Ölüm Fermanını Dize Getiren Aşk

28 Ocak 2013 | Sener Köksümer | dosya

Batı imparatorlarının  sanatçıları himayelerine  alma geleneği Osmanlı padişahları için de geçerli bir âdet idi. Birçok padişah yerli ve yabancı sanatkârı himayesine almış, onlara imkânlar sunmuş, hatta paşa rütbesi ile taltif etmişti. Bu padişahlardan biri de hat sanatına, edebiyata, şiire ve en çok da musikiye olan düşkünlüğüyle bilinen III. Selim’dir.  III. Mustafa’nın oğlu III. Selim, 24 Aralık 1761’de İstanbul’da doğdu. Şehzadeliği sırasında çok iyi bir eğitim aldı. Musikiye merakı şehzadeliği sırasında başladı ve dönemin ünlü hocalarından dersler alarak kendini geliştirdi. 1789 – 1807 yılları arasında saltanat sürdü, henüz 47 yaşındayken 28 Temmuz 1808 yılında boğdurularak öldürüldü. III. Selim’in şehzadeliği sırasında tanıdığı, feyz aldığı ve pek takdir ettiği musikişinaslardan biri de Sadullah Ağa’dır. 

Sadullah Ağa 1730 yılında İstanbul’un Fatih semtinde doğdu. Babası Hafız Kerim Efendidir. Sesinin güzelliğini babasından aldığı söylenir. Genç yaşta Enderun’a alınmış, orada zekâsı ve efendiliği ile dikkat çekmiş, başarılı bir eğitim görmüştür. Önemli hocalardan musiki teknik ve bilgisini öğrenirken aynı zamanda diğer dersleri ihmal etmemiş Arapça ve Farsçayı da öğrenmiştir. Kabiliyeti, çalışkanlığı ve efendiliği sayesinde önce çavuş, daha sonra da Enderun’un en yüksek rütbelerinden biri olan musahipliğe  (Padişahın hususi işlerine bakan kimse) yükselmiştir. III. Selim’in hemşiresi Beyhan Sultan, biraderi III. Selim’e Sadullah Ağanın harem-i hümayunda musiki muallimi olması için ricada bulunmuştur.

Ciddi ve namuslu, aynı zamanda musahip olması sebebiyle cariyelere hocalık yapmasında bir beis görülmemiş ve bu istek padişah tarafından da olumlu bulunarak harem-i hümayuna musiki muallimi olarak atanmıştır. III. Selim üstada, sarayda bir daire, saray dışında ise bir konak ihsan ederek himayesine almış, ona ne kadar değer verdiğini göstermiştir.

Sadullah Ağa haftada iki gün harem-i hümayunda cariyelere musiki dersi vermeye başlamış fakat o güne kadar görülmemiş bir şey yaparak III. Selim’in gözdelerinden biri olan Mihriban Sultan’a aşık olmuştur. Bu aşk karşılıksız kalmamış, aynı hisleri Mihriban Sultan da Sadullah Ağa’ya duymuştur. Bu, Osmanlı hanedanı geleneğinde asla affedilir bir şey değildir.  Kurallar kesindir. Aşk bir yana hareme yan gözle bakan bir erkeğin kellesinin alındığı bir dönemdir. Beyhan Sultan olayı istemeyerek de olsa büyük bir üzüntüyle biraderine anlatır. Elbette III. Selim çok sinirlenir ve kaçınılmaz olarak idam fermanını verir. Ancak sarayda pek sevilen Sadullah Ağanın cellatları, Bostancıbaşının emriyle de fermanı yerine getirmezler ve Sadullah Ağayı gizlice zindana hapsederler. Çünkü padişah bu kararı verirken hayli üzgündür ve onu bir gün affedeceğini tahmin etmektedirler.

Sadullah Ağa zindanda da boş durmaz, güfte ve beste çalışmalarına devam eder. Sadece bir gün içinde kaleme aldığı;

Padişahım lütfedip mesrur-u şad eyle beni

Nâ ümidim, bir nazar kıl bermurat eyle beni

Hatırımdan bir nefes gitmez dua-ı devletin

Sen de ey kân-ı kerem lütfunla şad eyle beni

Güftesi üzerine Bayât-î Arabân faslını yazarak besteler ve talebelerine teslim eder.  Bir akşam padişahın huzurunda tertip edilen meşkte işte bu beste icra edilerek okunmuş ve dinleyenleri hayran bırakmıştır. Faslın nameleri ve ince üslubu padişahın dikkatini celp etmiş “Bu eserin bestekârı kimdir?” diye sormuş ve kendi ustaları Sadullah Ağa cevabı verilince de bir hayli teessüre düşerek, böyle değerli bir üstat için verdiği fermana pişman olduğunu dile getirmiştir. Bu pişmanlığı fırsat bilenler idamın henüz gerçekleşmediğini, Sadullah Ağa’nın zindanda tutulduğunu padişaha bildirmiştir. Padişah da çok sevinerek üstadı bağışladığını belirtmiş, ayrıca Sadullah Ağa’nın Mihriban Sultan’la evlenmesine izin vermiş, fermanı uygulamayanları da ödüllendirmiştir. Romanlara ve sertifikalara konu olan, sonu mutlu biten bu aşk hikâyesi zamanı geldiğinde kaçınılmaz olarak sinemada da yerini alacaktı. Nazım Hikmet Ran ve İhsan İpekçi “III. Selim’in Gözdesi” adı altında kafa kafaya vererek bu konuyu dram-romantik formuyla film senaryosu haline getirirler ve film 1950 yılında gösterime girer. Filmin yapımcılığını İpek Film adına İhsan İpek üstlenir.  Başrolleri üstat Münir Nurettin Selçuk ve Perihan Altındağ Sözeri paylaşırken, diğer rolleri dönemin en iyi tiyatro ve sinema sanatçıları olan Münir Özkul, Cevat Kurtuluş, Feridun Çölgeçen, Şevket May, İhsan Evrim, Cahit Irgat, Meral Körmükçü, Pola Morelli, Sema Renkler, Şükran Söğüt paylaşır. Kamera arkasında ise görüntü yönetmeni Özer Sermet vardır. Maalesef bu film günümüzde yoktur. Kaybolan birçok film gibi bu film de korunamamıştır. Elimizde bir afiş, birkaç lobi, sinema araştırmacısı değerli dostum Necip Sarıcı’ya göre de bir üniversite arşivinde kısacık bölümünden başka bilgi ve belge yoktur. Umarım konu sıkıntısı çeken Türk sinema sektörü bu tarihi hikâyeyi, günümüz maddi imkân ve teknikleriyle tekrar çeker, sinemaseverleri bir kez daha geçmişin zarif aşk hikâyesiyle yeniden buluşturur. Her ne kadar izleme şansım maalesef olamadıysa da III. Selim’in Gözdesi filmine emek verenleri saygı ve rahmetle bir kez daha anıyorum.*

*Collection Dergisi, Sayı.43, 2011

 

Kaynak: Yılmaz Öztuna, Büyük Türk Musikisi Ansiklopedisi, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1990, Ankara, Başbakanlık Basımevi

Görsel Malzeme; II. Selim’in Gözdesi, Film Afişi, 5555 Afişle Türk Sineması, Türker İnanoğlu, Türvak Yayınları, Kabalcı Yayınevi, 2004, İstanbul, Fabrika Basım

Diğer görseller yazarın arşivinden derlenmiştir.

Editörün notu;

Tarihçi, yazar Ziya Şakir’in, 1944 yılında Sultanın Gözdesi ismiyle kaleme aldığı eser, yukarıda anlatılan aşk hikâyesiyle ilgili güzel detaylar sunar.  Ziya Şakir, Sadullah Ağa’nın güzel sesinin padişah tarafından keşfedilişini, saraya alınışını ve padişahın gözdesine karşı hissettiği aşkı etkileyici bir dille anlatır. Tüm bu hikâyenin en vurucu yeri şüphesiz, dünyayı titretecek kadar erk ve güç sahibi olan bir Osmanlı İmparatorunun,  bu aşk karşısında aldığı tutumdur.  Padişah, onurunu bir kenara koyma büyüklüğünü gösterebilmiş, aşka ve sanata duyduğu saygıyı anlatmıştır. Ziya Şakir’in bu eseri, Akıl Fikir Yayınları tarafından Bir Harem Bestekârı, Sadullah Ağa adıyla 2010 yılında tekrar yayımlanmıştır. Daha fazlasını isteyenlere duyurulur!

The following two tabs change content below.

Sener Köksümer

Destine Sahafın sahibi olan araştırmacı yazar, Sener Köksümer’in koleksiyon tutkusu çocukluğuna kadar iniyor. Türk sineması, Türk Tiyatrosu, plak, deniz kabukları, fotoğraf gibi pek çok alanda zengin bir koleksiyona sahip. Çeşitli konularda yazdığı makaleleri, aralıksız on yıldır Koleksiyon dergisinde yayımlanıyor. Aynı zamanda Yurt Gazetesi’nde Ahmet Kemal ismiyle siyasi yazılar da yazmaktadır.

Son Yazıları Sener Köksümer (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir