Fotoğraf ve Resmin Etkileşimi

04 Mart 2017 | Gülderen Bölük | foto bellek

Resimle fotoğrafın işlevinin henüz birbirinden çok ayrılmadığı 19. Yüzyılda her iki sanat, pek çok açıdan birbirini etkilemiştir. İlk fotoğrafçıların büyük kısmının ressam ve gravürcü olması etkileşimi güçlendiren nedenlerdendir. Bu isimlerin en başında fotoğrafın mucidi Daugerre gelir. Çağdaşlarından etkilenmiş olan Daguerre,  Gericault ve Delacroix gibi dönemin önde gelen ressamlarını yakından takip etmiştir.[1]

Ardından, Gustave Le Gray, Roger Fenton, Emile-Jean Horace Vernet, Frédéric Goupil Fesquet, David Octavius Hill, Charles Negre, Charles Marville, Henry Le Secq ilk akla gelen isimlerdir ki fotoğraf tarihinde iz bırakmış bu kişilerin mesleki geçmişlerinde resim sanatının etkileri vardır.  Bir diğeri de geriye olağanüstü portre fotoğrafları bırakan Gaspard-Félix Tournachon Nadar da ki 1874 yılında bir grup izlenimci ressam ilk sergilerini onun fotoğraf stüdyosunda açmıştır.

Fotoğrafın sahneye çıkışıyla kendilerini bu yeni icada adapte edenler ve sanat bilgilerini fotoğraf çekimlerine yansıtabilenler şanslıydılar. Çünkü esnek davranmayan ressamların pek çoğu işsizlik ve beraberinde birçok güçlükle mücadele etmek zorunda kaldılar. Yeteneklerinin ve uzun emeklerinin sonucunda ortaya koydukları işleri, fotoğraf makinesi denilen bu aletin kısacık sürede ve daha gerçekçi bir şekilde yapıyor olmasını son derece sinir bozucu buluyor olmalıydılar.

En çok zarar görenler de, portre ve minyatür ressamları olmuştur. Fotoğrafa en çok saldıranlar da, mesleklerini kaybedeceğinden korkan bu kesimdir. Bu tehdit ve baskıdan sıyrılıp, şaşkınlığı üzerinden atabilenler ise gelecek vadeden bu yeni alanda şanslarını denemiş; resim bilgisini fotoğrafa yansıtabilenler oldukça başarılı işler ortaya koymuştur.

Aslında bu etkilenme tek taraflı değildir. Resim sanatı fotoğrafı nasıl yönlendirmişse, fotoğrafın da resim sanatına etkileri olmuştur.

Mesleklerine devam eden ressamlar arasında, fotoğrafın nimetlerinden faydalananlar da vardır. Özellikle Oryantalist ressamlar, resimlerinde kullandıkları Doğuya özgü detayları, ya fotoğraflara bakarak ya da satın aldıkları kıyafet ve eşyaları inceleyerek tuvallerine geçirmiştir. Oryantalist ressamlarımızdan Osman Hamdi’nin de resim yaparken sık sık fotoğraftan yararlandığı bilinmektedir. Mimari unsurları, süslemeleri ve yazıları gerçek durumlarıyla yansıtabilmek için fotoğrafları karelerle büyüterek resimlemiştir. Ayrıca pek çok resmindeki sarıklı erkek figürü kendisidir. Hamdi, bu tablolarını yaparken, çeşitli zamanlarda çektirmiş olduğu fotoğraflardan yararlanır. [2]

1896 yılında saray ressamı olarak görevlendirilen İtalyan Fausto Zonaro da Oryantalist resimlerinde, özellikle harem sahnelerinde karısı Elisa’nın çekmiş olduğu fotoğraflardan bolca yararlanır. Zonara, Paris’te 18 ay fotoğraf eğitimi alan ve istediği zaman hareme girebilen Elisa’nın çekmiş olduğu fotoğraflardaki genç hanımlara bakarak yağlı boya tablolarını oluşturmuştur. [3]

Ressamlar sadece fotoğrafı kareleyip büyüterek resim yapmaz,   1860’ların başlarından itibaren çalışmalarında projeksiyondan da faydalanırlar. Resimlemek istedikleri fotoğraf karesini, projeksiyon makinesi sayesinde istedikleri büyüklükte tuvale yansıtıp ardından bu görüntülerin üzerini yağlıboya, suluboya, guvaş veya pastel boyalarla boyayarak resimlerini yaparlar. Bazıları da fotoğraftaki görüntüyü,  kimyasal bir işlemle hassas hale getirilen tuvale doğrudan doğruya aktarır.[4]

Kendi çektiği fotoğrafları kullanan ressamlar kadar, fotoğrafçıların çektiklerini de kullanan da çoktur. Fotoğrafı kısmen ya da tamamen tuvaline aktaran ressamlar arasında Jean- Auguste Dominique-Ingres, Gustave Courbet, Edgar Degas, Henri Toulouse Lautrec, Fermand Khnopff, Thomas Cowferthwait Eakins, Edward Munc, Von Stuck, Francis Bacon gibi önemli bir kaç ismi sayabiliriz.

Bizim topraklarımızda da aynı şekilde fotoğraf ve resmin iç içeliği gözlenir. İstanbul’da uzun süre yaşayan ve Osmanlı darphanesinde baş hakkaklık yapan James Robertson’ın da resimle bağı bulunmaktadır. Sonradan açmış olduğu stüdyosunda çektiği fotoğrafları suluboya ile renklendirmiştir.

Yine Osmanlı Dönemi’ne damgasını vuran bir diğer stüdyo olan Abdullah Biraderlerin kurucusu Viçen Abdullah ve kardeşi Kevork Abdullah da resim bilgileri sayesinde son derece başarılı işler ortaya koymuştur. Fildişi üzerine minyatür boyamada usta olan Viçen Abdullah, uzun süre dagereotipleri renklendirir.

Osmanlıdan Cumhuriyete oldukça uzun bir dönem faaliyet gösteren Phebüs fotoğrafhanesinin kurucusu Bogos Tarkulyan da resim eğitimi almış ve portre ressamlığı yapmış sanatçılarımızdandır. Tarkulyan’ın İmparatorlukta ilk kez renklendirdiği fotoğraflarla ll. Abdülhamid’in beğenisini kazandığı ve ödüllendirildiği bilinmektedir. O. Kürkciyan’ın da 20. yüzyılın başında aynı atölyede fotoğraftan yağlı boya portreler çalıştığı İstanbul Askeri müzede ve bazı özel koleksiyonlarda bulunan örneklerden anlaşılmaktadır.”[5]

Bir diğer ressam fotoğrafçı da Ferit İbrahim’dir. Hoca Ali Rıza ile de yakın ilişkiler içinde olan İbrahim’in başarılı portrelerinin arkasında yatan, resim bilgisidir. Aynı zamanda ilk foto muhabirlerimizden olan Ferit İbrahim, stüdyosunda sık sık tuvalinin başına geçerek resim yapar.[6]

Fotoğrafla resmin iç içeliği sanatçıların mekânlarında da sık sık karşımıza çıkar. Resim atölyelerini ziyaret eden fotoğrafçılar kadar, eserlerini stüdyolarının vitrinlerinde sergileyip satışa sunan ressamlar da çoktur.  Önemli fotoğrafçılarımızdan Pascal Sebah’ın kardeşi olan Kosmi Sébah 1860 ve 1875 yılları arasında kardeşiyle aynı stüdyoda çalışır. Ancak 1875 yılında Beyoğlu’nda kendi adına bir stüdyo açarak işletir. Burada fotoğraf çekimlerinin yanı sıra, İstanbullu ressamların tablolarını da satışa çıkarır.[7]

Abdullah Biraderler de stüdyonun vitrininde Osman Hamdi Bey, Sarkis Direnyan ve Chlebowski gibi ressamların resimlerini sergiler.  Ayrıca Osman Hamdi Beyin hocası olan ünlü Oryantalist ressam Jean-Léon Gérôme 1875 yılında ikinci kez geldiği İstanbul’da dostları Abdullah Biraderlerde kalmış ve bazı tablolarında onların fotoğraflarından yaralanmıştır.[8]  O. Kürkciyan’ın 19. yüzyılın başlarında Phebüs fotoğrafhanesinde yapmış olduğu resimlerde ismiyle birlikte, çalıştığı atölyenin ismi birlikte yer alır. Tıpkı Phebüs gibi Osmanlı Dönemi’nin önemli stüdyolarından Apollon’un kurucusu Aşil Samancı da ressamlarla işbirliği yapmıştır.

Ernest Mamboury’nin Constantinople Guide Touristique adlı rehberinde de, diğer bir önemli stüdyomuz olan Sébah ve Joaillier’nin atölyesinde, fotoğraftan büyüterek yağlıboya, pastel ve suluboya artistik portre yapıldığına dair bir ilan bulunmaktadır.[9]

Fotoğraf ve resim arasındaki alış veriş sürerken, binlerce yıllık bir geçmişe sahip olan resim sanatının yeni doğmuş fotoğraf sanatına baskı yapması normal sayılmalıdır. Bu baskıyı üzerinde hisseden bir grup İngiliz fotoğrafçı 1850’lerde,  fotoğrafın da resim gibi önemsenmesini ve sergilenmesini isterler ve High-Art akımıyla bu isteklerini dile getirirler. Fotoğraflarında, günlük olaylardan uzak İncil, şiir ve efsanelerden aldıkları simgesel ve ahlaki konuları işlerler. Fotoğrafçılar önce çizimle desenler hazırlayıp sonra da modelle çekim yaparlar.[10] O dönemde fotoğraf ne kadar resme benzerse o kadar başarılı sayılır. Tabii ressamlarda konularını ve detayları ince ince işleyip, gerçekmiş gibi resimler yaparak fotoğrafa yaklaşıma çabası içindedirler.

Bu arada fotoğrafın resmin yerini alacağını düşünen ressamlar, mekanik yolla üretildiğini ve çoğaltılabilirliğini öne sürerek fotoğrafa saldırırlar. Fotoğrafçılar da kendilerini ifade ederken fotoğrafla resim yaptıklarını öne sürerler. Ancak bu çekişmelerin her iki sanata da faydası zaman içinde ortaya çıkar. Zira resmin asıl görevinin gerçeği aktarmak olmadığı anlaşılır. Böylece resmin ufku açılmış, kendine yeni yollar bulup gerçek kimliğine kavuşmuştur. Yani fotoğraf, resmin kendini yeniden tanımlamasına ve ifade etmesine vesile ve ölçü olmuştur.

Zamanla fotoğraf teknolojisinin sağladığı olanaklar sayesinde görme biçimleri de değişir. Hareketlerin dondurulmasıyla elde edilen yeni gerçeklik kadar, hareketlerin kaydedilmesiyle (hareket eden nesnelerin flu çıkması) elde edilen gerçeklik ressamları etkisi altına alır. Fotoğraf alanında ki gelişmeler, 1879 yılından itibaren jelatinli gümüş bromürün yaygınlaşmasını sağlar. Hem kullanımı kolay hem de hızlı olan bu yöntem sayesinde anın dondurulması mümkün olur. Böylece gözün takip edemediği hareketlerin kaydı da mümkün olur.  Enstantane fotoğraflar, bilinen bazı gerçeklerin yanlışlığını da ortaya çıkarır. Örneğin İngiliz Eadweard Muybridge’in çektiği bir dizi fotoğraf sayesinde,  o güne kadar çizilmiş at resimlerinde, bacak hareketlerinin yanlış aktarıldığı anlaşılır.  Bu durum aynı zamanda resimde o güne kadar gelen gelenekçi yapının da sorgulanmasını sağlamıştır. Bu konuyla ilgili Tunç Tüfekçi şu açıklamalarda bulunur:

“19. yüzyıla kadar geçen zaman diliminde resim tarihi, gördüğünü çizen bir anlayıştan çok, bildiğini çizen bir anlayışa sahipti. Bu anlayış ister istemez geleneksel bir yapının oluşmasına ve resim ile uğraşan birçok sanatçının kendinden önce yapılanları tekrar eder bir hale gelmesine neden olmuştur. Bu davranış belki birçok kişi tarafından gelenek diye adlandırılmaya çalışılmışsa da görünen hep göz ardı edilmiştir (…) Fotoğraf bilinenin değil, görünenin somutlaştırıldığı bir olgudur ve sadece bu haliyle bile 19. yüzyıla kadar görünen ile ilgili bilinenlerin birçoğunun yanlış olduğunu ortaya koyması ile yepyeni bir devir başlatmıştır.”[11]

İşte bu yeni anlayışla etrafına bakıp inceleyen ressamlar;  ışığın nesne üzerindeki etkisini, rengin ve gölgenin insanda yarattığı duyusal izlenimleri aktarmaya çabalarlar.  Empresyonizm diye adlandırılan bu akımın temsilcileri öykü anlatmayı da, ahlak dersi vermeyi de akademik ressamlara bırakırlar.

Fotoğraf makinelerinin hareketi kaydedebilme özelliği ise başka bir akımı doğrudan etkileyecektir; Fütürizm. Bu akım, nesnenin hareketlerinin aynı kare içinde üst üste yer alması esasına dayanan krono fotoğraftan çok yararlanmıştır. Önemli temsilcilerinden Giacomo Balla uzun süre fotoğrafla ilgilenmiş biridir. İleride yapacağı resimlerde fotoğrafın bu özelliğini kullanır. O güne kadar yapılamayan hareket ve dinamizm, fotoğraf sayesinde resme aktarılır.[12]

Zaman içinde fotoğrafta da farklı yaklaşımlar ortaya çıkar. Ressamlar ve fotoğrafçılar arasında yaşanan tartışmalar, fotoğrafçıların arasında da görülür. Empresyonizm (izlenimcilik) ve natüralizm gibi disiplinleri de içinde barındıran pictorialist (resimsel) akım, High-Art’dan farklı bir anlayışı içerir. Alfred Stieglitz’in başını çektiği izlenimciler High-Art fotoğraf akımını başıboş bir yaklaşım olarak değerlendirirler ve fotoğrafın daha bağımsız olması gerektiğini öne sürerler.[13]  Güler Ertan da natüralist ve empresyonist fotoğrafçılar için şu bilgileri verir. “Peter Hengy Emerson, öncülüğünü yaptığı Natüralist akım için fotoğrafın kendi değerlerinin yeterli olduğunu savundu. Fotoğrafa müdahaleyi reddedip doğayı olduğu gibi yansıtılmalıydı. Ve giderek izlenimci ressamlar gibi anlık duyumları vurgulamaya başladılar. Yine bu dönemde eleştirmenler ise fotoğrafın pek çok özelliğinin bulunduğunu, bu nedenle de resim sanatını taklit etmesine gerek olmadığını savunuyorlardı. Taklitçilik devam ederse fotoğrafın,  kendi sanatsal kişiliğinin gelişmesini engelleyeceğini vurguluyorlardı.”[14]

Fotoğraf tek başına tüm bu çekişmelerin ya da olumlu-olumsuz etkileşimin nedeni değildi elbet. Gerçek neden, fotoğrafın da keşfini sağlayan gelişmeler ve toplumda yarattığı değişikliklerdir. Bunda Sanayi Devrimini hazırlayan nedenler kadar devrimin kendi etkisi de büyüktür. 18. yüzyılda önce İngiltere’de başlayan sonra tüm Avrupa’ya yayılan Sanayi Devrimi, buharlı makinelerin yapımının, dolayısıyla makineleşme çağının başlangıcıdır. Yeni buluşların üretime olan etkisi ve buhar gücüyle çalışan makinelerin yarattığı endüstri de resim-fotoğraf ilişkisini etkileyen nedenlerdendir. Tüm bu gelişmelerin doğurduğu yeni sosyal sınıflar ressamları aristokrasinin ve kilisenin etkisinden kurtarır. Ressamların sipariş üzerine resim yapmayı bırakmaları onları bir anlamda özgürlüğe kavuşturur. Toplumda beğeniler de değişmeye başlar. Ressamlar kendi duygu ve düşüncelerine göre yaptığı resimleri,  yeni oluşan burjuva sınıfının beğenisine sunarlar.

Resim sanatının etkileri fotoğraf stüdyolarında da kendini belli eder. Stüdyoların kullandıkları isim ve logolarda resimsel unsurlar göze çarpar. İlk Müslüman fotoğrafçılarımızdan Rahmizade Bahattin Bediz’in kalfası Rıza Bey*  uzun yıllar Şevket Bey’den resim dersleri almış, daha sonra da akademi de eğitim görmüştür.  Bediz’in stüdyosu olan Resne’de uzun yıllar çalıştıktan sonra Ankara’ya yerleşerek Foto Ressam adıyla bir stüdyo açar.[15]

Galatasaray’daki stüdyolardan Foto Pastel gibi resmi çağrıştıracak isimler kadar, fotoğraf damgalarında ya da fotoğraf kartlarında sıkça rastlanan palet-fırça resimleri de bu etkinin izlerini taşımaktadır. Tüm bunlar fotoğrafçıların, resme yaklaşma, onun gibi saygı görme çabasıdır.  Ayrıca Neoklasik etkilerde incelediğimiz Phebüs (Febüs), Apollon, Venüs gibi Yunan mitoloji ve sanatına ait unsurların stüdyolarımız tarafından isim olarak seçilmesi resim sanatına yaklaşma arzusunu anlatmaktadır.

[1] Tunç Tüfekçi, Tarihsel Süreç İçinde Resim-Fotoğraf Etkileşimleri, Fotoğraf Dergisi, Sayı:26, s.48

[2] Prof. Mustafa Cezar, Osman Hamdi Bey, Erol Kerim Aksoy Vakfı Sergi Katalogu, İstanbul, 1993 s.10

[3] Germaner, a.g.e., S.291

[4] Bahattin Öztuncay, Dersaadet’in Fotoğrafçıları, Aygaz, İstanbul, (ikinci basım) 2006, s.66

[5] Semra Germaner, Zeynep İnankur, Oryantalistlerin İstanbul’u, İstanbul, İş Bankası Kültür Yayınları, 2002, s.293

[6] Semha Özen’le röportaj kayıtları. Gülderen Bölük, 30 Eylül, 2011

[7] Bahattin Öztuncay, Dersaadet’in Fotoğrafçıları, Aygaz, İstanbul, 2006, s.272

[8] Zeynep İnankur, 19 Yüzyıl Avrupa’sında  s.50

[9] Germaner, a.g.e., s.291

[10] Ergün Turan, Fotoğraf Dergisi, Sayı:78, s. 52

[11] Tunç Tüfekçi, Tarihsel Süreç İçinde Resim-Fotoğraf Etkileşimleri, Fotoğraf Dergisi, Sayı:28, s.103

[12] Tunç Tüfekçi, a.g.m., s.106

[13] Bülent Erutku, Fotoğraf Akımları ve Kullanılan Teknikler, MÜGSF Fotoğraf Bölümü Yayınları, s.20

[14] Güler Ertan, İzlenimci Akım, Fotoğraf Dergisi, Sayı:31, s.32

[15] Seyit Ali Ak, Girit’ten İstanbul’a Bahattin Rahmi Bediz, İstanbul, İletişim,  2004, s.109

* 1905 doğumlu sanatçı soyadı kanunundan sonra Tuncay soyadını alır.

The following two tabs change content below.

Gülderen Bölük

1987 yılında İstanbul Bulvar Tiyatrosu'nda çocuk oyunları ekibinde tiyatro çalışmalarına başladı. 1995 yılına kadar bu tiyatroda birçok eserde ve çocuk oyununda rol aldı. 1998 yılında Bahçelievler Belediye Tiyatrosunda biz sezon sahne aldı. 2002 senesinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Gösteri Sanatları Merkezi, Tiyatro Yazarlığı ve Yönetmenliği’nden mezun oldu. Aynı yıl Mimar Sinan Üniversitesi, Fotoğraf Ana Sanat Dalı’nı bitirdi.2002 yılında İğne Deliği Sanat Atölyesi’ni kurdu ve atölyede verdiği fotoğraf derslerinin yanı sıra birçok etkinlik düzenledi. Bu etkinliklerde birçok sanatçıya ev sahipliği yaptı. Aynı zamanda dia gösterileri ve sergilerde yer aldı, konferanslar verdi. Uzun yıllardır Osmanlı Dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarına ait fotoğraf koleksiyonu yapan Bölük, bu konudaki araştırmalarını makaleler şeklinde kaleme aldı. Yazıları Newsweek, Aktüel, Collection, Popüler Tarih, Toplumsal Tarih, On Air, Jet Life, Fotoğraf Dergisi gibi birçok dergide yayımlandı. 2003 yılında Collection Kulübü'ne üye olan Bölük, kulüp üyeleriyle beraber; pek çok koleksiyon sergisinde yer aldı 2006 yılında Devlet Fotoğraf Yarışmasında “Başarı” ödülü aldı. Birçok eseri sergilenmeye değer bulundu.2009 yılında Kültür A.Ş. tarafından "İstanbul'un 100 Fotoğrafçısı" adlı kitabı yayımlandı. Fotoğraf Tarihi alanında birçok konferans verdi. 2010 yılında Marmara Üniversitesi, Fotoğraf Bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı. Üç yıla yakın bir süredir Fotoğraf Dergisi'nde Foto Bellek adlı köşesinde fotoğrafa dair Osmanlı Dönemi'nden kalan belgelerin çevirisini yapmaktadır. 2014 Yılında ikinci kitabı Fotoğrafın Serüveni, Kapı Yayınları tarafından yayımlandı. 1993 yılından bu yana anaokullarında yaratıcı drama ve tiyatro eğitimi vermektedir.

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

2 Yorum Fotoğraf ve Resmin Etkileşimi

  1. Nadir Ede :

    Harika bir çalışma sevgili Gülderen, çok teşekkürler…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir