Direnişin Estetiği

02 Temmuz 2013 | Benan Kapucu | dosya, tasarım

Direniş ruhunun hayatımızın her alanına sindiği tarihi günler yaşıyoruz… Gezi Direnişi, ülkemiz için tarihsel bir kırılma anı olmanın ötesinde, anında üretilen ve sosyal medyada hızla paylaşılan “görsel iletişim tasarımları” ve “direniş lugatıyla” dünyaya ilham veren bir hareket oldu. Yaratıcılık, mizah gücü ve “orantısız zeka”, protesto sanatının “barış”, “havaya kalkmış tek yumruk” gibi evrensel imgelerine yeni imgeler de ekleyerek ortak bir dil yarattı.Sokak stensillerine örneğin, basın sansürünün simgesi “gaz maskeli penguen” ve #occupygezi hashtag’iyle sosyal medyanın gücünü gösteren “twitter kuşu” da katıldı. Sex Pistols’ün ikonik albüm kapağı, kırmızılı kadın, TOMA’ya meydan okuyan siyahlı kadın, Talcidman, Çarşı gibi hem yerel hem küresel direniş kahramanları afişlere, stensillere, piktogramlara ve illüstrasyonlara dönüştü. Medya üç maymunu oynarken, kapağında minyatür tadında bir direniş ilüstrasyonuyla sunduğu özel Gezi Direnişi sayısıyla NTV Tarih dergisi de kendi ipini çekmiş oldu. İnsan hakları, demokrasi ve özgürlük arayışıyla sokakta, duvarlarda ve sosyal medyada paylaşılan sloganlar, pankartlar, duvar yazıları, fotoğraflar, videolar ve semboller, sanat tarihine geçecek bir “direniş estetiğini” temsil etmekte. Tümüyle sokakta ve sosyal medyada gerçekleşen direniş sanatı, sanatın geleneksel sınırlarını ve hiyerarşileri yok ediyor; “marjinallerin” ve ötekileştirenlerin sesi olarak, diyalog kuruyor, farkındalığı artırıyor, bireylere ve topluluklara sosyal değişimler yaratabileceğine dair cesaret veriyor.

Sosyal hareketlerle ilgili, aktivistlerin ürettiği yaratıcı işleri kapsayan protest sanat, tarihte de sivil itaatsizlik eylemlerinin kendini ifade etme yollarından biri olmuş, sokağa ve mekana özgü enstalasyonlar ve graffitilerde, sanat ve medya arasındaki sınırlar belirsizleşmiştir. Protesto sanatının tarih boyunca birçok farklı şekilde karşımıza çıkıyor, o yüzden belli bir tarihçeden bahsetmek biraz zor. Piccaso’nun Guernica’sı ve Norman Carlberg’in Vietnam War eseri ya da Susan Crile’ın Irak’ta Amerikan askerlerinin Abu Gharib hapishanesinde esirlere uyguladıkları işkenceleri anlatan resimlerinde olduğu gibi profesyonel sanatçıların da ilgi alanına giriyor. Alman Nazi partisi, ya da Güney Afrika’daki ayrımcılığa karşı Willie Bester’ın atık malzemelerle yaptığı eserler bu alanın en tipik örnekleri arasında yer alıyor.

Bizdeki örneklere gelince, Yılmaz Aysan’ın İletişim Yayınları’ndan çıkan Afişe Çıkmak kitabı, 1963 ile 1980 yılları arasında Türk solunun direniş serüveninin zengin görsel belleğini bir araya getiriyor. Televizyonun siyah beyaz tek kanal, bilgisayar teknolojisinin laboratuvar aşamasında, sosyal medyanın olsa olsa hayal hanesinde olduğu bir zamanda genç kuşağının müdahale etme, ses çıkarma, bir şeyler yapma, kısacası dünyaya katılma iştahını gösteriyor; mütevazı iletişim yollarını kullanmaktaki yaratıcılığı hatırlatıyor.

Sanat direnmektir.
Gilles Deleuze

Fransız düşünür Gilles Deleuze’e göre sanat ve direniş yakından ilişkili kavramlardır; her direniş bir sanat eseri; her sanat eseri de bir bakıma direniştir. Sanatı “ölüme direnen bir yaratıcılık” olarak tarifleyen Andre Malraux gibi Deleuze da yalnızca direnme eyleminin ölüme karşı durabildiğini söyler. 1960’lı yıllarda ortaya çıkan performans sanatı, izleyici önünde canlı olarak icra edilen bir sanat biçimi; tiyatro performanslarından farklı olarak olayların ilüzyonu değil, olduğu şekliyle olayın kendisi sergilenir. Kökleri 20. yüzyıl başındaki Dada akımının anarşist performanslarına, 1920 ve 30’lu yılların sürrealist ve fütürist performanslarına hatta Jackson Pollock’ın aksiyon resmine kadar gider. Hırant Dink öldürüldüğünde, Çıplak Ayaklar Kumpanyası’nın ‘Hrant Dink İçin 15 Dakika Ölelim’ başlığıyla kamusal alanda gerçekleştirdiği performans, izleyiciyi performansa dahil eden ve toplumsal bir eleştiri getiren çarpıcı örneklerden biri olmuştur. Gezi Direnişi’nde Erdem Gündüz’un yaratıcı “Duran Adam” eylemi de -1960’larda oyunları sokaklarda sahneleyen ve performans sanatını yaratan o genç amatör tiyatrocular gibi- pasif direnişle bile toplumda nasıl bir değişim yaratılabileceğini gösteriyordu.

Öncelikle, dünyayı değiştirmek gerektiği görüşündeyiz. İçinde kendimizi sıkışmış hissettiğimiz hayatta ve toplumda olanaklı en özgürleştirici değişimi arzuluyoruz. Bu değişimin uygun eylemlerle mümkün olduğunu biliyoruz.
Guy Debord

Sanat eleştirmeni Ali Artun “Mucize” başlıklı bir yazısında, direnişin 1968 Devrimi’nin arkasındaki sitüasyonist hareket ve onun lideri Guy Debord’un bildirilerini canlandırdığını söylüyor: “Çünkü Direniş, tam anlamıyla birtakım sitüasyonlar yaratarak büyümektedir. Debord’un sözleriyle ‘bir sitüasyon yaratmak, geçici bir mikro-dünya ve –bir an için birkaç kişinin hayatında– bir olaylar oyunu yaratmaktır.’ Temel amaç sitüasyonlar inşa etmek, yani kısa süreli yaşam ortamlarını somut olarak kurmak ve onları daha üst düzeyde bir tutkuya dönüştürmektir… Sitüasyonist hareket, hem bir sanatsal avangard olarak, hem gündelik hayatı özgürce yapılandırma yolu üzerinde deneysel bir araştırma olarak ve nihayet, yeni bir devrimci karşılaşmanın pratik ve kuramsal inşasına katkı olarak karşımıza çıkıyor.’ İşte Gezi Parkı’ndan başlayan direniş, onlarca kentin meydanlarını tam da bu ruhla, hiçbir sanatçının düşleyemeyeceği sanat eserlerine dönüştürmüş, sanatın romantiklerden bu yana aynı zamanda özerk ve özgür bir siyaset olduğunu, direnmek olduğunu capcanlı kanıtlamıştır.”

Gezi Direnişi’yle birlikte öte yandan Osmanlı Dönemi’nden beri Taksim Meydanı gibi siyasal hakimiyet mücadelesinin simgeleştiği bir kamusal alana, kentli ilk kez sahip çıkmış oldu. Demokrasi olgusunun kent içindeki fiziksel karşılığı olan kamusal alanda halk, yalnızca politik kararlara değil, kendilerini ilgilendiren ve etkileyen her tartışmaya katılma hakkına sahip olduğunun farkına vardı. Artun yazısında yine Direniş’in avangard tarihinden söküp çıkardığı bir diğer hakikatın, şimdilerde David Harvey gibi yazarlar sayesinde yeniden canlanan, 1968’lerin Marksist kent sosyoloğu Henri Lefebvre’in ortaya attığı “kentsel devrim”, bu başlığı taşıyan kitabında işlediği “kente sahip çıkma hakkı” olduğunu söylüyor: “Lefebvre, çok yoğun olarak uğraştıkları şehircilik ve mimarlık konusundaki sorunlarda sitüasyonistlerin teorik kılavuzudur. O, kente sahip çıkılırsa gündelik hayatta bir devrim yaşanacağını ve giderek hayatın sanat olacağını hayal eder. İşte şimdi kapıldığımız düşler, bu gibi hayaller değil de nedir?
”

Gezi Parkı direnişçileri hakkında pek çok sosyolojik tanımlama yapılmaya çalışılsa da onlar özgün anlatımlarını yeni imgeler ve sloganlarla zenginleştirmeye devam ediyor. Romantiklerin, avangardların, 60’lar ve 70’lerin kolektif ruhu sokaklarda yeniden canlanıyor; direniş imgeleri yeni bir estetik bir devrimi müjdeliyor.

* Konuyla ilgili olarak Park Art İstanbul Sanat Galerisi’nden gelen bir duyuruyu paylaşalım:
5 Temmuz 2013 cuma günü saat 19:00’da Park Art İstanbul Sanat Galerisi’nde DİRENİŞİN ESTETİĞİ gönüllü karma sergisi açılıyor. Gönüllü bir ekip ile birlikte yürütülen bu sergi, ülkemizin bir çok bölgesinde devam eden direniş hareketinin gönüllü sanatçılar tarafından estetik boyuta taşınmasını, sergilenmesini amaçlayan bir başka harekettir. 1 ay sürecek olan sergi, sanatçı komitesinin birlikte karar vereceği şekilde hareket edecektir. Açık arttırma ile satılması planlanan eserlerin geliri yine sanatçı komitesinin birlikte karar vereceği bir şekilde değerlendirilecektir. Komite toplanıp kararını duyuruna kadar eserlerin satışı olmayacaktır. Park Art İstanbul Sanat Galerisi, bir sonraki duyuruya kadar gündüz ve gece Yoğurtçu Parkı’na doğru gelen herkesi bu çok özel fotoğraf, ilüstrasyon, heykel, video, resim, enstelasyon, dijital art ve karikatürlerden oluşan gönüllü karma sergiyi ziyarete bekliyoruz..

Kaynaklar
1) http://www.e-skop.com/skopbulten/mucize/1336
2) Yılmaz Aysan, Afişe Çıkmak (1963-1980: Sol’un Görsel Serüveni), İletişim Yayınları, 2013.
3) http://en.wikipedia.org/wiki/Protest_art
4) http://www.artcriesout.com/history.html
5) http://www.media-studies.ca/articles/protest.htm

The following two tabs change content below.

Benan Kapucu

1988’de ODTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nden mezun oldu. 1994’te MSÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümünden yüksek lisans derecesini aldı. 1994–2003 tarihleri arasında Doğan Burda Yayın Grubu bünyesinde Brava Casa, Elle ve AD dergilerinde editör, yazı işleri müdürü ve yayın yönetmeni olarak çalıştı. 2003-2007 yılları arasında multimedya proje danışmanlığı, kitap ve dergi editörlüğü işlerini sürdürdü, birçok sektörel derginin yaratım sürecinde rol aldı; XXI, Skylife, Turkish Time, Natura dergilerinde tasarım konulu araştırma ve söyleşileri yayımlandı. 2007-2009 yılları arasında Ommedya bünyesinde, icon dergisinin yayın yönetmenliğini ve Natura dergisinin yayın danışmanlığını yaptı. Design Turkey dahil, birçok ulusal tasarım yarışmasında jüri üyeliği yaptı. İTÜ Tasarım Kongreleri kapsamında tasarım yayıncılığı üzerine iki akademik bildirisi yayımlandı. İTÜ ve Anadolu Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümlerinde Medya ve Tasarım dersiyle yarı-zamanlı olarak tasarım eğitimine katkıda bulunuyor. Son olarak İKSV 1. Tasarım Bienali’nin katalog editörlüğünü ve bienal kapsamında yayımlanmakta olan New City Reader mimarlık, kamusal alan ve kent gazetesinin yayın yönetmenliğini üstlendi. 2009- 2014 yılları arasında Häfele’de proje koordinatörlüğü kapsamında, Gateway dergisinin editörlüğünü yürüttü. Halen üniversitede misafir öğretim üyeliği, editörlük ve metin yazarlığı işlerini sürdürüyor.

Son Yazıları Benan Kapucu (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

One Response to Direnişin Estetiği

  1. Direnişin ‘çapulcu hareketi’ olmadığını belgeleyen bir makale olmuş. Ellerinize sağlık, zevkle okudum..
    Saygılarımla.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir