Düşleri ve Yaşamı Kumaşa Dökmek; Yazmacılık

15 Temmuz 2013 | Fadime Geleş | gündelik yaşam

11-13. yüzyıllarda yapılan Haçlı Seferleri sonunda Batılı ülkeler, Doğu’da gördükleri çoğu şeyin yanı sıra kumaş renklendirme yöntemlerini de öğrenmiş geliştirmişlerdi. Kumaş boyama teknikleri ilk kez Venedikli Ventura Rozetti tarafından 1541’de kitaplaştırılmış, 1689 yılında ise Almanya, Fransa ve İngiltere’den edinilen bilgilerle basmacılık yapılmaya başlanmıştır. Batı literatüründe; Almanca Zeugdruck, İngilizce Block Printing, Fransızca L’estampage olarak adlandırılan kalıp baskı sistemi bizde Yazmacılık olarak adlandırılmasını yine kendi yapısından almaktadır. Kumaş üzerine elle ve tahta kalıplarla basılarak desenlendirilen kumaşa da Yazma denilmektedir.

Yazmacılık bizde bir halk sanatı olarak doğup gelişmiş, en güzel örneklerini XVII – XIX yüzyıllar arasında İstanbul yazmaları ile vermiştir. Önceleri Anadolu’da gelişen bu sanatın ürünleri, toplumun vazgeçilmez ürünleri arasında olup özgün tasarım ve güzellikleri ile saray eşyaları arasına da girmiştir.

Yazmacılık eskiden yalnız Tokat iline has olmuştur. Buranın gelirleri Valide Sultan’a ait olduğundan, başka yerde yazma yapılması yasaklanarak gelirin akışı yönlendirilmek istenmiştir. 1817 yılında bazı ustalar vergiden kurtulma isteği ile Zile ve Niksar’a gitmişler ve bir süre devam etmişlerse de 1821 yılında bu gibi kaçak ustaların Tokat’a dönmeleri ve açtıkları iş yerlerinin kapatılması sağlanmıştır.

Ahşap kalıp ile kumaş basmacılığı mavicilik mesleği olarak İstanbul’da Samatya, Kumkapı, Kandilli, Üsküdar semtlerinde yapılmışlardır. Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde İstanbul yazmacıları hakkında esnaf-ı nakkaşan-ı yağlıkcıyan tabirini kullanmış ve “Bunlar yumayun bezler üzerine siyah kalemkâr ederler, 20 dükkân, 20 nefer olarak çalışırlardı” demektedir.

Gerek Anadolu, gerekse İstanbul’da yazma, Türk halkının hayatı ile her yönden kaynaşmıştır. İşlevsel ve dekoratif olarak yemeni (başörtüsü), yastık örtüsü, yorgan yüzü, bohça, mendil, sedir örtüsü,  kavuk örtüsü, destimal, tılsımlı gömlek, seccade vb. ürünlerin yapımında kullanılmıştır.

Malzeme olarak keten, pamuklu, ipekli, en çok da tülbent üzerine kalıp, kalem işi,  kalıp-kalem ve boyama teknikleri ile bezenen yazmaların desenlemelerinde; orak, kandil, sütun, turna, güvercin, keklik, geyik, horoz, karanfil, lale, sümbül, servi ve gülün yanında manzara ve geometrik unsurlar da görülmektedir.

Yazma kalıpları içi boş ve içi dolu olarak adlandırılan iki farklı teknikle, ahşap oymacılar tarafından hazırlanır, modeller armut, ıhlamur ve dut ağacına oyulurdu.  Yazma adları ve kalıp adları çoğu zaman aynı olur, çünkü ne çeşit kalıpla yapılmış ise yazmaya da o ad verilirdi. Kandilli göbeği, tırtıllı, Kandilli yıldızı gibi… Kalem işi denilen yöntemde ise gerilmiş kumaş üzerine desen ve motifler çizgisel olarak fırça ile çizilir, sonra zemin ve motif renklendirmesi yine fırça ile gerçekleştirilirdi.

Özellikle Boğaziçi’nin kıyı köyleri ve öncelikle Kandilli ’de yapılan yazmalar, boyalarının parlaklığı, malzemesinin dayanıklılığı ve desenlerinin güzelliği ile bu sanatın en seçkin yapıtlarını vererek, bunlardan çok miktarda da Balkan ülkelerine ihraç edildiği kaynaklarda belirtilmektedir.

Kadınlar açısından bakıldığında, başa gelenler saymakla bitmez elbet, iyisiyle kötüsüyle… Bunlardan biri olan yazma-yemeniler, aynı zamanda kadının kendisini ifade etmesinde aracılık ederek de farklı bir işlevsellik kazanmışlardır. Rengi, deseni, oyası ile sembolik anlamlar taşımış, dışavurumu olmuş kadının. Evli-bekâr, seviyor-sevmiyor, eşi ile kaynanasıyla arası iyi veya kötü; seçmekte ve kullanmakta özgür olabildiği sevgisinin ya da öfkesinin.

Yaşamla bütünleşmiş olan bu halk sanatı, yine halkın ozanının koşma, türkü ve taşlamalarında yer aldığı gibi, birkaç sandığa, birkaç koleksiyona girebilmiş, günümüzde şablonla masa başı yapılan yazmacılığın sona ermesi ile de unutulacaktır elbette birçoğu gibi…

İstanbul yaşamı ve kültürüne ait, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğünün zengin çeşitlilik gösteren müze eşyaları arasında bulunan, bu sanatımızın ürünü olan örneklerin güzelliğini paylaşalım istedik bu sayfalardan.

 

Not: Bu yazı ilk olarak Collection Dergisi, 16. Sayı’da yayımlanmıştır.

Kaynakça

Cinlioğlu Halis, Tokat’ta Halk Sanatları, Türk Folklor Araştırmaları, S.71,

Kaya Reyhan, Türk Yazmacılık Sanatı, Türkiye İş Bankası yayınları, Sanat Dizisi 15, İstanbul, 1988

Uğurlu Aydın, Yazma’ya Güzelleme, Brilance, ! Mayıs 1999, Mo.3, s.34-36

The following two tabs change content below.

Fadime Geleş

1963 Yılında İstanbul’da doğdu. 1990 yılında Ege Üniversitesi Ed. Fak .Sanat Tarihi Bölümünden mezun oldu. 1993’ten itibaren İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğü’nde Müze Uzmanı olarak çalışmaktadır. İki yıl itfaiye Müzesi yöneticiliği yaptı. 1998-2000 yılları arasında Münster, Westfãliche Wilhems Universitãt’den aldığı master daveti üzerine Almanya’ya gidip, burada dil öğrenip, mesleki araştırma ve incelemelerde bulunduktan sonra tekrar görevine döndü. Çalışmalarını ağırlıklı olarak "Tekke - Tasavvuf Kültürü ve Objeleri" üzerine sürdürmekte olup, Kütüphane ve Müzeleri Geliştirme Derneği ile Sanat Tarihi Derneği üyesidir.

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir