İzmirli Tasarım Dehası Alec Issigonis

17 Kasım 2014 | Korhan Gümüş | tasarım

Modern çağın en özgün otomobil tasarımcılarından biri, Alec Issigonis (1906-1988) dünyanın en çok satan otomobillerinden Austin Mini’nin yaratıcısı olarak tanınır. Issigonis, Mini dışında Morris Minor, Austin 1100 gibi daha birçok popüler otomobilin de tasarımcısıdır. Bunlar Süveyş Krizi sonrasında Avrupa’da başlayan az tüketen, küçük motorlu, ekonomik halk otomobilleri akımının öncüleridir.

Modern yüzyıla damgasını vurmuş olan tasarım dehası Issigonis’in İzmirli bir Rum olduğunu ise çok az kişi biliyor. Dedesi ve babası Osmanlı döneminde İzmir’de dev bir sanayi kurmuş mühendislerdi. 19. yüzyılda Ege bölgesinde gelişen en büyük sanayi kolunun, zeytinyağı fabrikalarının makinelerini üretiyorlardı. Bugün hala onların ürettikleri yağ preslerine Ege adalarında, kıyılarında rastlamak mümkün. Savaş birçokları gibi onlar için de bir yıkım oldu. Ailesiyle İzmir’i terk ettiğinde 12 yaşındaydı*. Önce Malta adasına yerleştiler. Beş parasız kalmışlardı. Babası kısa bir süre sonra, genç yaşta hayattan ayrıldı. Aile zorluklarla boğuşuyordu. 1925 yılında Issigonis okumak için Londra’ya gitti. İzmir’den gelen bu çocuk, girdiği zorlu sınavda şaşırtıcı çizim, tasarım kabiliyeti ile öne çıktı. Bunda hiç şüphesiz mühendis dedesinden, babasından gelen göreneklerin rolü olmalıydı.

Issigonis bu aile geleneğini sürdürdü. Mühendislik okudu, tasarım alanında kısa zamanda kariyer yaptı. Daha çok spor ve lüks otomobiller üreten Alvis fabrikalarında iş buldu. Orada birtakım yenilikler yaparken daha çok küçük otomobiller üreten Morris’ten süspansiyon sistemleri mühendisi olarak teklif aldı (1936). Morris için bağımsız bir süspansiyon sistemi geliştirdi. Savaş yıllarında askeri amfibik araçlar tasarladı. İngiliz otomotiv sanayiinde el yapımı, çelik ve ahşap karkas üzerine giydirilen kaportalara sahip, şasili otomobillerin devri sona eriyordu. Çok sayıda üretebilmek ve ucuzlatabilmek için tümüyle preslenmiş çelikten, monokok gövdeli otomobiller tasarlamak gerekiyordu. 2. Dünya Savaşı sonrasında otomobil satışları giderek arttı. Gelişen çelik sanayi ile birlikte otomobil ülkeler arasında önemli rekabet konusu halini aldı.

Bu arada Morris ile Austin birleşmiş, kuruluş BMC (British Motor Company) adını almıştı. Issigonis’in kendi ekibiyle tasarladığı Morris Minor bir anda İngiltere’de en çok tercih edilen model oldu. Birçok ülkede (Avusturalya, Hindistan) üretilmeye başlandı. Bu başarıdan alınan cesaretle Issigonis ve arkadaşları çok daha radikal bir proje üzerinde çalışmaya başladılar. BMC içinde yenilikçi deneyler üzerinde çalışan bir ekip oluştu. Sorunu zor yoldan çözmeyi deniyorlardı. O tarihlerde motorlar ve vites kutuları ya öne ya arkaya yerleştiriliyordu. Önden çekişli otomobiller için durum daha da karmaşıktı. Motorların vites kutusunun önünde veya arkasında yer alması kullanım, aktarma sorunları yanında -ekonomik olması gereken- otomobillerde yer kaybına yol açıyordu. Issigonis ve arkadaşları bu iki önemli sorunu radikal bir yöntemle çözmeye karar verdiler. Motoru boylamasına değil, enine yerleştirerek. Böylece motor neredeyse dörtte biri kadar bir yer kaplıyor ve yanında yer alan vites kutusundan doğrudan tekerleklere aktarılıyordu. (Bugün neredeyse bütün önden çekişli otomobillerde motorlar enlemesine yerleştiriyor.) Sıvı dolgulu “hidrolastik” süspansiyon ise çok konforlu olmasa da hem az yer kaplıyor, hem de amortisör gibi sallantı söndürme görevini yerine getiriyordu. İlk birkaçyıl bazı ufak tefek sorunlar yaşansa da, kısa sürede bunlar kolayca aşıldı. Bu küçük otomobilin dört tekerlekteki bağımsız süspansiyonları ve kaportasının alçak olması, diğerlerine göre daha iyi bir yol tutuş sağlıyordu.

Mini bir anda Avrupa’nın en çok satan otomobili haline geldi. Mini yalnızca ekonomik, yenilikçi, kullanışlı bir otomobil değildi, artık bir moda ikonu haline gelmişti. Kullanıcıları arasında Beatles topluluğu ve aktörler Peter Sellers, Dudley Moore, Steve Mc Queen gibi ünlüler bulunuyordu. Rolls Royce, Bentley, Jaguar gibi lüks otomobillere rağbet eden zenginler tarafından dahi kullanılır olmuştu.

Bir süre sonra Mini’nin pikap sürümleri de dahil olmak üzere sayısız varyasyonları geliştirildi: Safari tipi “Mini Moke”, itfaiye ve posta idaresi tarafından kullanılan “Mini Traveller”, arka kapılı “Mini Countryman” ve nihayet efsane “Cooper” modifikasyonlu versiyonu…. Güçlü bir motora sahip olan bu model bu küçük otomobili bir anda ralli yarış otomobilleri kategorisine dahil etti. 1960’lı yılların ortasında ünlü Monte Carlo rallisinde arka arkaya şampiyon oldu. (Bugün bile hala Mini derken yanına “Cooper” eklenmesinin nedeni zannedersem motorunun farklı olmasından dolayı değil, rallilerdeki tanınırlığından dolayıdır.) 1959-2000 yılları arasında beş milyondan fazla üretilen bu otomobille çok yakın bir ilgisi olmasa da, gene aynı konsepti BMW firması çeşitli versiyonları ile 2003 yılından beri başarıyla sürdürüyor.

*Issigonis’le tanışma fırsatı bulmuş bir arkadaşım kendisiyle Türkçe konuştuğunu söyledi.

*Bu yazı ilk kez XXI Mimarlık, Tasarım ve Mekan dergisinin Kasım 2014 sayısında yayımlanmıştır

The following two tabs change content below.

Korhan Gümüş

1954 yılında İstanbul’da doğdu. 1975 yılında Saint Joseph Lisesi’ni, 1981 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü’nü bitirdi. Sivil koordinasyon merkezi kuruculuğu, 1999-2000 yılları arasında afet evleri proje koordinatörlüğü yapan Korhan Gümüş, İnsan Yerleşimleri Derneği’ni yönetti. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, Kentsel Uygulamalar Direktörü olarak görev aldı.

Son Yazıları Korhan Gümüş (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir