Tanrıçadan cadıya

Ortak Kader: Tanrıça mı, Yoksa Cadı mı?

05 Mart 2013 | Gülderen Bölük | dosya

Mart ayı denince ilk akla gelen kedilerle,  bu aydan kendisine bir gün sunulmuş kadınlar arasında bir ilişki olabilir mi acaba? Goethe “Hayvanlar, insanların karikatüründen başka bir şey değildir” der.  Bir karikatür, kaleme aldığı konunun detayına girmeden,  düşündürmek, özlü bir fikir vermek ve göze çarpan özelliği aktarmak için resmediliyorsa kedi, kadının hangi yönünü ya da yönlerini vurguluyor sizce? Genellikle dişi kabul edilen cadılara simge olarak seçilen de bir kara kedi değil mi? İlginçtir ki kedi ve kadının ortak bir kaderi var: Ya tanrıça sayılıp yüceltilmiş ya da şeytanla bir tutulup acımasızca katledilmişler. Tarih de, mitolojiler de benzer hikayelerle dolu.

İşe bakın ki eski Mısır tanrıçası Bastet’in (Bast-Ubasti- Pasht )  simgesi de bir kedi.  Turgay Tuna,  konuyla ilgili kaleme aldığı yazıda, tarihte kedileri en çok yüceltenlerin Mısırlılar olduğunu belirtir. Kedilere verilen önem bu hayvanın kanunla korunmasına kadar vardırılır. Öyle ki Firavunlar döneminde kediye tekme vuranlar cezalandırılır,  öldürenler ise idam edilir. Tuna, bir de ilginç örnek verir; Mısır’ın Roma egemenliğine girmesinden sonra, İskenderiye sokaklarında dolaşan iki Romalı askerin önlerine çıkan, uğursuz saydıkları kara bir kediyi öldürmeleri üzerine, bütün bir mahalle halkı, Romalı askerleri linç edip, cesetlerini paramparça ederler. Bir kedi kendiliğinden öldüğünde ise tüm aile yas tutar, zengin fakir hepsi kedileri mumyalayıp, bir ketene sararak bronz ya da tahtadan yapılmış mumya kutularına koyarlar. Mısır’da az bulunan tahta ve bronz değerli kabul edilir, kediler de bu değere layık görüldükleri için mumya kutuları bunlardan yapılırdı.

M.Ö. 2000 yıllarında ortaya çıkan Bastet, kedi şeklinde veya kedi başlı bir kadın şeklinde temsil edilmiştir. Neşe ve müziğin, güzel şarkıların, kıvrak dansların temsilcisi, kedi kafalı tanrıça Bastet’le bir tutulduğu için her evde kedi beslenmiş,  o miyavladıkça, evlerin içi neşe ve mutlulukla dolmuştur.

Bu kedi tanrıçadan sonra kedilerin, cadılarla ve kötülüklerle ilişkilendirilmesi ise çok yenidir. Bu fikir, Ortaçağ Avrupası’nda özellikle de İngiltere’de ortaya çıkmıştır. O dönemde hızla üreyen ve gözden düşen kediler, fakir ve yaşlı kadınlar tarafından beslenir. Kara büyü yapmakla suçlanan bu yaşlı kadınlar, zamanla cadı kabul edilip, avlanırlar. Tabii bu avdan kediler de, özellikle de siyah olanlar nasibini alacaktır. Birçok masum kadın ve onların zavallı kedileri direklere bağlanıp yakılmıştır. Kadim Mısır’da kıvrak, neşeli bir tanrıça olarak kabul edilen kedi böylece sırtı kabarmış, pençeleri ve tırnakları çıkmış bir şekilde betimlenerek, kötü kehanet veya ölüm gibi olgularla da özdeşleştirilmiştir.   

Aslında kedi İslam inancına göre de iyi kabul edilir. Arap dili ve İslam Araştırmaları Profesörü olan Annemarie Schimmel her kültürde aslanın azamet ve kudret simgesi olarak ortaya çıktığını belirttikten sonra, kedinin halk inançlarında aslanın teyzesi [yine dişil olarak karşımıza çıkar] olduğunu veya aslanın aksırığından doğduğunu belirtir. Peygamberin kedilere olan düşkünlüğünden de söz eden yazar, kedinin temiz bir hayvan kabul edildiğini ve onun içtiği sudan abdest alınabildiğini belirtir. Ayrıca Ebu Hureyre’nin (kedi babası)* sürekli heybesinde taşıdığı kedinin, Peygamber’i korkunç bir yılandan nasıl kurtardığını anlatan bir hikâyeden söz eder: “Peygamber kendisini kurtaran kediyi okşar. Bu yüzden Peygamber’in parmaklarının izleri hala pek çok kedinin alnında, dört koyu şerit halinde görülebilir. Peygamber kedinin sırtını sıvazladığı için kediler asla sırtları üzerine düşmezler.”

MÖ. 3000 yılında Mısırlılar tarafından, MÖ. 2000 yılında da Çinliler tarafından evcilleştirilen kediler şükür ki günümüzde de evimizin ve sokaklarımızın neşesi olarak, mırıldayarak hayatlarımıza sokulmuşlar ve orada kalmışlardır.   

*Ebu Hüreyre: Gerçek adı bilinmediği ve sahipsiz kedi yavrularını besleyip büyüttüğü için kedi babası anlamına gelen Ebu Hureyre ismiyle anılır. 628 yılında Muhammed’in Hayber’de bulunduğu sırada yanına gelerek Müslüman olur ve ölümüne kadar Muhammed’in yanından ayrılmaz. Bu sebeple en çok hadis nakleden sahabe  olduğu söylenmektedir.

Kaynakça:

1) Tanrı’nın Yeryüzündeki İşaretleri, Annemarie Schimmel, Kabalcı

2)Kedi tanrıça Bastet, Turgay Tuna,  Cumhuriyet Pazar dergisi, 14.02.1999

3)Şeylerin Tarihi, Özcan Sapan, Çiviyazıları Yayınevi 

4) Kedi Bakımı, İnklap Yayınları, David Taylor, Çeviren Mine R. Ati, 1986

5) Kedi Bakımı, Mustafa Akay,  Özgür Yayınları, 1993

6) Goethe Derki, Prof. Dr Gürsel Aytaç, Türkiye İş Bankası, 2000

The following two tabs change content below.

Gülderen Bölük

1987 yılında İstanbul Bulvar Tiyatrosu'nda çocuk oyunları ekibinde tiyatro çalışmalarına başladı. 1995 yılına kadar bu tiyatroda birçok eserde ve çocuk oyununda rol aldı. 1998 yılında Bahçelievler Belediye Tiyatrosunda biz sezon sahne aldı. 2002 senesinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Gösteri Sanatları Merkezi, Tiyatro Yazarlığı ve Yönetmenliği’nden mezun oldu. Aynı yıl Mimar Sinan Üniversitesi, Fotoğraf Ana Sanat Dalı’nı bitirdi.2002 yılında İğne Deliği Sanat Atölyesi’ni kurdu ve atölyede verdiği fotoğraf derslerinin yanı sıra birçok etkinlik düzenledi. Bu etkinliklerde birçok sanatçıya ev sahipliği yaptı. Aynı zamanda dia gösterileri ve sergilerde yer aldı, konferanslar verdi. Uzun yıllardır Osmanlı Dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarına ait fotoğraf koleksiyonu yapan Bölük, bu konudaki araştırmalarını makaleler şeklinde kaleme aldı. Yazıları Newsweek, Aktüel, Collection, Popüler Tarih, Toplumsal Tarih, On Air, Jet Life, Fotoğraf Dergisi gibi birçok dergide yayımlandı. 2003 yılında Collection Kulübü'ne üye olan Bölük, kulüp üyeleriyle beraber; pek çok koleksiyon sergisinde yer aldı 2006 yılında Devlet Fotoğraf Yarışmasında “Başarı” ödülü aldı. Birçok eseri sergilenmeye değer bulundu.2009 yılında Kültür A.Ş. tarafından "İstanbul'un 100 Fotoğrafçısı" adlı kitabı yayımlandı. Fotoğraf Tarihi alanında birçok konferans verdi. 2010 yılında Marmara Üniversitesi, Fotoğraf Bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı. Üç yıla yakın bir süredir Fotoğraf Dergisi'nde Foto Bellek adlı köşesinde fotoğrafa dair Osmanlı Dönemi'nden kalan belgelerin çevirisini yapmaktadır. 2014 Yılında ikinci kitabı Fotoğrafın Serüveni, Kapı Yayınları tarafından yayımlandı. 1993 yılından bu yana anaokullarında yaratıcı drama ve tiyatro eğitimi vermektedir.

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir