Joan Baez’den Mesaj Var!

24 Haziran 2013 | Aslıhan Işın | dosya, müzikomani

Haziran İsyanı, İstanbul Baharı, 90 Doğumluların 68’i, Özgürlük Rüzgarı gibi benzetmelerle tanımlansa da, özellikle dünya basınında Türk Baharı olarak nitelendirilen Gezi Parkı Direnişi, kimi yönlerden 68 Baharı’na benzetildi. Benzerliğe konu olan direniş vesilesiyle, protest müziğinin gücünü alıp her zaman 68 kuşağının arkasında olan Joan Baez, 45 yıl sonra kilometrelerce uzaktan dahi olsa Gezi Parkı direnişinin de yanında oldu.

Joan Baez, Türkiye’deki direnişi John Lennon ve kendi adıyla özdeşleşen Imagine ile selamladı. Şarkıyı söylemeden önce Türkçe olarak bir mesaj kaydetti: “Sevgili Türkiye Halkı, kültürünüzdeki çok renkliliği, toprağınızdaki güzelliği, insanınızdaki iç zenginliğini canlı tutmak için verdiğiniz mücadeleye ve bu yürekli ve barışçıl mücadeleyi sürdüren vatandaşlara, avukatlara, doktorlara, gençlere, ailelere, öğrencilere, inançlı insanlara olan desteğimi tüm kalbimle ifade etmek istiyorum. Dünya sesinizi duydu ve ben de buradan sizleri selamlıyorum.”

68 Baharı ağırlıklı olarak o yılın Mayıs ayında yaşandı; Gezi Parkı direnişi de aynı ayda başladı. Ancak 68 hareketi , batı Avrupa ülkelerinde patlak veren öğrenci olaylarıyla sınırlı kalmadı, dünyaya yayıldı. Otoriteye başkaldıran Çiçek Çocuklar, 68’de küresel düzeyde özgürlükçü bir rüzgara sebep olacaklar ve dünyayı değiştireceklerdi. “Savaşma, seviş” sloganıyla baş kaldıran 68 kuşağı Çiçek Çocukları’nın da 90 kuşağı Gezi Parkı direnişçileri gibi naif bir ruhu vardı; bu kuşak da barışçıydı, özgürlükçüydü ve erdemliydi.

Mayıs Çiçeği

Joan Baez, Bob Dylan ile birlikte, önce Fransa, Paris’te, ardından Almanya, Berlin’de patlak veren öğrenci hareketleriyle 68 Baharı’nda, Çekoslavakya’yı işgal eden komünist yönetime karşı özgürlükçü bir dalga olan Prag Baharı’nda, ve yine aynı yıl Vietnam Savaşı’na karşı duran Amerikalı üniversite gençlerinin yanında, tüm savaş karşıtlarının sesi olmuştu. O günlerde ona Mayıs Çiçeği dediler. Yıllar içinde, protest müziğin dünya çapında kraliçesi olacak, 50 yıl boyunca hiç ödün vermediği bakış açısı ve tarzıyla bu unvanı hak edecekti. 15 yaşında gitar çalmaya, 16 yaşında otoriteye karşı gelmeye başladı. 30’un üzerinde albümü olacak, aralarında Türkçe’nin de olduğu, sekiz farklı dilde şarkı söylemek için stüdyoya girecekti. Sadece iyi bir yorumcu değil, aynı zamanda şarkı sözü yazarı ve besteciydi; yazdığı şarkılar sosyal içerikliydi.

Oysa müzik kariyerine başladığında folk müzik şarkıcısıydı. Boston Üniversitesi’nde okurken, çevresindeki arkadaşları da Amerikan folk müziğine tutku derecesinde ilgi duyuyorlardı. Bu yüzden başlangıçta kariyeri böyle şekillendi. Daha 18 yaşındayken, güçlü soprano sesiyle Newport Folk Festivali’nde sahne alacak, ilk albümünü 1960 yılında çıkaracaktı. Bu albümde tamamen geleneksel, blues’lar, kovboy tınıları taşıyan etknik, Amekiran folk şarkılarıyla dolu olacaktı. Üç yıl sonra Bob Dylan ile çalışmaya başladı. Bir yandan kendisi beste yaptı, bir yandan çağdaşı müzisyenlerin şarkılarını söyledi.

70’li yıllarda Diamonds & Rust, The Night They Drove Old Dixie Down, We Shall Overcome, Sweet Sir Galahad ve Joe Hill şarkılarıyla tanındı. Özellikle 70’lerin ikinci yarısından sonra The Beatles, Jackson Browne, Paul Simon, The Rolling Stones, Stevie Wonder şarkılarını yeniden yorumladı. Türkiye halkına ithaf ettiği, bir John Lennon bestesi olan Imagine de bunlardan biriydi. Bob Dylan ile uzun bir birliktelik yaşadı; kah onunla birlikte kah yalnız, insan hakları, şiddet karşıtı, çevre konularında tükenmeyen aktivist tutumuyla akıllarda yer edecekti.

Hayatı şarkıları gibi geçti

Zamanla yazdığı şarkılar ve seçip seslendirdiği şarkılarla kendi tarzını yarattı. 60’ların sonu ve 70’ler protest müziğin dünyada kendine sağlam bir yer bulması için zaten çok elverişli yıllardı. Protest müzik, özellikle 70’li yıllarda, siyasal ve toplumsal içerikli sözleri ve kendine özgü beste yapısıyla muhalif duruşun simgesi haline geldi. Joan Baez’in hayatı da müziği gibiydi. 1968’de dönemi tam olarak yansıtan bir albüm çıkardı. Vietnam Savaşı yüzünden Hanoi’ye gidip Uluslar arası Af Örgütü’nün kurulmasına destek verdi. Hanoi günlerinde sığınaklarda, sokaklarda kaydettiği seslerle bir müzikal şiir albümü yaptı: Where Are You Now My Son. Akustik gitarıyla pek çok müzisyenin ufkunu genişletti. Klasik enstrümanlarla, elektronik desteksiz, ardı ardına üç albüm çıkardı.

Diktatör Augusto Pinochet’in baskısına karşı Şili’deki insanlar için İspanyolca albüm çıkardı. Hatta albümdeki No Nos Moveran şarkısı, İspanya’nın ünlü diktatörü General Franko tarafında 40 yıl yasaklandı. Neden sonra, General Franko’nun ölümü ve takvimin 1977 yılını göstermesiyle, bu şarkıyı Madrid’de bir televizyon programında, o ülkede ilk kez ve bizzat kendisi söyleyecekti.

İrlandalı barışçılarla birlikte, şiddetin son bulması için yürüdü. Eşcinsellerin öğretmen olmasını yasaklayan düzeni protesto eden eyleme konseriyle destek oldu. Bizzat İnsan Hakları Komitesi’ni kurdu ve 13 yıl boyunca yöneticiliğini üstlendi. 1983’te Bob Dylan’ın efsane şarkısı Blowin’in the Wind ile Grammy Ödülleri’nde yer aldı. 1985’te dünya çapında düzenlenen en büyük yardım konseri Live Aid, 1986’da Uluslar arası Af Örgütü’nün etkinliğinde yer aldı. Ronald Reagan ve Mikhail Gorbachov’un tarihi buluşması sırasında Halkların Zirvesi Konseri’nde şarkı söylemek için özel olarak seçildi. Kaldı ki, 1989 Prag Konseri sırasında Devlet Başkanı Vaclav Havel, Prag’daki Kadife Devrim’de Joan Baez’in de etkisinin olduğunu söyleyecekti. 1993 yılında Saraybosna’da savaştan sonra konser veren dünya çapında ünlü ilk sanatçı oydu. Sayısız özgürlük ve insani yardım konserine katıldı. 2007 yılında, 49. Grammy Ödülleri’nde Hayat Boyu Başarı ödülüne layık görüldü. 2008’de Nelson Mandela’nın 90.yaş günü kutlamaları için Hyde Park’da olacaktı. (Kronolojik bilgi Vikipedia’dan alınmıştır)

Şarkıları, dolayısıyla albümleri kendi ruhunu yansıtıyordu, haksızlığa başkaldıran her hareketin yanındaydı. Kısaca, hayatı şarkılarındaki gibi özgürlük ve insan haklarını savunarak geçti. Zaten bu yüzden müzikteki çizgisi hiç bozulmadı; çünkü hayat görüşü, bakış açısı, bildiği her şey zaten buydu ve bütün samimiyetiyle şarkılarındaydı. Türkiye’de 1988, 1989, 1993 ve 2004 yıllarında konserler verdi. Hatta Zülfü Livaneli şarkılarını yorumladı. Onu sahnede izleme şansına sahip olmuş biri olarak, Cemil Topuzlu Harbiye Açıkhava Tiyatrosu dolusu bir koronun, büyük bir coşkuyla Blowin’ in the Wind şarkısını Joan Baez ile birlikte söylediğine şahit olmuştum. Bu coşkunun sebebi onun samimiyetine duyulan sevgiden başka bir şey değildi. Ve Joan Baez Haziran 2013’te, Türkiye halkını kilometrelerce öteden aynı samimi duygularla selamladı.

The following two tabs change content below.

Aslıhan Işın

1995 yılında Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü’nden mezun oldu. Dergicilik kariyerine Hürriyet Dergi Grubu’nda, Art+Decor Dergisi’nde muhabirlik yaparak başladı. Dekorasyon, seyahat, kadın, yaşam, yemek dergilerinde editör, yazı işleri müdürü ve yayın yönetmeni olarak çalıştı. Dergicilik kariyeri boyunca seyahat, havayolu, yemek – içki kültürü, moda ve mücevher dergilerine bağımsız yazarlık yaptı. Halen kişisel bloğu için yazıyor, halkla ilişkiler yöneticisi ve editör olarak çalışıyor. Gezip gördüğü ülkelerden aldığı kitap ayracı, gazete ve kartlarla başlangıcını oluşturduğu koleksiyonlarına, 45’lik plaklar ve dergilerden oluşan küçük çaplı yeni koleksiyonlar ekliyor.

Son Yazıları Aslıhan Işın (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir