Echo’yu Ölümsüzleştiren Keşif: Sesin Kaydı

11 Şubat 2013 | Mustafa Naci Uncu | yazılar

Düşünme yetisi geniş olan insan pek çok şeyi merak etmiştir. Doğa olaylarını anlamaya çalışmış, anlamadığı noktada ilahi kudrete sığınmıştır. Çevresine gösterdiği bu ilgi ve merakın sonucunda bugünkü medeniyet seviyesine ulaşıp Higgs bozonunu bulabilecek düzeye erişmiştir.

İnsanlık tarihinin başlangıcından günümüze dek gelişen teknolojik seyirde öne çıkan buluşlardan ikisi görüntü ve sesin kaydıdır. Bu iki buluş bilimsel ilerlemelere sebep olmakla birlikte hatıra ve özlem gibi çok kıymetli iki duyguya da hitap etmiştir. Çocukluğunuza ait bir fotoğrafı görmek, yitirdiğimiz bir yakınımızın görüntüsüne bakmak veya uzaktaki sevgilimizin güzel yüzünü, tatlı sözlerini duymak büyük bir mutluluktur. Bu nedenle yitip giden görüntünün ve sesin kaydedilmesi hatta belge niteliğine dönüşmesi uygarlık adına önemli gelişmelerdir.

Yunan mitolojisinin en ünlü öykülerinden biri  Ovidius’un, sesin yankılanmasını konu alan ve eski iki masalı birleştirerek yazdığı masaldır. Masalda Echo orman perisidir. Yalnızlığı seven, insanlardan ve tanrılardan uzak duran, flüt çalıp ahenkli ve berrak sesiyle şarkı söyleyerek ormanda yaşayan genç ve güzel bir kızdır. Echo, bir gün geyikleri kovalayan bir avcı görür. Adı Narcisse olan bu genç avcı çok yakışıklıdır. Onu görür görmez Echo şiddetli bir aşka tutulur. Gizlice onu takip eder, günden güne aşkı alevlenir, ancak derdini açığa vuramaz. Delikanlı da izlendiğini hisseder ve rahatsız olup ormanlara kaçarak gizlenir. Zaten Narcisse tüm zamanını, berrak sularda yansıyan görüntüsüne hayranlıkla bakarak geçirir (narsizim). Ümitsizliğe kapılan Echo başarısızlığını saklamak için derin bir mağaraya kapanır. Beslediği aşk onu günden güne eritir. Tüm vücudu tükenip, kanı çekilir. Ondan geriye yalnız kemikleriyle sesi kalır. Kemikleri kaya şeklini alır. Sesi de her tarafta dolaşarak seslenenlere aynı sesle cevap verir. Doğa olaylarını,  gündelik yaşamı şiirsel ve dramatik bir dille anlatan mitoloji, yankının oluşumunu böyle anlatır.

İnsanların yankıya ve sese olan ilgisi kuşku yok ki binlerce belki de on binlerce yıl öncesine dayanır. Ritmik ses veren cisimler, çalgılar ve insan sesinden oluşan ezgiler, iletişimin yanı sıra duyguların da tercümanı olmuştur. Lakin ses zaman gibi uçar gider, tadına doyamadan yitirirsiniz, en fazla yankı olur.

Fransa’da yayınlanan bir derginin Nisan 1632 sayısında bir hikaye yer alır. Hikayeye göre Güney Yarımküre’de bulunan adalardaki yerliler, büyükçe bir sünger parçasının içine konuşarak seslerini hapsetmekte, mesajın yollandığı komşu ada yerlileri de bu süngeri sıkarak içindeki sesleri dinlemekteydiler. Hayal gücünü zorlayan bu hikayenin dışında tarihte ilk ses kaydına ait başka bir varsayım da, Platon’un M.Ö. 4. yüzyılda suyla çalışan ve saat başlarında bir ezgi çaldığı söylenen mekanik çalgısıdır.

Tarihte sesin kaydına dair bilinen ilk ciddi girişim ise Keşiş Albertus Magnus’a aittir. Bu meraklı keşişin bağlı olduğu Katolik kilisesinin fikir babası sayılan Aquino’lu Tommaso ‘’aklın ve insan düşüncesinin özgürlüğünü’’ savunan geniş fikirli bir öncü olarak biliniyordu. Lakin, 13. yüzyıldaki bu özgürlük Tanrı ile olan ilişkilerde kilisenin önüne geçemez, belirleyici olamazdı. Albert Magnus büyük olasılıkla saat düzeneğiyle çalışan ve insan sesine benzer sesler çıkartan buluşunu, öncü bilgeye sunduğunda Tommaso öfkeyle, yıllarca uğraşılarak yapılmış düzeneği parçalar. Bu bağnazlık belki bu yönde atılacak adımları da ötelemiş olur.

Öyle ki ancak altı asır sonra Leon Scott de Martinville ‘fonotograf’ (kendi kendine ses kaydeden) adını verdiği cihazın 1857’de patentini alır. Amerikan Tarihi Ulusal Müzesi’nde sergilenen bu cihaz sesi kağıt üzerinde görülebilir bir hale dönüştürüyordu. Ama kullandığı yöntem, sadece ses dalgalarını göstermeye yarıyordu. Martinville insana ait ilk ses kaydını 9 Nisan 1960’ ta yapmış ama tekrar dinlemeyi başaramamıştı.

Sesi kayıt altına almak, uçup gitmesinin önüne geçmek ihtiyacı ise fotoğrafın ve sinemanın görüntüyü kayıt altına almasıyla hat safhaya ulaştı. Şair ve mucit olan Charles Cros ‘’Döner silindir üzerinde açılan izlerden bir sivri uç geçirilirse, bu ucun bağlı olduğu zar kaydedilmiş sesleri ve müziği verebilir’’ düşüncesiyle yola çıkarak yaptığı düzeneğe ‘paleofon’ adını verdi. 30 Nisan 1877’ de bu buluşunu anlatan bilgileri Paris’te ‘’Bilimler Akademisi’’ne teslim etti. Bu cihaz kayıt yapabiliyordu fakat tekrar dinlenmek istendiğinde sağlıklı ses alınamadığı gibi deforme oluyordu.

Paleofondan ne kadar esinlendiği bilinmiyor ama nihayet  6 Aralık 1877’ de Thomas Edison, üzerinde ince bir kalay levha olan silindiri çevirerek, çelik iğne ile, ‘’Mary’nin küçük bir kuzusu vardı’’  şarkısını kendi sesinden kaydedip tekrar dinlediğini dünyaya ilan etti. Bu işi yapmak için kurduğu düzeneğe de ‘’fonograf’’ adını verdi. Artık ses kaydediliyor ve dinlenebiliyordu.

Fakat 1 Mart 2008’ de sürpriz gelişmeyle Paris’teki bir arşivde tesadüfen keşiş Martinville’ ye ait ses kaydı bulundu. Tarihçi David Giovanni, Paris’teki bu arşivde bir ses kaydı olduğunu öğrenince,  inceleme yapmak üzere Paris’e gitti. Kaydı inceledikten sonra First Sounds grubu ile birlikte çalışarak bu ses grafiğini dinlenebilen bir ses haline dönüştürmeyi başardı. Martinville’nin kaydettiği halde dinleyemediği bu kayıt, başarılı bir çalışma sonunda dinlenir ve anlaşılır bir hale geldi.

Bu beş aşamalı çalışmada önce kayıt gürültüden arındırıldı. Ardından çalma hızının yanlış olacağı şüphesiyle denemeler yapılarak doğru hıza ulaşmaya çalışıldı. Bunun sonucunda kayıt yapılırken elle çevrilen merdanenin, olması gerekenden daha yavaş çevrildiği, dolayısıyla orijinal hızından daha yavaş bir çalma hızına sahip olduğu anlaşılıyordu. Ayrıca elle çevrildiği için bütün bölümler aynı hızla çalmıyordu. Bu aşamada sesin bütün bölümleri aynı kayıt ve çalma hızına getirildi. Sonraki aşamada sesin tonu ayarlanıp doğal sese yaklaştırılmaya çalışıldı. Son olarak ses uyumu sağlandı ve yankı önlenerek ses stereo hale getirildi. Bu harika çalışmanın sonunda kimliği belirsiz bir kişi tarafından söylenen bir Fransız halk şarkısı (Au Clair de la Lune) dinlenebilir hale gelmiş oldu. Bu çalışmanın sonunda ortaya çıkan gerçek, tarihi bir yanılgının düzeltilmesi gereğini ortaya koyuyordu. Tarihteki ilk dinlenebilir ses kaydı, Thomas Edison’dan onyedi yıl önce keşiş Leon Scott de Martinville tarafından yapılmıştır.

Bulunan ses kaydının bir asır sonra dinlenebilmesi, Edison’un  fonografının başarısını ve ticari ürün olarak pazarlanması gerçeğini gölgelemiyor. İlk halinden çok değişikliğe uğramadan geliştirilerek piyasaya sürülen fonograf büyük ticari başarılar kazandı ve yaygınlaştı. Emil Berliner’in bal mumundan silindirler yerine sert disk şeklindeki bir malzemeyi kullanmasıyla ürettiği ‘gramafon’ ise bütün dünyaya yayılarak müthiş bir ticari sektör oluşturmuş ve sesli iletişim çağının en popüler ürünü olmuştur. Artık gramofon çağı başlamıştır.

KAYNAKLAR:
* AKÇURA Gökhan, Gramofon Çağı, Om Yayınevi, 2002
* BAL Mehmet, Eskimeyen Tarih ‘Gramofon’, Makale, 2004
* CAN Şefik, Klasik Yunan Mitolojisi, Ötüken Yayınları, 2011
* ÜNLÜ Cemal, Git Zaman Gel Zaman, Pan Yayıncılık, 2004
* MOSELEY Alexander, A’dan Z’ye Felsefe, Ntv Yayınları, 2010

The following two tabs change content below.

Mustafa Naci Uncu

1969'da Eskişehir'in Sivrihisar ilçesinde doğdu. İlk ve orta tahsilini Eskişehir'de tamamlayıp A.Ü. Veteriner Fakültesi'nden mezun oldu. Doksanlı yılların sonlarında gramofon ve taş plak toplamaya başladı. Koleksiyonunun yanı sıra gramofon tamir etmeyi, ahşap kayıpları onarıp yenilemeyi öğrendi. Bisiklet objesi ve efemerası, nargile, rozet ve evcil hayvanların yer aldığı eski kartpostal koleksiyonu yapmaktadır. Yerel gazete ve dergilerde koleksiyonlarına ve mesleki konulara dair yazılar yazmakta, yedi yıldır fotoğraf çekmektedir. Halen Eskişehir'de Nuh'un Gemisi Veteriner Kliniğinin doktorlarındandır.

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

One Response to Echo’yu Ölümsüzleştiren Keşif: Sesin Kaydı

  1. Hülya :

    Benim gibi sese ilgi duyan ve müziksiz yaşanamayacağına inanan insanlar için bilgi içeren bu yazıyı dikkatle okudum, bilgilendim ve teşekkür etmek istedim. İçi dolu yazılar ne keyifle okunuyor!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir