdeki figürlerin acı ve korku dolu çığlıklarını bize aynen duyurur. Resmin tam ortasında mızrak saplanmış atın acı içinde kişnediğini görürüz. Atın sağ tarafında iki kadın figürü vardır. Biri telaşla öne doğru fırlamış diğeri ise elinde gaz lambasıyla pencereden kendini içeriye atmaya çalışırken resmedilmiştir. Atın altında, en önde bir askerin parçalanmış cesedi görülür. Tuttuğu kırık kılıç ise yenilginin sembolüdür. Fakat kılıcın üzerinde yeşermiş çiçek ise bize güzel bir uğurda öldüğünü anlatmakta. Solda, kucağında ölü bebeğiyle feryat eden bir anne ile hemen üstünde, İspanya’nın milli simgesi bir boğa figürü vardır. Boğanın yanında silik bir şekilde görülen ve acı çığlıklar atan barış kuşu ise, belki de bu konuda duyulan karamsarlığı aktarmakta.  En sağda ateşler içindeki erkek figürü de yaşanan korkunç olayda, acılar içinde kıvranmaktadır.

Son örneğimiz ise Meksika’dan. 1910 yılında Porfirio Díaz’ın diktatörlüğünü devirmek amacıyla başlayan ayaklanmalar ve çalkantılarla geçen yedi yılın sonunda devrimciler iktidarı ele geçirir. Ağır kayıpların sonunda devrimci liderler, demokratik ve ilerici 1917 Anayasasını uygulamaya geçerler. Zorlu ve uzun yılların ve uygulanan kültür devriminin ardından 1940’lara gelindiğinde, Fransa’nın yoğun nüfusu altındaki Meksika, artık Meksikalılaştırılmıştır. Meksikalılar bunca mücadelenin ardından artık kendilerine ve ülkelerine farklı bir gözle bakarlar. Ünlü ressam Diego Rivera da bu süreç boyunca devrimin ne olması gerektiğini duvar resimlerinde ortaya koymuş, Meksika halkını, âdetlerini ve tarihini yüceltmiştir.  Diego’nun hemen tüm çalışmaları onun politik görüşlerini de açık bir şekilde ortaya koyar.

Cephanelik (The Arsenal) adlı duvar resmi, Meksika halkını ve Meksika devrimini ortaya koyan önemli bir çalışma. Aynı zamanda eserde Diego’nun kendi politik görüşlerini, inançlarını ve sosyal çevresinde yer alan birçok devrimci arkadaşını görebiliriz. Diego’nun işçi hareketlerine olan ilgisi hemen fark ediliyor. Resmin tam ortasında, üçüncü eşi ressam Frida Kahlo, elindeki silahları Meksika Devrimi için savaşan işçilere dağıtıyor. Kendini devrime adayan Kahlo kırmızı gömleği, pantolonu ve arkadan bağlanmış saçlarıyla ciddi bir şekilde görevini yaparken, oldukça maskülen bir şekilde betimlenir. Arkada komünizm ve devrimin simgesi olarak orak-çekiç amblemli bayrak dalgalanmaktadır. Resmin en sağında yer alan Tina Modotti ise Kahlo’nun tersine feminen olarak resmedilir. Bir dönem Diego’nun da sevgilisi olan fotoğrafçı Modotti, elinde fişeklik, erkek arkadaşı Julio Antonio Mella’nın yanında ayakta duruyor. Küba Komünist Partisi kurucusu olan ve beyaz şapkasıyla resmedilen Mella’nın hemen yanında ise Modotti’nin komünist akıl hocası ve İtalyan arkadaşı ve daha sonra da sevgilisi olacak Vittorio Vidali bulunmaktadır. Rivera, bu kompozisyonda cinsiyetin; kişinin devrimdeki rolünü belirlediğine dair bir vurgu yapıyor.  Özetle bu resim; devrim savaşanlarının güçlenmesi ve hükümeti devirmesi için işçilere silah dağıtan arkadaşların anlatıyor.

Kaynaklar

1) Dünya Tarihinde Devrimler, Michael D. Richards, Tarih Vakfı, Yurt Yayınları, 2011

2) Picasso’nun Başarısı ve Başarısızlığı, John Berger, Metis, 2003

3) Devrimci Fotoğrafçı Tina Modotti, Margaret Hooks, Agora Kitaplığı, 2008

The following two tabs change content below.

Gülderen Bölük

1987 yılında İstanbul Bulvar Tiyatrosu'nda çocuk oyunları ekibinde tiyatro çalışmalarına başladı. 1995 yılına kadar bu tiyatroda birçok eserde ve çocuk oyununda rol aldı. 1998 yılında Bahçelievler Belediye Tiyatrosunda biz sezon sahne aldı. 2002 senesinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Gösteri Sanatları Merkezi, Tiyatro Yazarlığı ve Yönetmenliği’nden mezun oldu. Aynı yıl Mimar Sinan Üniversitesi, Fotoğraf Ana Sanat Dalı’nı bitirdi.2002 yılında İğne Deliği Sanat Atölyesi’ni kurdu ve atölyede verdiği fotoğraf derslerinin yanı sıra birçok etkinlik düzenledi. Bu etkinliklerde birçok sanatçıya ev sahipliği yaptı. Aynı zamanda dia gösterileri ve sergilerde yer aldı, konferanslar verdi. Uzun yıllardır Osmanlı Dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarına ait fotoğraf koleksiyonu yapan Bölük, bu konudaki araştırmalarını makaleler şeklinde kaleme aldı. Yazıları Newsweek, Aktüel, Collection, Popüler Tarih, Toplumsal Tarih, On Air, Jet Life, Fotoğraf Dergisi gibi birçok dergide yayımlandı. 2003 yılında Collection Kulübü'ne üye olan Bölük, kulüp üyeleriyle beraber; pek çok koleksiyon sergisinde yer aldı 2006 yılında Devlet Fotoğraf Yarışmasında “Başarı” ödülü aldı. Birçok eseri sergilenmeye değer bulundu.2009 yılında Kültür A.Ş. tarafından "İstanbul'un 100 Fotoğrafçısı" adlı kitabı yayımlandı. Fotoğraf Tarihi alanında birçok konferans verdi. 2010 yılında Marmara Üniversitesi, Fotoğraf Bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı. Üç yıla yakın bir süredir Fotoğraf Dergisi'nde Foto Bellek adlı köşesinde fotoğrafa dair Osmanlı Dönemi'nden kalan belgelerin çevirisini yapmaktadır. 2014 Yılında ikinci kitabı Fotoğrafın Serüveni, Kapı Yayınları tarafından yayımlandı. 1993 yılından bu yana anaokullarında yaratıcı drama ve tiyatro eğitimi vermektedir.

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir