Lüks, Debdebe ve Art Deco

08 Haziran 2015 | Benan Kapucu | antika

1909-1930 yılları arasını etkileyen Modernizm ile parallel gelişen Art Deco, iki büyük savaş arasında kalan Batılı toplumların lüks ve debdebe düşkünlüğünü yansıtır. Düşünsel bir arkaplan ve tasarım bağlamında köktenci bir tavır içermeyen bu akım, o dönemde sanat gündemini belirleyen Fütürizm, Fauvizm ve Kübizm gibi akımlardan da beslenir.

Yirminci yüzyılda dekoratif sanatlar  ve mimarlık alanında dünya çapında düzenlenen sergiler önemli rol oynuyor ve dönemin tarzına adını veriyordu.1900’de Paris’te düzenlenen “Exposition Universelle” üzerine temellenen Art Nouveau akımının resmiyet kazanmasından tam 25 yıl sonra “Exposition  des Art Decoratifs” gerçekleşti. Yine Paris’te yapılan bu sergi, 1909 ve 1930 arasında yaşanan tüm eğilimleri biraraya getirerek dönemin tarzına bütünsel bir tanım getiriyordu. 1925’teki sergi, savları, çelişkileri ve hatalarıyla Art Deco nosyonunu yansıtıyordu.

Sergilenen tasarımlar çelişkili imajları biraraya getiriyordu; gelenekselci yaklaşımın sonucu parlak cilalı gülağacı mobilyalar ve modernizm savunucusu paslanmaz çelik borulardan sandalyeler, konstrüktivist geometrisiyle kübist gül motifleri ve Sergei Diaghilev’in Rus Balesi’nin çokrenkli ve canlı ışıltısı, kübist renk paletiyle Le Corbusier’nin beyazı…

Art Deco akımının kökeni aslında William Morris’in öncülüğünde gelişen Arts&Crafts hareketine uzanıyor. Morris’in makineyi reddeden tutumunun aksine, hareketin içinde yer alan bazı isimler, endüstri ile işbirliği kurulması gerektiği inancındadır. Almanya’da ise 1907’de mimar Hermann Muthesius’un kurduğu Deutscher Werkbund, sanat, endüstri ve zanaat arasında uzlaşma ve uyumun eğitimle sağlanabileceğini savunur. Bu görüş, Bauhaus okulunun ve seri üretime yönelik modernist tasarımın öncüsü Esprit Nouveau akımının temelini atar.

İngiltere’de de Art Nouveau, tüm süslemelerinden sıyrılarak düz çizgiler ve kübik formlara yönelir. Charles Rennie Mackintosh ile gelişen bu hareket, Viyana’da ressam Gustav Klimt ve mimar Josef Hoffman’ı da etkiler. 1908’de Viyana’da Adolf Loos Süsleme ve Suç adlı kitabında bezemeciliğe şiddetle karşı çıkar. Loos’un bu görüşleri Le Corbusier ile zirveye ulaşan pürist mimarlığın da başlangıcını oluşturacaktır.

Fransa ve Art Deco

Fransa’da gelişen Art Deco, Le Corbusier ve Amedee Ozenfant öncülüğünde gelişen Esprit Nouveau ve René Herbst’ün etrafında toplanan grubun oluşturduğu modernist yaklaşım gibi antitezlerinin de ortaya çıkmasını sağladı.

1900’de düzenlenen serginin başarısızlığı, dekoratif sanatları farklı arayışlara yöneltti. 1901’de dekoratif sanatlarda geleneksel tarzda ürünlere ve mobilyalara bir geri dönüş hissediliyordu. 1901’den 1910’a kadar mobilya ve dekorasyon alanında amaç, “kavis tutkusundan kurtulmak” ve “ucuz olanı üretmek” oldu. Mathieu Gallerey ve Maurice Dufrene gibi dekoratörler bu amaca ulaşmak için üretimde makineleri kullanırlar. Art Novueau’nun şanı süslemeler bu dönemde yeniden irdeleniyordu ama bu gerçekçi olmaktan öte, teorik bir sorgulamaydı.

1909’da Paris, dans, müzik ve resmin yakın işbirliğinden doğan ve benzeri görülmemiş, bir bütünlüğü yansıtan bir gösteri sanatı ile, Serghei  Diaghilev’in Rus Balesi ile tanıştı. Bu sanatta ressamın rolü alışılmışın dışındaydı. Diaghilev, programın organizatörlüğünün yanı sıra, posterler, dekorlar ve kostümlerle prodüksiyonun imajını da yaratıyordu. 1909’da bu imajı belirleyenlerse, canlı ve özgür renklerdi. Diaghilev’in renk paleti, savaş patlak verene kadar sadece Fransız sahneleri değil, moda ve dekoratif sanatları da etkiliyordu.

1909’da Paris modasının öncülerinden Paul Poiret, moda ve sanat dünyasının önde gelen isimleri Paul Iribe, Georges Lepape ve Raoul Dufy ve diğerlerini bir araya getiriyordu. 1930’da yayımlanan anılarında Poiret, Rus Balesi’nden son derece etkilendiğini ifade eder. Diaghilev’in Fransa’ya getirdiği oryantal modanın Poiret’nin renk skalasını ve stilini etkilediği tartışılmaz bir gerçek. Paul Poiret 1912’de Ecole Martine’I kurar. Avusturya ve Almanya seyahatlerinde Klimt, Hoffmann ve Muthesius ile tanışması, Poiret’ye artistik yaratıcılık ve eğitim konusundaki bilgilerini kazandırır.

Kullandığı yöntemler Avusturya’daki Wiener Werkstatte ekolüyle paralellik göstermektedir. 12 yaşlarındaki genç kız öğrenciler doğadan, kır yaşamından desenler çizerler: Buğday tarlaları, papatyalar, ayçiçekleri, gelincikler, begonya sepetleri, ortanca buketleri, kaplanların cirit attığı balta girmemiş ormanlar… Tüm bu desenler sonraları giysileri, kilimleri ve duvar kağıtlarını süslemeye başlar. 1912’de Martine atölyesinde üretilen bu ürünler, modern yaşam tarzına ve gelip geçici zevklere bir yönelişi de yansıtıyordu. Stil ve stilizasyon Art Deco tarzının en belirgin özelliklerindendir. Gerçekten de, Art Deco yüzeyin iyileştirilmesine, güzelleştirilmesine yöneliktir, düşünsel bir arkaplan veya köktenci bir yaklaşım içermez. Resim, dokuma ve grafikte Klasisizm’e yönelirve Kübizm, Fauvizm, Fütürizm gibi avant garde sanat akımlarını kaynak alır. Fauvizm ve Kübizm, 1920’lerdeki Fransız Art Deco estetik yaklaşımının köklerini oluşturur. İtalyan şair Marinetti 1909’da, Le Figaro’nun şubat sayısında, Fütürizm manifestosunu yayınlar. Bu manifestoya göre, dünya yeni bir güzellik anlayışıyla zenginleşecektir, “hızın güzelliğiyle”…

Fütürizm’in başkaldırısı son derece saldırgandır ve gelecek adına geçmişi yok etme isteğiyle şok edicidir. Birinci Dünya Savaşı’nı izleyen yıllarda tüm Avrupa’yı etkisi altına alan devrimci bir hareketin de başlangıcı oldu bu akım. Aynı dönemde Fransız sanat dünyası, Fauvistler ve Kübistler olarak ikiye ayrılır. Oylumlama veya gölgeleme yapmadan, iki boyutla ifade edilen resim tarzıyla ifadesini bulan Fauvizm’in aksine Kübizm, biçimde analitik, gerçekçi ve objektif bakış açısını savunur. Art Deco geometrik formlarında Kübizm’den, Rus Balesi’nin renklerini taşıyan tasarımlarında ise Fütürizm’in hız kavramından esinlenir.

Art Deco’nun bu sanat akımlarıyla bu denli kolay uzlaşabilmesinin nedeni, Art Deco yaratıcılarının çoğunun sanatçı olmalarında aranmalıdır. Art Deco akımında yer alan isimlerden pek azı gerçek anlamda zanaatkardır. Çoğu ressam ve heykeltıraştı,  bazıları mimarlık eğitimi görmüştüve tasarımlarını sanatçı yaklaşımıyla gerçekleştiriyorlardı. Sonuçta, bazen fonksiyonel olmayan ürünler de ortaya çıktı: Su akıtan gözenekli seramik kaplar, bir tek gül konduğunda bile devrilen cam vazolar; kulpları birbirinden  çok uzak monte edildiğinden iki elle kavranamayan çekmeceler; mobilyasına ipek kordonla bağlı fildişi oyma kulplar…

Renklerde yalınlık, geometri ve hız… Tum bu kavramlar bir yap-bozun parçaları gibi yerlerini birer birer alıyordu. 1919 yılında farklı disiplinlerde çalışan Andre Mare ve Louis Sue öncülüğünde bir grup genç sanatçı, “Compagni des Arts Français” adı altında bir grup kurar. Modern Fransız stilinin yaratılmasını amaçlayan grup, gerçekçi ve geleneklere bağlı bir yol izler. Grup üyelerinden Paul Vera, yalınlık, düzen ve armoni arayışını sürdürerek gelenekle olan bağını da güçlendirmeyi hedeflemektedir.  Fransız taşra yaşamı ve Louis-Philippe tarzlarından esinlenen dekoratör, sepette çiçek veya meyveler, çelenkler gibi doğadan edindiği birbirinden farklı izlenimleri kullanıyordu ki bu motifler yeni tarzın imajını belirliyordu. Grup, 1916’da moden dekoratif sanatlar içinbir serge planlar ama, savaş düşün gerçekleşmesini engeller.

Diaghilev 1917 yılında , Satie, Auric, Paulenc, Milhaund, Falla ve Picasso, Matisse, Braque,  Derain, Laurencin, Gris, Ernst, Miro, Utrillo gibi modern eğilimlerin temsilcisi Batılı ressamların katılımıyla, Rus Balesi’ni yeniden sahnelemeye başlar. 1920’de Rolf de Mare’nin Ballets Suedois Picabia, de Chirico ve Leger’nin resimlerinde avant garde bir rol oynar. Sinema sanatı da afiş ve posterlerde farklı bir bakış açısı getirmek üzere sanatçılardan yararlanır.

Art Deco’nun gelenekselci kanadını oluşturan Süe et Marc, Ruhlman, Groult, Iribe ve Rateau 1920’li yıllarda zarif ve sıcak formlar ortaya çıkardılar; ancak, modern tasarımın öncüleri olan diğerleri gibi ileri gidemediler.

Modern Hareket ve Esprit Nouveau

Savaştan çıkan modern dünya, Le Corbusier’nin tutkuyla savunduğu makinelerin ve insan ilişkilerini değişime uğratan hızın çağı oldu. Uçaklar, trenler ve otomobiller Kübizm’den miras kalan yeni bir estetik anlayışla biçimleniyordu. Le Corbusier 1921’de L’Esprit Nouveau dergisinde, “Ev, içinde yaşanılan bir makinedir” diye yazar. Le Corbusier, yaşamı kolaylaştıran diğer gereçler kadar evin de, ekonomik ve teknik olanaklar ölçüsünde modern insanın gereksinimlerini karşılayan bir gereç, bir donatım olduğunu savunuyordu. Aralarında Robert Mallet-Stevens, Pierre Chareau, Eileen Gray ve Francis Jourdain’in de bulunduğu mimarlar, iç mekanın yeniden organizasyonu konusunda araştırmalar yaptılar.

1925’teki sergi, Le Corbusier’ye mobilya tasarımı ve dekorasyon sorunlarına olan yaklaşımını tanıtma fırsatını verdi.  Le Corbusier, gelenekleri ve çağdışı kullanımı çağrıştırdığını söylediği “mobilya” terimi yerine “gereç” ifadesini kullanmayı reddediyordu.

Modernist sanatçılardan Pierre Legrain, Kübizm ve Amerikan yerli sanatından ilham alarak, geometric formlar, köşeli biçimler,  hurma ağacı, abanoz, lake, metal, deri ve gümüş kaplama cam gibi, savaş döneminde ender bulunan değerli malzemeler kullanıyordu. Aslında ressam olan Legrain’in ürettiği mobilyalar teknik açıdan Ruhlman kadar üstün değildi.

“Exposition des Arts Decoratifs” iki kültür arasında kalan bir ortamı yansıtıyordu: Bir yanda teknik ve stil açısından sınırlı olan, geleneklere bağlı burjuvazi ile onun 19. Yüzyıldan devraldığı şaşaa ve lüks düşkünlüğü; öte yanda geleceğe yönelik modern tasarımların öncüsü yenilikçi anlayış.

 Mobilya ve Dekoratif Sanatlarda Art Deco

1920’lerde lüks mobilya iyi günlerinin son demlerindeydi. Gelenekselciler olarak tanımlanan çoğu dekoratör veya marangoz kökenli bu sanatçılar, Art Nouveau’nun artık gerilemeye yüz tutan ilkelerini rededderek geleneksel olana, hatta 18. yüzyıl tasarım anlayışına sarılırlar. Modern iç mekanın getirdiği problemler onları ilgilendirmemektedir. Birkaç istisna dışında, temel amaçları yenilik getirmek değil, yüksek kalitede, ender ve çok çeşitli malzeme kullanarak kusursuz bir teknikle, pahalı ve gösterişli  ürünler ortaya koymaktır. Egzotik ve zengin renklerle bezenmiş gülağacı, maun, abanoz gibi ağaçlar massif veya cilalı olarak kullanılmaktadır.

1900’lerde Art Nouveau mobilyalarda uygulanan yerli ağaçlar, yerini Art Deco mobilyalarda da korudu. Damarları belirgin ve açık renkli ağaç türleri tercih ediliyordu. Ağacın damarı veya rengi yetersiz kaldığında, oymalara, contrast renklerde farklı ağaçların veya fildişi, sedef, bağa ve metal gibi malzemelerin kullanıldığı kakmalara başvuruluyordu. Kulplar ve çekmece halkaları, fildişi, bronz veya kumaştan yapılıyordu. Biçimler tasarımcılara gore farklılık göstermekle birlikte, genel olarak Kübist etkiler taşıyordu. Geometrik formlara olan eğilim, daha çok dekorasyonda karşımıza çıkıyordu. Çiçekler daha köşeli ve iç içeydi. Çiçekten çelenkler, sepette çiçekler veya meyvelerle betimlenen dekoratif temanın baskınlığı hissediliyordu.

Gelenekselciler çoğunluğu oluşturmakla birlikte, kayda değer ürünler ortaya koyamadılar. Paul Follot, bu alanda ilk akla gelen isimlerden. Follot, eski İngiliz stillerinden ve Pre-Raphaelitizim’den etkilenir. 1909-1910’lerde “dingin mimari” konusunda araştırmalar yapar, lüks malzemeler ve ince teknikler kullanır; kakma, lake ve bronz gibi, rengin özel etkilerine ve kontrastına önem verir. Maurice Dufrene bu yaklaşımı kabul etmiyordu. Dufrene, mobilya, tekstil, cam, seramik ve kuyum gibi ilgi duyduğu her alanda endüstriyel yöntemler kullanmayı yeğler. Clement Mere’in biçimleri ise, katı, kübist olmaktan ziyade klasik bir geometriyi yansıtmaktaydı. Sanatçı, fildişi kakmalı ender ağaçtan üretilen mobilyalara, cilalı bakır panellere, lake ve lake imitasyonlarına imza atar.

18. yüzyıldan kalma estetik ve refah anlayışı, Paul Iribe ve Andre Groult’un tasarım anlayışını yönlendirir. Iribe, Birinci Dünya Savaşı’nı izleyen yıllarda önemli tasarımcılardan biri oldu. Andre Groult, Andre Mare, Armand-Albert Rateau, Leon Jallot, Andre Domin, Marcel Genevriere ve Rene Joubert, Art Deco mobilyaya kendi yaklaşımlarıyla zenginlik katan isimlerden. Emile-Jacques Ruhlman yüksek kalite ve teknik ustalığı sergilediği tasarımlarıyla Fransız Art Deco mobilyalarına farklı bir yaklaşım getirir.

Art Deco, bronz ve dövme demir gibi malzemeleri mobilya alanında yeniden keşfeder. Örneğin, eski görünümü verilen yeşil patine bronz, Edgar Brandt’ın sıkça kullandığı malzemelerdendir. Sanatçı masa, sandalye, ayna, lamba ayağı gibi tasarımlarında bunları kullanır. Kuyumcu olarak da bilinen Brandt döküm demirin yanı sıra gümüş altın ve  mücevher işleri de yapar. Broşlar ve bilezikler genellikle organic bitki ve çiçek formlarında tasarlanır. Brandt’ın dökme demir lambalarının cam kısımlarını Daum firması üretir.

Gümüş eşya alanında bilinen en önemli isimlerden biri de Christofle. Art Nouveau akımına biraz ölçülü ve şüpheci yaklaşan  Christofle firması, Art Deco tarzının kazandırdığı yalın formları ve geometriyi benimser. Gio Ponti, Christian Fzardinstad, Jean Seuriere, Maurice Daurat, Gaston Dubois, Luc Lanel ve Paul Follot, Christofle için gümüş eşyalar tasarlar. Art Deco gümüşlerin ünlü imzalarından Jean E. Puirforcat gümüş tasarımına estetik ve düşünsel bakış açısından çok, pratik bakış açısını kazandırır. Gümüşle birlikte lapis lazuli, fildişi, yeşim taşı ve diğer yarı değerli taşları ve tutamaklarda abanoz kullanır. Danimarka asıllı Georg Jensen, Jean Despries ve Gerard Sandoz bu alanda akla gelen diğer tasarımcılar. İngiltere’de Charles Boyton, güçlü ve geometrik çizgilerdeki sofra ve çay takımlarına imza atar.

1920’li yılların cam sanatı, 1870 kuşağı cam ustalarının, camın doğasına hükmeden teknik ustalığa ve üstün işçiliğe ulaştığı sağlam bir temele dayanır. Bu dönemde ressam, heykeltıraş ve dekoratörler kendi tasarım anlayışlarını ifade edebilmek için cam yapımına yönelirler. Resam Maurice Marinot ve François Decorchemont ile mücevher tasarımcısı René Lalique gibi sanatçılar, Art Deco’nun geometrik tadını yakalayan üstün teknik ve ustalıkta cam objeler üretirler. Daum, Baccarat ve Orrefors firmaları için berrak veya buz mavisi, sarı, amber ve duman rengi camlar ve kristaller bazen asitle oyma tekniği de kullanılarak geometrik formlara dönüşürler.

Camille, Tassinari, Chatel ve Bianchini Ferrier, Rus Balesi ve Werkbund’dan etkilenerek ipek döşemelikler üretmeye başladı. Rus ve Oryantal stiller yorumlanıyor ve Fransız zevkine uyarlanıyordu. Döşemeliklerde geometric ve düz çizgiler ile beyaz, sarı, kahverengi ve gri renkler hakimdi.

Batılı sanat tarihçilerinin hep göz ardı ettiği Art Deco, iki avaş arasında kalan ve dönemin toplumsal ve kültürel bunalımını yaşayan Batılı insanın, bilinçaltına ittiği boşluk duygusunun bir yansıması oldu. Düşünsel arkaplan içermeyen Art Deco ürünler, işlevsel değil “lüks” ve “pahalı” nesnelerdir. Bu yüzden Art Deco en başarılı ürünlerini gümüş eşya ve mücevher alanında verdi.  Art Deco ile eşzamanlı gelişen Esprit Nouveau ise daha önemli kabul edildi.  Oysa, iki savaş arasında kalan burjuva bilinçaltının bir dışavurumu olan Art Deco, sanat tarihçilerinin ilgisini her zaman hak ediyor.

 Kaynakça

*Victor Arwas, Art Deco, Academy Editions, London, 1980.

* Yvonne Brunhammer, The Art Deco Style, Academy Editions, London, 1983.

* Ana Brittanica, Art Deco maddesi, Cilt 2, s. 349.

* Tony L. Mortimer, Lalique, Chartwell Books, İnc., USA, 1989.

* René Lalique, Musee des Arts Decoratifs, Paris, 1991.

The following two tabs change content below.

Benan Kapucu

1988’de ODTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nden mezun oldu. 1994’te MSÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümünden yüksek lisans derecesini aldı. 1994–2003 tarihleri arasında Doğan Burda Yayın Grubu bünyesinde Brava Casa, Elle ve AD dergilerinde editör, yazı işleri müdürü ve yayın yönetmeni olarak çalıştı. 2003-2007 yılları arasında multimedya proje danışmanlığı, kitap ve dergi editörlüğü işlerini sürdürdü, birçok sektörel derginin yaratım sürecinde rol aldı; XXI, Skylife, Turkish Time, Natura dergilerinde tasarım konulu araştırma ve söyleşileri yayımlandı. 2007-2009 yılları arasında Ommedya bünyesinde, icon dergisinin yayın yönetmenliğini ve Natura dergisinin yayın danışmanlığını yaptı. Design Turkey dahil, birçok ulusal tasarım yarışmasında jüri üyeliği yaptı. İTÜ Tasarım Kongreleri kapsamında tasarım yayıncılığı üzerine iki akademik bildirisi yayımlandı. İTÜ ve Anadolu Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümlerinde Medya ve Tasarım dersiyle yarı-zamanlı olarak tasarım eğitimine katkıda bulunuyor. Son olarak İKSV 1. Tasarım Bienali’nin katalog editörlüğünü ve bienal kapsamında yayımlanmakta olan New City Reader mimarlık, kamusal alan ve kent gazetesinin yayın yönetmenliğini üstlendi. 2009- 2014 yılları arasında Häfele’de proje koordinatörlüğü kapsamında, Gateway dergisinin editörlüğünü yürüttü. Halen üniversitede misafir öğretim üyeliği, editörlük ve metin yazarlığı işlerini sürdürüyor.

Son Yazıları Benan Kapucu (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir