Enki Bilal’in Ezoterik Dünyası

24 Şubat 2015 | Turgay Tuna | tasarım

Bundan tam yirmi yıl önceydi… 1983 yılının Mayıs ayında Mısır’da gezdirmiş olduğum Fransız gruplarımdan birinde, sonradan dostluğumuz bugünlere dek devam edecek bir çift, teşekkür armağanı olarak bana Fransa’dan her biri eski Mısır tarihi teması içeren üç adet çizgi roman göndermişti. Birbirinin devamı olan iki cilt halinde Profesör Mortimer&Büyük Piramitin Esrarı; öteki de uzaydan gelip günümüz dünyasına inen şahin başlı Horus’un heyecan dolu ‘Ölümsüzler Panayırı’ydı. Bu ikincisini okumaya başladığımda çizgiler, renklendirmeler ve dile getirilen olayın akışıyla kendimi Fütürist bir hayal dünyasının içinde bulmuştum.  Çizgilerin renklerle bütünleştiği anlatı o kadar başarılıydı ki, Jules Verne’in müritlerinden olan Enki Bilal ismi o zaman kazınmıştı belleğime.

Daha sonra geçen yıllar içinde Enki Bilal adı, gerek Fransa’ya gidiş gelişlerimde, gerek basında sık sık karşıma çıkmaya başlamıştı ve bugün de olduğu gibi Türkiye’de az sayıda sanatçı bir aydın kesim dışında Enki Bilal adı pek bilinmiyordu. Aslında çizgi romanlarından biri alınıp okunduğunda, ardında insanı adeta müptela eden, alışkanlık haline getirilen, öteki eserlerini de okumaya yönelten bir tarzı var Enki Bilal’in. Bu eserlerini okuyup bitirdiğinizde, çizdiklerini derin hayal dünyasından çıkarıp sayfalara dökmüş olduğu renkli tiplemeleri özlettiriyor size. Ve bu ayrılık fazla bir zaman geçirmeden bir başka eserinin sayfalarını açmanıza vesile oluyor. Türk çizgi romanının çağdaş yorumcularından Levent Cantek’in vurgulamış olduğu gibi “Enki Bilal sadece Fransa’da değil, çizgi roman yayımlanan her ülkede bilinen bir usta. 1980’lerin ortasından itibaren medyanın ilgisini çeken, ne yaptığı merak edilen bir yıldız demek daha doğru belki. Farklı sanat mecralarında kendinden söz ettirmeyi başararak kendine olduğu kadar çizgi romanına da saygınlık kazandırdığı söylenebilir hatta. Çizgi romanla ilgilenmemiş insanlar bile Bilal’in çizgilerine rastlamıştır. Akılda kalıcı bir başkalık, sihirli ve garip bir soğukluk… Ne dersek diyelim çizgileri benzersizdir. Büyük çizgi romancılar tiplemeleri, sahne tercihleri ve hepsinden önemlisi kendilerine özgü tınısı, dili ve rengi olan dünyalarıyla hatırlanırlar. Bilal’in büyüklüğü ve global ölçekli haklı şöhreti, her albümüyle ‘nakkaş’ gibi işlediği dünyasından, bir dünya yaratma mazeretinden kaynaklanıyor…”

Enki Bilal’in okumuş olduğum ilk çizgi romanı Mısır mitolojisinden esintiler çağrıştırdığından olacak, benim de piramitlerle mezarlar arasında mekik dokumakta olduğum bir döneme rast gelmişti. Yani Bilal’in tanrı Horus’lu, Anübis’li ‘Ölümsüzler Panayırı’ adlı eseri, bulunduğum ortamın içinde çok başka ve ayrıcalıklı bir anlam kazandırmıştı bana.

Aradan yıllar geçti, Enki Bilal’in bağışıklık kurmuş olduğum çizgilerini Paris’te bir sergide gördüğümde, onun yaratıcılığıyla ilgili başka bilgiler de edinmiştim. Fütürist, Ezoterik yaratımcılık onu aynı çizgide ilginç ve yine kendine özgü tasarımlara da götürmüştü. Örneğin adını mitolojideki gözlemci dev ‘Hypérion’dan alan, çok az sayıda üretilmiş Bilal imzalı saat bu tasarımlardan biriydi. Ardından Fransa’dan gelen mektupların zarfları üzerindeki pullar arasında Bilal’in çizgi roman karelerinden birini görmeye başladım. Ünü, renkleri ve çizgisi artık Fransa sınırlarından çıkmış, başta Amerika ve Japonya olmak üzere öteki ülkelere de yayılmaya başlamıştı. Bilal romanlarının hayranları gittikçe arttı. Artık ben de Enki Bilal’in çizgilerini tanıyan Türkiye’deki müptelalarından biriyim.

Yine aradan yıllar geçti, 2000’li yılların başlarında, İstanbul’dan Mısır’a götürdüğüm gruplardan birinde; kendisine duyduğum saygı ve dostluğun gelip geçen yıllar içinde daha da tırmanacağı aydın, sanatsever bir insanla tanışmıştım. Kendisi de esaslı bir koleksiyoner olan Cem Şerbetçi idi bu dost insan. Ortak noktamız olan koleksiyonculuğun içinde, Mısır seyahatindeki sohbetlerde dile getirmiş olduğumuz önemli bir nokta daha vardı: Enki Bilal’in çizgi romanları…

Cem Şerbetçi iyi bir Bilal koleksiyoncusuydu ve koleksiyoner olmanın ötesinde, Enki Bilal’in de iyi bir dostuydu. Onunla ilgili makalelerinden çizgi romanlarına, tasarımlarından efemeraya ne bulabiliyor ise toplayan bir insandı. Ne yapıp edip koleksiyoner ruhuyla Yapı Kredi Kültür ve Sanat Müdürlüğü ile görüşüp anlaşmış ve Enki Bilal’i İstanbullulara tanıtmayı başarmıştı. Enki Bilal 28 Mart 2009 tarihinde, İstanbul Beyoğlu Yapı Kredi Kazım Taşkent Sanat Galerisinde İstanbullularla buluştu. Serginin açılışının yanı sıra Cem Şerbetçi’nin beraberliğinde hayranlarıyla sohbet etti, serginin tanıtım kitabını imzaladı. Bir iki gün sonra da İstanbul’u gezip dolaştı. Cem Şerbetçi ve sevgili eşi Selda Sefer’in çağrısıyla, 1983 yılından beri çizgilerinden tanıdığım ve saygı duyduğum Enki Bilal’in rehberliğini yapma şansı bana nasip olmuştu. Bilal, eşi Fabienne, Paris’in en gözde galerilerinden birinin sahibi olan ve yıllardan beri Bilal’le çalışan Cristian Desbois’yı İstanbul’da gezdirdim.

Önce Aziyade’nin izlerini sürdüğümüz Pierre Loti’de çaylarımızı içip simitlerimizi yiyerek başladık İstanbul’u koklayıp, içimize sindirmeye. Ardından Eyüp Sultan’ın güvercinleriyle ‘Ak Tolgalı’ Beylerbeyi’nin çerileri gibi birbirinin ardına dizilmiş meftaların taşları karşıladı bizleri. Sonra Fener Patrikhanesinin ışıltılı, buhurlu atmosferi içinde, Bizans’tan günümüze dek süregelen mor ilahiler doldurdu kulaklarımızı. Rüstem Paşa camiinin mavi, yeşil çinilerine ulaşmadan önce sepet satıcılarıyla haşır neşir olduk. Sultanahmet’te midelerimize indirdiğimiz köfte, piyaz, ayran üçlemesi Bilal’i bir başka mutlu etti. Çünkü Enki Bilal’in her ne kadar Fransız vatandaşı olsa da, her ne kadar Fransa’da yaşıyor olsa da Sultanahmet köftesinin kuzeni olan Cevap Cici’nin ülkesinden geliyordu kökleri. Boşnak’tı, Belgrad doğumluydu. Yani, bizlere bizim mutfağımıza, bizim çayımıza daha yakındı. Ayasofya’nın muhteşem mozaikleri önünde durdu kaldı. Olur ya acaba dedim içimden, içinde İstanbul olan yeni bir çizgi roman kurgusu oluşmasın usunda? Günü, Boğazda İstanbul’a yakışır bir tekne gezintisiyle sonlandırdık.  Gün batımında tarihi yarımadanın ardında batan güneşin yansıttığı İstanbul silueti, Türk şarabının tadını bir başka özgün kılıyordu bu özel ama bir o kadar da sade Fransız misafirinin damaklarında. Kadehler İstanbul-Belgrad-Paris üçlemesine, dostluğa ve de şahin başlı Horus’a kalktı. Benim çok sevdiğim mesleğim, rehberlik yaşamımda gezdirmiş ve tanımış olduğum en ayrıcalıklı insanlardan biriydi Enki Bilal. 1983’te tanımaya başladığım müthiş çizgilerin sahibi ile Boğazın orta yerinde kadeh kaldırmak yine yaşamın getirdiği ilginç ayrıcalıklardan biriydi benim için.

Not: Bu yazı Collection dergisinin 35. sayısında ‘Enki Bilal İstanbul’daydı’ başlığıyla yayımlanmıştır.

The following two tabs change content below.

Turgay Tuna

1951 yılında İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi’nde okuduktan sonra Hacettepe Üniversitesi’nde Turizm eğitimi gördü. 1973 yılından itibaren profesyonel terüman-rehberlik yapmaya başladı.1980-1986 yılları arasında bir Fransız seyahat acentesinin temsilcisi olarak Mısır’da görev yaptı ve bu zaman zarfında eski Mısır tarihine duyduğu ilgiyle Kahire Fransız Arkeoloji Enstitüsü’nün seminerlerine katıldı, ardından Mısır tarihini etüt etti. O günlerden bu günlere mesleği gereği kuzeyden güneye Mısır’ı defalarca kat etmiş olan Tuna, 1980 yılından bu yana 157 Mısır turu yaptı ve bu ülkede binlerce fotoğraf çekerek Mısır üzerine kapsamlı bir dia-bank hazırladı. Yıllardan beri Mısır tarihi seminerleri ve konferanslar veren, eşi Josie Tuna ile birlikte eski Mısır teması üzerine sergiler açan Turgay Tuna’nın Gelişim Yayınları’ndan “3000 Yıllık Gizem Tutankhamon” ve MB Yayınları’ndan “Ahlan Sahlan Kahire” adlı kitapları çıktı. Bugüne kadar birçok dergi ve gazetede Mısır üzerine 50’ den fazla makalesi yayımlanan Tuna, turizm yazarı Bülent Demirdurak’la beraber; 2012 yılında, Hollanda’da Mısır üzerine turistik bir rehber yayımladı. Halen, “Antik Mısır’dan Esintiler” adıyla yeni kitabını yayıma hazırlıyor. Bütün bunların dışında yıllardan beri toplamış olduğu toprakaltı antik Mısır objeleri Turgay Tuna’nın önemli koleksiyonlarından birini oluşturuyor. İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne kayıtlı olan, içinde antik Mısır mezar bebekleri uşaptilerden sırlı keramik figürinlere dek değişik eserlerin yer aldığı bu koleksiyon Yapı&Kredi Kazım Taşkent Sanat Merkezi’nden Mecidiyeköy Metro Alışveriş Merkezi’ne, Bakırköy Town Center’dan Beylikdüzü Migros’a uzanan değişik sergilerde yer aldı

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir