Keyfin Seremonisi ve Nargilenin Hikayesi

04 Şubat 2014 | Ateş Arcasoy | antika

Nargilenin kökeni sözcük anlamıyla Hindistan’a dayanıyor. Bir bakıma nargile Hindistan’da doğmuştur da denebilir.  Esas vatanı Malezya ve Okyanusya Adaları olan hindistancevizi Farsça’da nargil, Arapça’da “narcil” adını alır. Nargile içmenin temel mantığını da keyif yapmak amacıyla Hintlilerin hindistancevizinin içini boşalttıktan sonra kabuğuna bir kamış sokarak hintkeneviri içmeleri oluşturur. Zamanla hindistancevizinin yerini başka malzemeler almış. Keyif veren bu icadın İran ve Arap kültürleriyle buluşması ile nargile içme zevkine sanat ve kişilik katan porselen, cam hatta gümüş nargile şişeleri ortaya çıkmış. Nargile malzemeleri ya da içme ritüelleri, kültür ve medeniyetlere göre zengin nüanslara ve farklı isimlere ulaşmış.

Antika porselen piyasalarında adı çok geçen “kendi” nargilenin İran’da aldığı addır. Nargile ayrıca İran’da kalian veya Arapça’da kokkadan gelen “hokka” adları ile anılır. Çinli porselen ustaları bu formu İslam çömlekçierinden tanımışlar, Ortadoğu’da çok tutulduğunu görünce de 15. ve 16. yüzyıllarda çok sayıda porselen nargile üretip ihraç etmeye başlamışlar. 17. yüzyılda Hollandalı porselen ithalatçıları da porselen nargileleri Japonya’dan “gorgelet” adı altında getirip, Avrupa’da tanınmasını sağlamışlar.

Porselen denilince akla ilk gelen ülke, porselenin anavatanı olan Çin’dir. Dolayısı ile dünyada ilk gerçek porselen Çin’de Tang Hanedanlığı (618-907) devrinde üretildi. Çin bu hanedanlık döneminde 50 milyonu bulan nüfusu ile dünyanın en büyük ve en güçlü imparatorluğu oldu. Tang devriyle başlayan gerçek porselen üretimi, sanatın ve tekniğin zirvesine Song Hanedanlığı (960-279) devrinde ulaştı. Bunun sebebi Çin’de büyük imparatorların iktidarları srasında her zaman görülen teknik, bilimsel ve sanatsal ilerlemeler zincirinde porselenin en ön sırayı almasıydı.

Tang ve Song Devirleri ile birlikte yücelmeye başlayan porselen sanatı ve tekniği, tüm Çin’in Kubilay’ın önderliğindeki Moğollar tarafından istilası sırasında farklı bir tarzda gelişti. Bu gelişme, porselenin dekorunda salk kobalt mavisinin kullanıldığı “mavi-beyaz” (bleu-blanc) porselen ekolünü yarattı.

İranlılar kobaltla yapılan mavi seramik dekorunu daha 12. yüzyıldan beri biliyorlarda. İlginçtir, hem kobalt hem de kobalt ile mavi sıraltı dekor tekniği, tüccarlar tarafından Çin’e İran’dan götürülmüştür. Çinliler mavi renk veren bu maddeyi porselene o kadar güzel uyguladılar ki mavi beyaz tarzında dekorladıkları nargileleri İran başta olmak üzere birçok ülkeye sattılar.

Çin’de üretilen porselen nargilelerin çoğunun Ming (1368-1644) ve Qing (1644-1911) Hanedanlıkları dönemlerine ait olduğu görülür. Ming İmparatoru Wanli (1573-1620) porselen imalatına sıkı bir denetim uygulamıştı. Wanli ailesi İmparatorluk Porselen İşletmesi’ne bir yılda tam 34200 parça porselen siparişi vermiş, ancak her 1000 parçadan sadece 10 tanesi “gökyüzünün oğlu”na layık bulunmuştu. Porselen işte bu denli titiz seçimlerin bir ürünü olarak imparatorlarla buluşabilmekteydi. Ancak Çinlilerin “ihraç porselenleri” için de bu titizliği gösterdikleri sanılmamalıdır.

Çin porselenlerinin tümünde olduğu gibi, porselen nargilelere uygulanan dekorlar da bizim hayranlığımızı çekmektedir. Bu, aynı zamanda sanat ve işlevselliğin uyumu açısından da ilginçtir. Mavi-beyaz tarzında üretilen birçok porselen nargilede dekor olarak erik çiçeği motifi kullanılmıştır. Çin porselenlerinde her dekorun zengin bir anlatım dili bulunur. Erik çiçeğinin anlamı, yerine göre saflık ve temizliktir. Nargilenin insan sağlığındaki kirlilik etkisi düşünüldüğünde, porselen sanatçısının bu dekoru seçmesi de çok güzel bir temenni ve ince bir uyarı mesajı taşımaktadır.

Qing Hanedanlığı devrinin en ünlü imparatoru olan Kangxi (1662-1722) döneminde porselen eşyalar vurunca yaydıkları tınlama ile ün yaptılar. Porselen ihracatında da büyük bir patlama yaşandı. Bu nedenle, bugün porselen antika piyasalarında Kangxi dönemi nargilelerinin en güzel örnekleri de görülür. Bunların dekorlarında dikkati çeken bir diğer çiçek motifi de şakayıktır. “Çin Şakayığı” değişik renkli ve hoş kokuludur. Osmanlı çini sanatında da kullaılan şakayık motifi, Çin porselenlerinde güzel anlamlara bürünür: Ağırbaşlılık, zenginlik, kibarlık ve temayüz etme. Sanki böylece nargile içicisine yüceltici mesajlar verilmekte, onun ayrıcalığı vurgulanmak istenmektedir.

Topkapı Sarayı ve Sadberk Hanım Müzesi’nde gördüğümüz, “kendi” örneklerinin zengin dekorlarında zümrüdü anka motifleri göze çarpar. Doğu halklarının inanışlarına göre, dünyayı çepeçevre kuşatan bir dağ mevcuttur. Bu dağın adı Kaf Dağı’dır ve zümrüttendir. Eski Türklere göre Kafdağı’nın ardında bir Simurg kuşu yaşar. Osmanlılar bu kuşu “zümrüdüanka” olarak adlandırırlar. Çin mitolojisinde de “Frenghuang” adıyla yer alan zümrüdüankanın kanatlarındaki beş renk beş ayrı özelliği simgeler: İyilik, sadakat, nefse hakimiyet, hikmet, itimat.  Nargile içmenin keyfini porselen kendi ile çıkarmak isteyenler, hem zümrüdüankanın bu beş öğretisini özümserler hem de kendisini kendi küllerinden yaratan bu masal kuşunun ölümsüzlük ve yeniden doğuşun simgesi olduğunu hissederler.

Ming ve Qing dönemi porselen nargilelerde, imparator adının yer aldığı damgalarla birlikte, figüratif damgalara da rastlanır. Bunların en bilineni olan “Artemisia yaprağı” figürü Çin dekor literatürüne “8 değerli şey olarak geçmiş” olan sembollerden biridir.  Esasında, Yunan mitolojisine göre Artemis ağaç tanrıçasıdır ve Zeus’un kızıdır. Çinlilerin hurma yaprağı olarak betimledikleri bu sembolü Avrupalılar Artemisia yaprağı olarak adlandırmışlardır.

Nargile içme keyfine güzellik katan bi başka malzeme de cam nargile şişeleridir. Cam olsun, porselen olsun nargile şişelerinin günümüz antika piyasalarındaki değerlerinin çok yüksek olması, artık onların üretilmemesinden, üretilebilseler bile aynı sanatsal ve teknik kaliteye ulaşamamalarından kaynaklanmaktadır.

Türk insanın nargile ile tanışması aslında Osmanlılar dönemine rastlar. Tütünün 1601-1603 yılları arasında Osmanlı’ya girerek kullanılması ile eşzamanlı olarak, nargile detoplumda ilgi görmeye başladı. Çünkü o dönemde İran’dan getirilen ve zamanın kahvehanelerinde sohbetlere eşlik eden tömbeki tütünü ve nargile, keyiflere yeni çeşni ve gizemler katan bir unsur oluyordu.

Nargile ve tütün içimi ilerleyen yıllarda kahvehane mekanları ile sınırlı kalmayıp , çeşitli gösterilerin yapıldığı yerlere de yayıldı. 1940’lı yıllarda “Yedigün Neşriyatı” olarak yayımlanan “Dünden Hatıralar” isimli bir albümde, Osmanlı Cumhuriyet geçiş döneminin sosyal aktiviteleri gözler önüne serilmektedir. Eski İstanbul yaşamında kesitlerin sunulduğu albümde Münif Fehim hünerli fırçasının yardımıyla son derece gözlemci yaşam sahneleri resimlemiştir. Örneğin Meddah ve Karagöz temsillerinde izleyiciler gösterilerin keyfini nargile içerek çıkarmaktadırlar. Gerçekten de resimlere baktığımızda meddahı bir kahvehanede görürüz. Parlatılmış dövme bakırdan yapılmış çay ocağından, raflarda sır sıra dizili nargile şişelerinden ve tipik ayrıntılardan burasının bir kahvehane olduğunu anlarız. Ön sıradakiler bir yandan meddahın esprilerine gülerken bir yandan da çay ve nargile içip yaşadıkları anın keyfini çıkarmaktadırlar. Münif Fehim’in fırçasının bir başka yorumu ile izlenen Karagöz sahnesinde ise yine coşkulu bir toplulugun çay, kahve ve nargile içerken zevkten kendinden geçtiği izlenir.

2 Abdülhamit,  Tanzimat ile başlayan yenilikçi hareketler çerçevesinde, batı porselen teknolojileriyle çalışabilecek bir fabrika olan Yıldız Porselen Fabrikası’nın  kurulması için emir verdi. Antika değerleri çok yüksek olan dönemin porselen, gümüş ve diğer sanat ürünlerinden 2. Abdülhamit tuğralı olanlar ayrı bir öneme sahiptir.  Padişah tuğralı gümüş “ser” ile donatılmış nargile şişeleri, antika meraklılarının ilgiyle takip ettiği objelerdir.

Nargilenin donanımını tamamlayan en önemli kısımlardan biri de “lüle” adı verilen, içinde tömbekinin yakıldığı nargile ateşliğidir. Bu lülenin yapımı büyük bir uğraş ve beceri gerektirdiğinden ancak çok iyi ustalar tarafından üretilebiliyordu. Günümüzde koleksiyoncuların en çok rağbet ettikleri Osmanlı eserleri arasında “Tophane Lüleleri” de yer alır. İlk lülecilik 1600 yılından başlayarak İstanbul’da Tophane semti başta olmak üzere, Lüleburgaz ve Edirne’den Diyarbakır’a kadar çeşitli bölgelerde yapılmıştır.İstanbul’da hala aynı adı taşıyan Lüleci Hendek Sokağı 18. yüzyılın sonlarında lüleci atölyelerinin toplandığı yerdi. Nargilenin bir diğer önemli öğesi “tömbeki” denilen doğrudan doğruya nargilede kullanılan tütün türüdür.

Çok teferruatlı bir keyif aracı olan nargilenin her birinin ayrı işlevi olan parçaları ve özellikleri saymakla bitmez. Örneğin dumanı şişeden alan ve ağza ulaştıran “marpuç” öyle basit bir hortum değildir. Osmanlı Dönemi’nden beri adını koruyan İstanbul Mahmutpaşa’daki “Marpuççular Çarşısı”ndaki esnaf, nargile marpucu yapmak için meşinleri şeritler halinde keser, çirişledikten sonra demir çubukların üzerine sarar, onların üzerine de helezon şeklinde pirinç teller dolarlardı. Hepsinin üzerine de bir kat daha renkli meşin sarıp kuruttuktan sonra, içteki demir çubuğu çekerlerdi. Böylece kıvrılabilir, sağlam ve zevkli görünümlü marpuçlar ortaya çıkardı. Marpucun ucuna takılan “imame” veya “sipsi” olarak adlandırılan ağızlık genellikle kehribardan yapılırdı. Geçmişte İstanbul’da Kapalıçarşı ve Uzunçarşı’da kehribar işleyen tezgahlar vardı.

Nargileler oyantalist resim akımın temsil eden tablolarda, kartpostallarla dünya yolculuğuna çıkar. Nargile içme seremonilerinin resmedildiği sahnelerde, nargilenin acelesi olmayanların , hayatı bir ferahlık içinde yaşayanların gözdesi olduğu vurgulanır. Sohbetlere iyi eşlik etme yeteneğiyle nargilenin en büyük keyfinin aslında muhabbet olduğu gerçeğini de sergilemektedir.

Kaynakça

Arcasoy, Ateş, “Porselen Tekniği ve Sanatı”, Antika Seminerleri I., II., Antik Palace, İstanbul.

Arcasoy, Ateş, “Çin Mavi-beyaz (Blau,Blanc) Porselen Ekolü”, Seramik Türkiye Dergisi, 2004/5, İstanbul.

Bakla, Erdinç, “Tophane Lüleciliği”, Dışbank, İstanbul, 1993.

Fehim, Münif-Ekrem Ercüment, “Dünden Hatıralar”, İstanbul, 1940.

“Nargilenin Tarihi”, www.nargile.cc/index.asp

“Nargile Tarihçesi”, www.nargileci.net

 

The following two tabs change content below.

Ateş Arcasoy

İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Seramik Bölümü'nü bitirdikten sonra, Almanya-Koblenz'de Seramik Mühendisliği tahsili yaptı. Eczacıbaşı seramik Fabrikaları'nda teknik müdürlük, Yıldız Porselen Fabrikası'nda yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Türk Seramik Derneği ve Collection Club üyesidir. Seramik Teknolojisi adlı bir ders kitabı vardır. Marmara Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde Seramik Teknolojisi, Seramik Sanat Tarihi, Antika Porselen Sanatı ve Tarihi dersleri vermektedir. AntikDekor dergisinde, porselen tarihi ve sanatıyla ilgili birçok makalesi yayımlanmıştır.

Son Yazıları Ateş Arcasoy (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir