Kaşık Kaşık Dünya

22 Mart 2015 | Şerif Antepli | gündelik yaşam

İnsanoğlu henüz hiçbir aleti kullanamadığı zamanlarda susadığında ya bir su birikintisine eğiliyor, ya da akan bir suya ağzını uzatıyordu. Belki bu iş için ellerini kullanması bile çok uzun yıllarını almıştı. Sonraları binlerce yıl sonra çukurlaştırdığı avucuyla kolunun birlikteki görüntüsünü yontmaya çalıştığı bir ağaç parçasına yansıttı. O zamanlar ona ne ad taktığını bilmiyoruz ama sıvı yiyecekler ve içecekler için keşfettiği bu aleti kullanıyordu. Ve insanlık tarihi içinde bu ilkel alet zamanla dizayn olarak gelişerek kemikten ve değişik madenlerden yapılmaya başlandı. Boyandı, süslendi, üzerine kıymetli taşlar takıldı, farklı boyutları yapıldı.

Ansiklopediler, sözlükler kaşığı, sulu ya da küçük taneli yiyecekleri ağıza götürmeye yarayan, çukur bir yüzeyi ile bir sapı bulunan küçük araç şeklinde tanımlıyorlar. Yemek pişirmede de, servis yapmada da kullanılır diye ekliyorlar. Bugün dünya müzelerinde ilk kaşık örnekleri çok var. Ural-Altay yöresinde, Neolitik devre ait ilgi çeken kaşıklara rastlandı. Dini törenlerde kullanıldığı düşünülen bu kaşıkların sapları kuş ve hayvan motifleriyle işlenmişti. Anadolu’da kaşığın ilk biçimi olarak kabul edilen kemikten yapılmış ıspatulalarla Çatalhöyük ve Hacılar’da karşılaşıldı (İ.Ö. 7-6 Binyıl).

Mısır’da Fayum vadisinde yapılan mezar kazılarında tahta ve kemikten, insan ve hayvan biçiminde sapları olan kaşıklar bulundu.  Hitit ve Geç Hitit dönemlerinde, Frig, Lydia, Roma Dönemlerinde, Anadolu’da kemikten, deniz kabuklarından, seramikten ve metalden kaşıklar yapılıyordu.

Orhun tabletlerinde kaşık, kamıç olarak geçmiştir. Sonraları kuçak ve nihayet kaşık adını almıştır. Orta Asya’da yaşayan kavimlerde kaşık, göçebelerin daimi olarak yanlarında taşıdıkları bir gereçti. At üzerinde dolaşan ve çeşitli yerlerde konaklayan savaşçılar, silahlarıyla birlikte kaşıklarını da üzerlerinde taşırlardı.

V. yüzyılda Aziz Remi’nin vasiyetinde kaşıktan söz edilmiştir. Daha sonraları Orta Çağda kaşığın çatal bıçakla birlikte bir servet simgesi olduğu görülür. O dönemlerden kalan vasiyetnamelerde ardıç, kavak ve kiraz ağaçlarından veya bronz, altın, gümüşten üretilen kaşıklardan söz edilir.

Osmanlı Döneminde önce Kastamonu, Tokat ve Konya’da üretilen tahta kaşıkların kullanıldığı bilinir. Daha sonraki yıllarda boynuz, bağa, sedef, mercan, altın ve gümüşten üretilen kaşıklar kullanıldı.

Kaşık yapımında hat sanatından da yararlanıldığı görülür. Örneğin saplara beyitler yazanlar, sevdiklerinin veya kendi adlarını yazdıranlar olmuştur. Ayrılıklar sırasında üzerinde vuslat-ı şayan, senindir devran; Lafı lafa etmeli ilave, al kaşığı çal pilave gibi anlamlı beyitler yazılan kaşıklar armağan olarak verilirdi. Ayrıca Türk kaşık örnekleri, Konyalı kaşık ustası Hatip Ruşen Efendi tarafından 1900 yılındaki Paris Fuarında sergilenmiştir.

Seyahatlerde en çok satın alınan hediyelerden ve andaçlardan biri olan kaşıklar ise, pek çok kişinin tercih ettiği bir koleksiyon objesidir.  Burada sergilenen ve koleksiyonumda yer alan kaşıklar gümüş ve çeşitli madenlerden yapılmıştır. Tek ortak özellikleri ise üzerinde mutlaka bir ülkenin, bir şehrin, bir bölgenin, bir yerin adı yazılmalı; logosu, bayrağı, görüntüsü olmalıdır.  Koleksiyonumdaki kaşıkları, ülkeler (Kıtalara göre), eyaletler, başkentler, şehirler, küçük yerleşim yerleri ve bölgeler olarak sınıflıyorum.

Tahta Kaşık İsimleri

Tahta kaşıklar kullanım amacına göre farklı isimler alır. Tahta kaşıklar genellikle çorba, pilav, hoşaf, yemek, tatlı, muhallebi, kahve, kavurma, dağıtım kaşığı (kepçe), süs kaşıkları ve oyun kaşıkları olarak adlandırılır. Türk mutfak geleneğinde tahta kaşığın tarihi Selçuklulara kadar dayanır.

İçinde Kaşık Geçen Deyimler

Kaşık Atmak (Kaşık çalmak): Çabuk çabuk yemek.

Kaşık Çalımı: Akşam yemeği vakti.

Kaşık Düşmanı: Kadın eş.

Kaşık Kadar: Küçük.

Kaşık Kısmete Vasıta: Herkesin kısmeti karşısına gelir.

Kaşık Sepetinde Fareler Oynuyor: Yiyecek hiçbir şeyin olmaması.

Kaşığı ile yedirir, sapı ile göz çıkarmak: Yapılan bir iyiliğin arkasından zarar verici bir davranışta bulunmak.

Kaşığını yanında taşımak: Boğazına düşkün olmak.

Ağzımın Kaşığı Gözümün Işığı: Halk dilinde, karşısındaki kişiyi ne kadar değerli gördüğünün ifadesi olarak mektup başlığına yazılan hitap sözü.

Ağzının Kaşığı Olmamak: Bir işin, birinin harcı olmaması.

Bir Kaşıkla Aş Yemek: Aynı fikirde olmak.

Cümlenin Kaşığı Bir Kaba Girsin: Bir şeyden herkes yararlansın.

Herkesin Kaşığı, Ağzının Yakışığı: Herkesin kısmeti kendine göredir.

Pilavdan Dönenin Kaşığı Kırılsın: Alınan karardan, kararlaştırılan şeyden dönmeme kararı ve çabası.

Yüzü Kaşık Kadar Kalmak: Çok zayıflamak.

 

Not: Bu yazı ilk olarak Collection Dergisinin 19. Sayısında yayımlanmıştır.

 

 

The following two tabs change content below.
Şerif Antepli 6 Haziran 1948’de İzmir’de doğdu. İzmir Gazetecilik Yüksek Okulu’nda okurken Ege Ekspres ve Yeni Asır Gazetelerinde çalıştı. 1983-1994 yıllarında ortağı olduğu Rönesans Şirketler Grubunda Çağdaş Büro, Karizma, Eğitimde Bilgisayar, Sezon, Trade With Turkey, Medica ve Bilgisayar Magazin dergilerini çıkardı. 1995 yılında ANT Yayıncılık’ı kurarak zaman içerisinde Bilgisayar Gazetesi, Fotoğraf Dergisi ve Photo Digital ve Riskonomi Dergilerini yayınlamaya başladı. Geçen yıllar boyunca filateliye ve koleksiyonculuğa ilgisi artarak gelişen Antepli, filatelik materyallerin yanı sıra yüksük, kadeh, kaşık ve minyatür içki şişesi gibi daha birçok konuda koleksiyon yapmaktadır. Türkiye’de koleksiyonla ilgili sürekli bir dergi çıkmamasını kendine görev kabul ederek üç aylık periyotla yayınlanan Collection Dergisi’ni 2000 yılında hayata geçirdi. İki yıl sonra da koleksiyoner dostlarıyla birlikte Collection Club’ü kurdu. 1995’de ilk ve 2010’da da ikinci kez Filateli’de Sinema ve Sinema’nın Büyüsü adlı kişisel koleksiyon sergileri açtı ve bu sergilerin kitaplarını yayınladı. İstanbul’un yüzleri dizisi içinde yer alan “İstanbul’un 100 Koleksiyoneri” adlı kitabı hazırladı. 2011 yılında Taksim’de “Filateli’de İletişim” adlı kişisel pul sergisini açtı, aynı adla kitabını yayımladı. TRT Belgesel Kanalı için Kadir İrfan Yalın ile birlikte Bitmeyen Tutku: Koleksiyon Programını hazırladı. Çalışmalarıyla ilgili olarak başta TRT olmak üzere 25 civarında TV ve Radyo programına konuk olan Antepli, halen Collection ve Fotoğraf Dergilerini yayımlıyor ve Collection Club Başkanı olarak koleksiyonla ilgili sergi ve kültürel çalışmalara devam ediyor. www.serifantepli.com

Son Yazıları Şerif Antepli (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir