İlk Türk Kadın Heykeltıraş

02 Mart 2013 | Gülderen Bölük | dosya

Taksim Cumhuriyet Anıtı’nın yapılışında, İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica’nın asistanlığını yapan Sabiha Ziya, imparatorluğun son günlerini yaşadığı dönemde, ilk olmanın ve kadın olmanın zorluklarını yaşar. Tüm bunlara göğüs gererek, Sanayi-i Nefise’de başladığı heykel eğitimine İtalya’da devam eder. Roma Güzel Sanatlar Akademisi’nde Prof. Luppi atölyesinde aldığı eğitim onu daha da geliştirir. Ardından İtalyan heykeltıraşı Canonica’nın 18 ay asistanlığını yapar. Sabiha Hanım’ın diğer önemli çalışmaları arasında İsmet İnönü, Abdülhak Hâmid, Ahmet Hâşim, Nâmık İsmail, Bedia Muvahhit, Prof. Dr. Âkil Muhtar, Hakkı Şinasi Paşa, Ali Fuat Paşa gibi önemli şahısların büstleri de vardır. Günümüzde Çankaya Köşkü’nün bahçesinde bulunan Atatürk’ün büyük, üniformalı heykeli ise dünyanın en değerli mermerleri olan Carrara mermerinden yapılmıştır. Sabiha Ziya bu heykelin eskizlerini Roma’da tamamlar. Eser, 1946 Nisan ayında, Missouri zırhlısı ile Napoli’den İstanbul’a, oradan da Ankara’ya getirilmiştir.

Sabiha Ziya hakkında asıl aktarmak istediğim; Resimli Ay dergisinin, 1927 Eylül sayısında kendisiyle ilgili verdiği bilgiler ve yazıda yer alan fotoğraflardır. “İlk Türk Kadın Heykeltıraş” başlıklı röportajı eski Türkçeden çevirerek olduğu gibi aktarıyorum: 

İlk Türk Kadın Heykeltıraş

Türkiye’nin ilk kadın heykeltıraşı Sabiha Ziya Hanım bu mesleğe nasıl intisap ettiğini (mensup olmak), kadın olduğu için nasıl bir iki defa gadre uğradığını (hainliğe uğradığını)anlatıyor. Mektepte muallimin bir alayı Sabiha Hanımı nasıl heykeltıraşlıkta muvaffak olaya sevk etmiştir. Meraklı bir Hikâye!

Bir kadının sanatkâr olamayacağını iddia edenler, nihayet Sanayi Nefise mektebinin yetiştirdiği ilk kadın heykeltıraşın muvaffakiyetleri önünde rükûa (eğilmeye) mecbur oldular. Sabiha Ziya Hanım bizde ilk yetişen heykeltıraş kadındır. Heykeltıraş zaten Türkiye’de henüz doğmaya başlayan bir sanattır. Bu yeni sanatta Türk kadının birden bire böyle parlak bir muvaffakiyet göstermesi şayan-ı takdirdir.

Fakat erkekler bu kadının muvaffakiyetini çekemediler. Gazi Paşanın heykelini yapan İtalyan heykeltıraş Kanonika ile beraber çalışacak bir Türk talebe ayırmak üzere tertip edilen müsabakada Sabiha Ziya Hanım birinciliği kazanınca itiraz ettiler. Bir kadın sanatkâr olmaz dediler. Sabiha Ziya Hanım belki büyük bir heykeltıraş olamaz. Fakat kadın sanatkâr olamaz iddiası çok gülünç bir dava idi. Bu davaya Kanonika’yı da karıştırdılar ve onunda bu fikirde olduğunu söylediler.

Kadından edip, kadından şair, kadından ressam yetiştiği halde, kadından heykeltıraş yetişemeyeceğini ispat için ortaya böyle umumi bir iddia atmak tabii gülünç bir şeydi. Onlar da iddialarının gülünç olduğunu anlamakta gecikmediler ve Sabiha Ziya Hanımı Canonika’ya terfik etmekten (yanına katmaktan) vazgeçmekle beraber ikmal-i tahsil etmek üzere Avrupa’ya göndermeye karar verdiler.

Bu yanlış iddianın bu suretle tashih edilmiş olması şayan-ı memnuniyetdir. Zaten Sabiha Hanım bu iddiayı ısrarlarıyla tekzibe azmetmiştir. Bu defa Galatasaray’da açılan sergide teşhir edilmiş birkaç eseri vardır.

İlk Türk kadın heykeltıraş kendi hayat ve tasavvurlarını şu suretle anlatıyor.

Heykeltıraşlığa nasıl intisâb ettim?

İlk tahsilim Eyüp Sultan Numune mektebinde başlar. Dört sene sonra Şam’a gittik. Bir sene de Fransız Katolik mektebinde okudum. İstanbul’a avdette, büyük adaya naklihane ettik ve Köprülü Fuad Paşa mektebini ikmal ettim.

Sanayi-i Nefiseye alakam daha pek küçük bir çocukken, resim şeklinde başlar. Adadaki mektebi ikmal eder etmez, derhal Sanayi-im Nefise’ye kaydoldum. Ailem lise tahsilimi ikmal etmemi teklif hatta ısrar ettilerse de bu kadar sabır gösteremedim ve bir sene resim şubesinde çalıştım. İkinci sene bir gün modelaj dersine girdim. Çünkü heykeltıraş kısmı henüz mevcut değildi. Usulen “ornoman” yapmam icap ederken birdenbire hoşuma giden antik bir büstü kopya etmeye başladım. Ders gününde muhterem hocam İhsan Bey geldi. Baktı ve güldü.

-Sen çocuğum, evin temelini yapmadan, çatıya çıkmışsın dedi. Beni ilk teşci eden (yüreklendiren) bu cümle olmuştur. Bu cümle izzet-i nefsime dokundu ve bende bir aks-ül amel tevlîd etti (tepki doğurdu). Bütün hafta her şeyi ihmal ederek bu büst üstünde çalıştım. Hocam geldiği vakit evvela tereddüt etti ve inanamadı. Nihayet çok beğendi. Hâlbuki o zaman heykeltıraşların değil canlı modelleri, atölyeleri bile yoktu. Fakat bu çalışmam bana heykeltraşiyi sevdirdi. O vakit heykelde daha fazla muvaffak olacağımı hissettim.

Ailemi Nasıl Kandırdım?

Derhal ilk kadın heykeltıraş olarak kaydoldum. Ailemi nasıl ikna ettiğim soruluyor. Bu hususta pek ziyade müşkülat çektim. Heykeltıraşlığı diğer sanatlara tercih etmem evvela ve hiç şüphesiz bu sanata karşı fazla meclubiyetim (tutkunluğum) dolayısıyla olmuş ve buna belki biraz da orijinaliteye olan meylim inzimam etmiştir (eklenmiştir). Çünkü o zaman memleketimizde hiçbir kadın heykeltıraş mevcut değildi.

Şimdiye kadar yaptığım heykellere gelince, bunların mühim bir kısmını atölyede çalışılan etütler teşkil eder. Geçen sene yapılan konkurlarda üç eskiz müsabakasında birinciliği ve Avrupa müsabakasını kazandım. Fakat maalesef yine sırf kadın olmaklığım dolayısıyla benim yerime Ratip efendi isminde bir arkadaşımı gönderdiler.

Bu sene ise mütebaki (geri kalan) üç akademi ödülünü de kazandım. Son olarak da abide komisyonunun konkurunu kazandım.

Heykeltıraşiye 336’da (1920) başladım. Fakat bu mühlet zarfında hastalığım dolayısıyla iki sene mektebe devam edemedim. Fakat sergileri ihmal etmezdim ve her sergiye iştirak ettim.

Yaptığım eserlerin ekseriyetini arkadaşlarımın büstleri teşkil eder. Geçen sene müşahirden (ünlülerden) Doktor Akil Muhtar ve ressam Hikmet Beylerin, bu sene ise şair Ahmet Haşim Beyin bir büstünü ve iki tane de kadın büstü ve bir büyük akademi teşhir edeceğim. (bu eserler Galatasaray sergisinde teşhir edilmiştir.)

Hayatımı Bu Mesleğe Vakfedeceğim

Hayatımı bu mesleğe hasretmek keyfiyetine gelince, buna hiç düşünmeden evet derim. Çünkü yaşamımı çalışmakla zevkli bulurum. Benim için bu da ancak hayatımı buna sarfetmekle mümkün olabilecektir.

Binaenaleyh çalışmak benim için bir vazife, bir mecburiyet meselesi değil bir ihtiyaç meselesidir.”

Sabiha Hanımın bu mektubu genç heykeltıraşın mesleği için beslediği aşkı ifade eden en kuvvetli vesikadır. Sabiha Hanım sanatına aşık ve hayatını mesleğine vakfetmeye azmetmiş bir sanatkardır. Nihayet Kanonika ile birlikte Rama’ya giderek büyük bir sanatkârın yanında yetişmesi memleket için de bir kazançtır.

Türkiye sanatın her safhasında yüksek kadınlar yetiştirmiştir. Halide Hanım edebiyatta, Mihri Hanım resimde büyük hatta Avrupa’nın takdir ettiği birer sanatkârlardır. Şimdi bunlara bir heykeltıraş olarak Sabiha Hanım iltihak etmektedir (katılmaktadır). Bu üç misal, kadının sanatkâr olamayacağı hakkındaki kanaate en canlı birer tekziptir.

Kadının sanatkâr olamayacağını söyleyenler, bugünkü şerait-i içtimaiyye (toplumsal koşullar) içinde kadının er geç evlenmeğe mecbur olduğunu, evlenince de sanatı ihmal ettiğini söylüyorlar. Halbuki Halide Hanım da Mihri Hanım da evlidirler. Fakat onların evli olmaları büyük bir sanatkâr olarak yetişmelerine hiçbir mani teşkil etmemiştir. Binaenaleyh Sabiha Ziya Hanımın da bir gün Muarızlarını (karşı çıkanları) utandıracak büyük bir sanatkâr olarak karşımıza çıkması şayan-ı temennidir. Türk kadını her sahada olduğu gibi, elbette bu sahada da kabiliyetini göstermekten geri kalmayacaktır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

The following two tabs change content below.

Gülderen Bölük

1987 yılında İstanbul Bulvar Tiyatrosu'nda çocuk oyunları ekibinde tiyatro çalışmalarına başladı. 1995 yılına kadar bu tiyatroda birçok eserde ve çocuk oyununda rol aldı. 1998 yılında Bahçelievler Belediye Tiyatrosunda biz sezon sahne aldı. 2002 senesinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Gösteri Sanatları Merkezi, Tiyatro Yazarlığı ve Yönetmenliği’nden mezun oldu. Aynı yıl Mimar Sinan Üniversitesi, Fotoğraf Ana Sanat Dalı’nı bitirdi.2002 yılında İğne Deliği Sanat Atölyesi’ni kurdu ve atölyede verdiği fotoğraf derslerinin yanı sıra birçok etkinlik düzenledi. Bu etkinliklerde birçok sanatçıya ev sahipliği yaptı. Aynı zamanda dia gösterileri ve sergilerde yer aldı, konferanslar verdi. Uzun yıllardır Osmanlı Dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarına ait fotoğraf koleksiyonu yapan Bölük, bu konudaki araştırmalarını makaleler şeklinde kaleme aldı. Yazıları Newsweek, Aktüel, Collection, Popüler Tarih, Toplumsal Tarih, On Air, Jet Life, Fotoğraf Dergisi gibi birçok dergide yayımlandı. 2003 yılında Collection Kulübü'ne üye olan Bölük, kulüp üyeleriyle beraber; pek çok koleksiyon sergisinde yer aldı 2006 yılında Devlet Fotoğraf Yarışmasında “Başarı” ödülü aldı. Birçok eseri sergilenmeye değer bulundu.2009 yılında Kültür A.Ş. tarafından "İstanbul'un 100 Fotoğrafçısı" adlı kitabı yayımlandı. Fotoğraf Tarihi alanında birçok konferans verdi. 2010 yılında Marmara Üniversitesi, Fotoğraf Bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı. Üç yıla yakın bir süredir Fotoğraf Dergisi'nde Foto Bellek adlı köşesinde fotoğrafa dair Osmanlı Dönemi'nden kalan belgelerin çevirisini yapmaktadır. 2014 Yılında ikinci kitabı Fotoğrafın Serüveni, Kapı Yayınları tarafından yayımlandı. 1993 yılından bu yana anaokullarında yaratıcı drama ve tiyatro eğitimi vermektedir.

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir