Karanlığı Aydınlatan Bir Koleksiyoner: Ayhan Oskaylar

19 Temmuz 2015 | Mustafa Naci Uncu | röportaj

NU. Ayhan Bey, Eskişehir’in iddialı koleksinerlerindensiniz. Bugünkü söyleşimiz de lamba koleksiyonunuz üzerine olacak ama kısaca diğer koleksiyonlarınızdan da bahseder misiniz.

AO. Kültür Bakanlığı’na bağlı resmi kolleksiyonerim. Roma, Bizans ve Osmanlı eserlerinin yanında  Çanakkale’de bulunan devlet müzesinden iyi bir Çanakkale savaş eserleri kolleksiyonuna sahibim. Buna ilaveten para, lamba, pul, saat, tesbih, radyo, aydınlatma aletleri  gibi etnografik eserlerin yanısıra  Eskişehir kartpostalları, kitapları ve eski belgeleri topluyorum. Aslında eskiye dair heşeyi toplarım. Mesela elimde beratlı 6 tane İstiklal Madalyası var. Çanakkele savaş eserlerini üç kez şehrimizde bir kez de Ankarada sergiledik. Eskişehir müzesinde  adıma kayıtlı ve sergilenen iki adet büyük yazıtın sahibiyim. Yine ilginç kolleksiyonlarım arasında PTT’nin  ve sonra Telekomun çıkardığı telefon kartlarının eksiksiz birer örneği mevcut.

NU : Geçmişe ve eskiye merakınız nereden geliyor? Biriktirmeye ne zaman ve nasıl başladınız?

AO. Bir çok kolleksiyoner gibi pul defteri  alarak ilk okulda başladım. O dönemde öğretmenimiz  özendirmişti. Özenle pul topluyordum, şimdi Türkiye’de sayılı pul kolleksiyonlarından birine sahibim, hala topluyorum. Gerçek anlamda kolleksiyonerliğe saatçilik ve saat tamiri mesleğiyle başladım. Eski saatleri tamir ederken daha da eskileri merak uyandırdı. Hem topluyor, eksiklerini tamamlayıp onarıyor, hem de tarihleri ve teknik özellikleri hakkında malumat ediniyordum, mesala bizans dönemine ait bir güneş saati koleksiyonumdadır.

Koleksiyonerlik müzmin bir hastalığı andırır, birkez yakalanırsanız kolayca kurtulamazsınız. Bende de bu tutku büyüdü büyüdü, bahsettiğim şeylere yöneldi ve dizginlenemez hale geldi. Bu arada belirtmem gerekiyor ki kolleksiyonlar kolleksiyonere değil, gelecek nesillere aittir. Ben bu bilinç ve sorumlulukla eserleri koruyor ve sınıflıyorum.

NU. Gaz lambası toplamaya ne zaman başladınız, nerelerden, nasıl ediniyorsunuz?

AO. Gaz lambalarını ve aydınlatma aletlerini 1980’li yıllardan itibaren toplamaya başladım. Gezmeye gittiğim illerde mutlaka antikacılara ve eskicilere uğrarım, bazı illerde de ayın belli günleri kurulan pazarları takip ederim. Hiç ummadığınız anda bir yerden çok güzel bir antika lamba yakalayabilirsiniz.  Ayrıca müzayedeleri, internet sayfalarını, tanıdığım eski eser toplayıcalarını, hatta bildiğiniz eskicileri de sayabilirim.

Kolleksiyonumda yağ kandillerinden başlamak üzere çeşitli dönemlere ait gaz lambaları, fenerler, gece lambaları gibi 400’e yakın eser var. Bunların zaman zaman bakımlarını yapmak ve birileriyle paylaşmak  bana çok büyük bir haz veriyor. Sizde olmayan bir eseri bulduğunuz zaman çocuklar gibi seviniyorsunuz.

NU. Peki sıklıkla bulabiliyor musunuz?

AO. Lambalar cam, porselen, opalin gibi kırılgan maddelerden yapıldığı için geçmiş yıllardan günümüze gelene kadar taşınmalar esnasında ya da deprem gibi afetler sonucunda kolayca kırılmışlar. Bu sebeple diğer kolleksiyon çeşitlerine göre bulmak biraz daha zor.

NU. Gaz lambalarının birçok modeli ve kullanım alanı var.  Sizde bu özelliklerine göre topluyor olmalısınız.

AO: Elbette. Lambalara dönem dönem çeşitli isimler verilmiştir. Dolayısıyla  bu isimler  bazı dönemleri ve kültürleri yansıtırlar. Eski zamanlarda yatak başlarında kullanılan lambalar idare lambalarıdır, küçüktür az gazlı olur. Yatağın başında bulunur, mutfağa ve tuvalete giderken idare etsin diye kullanıldığı için ” idare ” adı verilmiştir. Bu cam lambalara daha sonraları işleme ve süslemeler yapılmış, bu lambalarda  ‘’şinanay’’ diye adlandırılmıştır.

Eski dönemlerden kalma “zifaf”gaz lambası bizim gelenek ve göreneklerimizin içindeki yerini almıştır. Osmanlı dönemine kadar uzanan bir gelenektir. Gelinler çeyizinde getirdikleri genellikle beş ayaklı olan gaz lambaları düğünün bittiği günü sabahı bir ayağı kırılarak kapının dışına konur. Eski yaşam şekline göre, ortak yaşam alanında ki aile büyüklerine, her şeyin yolunda olduğu mesajını vermek içindir.  Daha tutucu ailelerde ise nazar çıksın, uğur getirsin gibi yorumlar da getirilmiştir.

NU. Bu lambalar hangi ülkelerde üretilmiş? Bizde üretilenler hangileridir, farkları nedir? Ayırt etmek için ipuçları verebilirmisiniz? 

AO. Osmanlı döneminde Fransız ve İngiliz lambaları revaçtaydı. Özellikle cam ürünlerle  opalinler, Fransız ve İngiliz yapımıdır. Yine iskandinav ülkelerinde üretilen opalin ve cam lambalar da Osmanlı da zengin evlerinde kullanılmış. Mesala Hollanda’dan gelen lambaların üzerinde yel değirmeni ve lale motiflerine çok sık rastlanır. Yine Osmanlının son dönemlerinde getirilen yüksek kalitede porselen lambalar özellikle Alman yapımıdır. 

Osmanlı döneminde bizde bakır ve pirinç lambalar üretilmiş ve sıkça kullanılmış. Yine son dönemlerde İznik ve Kütahya’da porselen ve çini işçiliğiyle üretilmiş çok kıymetli lambalar da elimizde bulunmakta.

1920’lerde Beykoz ağırlıklı olmak üzere cam atölyeleri çok kıymetli, şaheser sayılacak lambalar üretti. Balon ve kesme cam teknikleriyle yapılan çeşmibülbüller, kristal lambalar, şeffaf ince camlar ve üzerindeki süslemeler, Beykoz lambalarının dünyaca ünlenmesini sağladı.

Zamanla  Avrupa’dan gelen fabrikasyon kalıp lambalarla rekabet edemedikleri için Beykoz atölyeleri kapandı. Özellikle kesme camdan ve balon camdan yapılan lambaları, kesim yerleri uzun bırakılarak imza sayılan ayırıcı özelliklerini görerek Beykoz malını ayırt edebilirsiniz. Yine ince cam lambalar Beykoz lambalarıdır.

Bugünlerde ise uzakdoğu ürünü lambalar piyasayı kapladı. Cam, sertplastik, ve porselen Çin ürümlerinden başka lamba üratilmez oldu.

NU. Bir lambanın eski olduğunu nasıl anlarız? Fiyatları konusunda bilgi verebilir misiniz? 

AO. Eğer lamba kullanılmış ise özellikle zemine değen kısımları aşınmıştır. Yine kulplu olan idereler, şinanaylar kulplarından aşınır. Fitilin çıktığı metal aksam ısının verdiği zararla aşınır. Yakılan yağ fanuslarında islenmeye sebep olur. Üzerindeki fitillerin motif ve dokularıda dönemlerinin özelliklerini yansıtabilir.

Fiyatlarıda edinme yollarına göre değişir. Mesela  bir eskici pazarından aldıysanız ve satan kıymetini bilmiyorsa çok kıymetli eseri ucuza alabilirsiniz. Müzayedeler ve antikacılar yüksek karlar koymadan satmazlar. Yine son zamanda internetten ucaza ya da pahalı ürünler de yakalamanız mümkün, sürekli takip etmek gerekir. Kabaca 150 lira ile 3000 lira arasında lamba alınabilir. Özel kolleksiyonlara ait lambaların da fiyatı esere göre yüksek olabilir.

NU. Kolleksiyonunuzu nerede saklıyor, nasıl koruyorsunuz?

 AO. Bahsettiğim gibi, lambalar genellikle cam ve porselenden yapılmıştır. Sarsıntılarda, özellikle depremlerde kırılmayacak, birbirlerine değmeyecek şekilde istiflenmeleri gerekir. Ben bu eserleri ayrı bir depoda  ve raflarda  birbirine değmeyecek  şekilde, üzerlerindeki camları sararak koruyorum. Temizlik ve bakımlarını sadece ben yapıyorum. Eğer sergi ve sunum yapmmayacaksam kapalı ambalajlarda tutmayı tercih ediyorum. Temizliklerini yaparken özellikle boyalarını çıkarmamak, renklerini korumak için saf su kullanıyorum. Güneş ışığından koruyorum.

NU. Daha önce lamba koleksiyonunuzu sergilediniz mi?

 AO. Küçük sunumlar ve  bir kaçını lamba örneklerini tanıtmak amacıyla sergiledim. Ama hepsini kapsayan bir sergileme sözkonusu olamadı. Zaten güvenlikleri açısından çok da piratik değil. Bir müze oluşturma gayretindeyim. Diğer kolleksiyonlarımla birlikte lambalarımı da bu müzede sergileyeceğim. Bir de lambalar üzerine detaylı bir kitap hazırlığındayım.

NU. Bu güzel söyleşi için ve koleksiyonlarınızı bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ediyorum. Sayenizde ampulden önceki mutlu günlerimizi hatırladık. Geçmişte karanlığı aydınlatan bu lambalar şimdi de geçmişimizi aydınlatıyorlar.  İyi ki sizin gibi koleksiyonerler var ve tarihimize sahip çıkıyorlar.

Fotoğraflar: Naci Uncu

 

The following two tabs change content below.

Mustafa Naci Uncu

1969'da Eskişehir'in Sivrihisar ilçesinde doğdu. İlk ve orta tahsilini Eskişehir'de tamamlayıp A.Ü. Veteriner Fakültesi'nden mezun oldu. Doksanlı yılların sonlarında gramofon ve taş plak toplamaya başladı. Koleksiyonunun yanı sıra gramofon tamir etmeyi, ahşap kayıpları onarıp yenilemeyi öğrendi. Bisiklet objesi ve efemerası, nargile, rozet ve evcil hayvanların yer aldığı eski kartpostal koleksiyonu yapmaktadır. Yerel gazete ve dergilerde koleksiyonlarına ve mesleki konulara dair yazılar yazmakta, yedi yıldır fotoğraf çekmektedir. Halen Eskişehir'de Nuh'un Gemisi Veteriner Kliniğinin doktorlarındandır.

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir