Yalın Güzelliğin Üstadı: Jacob Jensen

03 Eylül 2013 | Nahide Mutlu | tasarım

Jacob Jensen, Danimarka tasarımı denince ilk akla gelen isimlerden biri. Kuşkusuz bunda, ses sistemleri üreticisi Bang & Olufsen için yaptığı dünya çapında beğenilen ve firmaya rakipleri arasında ayrıcalıklı bir konum kazandıran, adının kalite ve iyi tasarım ile birlikte anılmasını sağlayan tasarımlarının rolü çok büyük. Günlük hayatın içindeki eşyaların özgün, basit ve dingin bir güzelliğin yansıması olabileceğini kanıtlayan bu tasarımlar, modern klasikler arasında sayılıyor.

Danimarka, endüstri ürünleri tasarımı alanında haklı bir üne sahiptir. Endüstriyel üretimin bir sanat mı yoksa zanaat mı olduğu tartışmasına verilecek cevap, ülkenin tasarım tarihine bakılarak bulunabilir. Dünyada Danimarka tasarımı diye bir kavramın olması, bu ülkenin 20. yüzyılda endüstri ürünleri tasarımı alanında çok başarılı olan ve sektöre yön veren tasarımcılar yetiştirmiş olması sayesindendir. Danimarka tasarımından bahsedilince akla ilk gelenlerden biri olan Jacob Jensen’in adı, minimalizm ve modernizmle birlikte anılsa da, özgün tasarım anlayışı ve yalın güzellik anlayışı nedeniyle ayrı bir kategori olarak incelenmeye değer.

Bugün 87 yaşını geride bırakmış olan ve uluslararası alanda en çok ödül alan tasarımcılardan biri olan Jacob Jensen’in tasarımları, aralarında New York’taki MoMA (Modern Sanatlar Müzesi) ve Kopenhag’daki Danimarka Sanat ve Tasarım Müzesi’nin de olduğu pek çok müzede sergileniyor. O, yaşayan ve tarihe tanıklık eden değil, tarihi bizzat yazan biri. Danimarka Sanat ve Tasarım Müzesi’nin küratörü Christian Holmsted Olesen, Jensen’in çalışmalarının tasarım tarihindeki önemine vurgu yaparak Jensen’in tasarımlarının “20. yüzyıl tasarımının sofistike özetleri” olarak görülebileceğini söylüyor.

Jensen’in tasarımlarının temelinde yaşadığı kültürün ve dönemin özellikleri yatıyor. Bir yandan modernizmin ve endüstriyel tasarımın yeni bir sanat dalı olarak yükseldiği dönem, diğer yandan 20. yüzyıl tasarımına yön veren iki önemli yaklaşımı da tasarımlarında başarılı bir biçimde birleştiriyor: Avrupa’nın minimalist “less is more” (az çoktur) ve modernist “form follows function” (biçim işlevi izler) mottolarıyla idealist Bauhaus geleneği, Amerikalı tasarımcı Raymond Loewy’nin tüketici odaklı MAYA (Most Advanced Yet Acceptable) prensibiyle(*) aynı tasarımda buluşuyor. Jensen’in tasarımlarını çağdaşı diğer tasarımcılardan ayıran en önemli fark ise, onun minimalist formların uç noktasına kadar çıkması ve kullanıcıya sıradışı bir deneyim yaşatan albenili ürünler sunmasıdır. Böylece Bauhaus felsefesine heyecan ve merakı da ekleyen “form follows feelings” (biçim duyguları izler) yaklaşımı ortaya çıkıyor. Jensen, kendi tasarım yaklaşımı için “farklı fakat tuhaf olmayan” tanımlamasını yapıyor ve “Tasarım, ürün ile tüketici arasında bir bağ oluşturmalıdır. Mühendislikte olduğu gibi bir insan-makine ilişkisi değil, ürün aracılığıyla kurulan insan insana bir iletişimi kastediyorum,” diyor.

Jensen’in tasarımlarında kendine özgü bir biçim dili göze çarpar. Öyle ki, dünyanın neresinde olursanız olun bir Jacob Jensen tasarımını kendine özgü biçimi sayesinde bakar bakmaz tanırsınız. Minimalizmin sınırlarını zorlayan ama aynı zamanda kullanıcısına haz ve duygusal bağ kurma olanağı veren Jacob Jensen’in tasarımları gelecek nesiller tarafından modernist olduğu kadar, zaman üstü olarak da anılacak.

Tasarıma adanmış bir ömür

Jacob Jensen, mobilya döşemecisi Alfred Jensen ve eşi Olga’nın oğulları olarak 29 Nisan 1926’da Kopenhag’da dünyaya geldi. Çocukluğu ve ilk gençliği Vesterbro’da geçti. Yedinci sınıfta okulu bıraktı ve mobilya döşemeciliğini öğrenmeye başladı. Babası 1947’de Kopenhag Gartnegade’de kendi mobilya atölyesini kurduğunda genç Jacob Jensen de ona katıldı, sandalye ve kanepe tasarlamaya başladı. Tesadüfen keşfedilen Jacob Jensen, o dönemde Danimarka’nın en önemli sanat ve tasarım okulu olan Danmarks Designskole’a (okul, uzun tarihi boyunca çeşitli isimler altında faaliyet gösterdi, bugünkü adı Türkçe’de Sanat ve Zanaat Okulu anlamına geliyor) gitmesi için cesaretlendirildi ve 1948 – 1952 yılları arasında bu okulda eğitim gördü.

Jensen’in kariyeri, aldığı eğitim ve hocalarının etkileriyle mobilyadan endüstri ürünleri tasarımına yöneldi. O dönemde eğitim gören ve aralarında gelecekte Danimarka’nın en önde gelen tasarımcılarından biri sayılacak Poul Kjærholm’ün de bulunduğu 11 mobilya ustası arasındaki tek döşemeciydi. 20. yüzyılın ilk yarısında Sanat ve Zanaat Okulu, Danimarka tasarım ekolünün oluşmasına ve dünyaca ünlü çok sayıda tasarımcının yetişmesine olanak sağlayan bir eğitim veriyordu. Kaare Klint’in temel tasarım prensipleri Hans J. Wegner and Jørn Utzon gibi hocalar tarafından öğretiliyordu. Jensen, Utzon’un “endüstriyel tasarım” başlığı altında verdiği dersten çok etkilenmişti ve bu ilgisi gelecek yıllarda da sürecekti.

Genç Jensen, 1952’de Danmarks Designskole’dan mezun olduğunda, tüm İskandinavya’da endüstriyel tasarımcı istihdam edebilecek tek bir kuruluş vardı: Kopenhag’daki Bernadotte & Bjørn. 1952’den 1958’e kadar Bernadotte & Bjørn’de çalışan Jacob Jensen, burada endüstriyel üretimin farklı yönlerini ve problemlerini öğrenme fırsatı buldu. 1955’te Bernadotte & Bjørn için tasarladığı Margrethe karıştırma kabı, firmanın hala üretilen ve bir tasarım klasiği haline gelmiş ürünleri arasındadır.

Jacob Jensen’in kendi tasarım stüdyosunu kurmadan önce, 1956’da gittiği ABD’deki çalışmaları tasarım anlayışına yön vermişti. Bernadotte & Bjørn aracılığıyla New York’ta tasarımcı Raymond Loewy ile ve Şikago’daki Latham, Tyler & Jensen (LTJ) stüdyosunda çalışmalar yaptı. 1960’ta ortağı olduğu LTJ’in Avrupa’daki bağlantısı olmayı 1975 yılına kadar sürdürdü. Richard Latham’ın pazar odaklı Amerikan tasarım geleneği ile Bauhaus ilkelerini birleştiren tasarım stratejilerinden etkilendi. Loewy’nin MAYA prensibini benimsediğini de sonraki yıllarda pek çok kez dile getirdi.

1958’de Kopenhag’daki Strandgade’de kendi tasarım bürosunu kuran Jensen, işleri büyüdüğünde stüdyosunu ve 8 kişilik ekibini şehir dışındaki Frederiksberg’e taşıdı. Kalabalık bir stüdyoda çalışmak tasarımdan çok yönetim işlerine zaman ayırmayı gerektiriyordu ve bu da Jacob Jensen’in çalışma tarzına pek uygun değildi. Çalışan sayısı 2’ye düşürüldü ve stüdyo şehrin daha da uzağındaki Jyllinge köyüne taşındı. Bu dönemde General Electric için -geleceğin hi-fi sistemlerinde kullanılacak prensipleri içeren- kapsamlı bir tasarım konsepti hazırladı. GE bu konsepti kullanmamayı seçti fakat Jensen gelecekte B&O’in biçim dili ve stratejisinin temeli olacak bu konseptten vazgeçmedi.

Jacob Jensen, 1966’da tasarım stüdyosunu bugün hala hizmet vermekte olduğu yere taşıdı: Danimarka’nın kuzeyinde Limfjord’daki Hejlskov’a yerleşti. Stüdyonun bulunduğu bina Jensen’in hocalarından Jacob Hermann’ın tasarladığı modern bir yapıydı ve fiyordun kıyısında denize bakan, yerleşimden uzak bir arazi üzerindeydi. Jensen, Amerikalı eşi Patricia ve çocukları Thomas, Katja ve Timothy ile Hejlskov’a yerleşti. Aslında bu taşınma, Jensen’in yeni müşterisi Bang&Olufsen ile yakından ilgiliydi, çünkü B&O Hejlskov’a 50 km. uzaklıktaki Struer’deydi. Jensen ve B&O’in 1964’te başlayan işbirliği 1991’e kadar sürdü. Bu süre zarfında Jensen, B&O için 200’den fazla ürün tasarladı ve bu ürünler, markaya özgün bir biçim dili ve uluslararası arenada ayırt edici bir konum kazandırdı.

Jacob Jensen, bugüne kadar farklı müşteriler için 500’ün üzerinde endüstri ürünü tasarladı. GH Danavox için kulaklık, General Electric için hi-fi sistem, Labofa için ofis sandalyesi, Alcatel-Kirk için telefon, JoJo için kablo makarası, NEG Micon için rüzgar türbini ve Gaggenau için mutfak aletlerinin yanında Jacob Jensen markasıyla kol saatleri, telefon ve daha pek çok ev eşyası tasarladı. Jacob Jensen tasarım stüdyosunun bugüne kadar çeşitli ülkelerde kazandığı 70’in üzerinde ödülü var. Jensen’in tasarım stüdyosunda 1978 ile 1981 arasında çıraklığını yapan oğlu Timothy, 1990 yılından bu yana stüdyonun ve Jacob Jensen markasının yöneticisi ve tasarımcısı. Jacob Jensen, halen belirli projelerde aktif olarak tasarım yapıyor ve Timothy’nin akıl hocalığını yürütüyor.

1981’den bu yana yelkencilikle uğraşan Jacob Jensen, kış aylarını yelkene daha uygun olduğu için Akdeniz’de Mayorka Adası’ndaki evinde geçiriyor. Bugün Jacob Jensen tasarım stüdyosu hala Hejlskov’daki arazide yer alıyor fakat yıllar içinde yapılan eklemelerle Jacob Jensen markasının yönetim binası ve Jacob Jensen Tasarım Müzesi’ni de içeren bir kompleks haline geldi. Jacob Jensen tasarım stüdyosu günümüzde Danimarka Sosyal Demokratları için logo tasarımından rüzgar türbinlerine, mutfak tasarımından LG için elektronik eğlence araçları tasarımına kadar pek çok farklı alanda çalışıyor.

(*) Most Advanced Yet Acceptable (Maya Prensibi): 20. yüzyılın başında Amerika’da yaşayan ve 200’den fazla endüstri kuruluşuna tasarım yapan Raymond Loewy’nin tasarımda ticari başarının anahtarını özetleyen düsturudur. Loewy’ye göre ticari başarı için bir tasarım olabildiğince gelişmiş (teknik veya biçimsel yenilik içeren, üzerinde çalışılmış) ama tüketicinin benimseyeceği kadar da aşina olmalıdır.

*Bu makale ilk kez Hafele Gateway dergisinin 16. sayısında yayımlanmıştır.

The following two tabs change content below.

Nahide Mutlu

1994 yılında İTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü’nden mezun oldu. Aynı okulda master yaparken Vizyon ve Vizyon Dekorasyon dergilerinde gazeteciliğe başladı. Time Out İstanbul, Trendsetter, K-Note, Mayadrom, ALL, Beymen Magazine, Feminen, Vespassion, Galerist dergilerinde çalıştı. Geleceğin medyasının internet olduğunu ve yayıncılığın internet üzerinde gelişmesi gerektiğini düşünüyor. 2006 yılından bu yana kişisel blogu Tatlı Hayat'ta tasarım, moda, seyahat ve lüks tüketim hakkında yazılar yazıyor.

Son Yazıları Nahide Mutlu (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir