İlk Selfie Stüdyosu: Görçek

12 Ekim 2015 | Gülderen Bölük | foto bellek

Şimdilerin çılgın modası olan ve özellikle gençler arasında yaygın bir iletişim dili haline gelen selfie ya da özçekim tırmanışını sürdürüyor. Üstelik bu yeni moda iletişimde farklı üsluplar da gelişmeye başladı:  Ayak selfiesi, yarım selfie, çirkin selfie, seloteyp selfie, ofiste selfie, yatakta selfie, mutfakta selfie.

Bu yeni modanın tutkunları için üretilen selfie çubukları ise geçtiğimiz yıl dünyada en çok hediye edilen eşyalar arasında yer aldı.  Ancak kullanıcıların hummalı tutkuları sebebiyle bazı önemli konser salonlarında bu çubuklar, diğer katılımcıları rahatsız ettiği gerekçesiyle yasaklandı.  Her yerde fotoğraf çekmenin ve çekilmenin adeta sıradan bir hale gelmiş olmasından dolayı yetkililer “Selfie konusunda söyleyecek bir sözümüz yok, ancak, selfie çubuğu diğer katılımcıların sahneyi görmesini engelliyor” diye açıklama getirmek zorunda kaldılar.

Aslında son yıllara damgasını vuran bu çılgınlığın köklerini 1940’lı yıllara kadar götürebiliriz. Âli Yıldız tarafından Beyoğlu’nda açılan ve Görçek adı verilen bu stüdyo, 1994 yılına kadar yaklaşık elli yıl boyunca, müşterilerine kendi fotoğraflarını çekme imkânı sundu. Patenti Fikret Kaftan’a* ait olan bir sistemi kullanan bu stüdyoda tek yapmanız gereken, karşıdaki aynaya bakıp beğendiğiniz pozları, elinize verilen kablo deklanşöre basarak tespit etmek. Tıpkı stüdyonun ismi gibi gör ve çek.

Kabinde yapayalnız fotoğraf çektirmenin rahatlığı ve özgürlüğü o yıllarda insanları öyle etkiler ki, kimi eğlenmek için, kimi kendine benzeyen doğal bir portreye sahip olmak için, bu stüdyoya gelmek ister. İçlerinde, hayranlık duydukları sinema artistleri gibi poz verip hayallerini bir nebze gerçeğe dönüştürenler de vardır; fotoğrafçı karşısında yakınlaşamayacağı kadar samimi poz verenler de. İşin büyüsü, fotoğraf çekenin bir yabancı değil de kendileri oluşundadır ve çoğu insan da bu büyünün etkisinde kalacaktır.

Hangi sebeple olursa olsun, insanların gösterdiği bu yoğun ilgi, stüdyonun yarım asra yakın ayakta kalmasını sağlar. Unutmayalım ki bugünkü gibi sosyal ağlar olmasa da fotoğraf, gelen misafirlere gösterilir, postayla gönderilir, eş dost arasında sıkça paylaşılırdı.  İşte böylesi bir ortamda insanlar, fotoğrafçının yönlendirmesi olmaksızın verdikleri samimi pozları sosyal çevrelerinde ayrı bir keyifle paylaşmıştır. Bugünkü selfilerde olduğu gibi o fotoğrafları da bizim için ilginç kılan şey ise; insanların fotoğrafçıya değil kendilerine bakıyor olmasıdır. Bu portrelerin etkileyiciliği buradan gelmektedir. Selfie fotoğraflar bir kendini ortaya koyuş şeklidir. Tıpkı fotoğrafın erken dönemlerinden itibaren öz portrelerini çeken fotoğrafçılar gibi. Fikret Kaftan’ın da Âli Yıldız’ın da o dönemde bu ince ayrımın çekiciliğini fark etmeleri oldukça dikkate değer.

Patentin sahibi olan Fikret Kaftan’ın Ankara’da açmış olduğu stüdyo hakkında fazla bilgiye sahip değilsek de, Âli Yıldız’ın kendisinden devraldığı sistemle ilk olarak Beyoğlu’nda Çiçek Pasajının üstünde bir stüdyo açtığını söyleyebiliriz. Daha sonra çalışmalara Balo Sokak’ta devam eder. Böylece insanlar selfie çekmek için bu stüdyonun yolarını aşındırarak aynanın arkasına gizlenen kamera sayesinde portrelerini ölümsüzleştirmişlerdir.

Peki, Beyoğlu’ndaki meşhur Foto Görçek’in kurucusu Emrullah Âli Yıldız kimdir? Kendisi Türk Havacılık tarihinin önemli isimlerinden. Göklere tutkun olan ve Türk Hava Kurumunda tecrübe pilotluğu yapan Âli Yıldız’ın pek çok buluşu var. Bir kısmının patentini almış ise de pek çoğunu parasızlıktan alamamış. İçinde otomatik paraşütün de olduğu bazılarını da yok fiyata satmış.  Bu yüzden buluşları heba olan, sahip çıkamadığımız değerlerden biri. Kendisi “ Evet birçok icatlarımın yanında model uçak motoru imalatlarım da vardı. Bunlara çok emek verdim ama kıymet bilen olmadı. Helikopter patentini de 1956’da aldım. Ona da ilgi duyan olmadı. Dikey kalkış yapan Harrier’e benzer bir patent çalışmam daha olmuştu. İlgisizlik nedeniyle bunu da değerlendiremedim. Sonraki yıllarda Harrier uçağını görünce içim sızladı!” diyerek bizim de içimizi sızlatıyor.

Torunu Seha Özmen’in anlatımıyla Âli Yıldız’ın heyecan verici karakteri bizi de etkisine alıyor:

“Dedem stüdyoyu açtıktan sonra da çok uğraştı bu sistemi geliştirmek için. Kırk bin tane şey yaptı. Karaköy piyasasına gider, onu yaptırır, bunu yaptırır, yani makinelerle o kadar çok oynardı ki, anneannem çıldırırdı. Para kazanmayı bilen bir adam falan değildi, para mevhumu yoktu. Hayatımın bütün yazlarını orada geçirdiğim için dedemi çok severdim. Enteresan bir insandı, canı hiç sıkılmazdı. Bir tane kendi kalkan helikopter yapmıştı, içine oturulup çalıştırılan. Kendi çizip, burada sanayide yaptırmıştı. Bunun için Küçük ağaçları kesti. Ayrıca dedemin kuşları vardı, güvercinleri, onları uçurur seyrederdi. Ondan sonra da çizerdi. Kanatlarını falan açıp tek tek hepsini resimlerdi. Çok zeki bir insandı. Zekânın verdiği bir şey de vardı, aşırı uca geldiği için. Zaten tecrübe pilotluğu yapmak için çok korkusuz olmak lazım.”

Göklere tutkun bu korkusuz adam 1909 yılında Bursa Orhangazi’de dünyaya gelir. 1928 yılında Yeşilköy Tayyare Makinist Mektebini; 1935 yılında Rusya Yüksek Planör Mektebini; 1936 yılında da Moskova Motorlu Tayyare Mektebini tamamlar. 1935 yılında Türk Hava Kurumunda uçuş öğretmeni olarak göreve başlar. 1942 yılından itibaren de mevcut görevine ilave olarak Türk Hava Kurumu Tayyare Fabrikasında tecrübe pilotluğu yapacaktır.

Âli Yıldız emekli olduğu 1948 yılından sonra atıldığı fotoğraf işini de aynı başarıyla yıllarca sürdürür. Kardeşi Neş’et Yıldız da Bursa, Atatürk Caddesinde Foto Yıldız adıyla bir stüdyo işleterek aynı sistemi orada uygular.  Ardından pek çok şehirde benzer yöntemlerle çalışan stüdyolar birbiri ardından açılarak, insanların karşılık gelen duygularına hizmet ederler.

Kaynak

Gökteki Yıldız, Bahattin Adıgüzel, THK Basımevi, Ankara

Seha Özmen’le yapılan  görüşmenin ses kaydı.

 

The following two tabs change content below.

Gülderen Bölük

1987 yılında İstanbul Bulvar Tiyatrosu'nda çocuk oyunları ekibinde tiyatro çalışmalarına başladı. 1995 yılına kadar bu tiyatroda birçok eserde ve çocuk oyununda rol aldı. 1998 yılında Bahçelievler Belediye Tiyatrosunda biz sezon sahne aldı. 2002 senesinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Gösteri Sanatları Merkezi, Tiyatro Yazarlığı ve Yönetmenliği’nden mezun oldu. Aynı yıl Mimar Sinan Üniversitesi, Fotoğraf Ana Sanat Dalı’nı bitirdi.2002 yılında İğne Deliği Sanat Atölyesi’ni kurdu ve atölyede verdiği fotoğraf derslerinin yanı sıra birçok etkinlik düzenledi. Bu etkinliklerde birçok sanatçıya ev sahipliği yaptı. Aynı zamanda dia gösterileri ve sergilerde yer aldı, konferanslar verdi. Uzun yıllardır Osmanlı Dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarına ait fotoğraf koleksiyonu yapan Bölük, bu konudaki araştırmalarını makaleler şeklinde kaleme aldı. Yazıları Newsweek, Aktüel, Collection, Popüler Tarih, Toplumsal Tarih, On Air, Jet Life, Fotoğraf Dergisi gibi birçok dergide yayımlandı. 2003 yılında Collection Kulübü'ne üye olan Bölük, kulüp üyeleriyle beraber; pek çok koleksiyon sergisinde yer aldı 2006 yılında Devlet Fotoğraf Yarışmasında “Başarı” ödülü aldı. Birçok eseri sergilenmeye değer bulundu.2009 yılında Kültür A.Ş. tarafından "İstanbul'un 100 Fotoğrafçısı" adlı kitabı yayımlandı. Fotoğraf Tarihi alanında birçok konferans verdi. 2010 yılında Marmara Üniversitesi, Fotoğraf Bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı. Üç yıla yakın bir süredir Fotoğraf Dergisi'nde Foto Bellek adlı köşesinde fotoğrafa dair Osmanlı Dönemi'nden kalan belgelerin çevirisini yapmaktadır. 2014 Yılında ikinci kitabı Fotoğrafın Serüveni, Kapı Yayınları tarafından yayımlandı. 1993 yılından bu yana anaokullarında yaratıcı drama ve tiyatro eğitimi vermektedir.

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir