kolektomani

Erkek Kadın, Atari ve Jelibon

03 Şubat 2015 | Rüzgar Ceyda Alpak | gündelik yaşam

Sene 1979. Sıcak, hem de çok sıcak bir yazdı. Sokakta duvara sıralanır soğuk gazoz içerek beklerdik dondurmacıyı. Öğleden sonra üç gibi gelirdi dondurmacı Salih Abi. Yokuşun başından arabasını görünce koştururduk yanına. Benim favorim kaymaklı ve limonlu. Salih Abi bonkördü, verdiğimiz paranın oldukça üstünde koyardı dondurmaları. Suratımızda kocaman bir gülümsemeyle ‘Ya ya şa, ya ya şa Salih Abi çok yaşa’ sesleriyle inlerdi Yeldeğirmeni sokakları. Dondurmaları almış olsak da, yanında gezerdik sokakları. Kocaman bir çanı vardı dondurma arabasının. Her gün birimiz nöbetçi olurduk, çanı o kişi çalardı. Sıra kime gelse böbürlenmekten ölürdü adeta.

O senelerde bilmem hatırlar mısınız, bir Almancı furyası vardı. Yazları Almanya’da çalışan gurbetçiler dönerdi memlekete, tatil yapmaya, Türkiye’de olmayan birçok şeyle birlikte. Haribo, Jelibon ayıcıkları getirirlerdi sevinçten deliye dönerdik. Rıhtım iskele sokakta oturan annemin bir arkadaşının akrabalarının geldiğini duyan ben ve saz arkadaşlarım hemencecik olay mahalline intikal ettik. Hedef belliydi bir paket Jelibon. Annemin öğretmen arkadaşı Sevim Teyze’nin evinin önünde, kasap kedisi misali dolanıyoruz. En sonunda karar verip, basıyoruz zile. ‘Sevim Teyzeeeeeee’ diye bağırmak bir Yeldeğirmeni ritüelidir. Önce zile basar sonra da bağırırsın. Sevim Teyze beliriyor balkonda. ‘Merhaba Sevim Teyze diyorum, misafirlerini hoşgeldinlemeye geldik’. Otomata basılıyor, üstümüzü başımızı düzelterek çıkıyoruz merdivenlerden. Nihayet beşinci kata ulaşıyoruz nefes nefese. Sevim Teyze karşılıyor bizi kapıda. Ayakkabılarımızı apartmanın sahanlığında çıkartıyoruz, heyecan dorukta içeri dalıyoruz. Ben, Bahadır, Rojda ve Ati. Ati, Atilla’nın kısaltılmışı, daha havalı bulduğumuz için ona öyle sesleniyoruz. Diziliyoruz salondaki üçlü yeşil kadife koltuğa. Şunun şurasında Jelibona kavuşmamıza ne kaldı ki?

Misafirler odaya geliyor, hoşgeldiniz diyoruz, hatır soruyoruz tek tek. Sevim Teyze bizi tanıtıyor işte falancanın torunu diye. Kendimizi de tanıttıktan sonra, finale doğru ilerliyoruz.

Sevim Teyze,  “Size birşeyler  ikram edelim çocuklar” diye salondan çıkıyor, bizim gözler büyüyor, büyüyor… Mutfaktan ev yapımı limonata ile dönüyor, hoppalaa o ne büyük bir hayal kırıklığı! Uzunca bir suskunluk, limonatalar bitiyor. Ben en yumuşak gördüğüm misafir teyzeye dönüyorum “Almanya’da oturmak güzel değil mi?”  diye soruyorum. Evet ama diye başlayan uzun bir cümleye başlıyor teyze. Anlatıyor da anlatıyor. En sonunda soluklanır soluklanmaz giriyorum söze, orda yaşamak güzel bence diyorum. “Çünkü orda Jelibon var ama burada yok”. İstek gayet net, Jelibon. Odadaki tüm kadınlar kahkaha ile gülüyor.

Yaşlı olan teyze salına salına yan odaya geçiyor, hemencecik dönüyor. Elinde kocaman Jelibon paketi ile. Alıyoruz, kibarca teşekkür edip müsaade istiyoruz. Işık hızıyla merdivenlerden inerken, bir kızla çarpışıyoruz. Yüzüne bakıyorum on sekiz falan olmalı diye geçiriyorum içimden, yabancı kesin  Almancı diyorum. Pardon diyorum. Suratsız ‘dikkat et’ diyor. Donup kalıyoruz, bildiğin erkek sesi. Ardımıza bakmadan iniyoruz merdivenlerden. Rıhtım İskele sokakta, Osmangazi İlkokulu’nun bahçesine gidip ganimeti paylaşacağız. Okulun duvarına tırmanıyoruz, oradan bahçeye atlıyoruz. Adaletli bir şekilde paylaşımı yaptıktan sonra, yemeye başlıyoruz Jelibonları.  Hepimizin aklı o kızda. Ati dayanamıyor o kız neydi ya diyor, ne biçim sesi vardı?

Evet, biraz garipti diyor Rojda. Bende kesin sigara içiyordur, sesi ondan kalınlaşmıştır diyorum. Jelibonlar bitiyor, hava yavaş yavaş kararıyor ve biz yarın buluşmak üzere ayrılıyoruz. Eve gidiyorum annem köfte patates kızartmış, bayram ediyorum.

Her zamanki buluşma yerimizde bekliyorum. Ati geliyor, daha selam vermeden ‘Rüzgar ben o kızın ne olduğunu anladım’ diyor. Hadi be diyorum anlat anlat çabuk. Ati eve gidince yaşadığımız olayı abisine anlatıyor, o da basıyor kahkahayı. “Oğlum aptimisiniz” diye geçiyor dalgayı üstelik.

“O kadın erkektir” diyor. Kafamız iyice karışıyor. Ati’yle gidiyoruz Rıhtım İskele Sokağa, belki görürüz diye. Amanın ne görelim, kapıda çekirdek çitliyor. Yavaş yavaş yaklaşıyoruz, merhaba diyorum ben, kafasını sallıyor yalnızca. Ben diyorum, geçen gün diyorum, çarpışmıştık diyorum, zırvalıyorum kısaca. O ise hiç umursamıyor beni, konuşmuyor bile. Birkaç soru soruyorum cevap alamıyorum. Tam vazgeçip dönerken biz, irkiliyoruz kalın sesiyle “Atari var mı sizde?”

Ati atlıyor, var var bende.

Adın ne diyor? Kekeliyor Ati, Aaaatttiiii… Bakıyorum nerden çıktı bu kekeleme?

Adınız ne diye bana dönüyor bu kez, “Rüzgar” diyorum, “ya senin”?

Asu diyor.

“Size gidelim” diyor Ati’ye dönüp, “atari oynarız”. Acayip şaşırıyoruz, tamam diyoruz.

Yolda birkaç kez sormaya çalışıyorum korkudan soramıyorum.

Atilere gidiyoruz, annesi bankada çalıştığı için evde kimse yok. Giriyoruz eve, oturuyoruz atarinin başına. Bir saat oynuyoruz yaklaşık, Asu tuvaletin yerini soruyor, gösteriyoruz. Ati mutfağa gazoz almaya gidiyor, koşarak salona dalıyor, yüzü kıpkırmızı  ‘Rüzgar, pipisi var’ diye fısıldıyor.

Ve biz onun bir Bülent Ersoy olduğuna karar veriyoruz, içimiz rahat gazozumuzu içip, atarimizi oynuyoruz…

 

The following two tabs change content below.

Rüzgar Ceyda Alpak

İstanbul doğumlu. 1990 senesinde Tiyatro Baykuş’la tiyatroya merhaba dedi. Ardından İstanbul Bulvar Tiyatrosu ekibine katıldı. 1995 yılında Tiyatro Panorama’yı kurdu. Uzun yıllar film, dizi ve çizgi film dublajı yaptı. 2010 yılında Anniş kostüm atölyesini hayata geçirdi. Uzun yıllar özel okullarda drama ve tiyatro dersleri verdi. Halen çocuk oyunları yazıp yönetmekte ve insanlara hayal ettikleri kostümler dikmekte… Bir kız çocuğu annesi. Domuz objeleri koleksiyonu yapıyor.

Son Yazıları Rüzgar Ceyda Alpak (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir