Giritli Kadınlar, Güzellik ve Yemek Üzerine…

28 Aralık 2015 | Jasmin Kayra | gündelik yaşam

Tam iki gün sonra yeni bir yıl başlayacak. Eski yılı yemeklerle, sofralarla uğurlamak pek çok kültürde adettendir. Yeni yıl sofralarının tarihi Hristiyan dünyasında Noel’i kutlamanın tarihiyle bir yakınlık gösteriyor gibi dursa da dünya üzerinde bütün kültürlerde giden yılı uğurlama, gelen yılı karşılama bir kutlama konusu olagelmiş. Sümer’de, Babil’de de var yeni yıl kutlamaları ve yemek her zaman o kutlamalarda da başrolde.

Yemekle sadece kutlamalar değil asıl güzellik arasında hep bir bağ kurulur. Ama genelde bu konu sağlıklı beslenme veya diyet çevresinde dolanıp durmaktan öteye pek gitmez.

Fransız romancı Gerald Messadié “bütün kadınların aslında güzel olduğunu” söyler. Kadınlar güzel olmasına güzeldirler de, ona göre, “güzelliğin sadakati” her kadının güzelliğe olan vefasına bağlı olarak farklı süreler devam eder. Kimileri güzelliklerini kum saatinin izin verdiği sürece bedenlerinde konuk ederler. Kimilerinde ise güzellik -onu hoş tutmadıkları için- kısa sürede solmuş bir yüz, katmerli bir çene, pörsük memeler ve göbeği örten bir karına dönüşüverir.

Bunu ilk okuduğumda Messadie’nin her ne kadar Fransız olduğu bilinse de, birden, köklerinin bir taraflardan Girit’e dayandığını düşünmeden edemedim; çünkü bu o kadar tipik bir “Giritli” inancıdır ki ancak bir yerlerde Giritle alakası olan bir kişi böyle düşünebilir. Şimdi bana belki güleceksiniz ama gerçekten bu böyledir: Giritliler kadınlarıyla, erkekleriyle hakikaten güzeldirler. Bizim sülalede, örneğin, tüm kadınlar güzeldir ve tüm kadınlar pekâlâ güzel olduklarının farkındadırlar. Ayrıca sadece kadınlar değil, erkeklerimiz de “güzeldir”. Yunan heykelleri gibi güzel vücutları olmasa da, Yunan heykelleri kadar güzel dururlar, kendi vücutlarını güzel taşırlar. Bu bizim sadece bildiğimiz değil, zaman zaman kendi aramızda “teyid “ettiğimiz” de bir olgudur.

Giritli kadınlar için güzellik içeriden gelir ve gözlerden ışıltı, bedenden zarafet ruhtan ise canlı bir enerji olarak dışarı taşar; gider diğer insanları bulur, onların da enerjisini etkiler ve oradan da yaşama karışır. Erkekler için ise güzellik nezaket ve karşısındakini kendisine özel hissetiren ince detaylar olarak zuhur eder. Giritli bir erkek için bir kadını mutlu etmekten daha büyük bir zafer yoktur; çünkü bir kadını mutlu etmek, aslında dünyayı fethetmek ve güzelleştirmektir. Giritli erkekler kadının kendisini güzel hissetmesinin sadece bir iltifattan öte kendi mutluluklarının bir yapıtaşı olduğunu iyi bildiklerinden, bunu kadına bakışları, sözleri ve dokunuşlarıyla çok iyi hissettirirler.

Giritlilerin yaşam kültüründe güzellik, gerek kadınlar, gerekse erkekler için olsun, yaşa, duruma bağlı dönemsel bir durum değil, aksine kalıcı bir niteliktir. Güzel kadınlar da erkekler de yıllar geçtikce öyle herkes gibi “ihtiyarlamaz” güzel, güzel “yaşlanırlar”. Bu farklı kültürde her yaş o kadar çok yaşamsal bir tutkuyla katedilir, sevgiyle, deneyimle, duyguyla yoğrulur ki yaşların biriktiği her yıl onları daha güzel, daha bilge ve daha anlamlı kılar. Yaşlanmak Giritlilerde bir sevinç, yeni bir hayat serüveni için heyecandır. Bu sebeple yaşlılar geleneksel bir saygıdan öte büyük bir kıymet de görürler. Giritli kadınlarla ve erkeklerle birlikte yaşamış olanlarımız bu anlatılması güç “aura”yı hemen tanıyacaklardır.

Bizim inançlarımıza göre güzel olmak, Messadie’nin de teyid ettiği gibi, öncelikle “güzel olmayı istemekle” başlar. Güzel olmayı istemek ise “sevilmekle”, “sevilmeyi istemek” ve “sevmekle” başlar. Peki, “sevilmek, sevmek ve sevilmeyi istemek” neyle başlar? Elbette iyi yemek pişirmekle başlar.

Yemek sadece ulusal veya daha dar anlamda ailemizin de içinde olduğu sosyal çevrenin kültürünü değil asıl bizim bireysel “duygularımızı” iletmenin en etkin aracıdır. Yemek bu anlamda sihirli, gizlerle dolu bir iletişim dilidir. Tüm sırları ve sihriyle aslında sadece bedeni değil “hayatı besleme” gibi önemli bir misyon taşır. Giritten gelmiş eski insanlar, bir tabak yemekle ve sade bir sofrayla, ömür boyu sürecek ilişkilerin başlatıldığını ya da ömür boyu sürmüş ilişkilerinin bitirilebileceğini; insanların mutlu ya da mutsuz edilebileceğini, karşımızdakine ne kadar değer verdiğimizin, ya da aldırmadığımızın, belki biraz kırgın, hatta kızgın olduğumuzun gösterilebileceğini iyi bilirler. İlişki kurmak, anlamak, konuşmak ve yeri geldiğinde susmak ya da nerede konuşulup, nerede susulacağı bilmek kuşaklar boyunca Giritli ailelerin sofralarında öğrenilir ve öğretilir.

İşte bu yüzden sevilmenin, sevmenin ve sevilmeyi istemenin yemekle çok içeriden , organik bağları vardır: Öncelikle, yemek, sevgi gibi, hiç “aceleye” gelecek bir iş değildir, çok sıkı emek vermeyi ve özen göstermeyi gerektirir. Sadece pişirirken değil, malzemeleri seçerken, sunarken ve sofrada paylaşırken de yemeğin “kendimizi sadece ona adamamızı” istediğini öğrenmek, iyi yemek pişirmenin ilk kuralı olsa gerek. Her yemeğin kendi hızı ve ritmini gözetmek gerekir, dostlukların ve sevgilerin gibi yemeklerin de kendilerine has bir ritmi ve zamanı vardır. Giritli bir ailede hiç kimse yemeği aceleye getiremez, buna asla müsade verilmez. Zaman darlığı sözkonusu olduğunda, “yemeği çabuk bitirmek” demek, asla, yemeğe ilişkin öğelerin kalitesinden taviz vererek, yemeği aceleye getirmek demek değildir. Çabucak bir yemek yemeniz gerekiyorsa, çok basit bir yemek pişirir, sade bir sofra hazırlarsınız. Örneğin basit bir çorba pişirir, tek tip zeytinyağlı bir yemek hazırlarsınız ya da sadece buhara pilavı ve ev yapımı koyun yoğurdu hatta sadece, oreganolu bir çoban salata ve kızarmış esmer ekmek ve sızma zeytinyağıyla menünüzü oluşturur ama her halükarda temiz kolalı örtünüzü, yemek peçetelerinizi, porselen tabaklarınızı çıkarır, muntazam bir şekilde sofranızı kurar, üstünüze, başınıza çekidüzen vererek sofraya oturursunuz. Sofrada konulardan sadece ana hatlarıyla bahseder ve geri kalan tüm öyküyü bir başka, yine yemeyle birleşecek-belki ikindi çayı, akşam kahvesi ya da yatmadan evvel sıcak bir süt ve sakızlı kurabiyelerle kurulacak yeni bir sofraya- ertelersiniz. Ama bu şekilde de yine yemeğin ve sofranın paylaşma, yenilenme, tazelenme, hayatın koşuşturmacalarına ara verme, sevgimizi gösterme ve sevgi alma zamanı olduğunu unutmazsınız, asık bir surat ve sanki dünya duracakmış gibi bir stresle kavga eder gibi yemek yemezsiniz.

Yemeğe kendimizi adamak, onu özenle pişirmek, pişirmeyi mükemmelleştirecek detayları zahmetli bulmamak-örneğin domatesleri çok ender durumlar hariç kabuklarıyla kullanmamak veya domates çorbasını, fırında domateslerin iyice aromasının yoğunlaşıp, renginin koyuşlaşmasına zaman ayırmadan “un ve salçayla “ pişirmemek- olduğu kadar, yemeğin bir ilişki kurma, sevgi verme ve sevgi alma aracı olduğunun da bilincinde olmak demektir. Eğer Giritliyseniz, yemekler aracılığıyla, yani yemek pişirerek ve yemek yiyerek sevgiyle ilgili her türlü iletişim kurulabileceğini bilirsiniz. Farklı yemeklerin, farklı sihirleri ve güçleri bize yardım eder. Sevdiğiniz insan size deliler gibi aşık değilse, eşinizle ilişkiniz artık “aşktan çok klişe bir sevgiye ve sözde bir saygıya” doğru heyecanını yitirdi ve itiraf etmesi güç de olsa can sıkıcı bir sıradanlığa dönüştüyse ya da dostlarınızdan ihtiyacınız olan sıcaklığı ve sevgiyi yeterince alamıyorsanız; tek başına olduğunuzda kendinizi fazlasıyla yalnız hissediyor, geceleri tatlı rüyalar göremiyor, içinizde biryerlere sıkışıp kalmış duyguları şöyle rahatca dışarı vuramıyor, neşeyle bir kahkaha atamıyor, bazen hafif puslu olabilen günlerinizin, hepten kapkaranlık bulutlar gibi üzerinize çökmesine mani olamıyorsanız lütfen önce yemekle ilişkinizi, evinizdeki sofra ve yemek düzenini ve günlük hayatınızdaki yemek repertuarınızı, tüm detaylarıyla gözden geçirin.

Yiyeceklerin sadece “kocakarı ilaçlarında” bulunan değil, her durumda duyuları ve duyguları harekete geçiren bir sihri ve gücü olduğunu hatırlayın. Söze ilk başladığımız yere, şu güzellik bahsine geri dönersek, güzellik aslında içeriden gelen bir güven, neşe ve hafiflik, hayata tutkuyla bağlı olmak ve çocuksu bir merakla sarılmak, heyecan duymak, yaşadığımız her anın olabildiğince tadını çıkarmak, kaçınılmaz zor anların ise üstesinden gelebilecek güce sahip olmak demek değil midir? Özenle pişirilmiş bir yemek sadece terapi, artistik bir yaratıcılık değil aynı zamanda öncelikle kendimizi sevmek, sonra da sevdiklerimizle ilişkimize sıkı ilmekler atmak, tüm varlığımızla sevilmeyi istemek için en geçerli ve aslında hepimize açık bir yoldur.

İşte o yüzden güzellik -Giritliler bunu çok iyi bilirler ki- iyi yemek pişirmekle başlar. Tanışalım veya tanışmayalım.. bizleri, hepimizi birbirimize bağlayan, Akdenizlilik ruhunun neşeli ve hassas doğasının, aslında tüm yalınlıklarına rağmen zamanın sınamasından başarıyla geçmiş, kişisel dokunuşumuzla özgünleşmiş, dikkatimiz, sevgilerimizle lezzetlenmiş özel tariflerle pişirilen yemeklerle, yemeklerin sihriyle beslendiğini ve bu paylaşımlarla doyurulduğunu zaman zaman hatırlamak, belki de, kendimize ve sevdiklerimize vereceğimiz en özel armağan olacaktır.

Bu sene sadece yılbaşı sofrasında değil, senenin her gününde bu değerli armağanı kendinizden esirgemeyin olur mu?

The following two tabs change content below.

Jasmin Kayra

Girit kültürü, Giritli kadınlar, Girit yemekleri üzerine yazan, araştıran; aile sofralarında biriktirdiği iyi yaşam sırlarını ve insan öykülerini dünyayla paylaşan bir yazar...

Son Yazıları Jasmin Kayra (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

One Response to Giritli Kadınlar, Güzellik ve Yemek Üzerine…

  1. Zeynep :

    Cok guzel yazmissin Jasmin Kayra!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir