iStock_000001197948_Small

İki İrade, İki Yürek Ve Bir Tılsım

29 Ocak 2013 | Benan Kapucu | dosya

Yüzük, ölümsüz aşkı ve sadakati getireceğine inanılan bir halka… Başı ve sonu olmayan mükemmel bütünlüğü ile tüm kültürlerde sonsuzluğun, güneşin, dünyanın ve evrenin sembolü… Yüzüklerin öyküsünün yüzlerce yıl geriye uzandığını biliyoruz. Eski Mısırlılar hasırotlarını ve sazları örerek yüzük yapıyor; Britanya topraklarının ilk sahiplerinden Keltler “meleklerin işi” denen hipnotize edici düğümlerle, aşkı, inancı ve dostluğu anlatıyorlardı. Yüzüğün sevgi sembolü olarak kabul gördüğünü belgeleyen ilk kişi ise MÖ 2. yüzyılda yaşamış olan Romalı Şair Plautus. Evlilik törenlerini kutsayan imparator figürünün olduğu yazıtlar da o dönemde nikah yüzüğü kullanıldığını belgeliyor. Eski Roma geleneğine göre, bir kadın ve bir erkek arasındaki evlilik sözleşmesi kamusal bir nitelik taşıyor; bu yaşam ve sonsuzluk çemberini simgeleyen bir yüzük ile onurlandırılıyordu.

Bu romantik geleneği 4. yüzyılda Hıristiyanlar da benimsedi. 6. yüzyıla ait Bizans nikah yüzükleri, yüz yüze duran bir çift ve onların birlikteliklerini kutsayan İsa figürünün resmedildiği yuvarlak veya oval tablayı çevreleyen kalın altın bantlar biçimindeydi. İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen Bizans Dönemi’ne ait bir yüzükte, Konstantin’in onu Eirine’ye nişan yüzüğü olarak verdiği yazılı.

7. yüzyılda Seville’lı piskopos ve tarihçi Isidore (560-636) nikah yüzüklerinin dördüncü parmağa takılmasını şart koşar ve bunu romantik bir inanışa bağlar: “Eşlerin karşılıklı sadakat yemini kalpleri birleştirir; bu yüzden yüzük dördüncü parmağa takılır. Çünkü özel bir damar (vena amoris) buradan kalbe ulaşır.” Bilimsel bir dayanağı olmasa da bu adet bugün hâlâ geçerli. 12. yüzyıla gelindiğinde de artık Papa Hıristiyan cemaatine evliliklerin kilisede bir nikah yüzüğü ile kutsanması gerektiğini buyurur. Sonuçta, dini temellere dayanan nikah yüzüğü sadece Hıristiyanlar arasında değil, Musevi dininde de evlilik mührü olarak benimsenmiş. 1436 yılında Mantua’da yapılan seçkin bir Musevi düğününü tasvir eden bir el yazması da bunu kanıtlıyor. Ancak bu tasvirde farklı olarak, yüzük gelinin sağ elinde.

15. yüzyılla birlikte sonsuzluğu simgeleyen yüzük, yenilmez olduğuna inanılan elmasla taçlandırılır. Saflığı ve gizemli ışığıyla elmasın, insanı kötülüğün karanlık güçlerinden koruyan bir tılsım olduğuna inanılırdı. Balıksırtı elmas tasarımları, gül ve Meryem Ana’nın simgesi zambak formları, harfler zarif montürlerde birleştiriliyordu. Kesim tekniklerinde ilk gerçek keşif yapıldı ve yeni bir şekil yaratıldı: Tabla kesimi… Elmasın özündeki ışık ortaya çıkmıştı.

Hapsburg Arşidükü Maximillian’ın evlilik teklifini reddetmesinden korktuğu Burgundy Düşesi Mary’ye sunduğu elmas yüzük, bilinen ilk nişan yüzüğü. 30 Temmuz 1477 yılında gelinin yakını Ghentli Dr. Wilhelm Moroltinger, Arşidük Maximilian’a yazdığı mektupta kuralı koymuş: “Dükümüz nişanda hem elmas yüzük hem de altın yüzük takmalı. Dahası sabah geline bazı mücevherler sunmalı.” Bu yüzüğün Kunsthistorisches Museum’da sergilenen bir kopyasında, günümüzün baget kesiminin öncüsü olan balıksırtı elmaslar, Meryem Ana’ya ve Mary ile Maximilian’ın kalıcı birlikteliğine öykünürcesine M harfi şeklinde dizili.

Diğer bir yenilik de yazıtlar… O zamanlar yüzük halkalarının iç kısmına gizli, minelerle bezenmiş küçük şiirler yazılıyordu. Uzun yıllar boyunca bu gelenek sürdü. 16. yüzyılda VIII. Henry ile evlenen Cleves’li Anne’in yüzüğünde şu iyimser mesaj göze çarpar: “Tanrı sana iyi bakmam için beni gönderdi.” 15. ve 16. yüzyıllarda aşkı ve dinle ilgili yazılar yaygındı ama, Antik Çağ’a ait yazıtlı yüzükler de MÖ 400 yılına ait bir Yunan yüzüğündeki yazıt tek bir sözcükten ibaretti: “Canım…”

16. yüzyılda Rönesans kuyumcuları elması daha cazip kılmak için yeni bir yöntem daha geliştirdi. Işığı belirginleştirmek için artık montürün altına folyo konmaya başlamıştı.  Evlilik törenlerinde, yazıtlı, çiçek dallarıyla bezenmiş mineli ve buket yüzükler… Elmas yüzüklerin bir başka işlevi daha vardı. Sevgililer elmas yüzükleriyle pencere camı üzerine yazı yazıyor birbirine mesaj iletiyorlardı. Pek çok aristokrat bu şekilde flört ediyordu. I. Elizabeth ile Sir Walter Raleigh de bir pencere camı üzerinde birbirlerine gizli mesajlar iletmişlerdi. Şöyle yazmıştı Sir Raleigh: “Yükseklere çıkmak isterim ama düşmekten korkuyorum” Elizabeth’in cevabı ise kesindi: “Eğer kalbin yükselmeye dayanamayacaksa hiç kanatlanma!”

18. yüzyılın nişan ve nikah yüzükleri şaşaalı Rokoko ruhuyla biçimleniyordu. Yeni kesim teknikleri geliştirildi. Rose-cut (gül) kesimleri, pırlanta kesimli elmaslar izledi. Pembe elmastan kalpler, yakut ve pırlantanın süslediği ikiz kalpleri bağlayan sevgi düğümleri, yakut ve elmas fiyonklar… Rokoko ruhunun tipik örnekleri ise, çiçekleri değerli taşlardan yapılmış “giardinetti” (küçük çiçek saksısı) yüzükler… 1770’lerden itibaren bu tasarımlar yerini damla ve gül kesimli elmas yüzüklere, koyu mavi mineli yüzeylere elmas harflerle yazılmış ithaflara bırakır. 9 Mart 1796 yılında evlilik törenlerinde Napolyon Bonapart, kendi adının başharfleriyle “Amour sincere” yazılı bir nikah yüzüğü ile Josephine’e olan aşkını ölümsüzleştirdi. Miss Annabella Milbanke 1815 yılında Lord Byronile fırtınalı bir evliliğe adım atarken ironik olarak yüzüğüne “Sans peur” (korkusuz) deyişini yazdırmıştı.

19. yüzyılın başında kadın kutsal bir varlık gibi saygı görürken, mücevher de onların bu idealize edilmiş statüsüyle örtüşüyordu: Sevimli, kadınsı, duygusal… 1860’larda kadın oy, eğitim ve yeni haklar için yollara düştüğünde; mücevherler de buna paralel olarak büyür ve gösteriş kazanır. İkiz kalpler ve el simgeleri yerini, artık yılan figürlerine bırakmıştı. Kraliçe Viktorya da resmi nikah yüzüğü olarak yılanlı bir yüzük seçmişti. 10 şubat 1840 Pazartesi tarihli güncesine “Dantelli saten bir elbise giymiştim. Türk işi elmas gerdanlığımı, küpelerimi ve Albert’ın güzel safir broşunu da takmıştım” diye yazıyordu. Elmas gerdanlık ve küpeler Sultan Abdülmecid’in armağanıydı.

20. yüzyılda modern kesim ve cilalama teknikleri taşın bütün güzelliğini gözler önüne seriyor, yüzyılın ustaları için yeni alanlar açıyordu. Winston, Tiffany, Boucheron, Cartier gibi bütün mücevher firmalarının sıralandığı, New York’un ünlü Fifth Avenue caddesinin vitrinlerinde cezbedici tasarımlar boy gösteriyordu: Mücevhere geometrik formları, modern mimari akımını getiren Art Deco tarzı, Chanel’in mücevherleri, Cartier’nin platin güllleri, Bulgari’ve Elsa Peretti’nin baget pırlantalı yalın modelleri… Yaratıcılık artık doruktadır! Batı’da mücevher dünyasındaki tüm gelişmeler bize de olduğu gibi yansıdı. Moda rüzgarları ne yönde eserse essin; değerli taşların süslediği bu tılsımlı halkalar hep aşkın sembolü… Sonsuza dek.

Kaynakça:

Penny  Proddow- Marion Fasel, “Diamonds a Century of Spectacular Jewels”, Harry N. Abrams, Inc., 1996.

Patrick Voillot, “Diamonds and Precious Stones”, Thames & Hudson, 1998.

Karen Levi, (ed.),  “Aşkın Gücü”, Grove Colorprint Ltd., 1988.

Ronald Tamplin, “Ünlü Aşk Mektupları”, (çev.)Şemsa Yeğin, Doğan Kitapçılık, 2000.

 

The following two tabs change content below.

Benan Kapucu

1988’de ODTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nden mezun oldu. 1994’te MSÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümünden yüksek lisans derecesini aldı. 1994–2003 tarihleri arasında Doğan Burda Yayın Grubu bünyesinde Brava Casa, Elle ve AD dergilerinde editör, yazı işleri müdürü ve yayın yönetmeni olarak çalıştı. 2003-2007 yılları arasında multimedya proje danışmanlığı, kitap ve dergi editörlüğü işlerini sürdürdü, birçok sektörel derginin yaratım sürecinde rol aldı; XXI, Skylife, Turkish Time, Natura dergilerinde tasarım konulu araştırma ve söyleşileri yayımlandı. 2007-2009 yılları arasında Ommedya bünyesinde, icon dergisinin yayın yönetmenliğini ve Natura dergisinin yayın danışmanlığını yaptı. Design Turkey dahil, birçok ulusal tasarım yarışmasında jüri üyeliği yaptı. İTÜ Tasarım Kongreleri kapsamında tasarım yayıncılığı üzerine iki akademik bildirisi yayımlandı. İTÜ ve Anadolu Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümlerinde Medya ve Tasarım dersiyle yarı-zamanlı olarak tasarım eğitimine katkıda bulunuyor. Son olarak İKSV 1. Tasarım Bienali’nin katalog editörlüğünü ve bienal kapsamında yayımlanmakta olan New City Reader mimarlık, kamusal alan ve kent gazetesinin yayın yönetmenliğini üstlendi. 2009- 2014 yılları arasında Häfele’de proje koordinatörlüğü kapsamında, Gateway dergisinin editörlüğünü yürüttü. Halen üniversitede misafir öğretim üyeliği, editörlük ve metin yazarlığı işlerini sürdürüyor.

Son Yazıları Benan Kapucu (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir