İlk Kadın Fotoğrafçımız Naciye Hanım

25 Şubat 2013 | Gülderen Bölük | foto bellek

1919 yılı başlarında 37 yaşında genç bir kadın, İstanbul Yıldız’daki Sait Paşa Konağı’nın önüne bir levha asar: “Türk Hanımlar Fotoğrafhanesi- Naciye”! O tarihten sonra, cephede savaşan kimi askerler mektuplarını eşlerinin fotoğrafları iliştirilmiş olarak alırlar. Çünkü o dönemde erkek fotoğrafçılar karşısında peçelerini açmaları hoş karşılanmayan kadınlar, paşa kızı-asker eşi Naciye Hanım’ın karşısında rahatlıkla yüzlerini ve omuzlarını açıp, saçlarını dökerek poz verirler.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde bir stüdyo açıp profesyonel olarak çekimlere başlayan ilk kadın fotoğrafçı Naciye Hanım (Suman) hakkındaki en büyük kaynak, kızı Nedret Ekşigil’dir. Kendisiyle vefatına kadar çeşitli kereler bir araya gelerek yapmış olduğum röportajları derleyerek, 2008 yılında Aktüel dergisinde yayımladım. Ancak Nedret Hanım’ı kaynak alarak yazılmış makaleler ile kaynağı belirtilmeden kaleme alınmış makalelerin bir kısmında, Naciye Hanımla ilgili çelişkili ve yanlış bilgiler yer almaktadır. Bugün bunlara da değinerek fotoğraf tarihimizde çok özel bir yeri olan bu portreyi tekrar sizlerle paylaşmak istiyorum.

Naciye Hanım Gerçekten İlk midir?

Bu soruyu cevaplamadan evvel, 4 Ağustos 1339 (1923) yılına ait Süs dergisinde yer alan, fotoğrafçı Muzaffer Hanıma ait bir ilandan söz etmek istiyorum. İlandan, Muzaffer Hanım’ın bir süredir fotoğrafçılık yaptığını anlamakla birlikte, tam olarak ne zaman başladığını çıkaramıyoruz. Tarih, Naciye Hanım’ın stüdyo açtığı 1919 yılından dört yıl sonrayı gösteriyor. Yine de kimin daha önce başladığından yüzde yüz emin olmak zor. Soruyu şimdi cevaplayacak olursak, Naciye Hanım bugünkü belge ve bilgilerin ışığında profesyonel olarak fotoğrafçılık yapan ilk kadın fotoğrafçımızdır diyebiliriz. Yarın yeni bir kaynak, yeni bir isim ortaya çıkana kadar. Nasıl ki Plüton’un artık bir gezegen sayılmayışı, onun varlığından ve değerinden bir şey kaybettirmemişse, Naciye Hanımdan da  kaybettirmeyecektir.

Üsküp’te başlayan yaşam onu İstanbul’a sürükler.

Naciye Suman, 23 Nisan 1881’de Üsküp’te bir paşa kızı olarak dünyaya gelir. Babası, Salih Paşa’dır. 22 yaşına geldiğinde, o zamanlar yüzbaşı olan İsmail Hakkı Bey’le evlenir. Balkan Savaşı’nın sonuna gelindiğinde; Nusret, Fikret ve Nedret isminde üç çocuk dünyaya getirmiş, dördüncüsüne ise dokuz aylık hamiledir. Osmanlı İmparatorluğu ise en zayıf dönemlerini yaşamaktadır. Avrupalı’nın gözündeki “hasta adam”, Balkan savaşlarında ağır yenilgi alarak yaklaşık 500 sene idaresinde tuttuğu Rumeli’deki toprakları kaybedince, çileli bir dönem başlar. İsmail Hakkı Bey ve karnı burnundaki Naciye Hanım, her şeylerini bırakıp sadece kendilerini kurtararak, Anadolu’ya doğru göç edenler arasına katılır. Naciye Hanım çocuğunu oralarda doğurmak istemediği için, İsmail Hakkı Bey eşini ve çocuklarını bir asker arkadaşına teslim ederek, askerleriyle Viyana’ya sığınır. Dördüncü çocuk Macaristan sınırında, trende dünyaya gelir.

İstanbul’a geldiklerinde Beşiktaş Yıldız’daki Sait Paşa konağını tutarlar. İsmail Hakkı Bey ise Viyana’da kaldığı zaman zarfında fotoğrafçılığı öğrenir. Ailesinin yanına dönerken fotoğraf malzemelerini de beraberinde getirerek, konağın çatı katını adeta bir stüdyoya çevirir. Eskiden konaklarda çatı katlarının çamaşırlık olduğunu belirten Ekşigil, burada her yerin camla kaplı olduğunu, çekim esnasında ışığın, camlardaki perdelerle yönlendirildiğini söylüyor. İsmail Hakkı Bey’in fotoğraf merakı sayesinde, tüm aile fotoğrafçılığı kolayca benimser ve çatı katını keyifle vakit geçirdikleri bir alana dönüştürürler.

Fakat İsmail Hakkı Bey, uzun süre İstanbul’da kalamaz. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla, yeniden cepheden cepheye koşacaktır. Bu uzun savaş yılları, ülkenin erkekleri kadar, cephe gerisinde kalan kadınlarının da sırtına ağır yükler koyar. Kadınlar, o güne kadar erkeklerin payına düşen görevleri de üstlenmek durumunda kalırlar.

Bu yılların güçlü karakterlerinden biri olan Naciye Hanım da ailesine bakmak zorundadır artık. Nedret Hanım, annesinin düşünmesi gereken ailenin hayli kalabalık olduğunu belirtiyor o yılları anlatırken. Kendisinden başka iki erkek kardeşi olduğunu (Trende doğan Mithat ve daha sonra dünyaya gelen Hikmet doğduktan kısa süre sonra ölecektir) annesi, anneannesi, üç tane evlatlık, kendileriyle ilgilenen nineleri ve dört, beş askerle beraber oldukça kalabalık bir aile olduklarını anlatıyor.

Gümüş tepsi satılınca…

Naciye Hanım, işte bu zorlu ve uzun savaş yıllarında, paralarının tükenmesi üzerine aileden kalma gümüş bir tepsiyi satmak zorunda kalır. Ancak bu üzücü olay, önemli kararlar alacağı bir dönüm noktası olur. “Ben insan değil miyim, ben hayatımı kazanamaz mıyım, çocuklarıma bakamaz mıyım? İlla ki bunları satarak mı yaşayacağız” der ve bir fotoğrafhane açmaya karar verir. Zaten bunun için gerekli her şey çatı katında mevcuttur. Sadece tabela yaptırmak kalıyor ki, onu da zaten kendisi bir askerle beraber giderek yaptırır. Bu kararı verdiğinde yanında eşi yoktur. O dönemi düşünelim. Bir paşa kızı, hiç kimseye sormadan iş kuruyor ve çalışıyor. 1919 yılında bunun kolay kabul edilemeyecek bir adım olduğunu göz önünde bulundurmak gerekir. Naciye Hanım gelebilecek eleştirilerin hiçbirine aldırmaz. Konağın önüne astıkları tabelada “Türk Hanımlar Fotoğrafhanesi- Naciye” diye yazar. İlk gün 10 kişi gelir. Tüm ailenin refah içinde yaşayacağı yılların sadece başlangıcıdır bu.

Naciye Hanımın bu iş girişimi en ufak bir engele çarpmaz. Aslında o yıllarda, halkın fotoğrafa olan mesafeli duruşu, İlk Müslüman fotoğrafhanelerinden olan Resne ve Yeraltı fotoğrafhanelerinin tehdit alıp, vitrinlerinin kırılmasına sebep olmuşsa da, Naciye Hanım kolay kabul görür. O dönemde kadınların erkek fotoğrafçılar karşısında peçelerini açmaları pek hoş karşılanmadığı için, fotoğrafhane hanım müşteriler için önem kazanır. Kadınlar, Naciye Hanım’ın karşısında rahatlıkla yüzlerini ve omuzlarını açıp, saçlarını dökerek poz verirler. Bu özel fotoğraflarını, cephede savaşan eşlerine, özlem dolu mektuplarıyla birlikte gönderirler.

Kayıp arşiv

Sonraları Türk Hanımlar Fotoğrafhanesi’nin arşivinin kaybolması ve orada çekilmiş olan hiçbir fotoğrafın bulunamayışı araştırmacılarda fotoğraflara damga basılmadığı sonucunu doğurur. Ancak, bir kısmı damgalı olmak kaydıyla arşivimde yer alan fotoğraflar, hem bu konuya açıklık getiriyor hem de tarihimizdeki bu önemli ismin karanlıkta kalan yüzüne ışık tutuyor. Bu fotoğraflara baktığımızda Naciye Hanımın da kendisinden önceki stüdyolar gibi, resimli bir fon kullandığını görüyoruz. Ve yine her stüdyoda bolca bulunan; sandalye, sehpa, çiçek gibi aksesuarlar bolca göze çarpmakta.

Naciye Hanım stüdyo dışında, düğünlerde de fotoğraf çekmeye gider. Ayrıca Sultan Reşat’ın torunlarına verdiği fotoğraf derslerinden dolayı haftada iki gün saraya gitmiş, haftada bir gün de harem ağalarıyla sultanlar gelerek, Naciye Hanımın stüdyosunda karanlık oda dersleri almışlardır. Ancak ne yazık ki bunların hiç birisi henüz elimize ulaşmamıştır.

“Yaralandığında görürdük babamı”

İsmail Hakkı Bey, ailesinin yanına ancak yaralandığı zamanlar gelebilir. Nedret Ekşigil babasından söz ederken, üzüntüyle şunları ekliyor “Biz çocukluğumuzda babamı hiç görmezdik. Harpten harbe gider, yaralanır gelir, ancak öyle görürdük onu. İyileşir, hadi gene harbe giderdi. Kafkasya’ya gitti parmakları koptu, kasığından vuruldu, kalbinden yaralandı. Parça parça bir adam. Yani hiç baba görmedik. Babamız var, hayal gibi. Böyle geçti hayatımız.”

İsmail Hakkı Bey aldığı yaralardan ötürü Kurtuluş Savaşı’na katılamaz. Sabahtan akşama kadar karanlık odada, hanım müşterilere görünmeden baskı ve rötuş yaparak Naciye Hanım’a yardım eder. Ayrıca düzen ve temizlikten sorumlu bir bayanla, Nedret Ekşigil’in, “çok okuyan, çok kültürlü bir paşa kızı” olarak tanımladığı ve “Saide Teyze” diye söz ettiği Naciye hanımın bir gençlik arkadaşı da asistan olarak fotoğrafhanede çalışırlar.

İsmail Hakkı Bey Kurtuluş Savaşı’na katılamaz ama Kumkapı’dan Ankara’ya gizlice askeri malzeme gönderir. Naciye Hanım da üzerine düşeni yapar. Nedret Hanım, annesinden söz ederken “Ne muhteşem kadındı annem” diyor, “Teşkilat kurdu. Herkes bilir bunu. Kadınları topladı. Hiç kimse durmadan, kendi durmadan, fanilaları, eski şeyleri sökerler, örerler, askerlere eldiven çorap gönderirlerdi. Gece gündüz onları örerlerdi. Herkes teşkilat. Hiç kimse durmazdı. Hiçbir kadın gece evinde böyle oturmazdı. Tanımıyorum. Yani ne kudretli kadındı annem.”

Naciye Hanım kocasının değil, oğlunun soyadını alır

Naciye Suman, bir müddet Beşiktaş’taki konakta çalıştıktan sonra, işi genişletmek ister. Beyazıt’ta tramvay durağında bir apartmanın üç katını tutar. Alttaki iki kat oturmaları için ayrılır. Çatı katı ise yine fotoğrafhaneye dönüştürülür; çatı tamamen kaldırılıp camlarla kaplanır. Burada da fotoğraf çalışmalarına ara verilmeden devam edilir. Naciye Hanım ayrıca asistanıyla dışarıya düğün çekimlerine de gider.
İsmail Hakkı Bey yıllarca cephede olmanın ve aldığı yaraların etkisiyle sinirli bir adam olmuştur. Bu durum; Nedret Ekşigil’in “Levent gibi çok yakışıklıydı. Çok güzel gözleri vardı, bir askerde olamayacak kadar iyi Fransızca bilirdi” diyerek anlattığı babasıyla “muhteşem kadın” diye tarif ettiği annesinin ayrılmasına neden olur.

Soyadı kanunundan sonra oğlunun aldığı Suman soyadını kullanan Naciye Hanım, torunu oluncaya kadar Beyazıt’taki fotoğrafhanede çalışmalarına devam eder. Torunu Sevgi Divitçioğlu’yla (ressam) daha fazla vakit geçirmek isteyerek, 1930 yılında fotoğrafhaneyi kapatır ve Ankara’ya gider. Tüm arşiv yok olup gitse bile, Naciye Hanım 23 Temmuz 1973’te vefat ettiğinde, arkasında başarılı bir iş hayatı, örnek bir yaşantı ve biri kız olmak üzere üç harika çocuk bırakır.

SÜS DERGİSİ 4 AĞUSTOS 1339 / İLANIN ÇEVİRİSİ
Seyyar Fotoğraf,
Muzaffer Hanım

Muzaffer Hanım resim çıkarmak için şehrin muhtelif köşelerinden tevali eden (devam eden) davetler için hanım efendilere arz-ı şükran etmekle beraber, bu gibi davetlerde tayin edilen günlerin yakınlığında dûçar-ı müşkülat olduğu cihetle (müşkülatla karşılaşılması söz konusu olduğu için) buna çare olmak üzere, mektup tarihinden laakall (en az) bir hafta sonra gün tayin edilmesini rica ediyor. (Çeviri: Gülderen Bölük)

Fotoğraflar

1. Fotoğraf: Naciye Hanım

2. Fotoğraf; (Soldan sağa) Nusret Suman, Naciye Hanım, İsmail Hakkı Bey (kucaktaki) Nedret Ekşigil,  Fikret Suman

3. Fotoğraf: (Soldan sağa) Sevgi Divitçioğlu (Ressam-Naciye Hanımın torunu- Naciye Hanım – Nedret Ekşigil (Ünlü Terzi – Naciye Hanımın kızı)

4. Fotoğraf: Süs Dergisi, 4 Ağustos 1339 (1923)

 

The following two tabs change content below.

Gülderen Bölük

1987 yılında İstanbul Bulvar Tiyatrosu'nda çocuk oyunları ekibinde tiyatro çalışmalarına başladı. 1995 yılına kadar bu tiyatroda birçok eserde ve çocuk oyununda rol aldı. 1998 yılında Bahçelievler Belediye Tiyatrosunda biz sezon sahne aldı. 2002 senesinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Gösteri Sanatları Merkezi, Tiyatro Yazarlığı ve Yönetmenliği’nden mezun oldu. Aynı yıl Mimar Sinan Üniversitesi, Fotoğraf Ana Sanat Dalı’nı bitirdi.2002 yılında İğne Deliği Sanat Atölyesi’ni kurdu ve atölyede verdiği fotoğraf derslerinin yanı sıra birçok etkinlik düzenledi. Bu etkinliklerde birçok sanatçıya ev sahipliği yaptı. Aynı zamanda dia gösterileri ve sergilerde yer aldı, konferanslar verdi. Uzun yıllardır Osmanlı Dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarına ait fotoğraf koleksiyonu yapan Bölük, bu konudaki araştırmalarını makaleler şeklinde kaleme aldı. Yazıları Newsweek, Aktüel, Collection, Popüler Tarih, Toplumsal Tarih, On Air, Jet Life, Fotoğraf Dergisi gibi birçok dergide yayımlandı. 2003 yılında Collection Kulübü'ne üye olan Bölük, kulüp üyeleriyle beraber; pek çok koleksiyon sergisinde yer aldı 2006 yılında Devlet Fotoğraf Yarışmasında “Başarı” ödülü aldı. Birçok eseri sergilenmeye değer bulundu.2009 yılında Kültür A.Ş. tarafından "İstanbul'un 100 Fotoğrafçısı" adlı kitabı yayımlandı. Fotoğraf Tarihi alanında birçok konferans verdi. 2010 yılında Marmara Üniversitesi, Fotoğraf Bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı. Üç yıla yakın bir süredir Fotoğraf Dergisi'nde Foto Bellek adlı köşesinde fotoğrafa dair Osmanlı Dönemi'nden kalan belgelerin çevirisini yapmaktadır. 2014 Yılında ikinci kitabı Fotoğrafın Serüveni, Kapı Yayınları tarafından yayımlandı. 1993 yılından bu yana anaokullarında yaratıcı drama ve tiyatro eğitimi vermektedir.

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

2 Yorum İlk Kadın Fotoğrafçımız Naciye Hanım

  1. Nadir Ede :

    Eline sağlık, çok güzel bir çalışma, Sevgili Gülderen Kızım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir