kolektomani minyatür 4

Eşsiz Hazine: Türk Minyatür Sanatı

23 Şubat 2016 | Meltem Cansever | antika

Özgünlüğü ve sanat değeri ancak 20. yüzyılın sonuna doğru teslim edilen Türk minyatürleri, hem eşsiz sanat hazineleri hem tarihimize tanıklık eden önemli belgeler… Kıvrık uçlu serviler ve çiçekli bahçelerden savaş alanlarına, hüzünlü aşk hikâyelerine uzanan bu eserlerin renkli dünyasına girmeye çalıştıkça kendi kökenlerimize, tarihimize varıyoruz.

Kâğıt, parşömen ve fildişi üzerine boya ve yaldızla; ışık, gölge ve boyut verilmeden yapılıyor minyatürler. İlk minyatür örnekleri, İÖ 2. yüzyılda Mısır’da papirüs üstüne yapılmış olanlar. Batı’da matbaanın icadına kadar elyazmalarını süslemekte kullanılmışlar ve son bir atılımı 16. ve 17. yüzyılda madalyon biçiminde portrelerle yaptıktan sonra fotoğrafın icadıyla işlevlerini ve ömürlerini tamamlamışlar.

İslamiyette ise minyatürün her zaman çok özel bir yeri olmuş. Tasvir yasağına rağmen hikâye etme işleviyle elyazmalarını süsleyen İslam minyatürleri, yakın zamana kadar, özellikle 1400-1600 arasında Tebriz, Herat, İsfahan ve Şiraz’da gelişen İran minyatür okullarına bağlanmış. Osmanlı da bu okulların bir uzantısı olarak ele alınırken, Topkapı Sarayı’ndaki daha önce yayımlanmamış eserlerin basılmasıyla , özgün ve sağlam bir Osmanlı üslubunun varlığı teslim edilmiş. İhmal edilmişliğini yeni yeni telafi eden bu eşsiz gelenek, İran kökenli resimlerden en çok daha gerçekçi betimlemeleriyle ayrılıyor.

Orta Asya’da Başlayan Serüven

Türk minyatür geleneği çok eskilere, Orta Asya’ya kadar geri gidiyor. Elimizde bulunan en eski örnekler Uygur Türklerine ait olanlar. 840’da Uygur İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra Türklere başkentlik eden Hoçu’da bulunan 7. ve 8. yüzyıllardan kalma kitap resimleri, parça parça da olsa, dönemin anlayışı hakkında ilginç bilgiler veriyorlar. Bu minyatürlerde insanların tamamen gerçekçi betimlendiği, özellikle erkek figürlerinde portre kalitesinin oldukça yüksek olduğu görülüyor. Adları resimlerin altında yer alan Türk figürler çok çeşitli fiziksel özelliklere ve giysilere sahipler. Resimler genellikle Mani dininin rahiplerini ve dini törenleri konu almış. Uygurlar Mani dinini Çin’den aldıkları için, resimlerin stilinde Çin sanatının etkisini izlemek mümkün oluyor. Bu stilin yuvarlak yüzlü, sivri burunlu ve hafif kısık gözlü figürlerini 10. ve 11. yüzyıl duvar resimlerinde de görebiliyoruz.

Selçuklu Elyazmaları

Uygurlardan Türklerin İslam’ı kabul etmelerine kadar geçen döneme ait elimizde minyatür yok. Ancak, bu 400 yıllık boşlukta, Uygur resim geleneğinin Selçuklu seramik ve duvar resimlerinde sürdüğünü anlıyoruz. 13. yüzyıl başına geldiğimizde ise, özellikle Bağdat ve Musul’da, kitap resimleme sanatına Türklerin katkısının azımsanamayacak nitelikte olduğunu söyleyebiliriz. Selçuklu minyatür resminde, çeşitli etkiler bir araya gelmiş. Elde kalan az sayıda örnek olsa da gözlemlenen o ki zengin bir gelenek yaratılmış. Selçuklulardan günümüze ulaşan minyatürlü elyazmaları, imparatorluğun dağılmasından sonra ortaya çıkan Mezopotamya ve çevresindeki devletlerin ve Anadolu Selçuklularının egemen oldukları bölgelerde yapılmış.

Bu dönemden Anadolu’nun çeşitli merkezlerinde yazılmış beş minyatürlü el yazması belirlenmiş. Bilinenlerin en eski tarihlisi, Dioskurides’in De Materia Medica adlı kitabının Türkçe çevirisi olan Kitab-ül Haşaiş. İkinci eser de Artuklu emiri Nasreddin Mahmud’un isteğiyle saray başmühendisi El-Cezeri’nin yazıp resimlediği El-Cami Beyne’l-ilm ve El-Ameli’n-nafi’fi Sina’ati’lhiyal adlı kitap. Teknik buluşları kapsayan elyazmasının minyatürlerindeki yuvarlak yüzler, uzun saçlar, giysiler Anadolu dışındaki Selçuklu sanatıyla benzerlikler gösteriyor. Dönemin bir başka elyazması, Sufi’nin yıldız bilimi ve burçlarla ilgili Suver ül-Kevakib is-Sabite adlı eserinin 1135 tarihli kopyası. Anadolu Selçuklularına ait minyatürlerin en iyi örneği ise günümüzde Topkapı Sarayı Müzesi’nde bulunan Varka ve Gülşah’ta bulunanlar. Bu acıklı aşk hikâyesinin yedi minyatüründe yer alan figür tiplemeleri, yuvarlak yüzleri, badem gözleri ve örgülü saçlarıyla tamamen Türk’tür. Resimlerin altındaki yazılardan sanatçının Hoy’dan Muhammed bin Abdülmümin olduğunu çıkarıyoruz. Buradan da eserin 13. yüzyıl başına tarihlendiği kesinleşiyor.

Varka ve Gülşah

Varka ve Gülşah’ın aşkını anlatan elyazmasında, frizler halinde sıralanmış resimlerin fonu, kırmızı ve mavinin koyu tonlarında. Sanatçı olayları basit bir kompozisyon içinde sunmuş; simgesel özellikteki motifler az olmasına karşılık seyirciye doğrudan verilmiş. Çizgi ve renk , erken İslam minyatür sanatında olduğu gibi soyutlayıcı biçimde kullanılmış; figürlerin bulunduğu mekânlar ve doğa, simgesel olarak belirtilmiş Bu örnekte eski Türk resim geleneğinin sürdüğünü görmemize karşılık, elimizde kalan bir başka Selçuklu eserinde, Bizans etkilerinin ağır bastığı, bambaşka bir üslupla karşılaşıyoruz. Nasreddin Sivasi tarafından 1271’de Gıyaseddin Keyhüsrev’e sunulan Astroloji ve Kehanet Kitabı’nda figürler ana hatlarıyla verilmiş; ancak gölge ve ışık kullanımında başarılı bir derinlik etkisine ulaşılamamış. Resimlerde düz bir satıh üzerinde bir ya da iki figür var ve üslup oldukça ilkel gözüküyor.

mehmet siyah kalem-kolektomani.jpg

Mehmed Siyah Kalem’in Resimleri

Türk sanatının bu iki gelişim çizgisi yanında, İslam dünyasından tamamen uzakta, bir başka üslup ortaya çıkmış. Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde yer alan bir grup resmin birçoğunda Mehmed Siyah Kalem adı bulunduğundan çoğunlukla bu adla anılan eserler, sanat tarihçileri tarafından 12. ve 17. yüzyıllar arasına tarihleniyor. Kökenlerine ilişkin teorik tartışmaları henüz sonuca ulaşmayan bu resimler, farklı teknik ve niteliklere sahip. Birçoğu Çin kâğıdı denen malzeme üstüne yapılmış, bir kısmı ipek üstüne, bir diğer grup da İslam sanatında kullanılan cilalı kâğıt üstüne. Fragmanlar halindeki bu resim grubunun konuları, genellikle İslami değil. Minyatürler, şeytan ve kötü ruhlarla dolu bir fantezi dünyasını ve göçebe hayatına ait bazı sahneleri içeriyor.

kolektomani-minyatür-3Fon, hemen hemen hepsindeboş bırakılmış; figürler kabataslak ve az sayıdaki solgun renklerle çizilmiş. Diğerlerinden farklı olan bu okul, muhtemelen Türkistan’da gelişmiş. Temalar Şamanizm ve göçebelikten alınma. Uzakdoğu sanatıyla bazı ortaklıkları olsa da Doğu sanatından çok farklı özellikler taşıyor. Aynı bir okul olarak incelenen eserler büyük bir ustalık sergiliyorlar. 15. yüzyıl ortalarına kadar ayakta kalan bu geleneğin ürkütücü şeytan tasvirleri, Erken Osmanlı ve İran resimlerinde de çok değişmiş olarak ortaya çıkıyor.

Osmanlı Üslubunun Kimliğine Doğru

Türk minyatürlerinin 8. yüzyıldan 14. yüzyıl sonuna kadarki gelişimini, bütünsel bir panorama halinde sunabilmek için ne yazık ki elimizde yeterli malzeme yok. Selçuklu’dan sonra Beylikler dönemindeki duraklamanın ardından sürekli bir gelişmeyi ancak Osmanlı döneminde izleyebiliyoruz. Gerçekçi üslubuyla diğer İslam minyatürlerinden ayrılan Osmanlı minyatürlerinin evrimi, kitap süsleme sanatı olarak tamamen saraya bağlı kalmış.

Erken Osmanlı II. Mehmed (Fatih Sultan Mehmed / 1451-81) Dönemi: Osmanlı Devleti’nin ilk günlerinden günümüze kalan önemli minyatür örnekleri yok; kayda değer ilk minyatürler Fatih Sultan Mehmed zamanından kalma. Bunlardan en erken tarihlisi ise Bedi el Din-el Tebrizi’nin Dilsuzname’sinde bulunuyor.

Bu dönemin bir başka çalışması da Amasya’da 1465 yılında Şerif el-Din bin Ebil Hacı İlyas tarafından Türkçe’ye çevrilen bir tıp kitabı: Cerrahiye-i el Hakaniye. Amasya ve Edirne’deki bu iki örnek, daha çok taşra uslubu hakkında bilgi sağlıyor; saray üslubu ise çok daha farklı. Bilindiği gibi Fatih, askeri dehasının yanında sanat ve bilimlerin koruyucusu olarak yabancı sanatçı ve bilim adamını sarayda ağırlamıştı. Bunlardan Bellini ve Ferrara gibi İtalyan ressamlar yanında , devrin en önemli sanatçısı Sinan Bey de vardı.

Sinan Bey-Fatih Sultan Mehmed

Fatih Sultan Mehmed’in Sinan Bey’e atfedilen ünlü portresinde sultan, bir elinde gülü koklarken, diğer eliyle imparatorluğun simgesi olan bir mendil tutmaktadır. Portre, genel havası ve tekniğiyle Batı normlarına uygundur; ancak sultanın oturma tarzı, bedeninin çeşitli kısımlarının birbirine oranı, üstündeki süslemeler ve renkleriyle Doğu geleneğini yansıtır. Sinan’ın öğrencisi Bursalı Şiblizade Ahmed’in de başarılı bir portre ressamı olduğu bilinir. Fatih dönemi, erken dönem eklektik Osmanlı Türk resim geleneğinin ilk adımlarının atıldığı zamandır.

II. Bayezid (1481-1512) ve I. Selim (Yavuz Sultan Selim / 1512-20) Dönemleri

Osmanlı sarayında bir nakkaşhane kurulmasının ilk adımının Fatih devrinde atıldığı biliniyor. Ayrıca devlet teşkilatı içinde ehli hiref adlı bir topluluk bulunuyor ve devlet ile sarayın her türlü zanaat taleplerini karşılıyordu. Bayezid devrinde nakkaşhanede çalışan hüner sahibi bu ustalar, Fatih zamanındaki Batı etkili portre ressamlığından vazgeçerler ve Doğu geleneği olan kitap resimlemesine yoğunlaşırlar. Dönemden kalan en eski elyazmaları, 1495 tarihli Kelile ve Dimne ile Emir Hüsrev Dehlevi’ye ait 1498 tarihli Hamse’dir.kolektomani-minyatür-2

Hamse.kolektomani

İstanbul’da resimlenen Kelile ve Dimne, 15. yüzyıl Şiraz ve Memluk üsluplarını bir arada sergiler. Minyatürlerde ufuk çizgisi yoktur ve zemin, zaman zaman 14. yüzyıl Memluk resimlerinde olduğu gibi, çiçek desenleriyle süslüdür. Figür ve ağaçların resmedilişinde güçlü bir Şiraz etkisi vardır ama, özellikle figürlerin saç biçimlerinde kendini gösteren dekoratif özellikler, resim tekniği ve renkler, Osmanlı karakteristiklerini yansıtır. Döneme ait bir diğer eser de Şeyhi’ye ait, 1499 tarihli Hüsrev ile Şirin. Kitabın 15 minyatüründe Batı etkisi az da olsa hissedilir.

Uzun Firdevsi’ye ait, tarihi bilinmeyen Süleymanname de aynı üsluptadır ama Doğu ve Batı etkilerinin karışımını farklı bir biçimde yorumlar. Kapak resmindeki Süleyman ve Saba Melikesi, minyatürün en üstünde mitolojik figürler, kahramanlar, hayvanlar vb. ile çevrilidir. Sahneler yatay çizgiler boyunca yer almakta ve hareketsiz figürler, eski duvar resimlerini hatırlatır biçimde , diziler halinde sıralanmaktadır. Ay’ı insan yüzü şeklinde tasvir etmek Batılı bir özelliktir ama, tahtların arkasındaki kubbelerin biçimleri, hissedilir ölçüde Osmanlı etkileri taşır.

Yavuz Sultan Selim zamanında, Tebriz zaferinden sonra saraya getirilen yabancı sanatçıların uslubunun sonucu olarak, minyatürlerde İran Safevi etkisi açıkça görülür. Dönemin en ünlü eseri, Attar’ın 1512 tarihli Mantık el-Tayr’ıdır. Bu son derece zarif elyazmasının minyatürleri, erken 16. Yüzyıl Tebriz ve Şiraz okulları kadar, Osmanlı üslubu izlerini de taşır. Elyazmasının en önemli özelliği olan erkek figürleri, sonraki dönemlerde sık sık kopya edilen bir prototip oluşturur. Sağlam ve dik duran figürler çağdaş giysiler ve beyuz türbanlar içinde betimlenirler.

Bu dönemden kalan az sayıdaki resimli elyazmasında, çeşitli Doğu minyatür okulları ile özümsenmiş bir Batı Hıristiyan sanatı etkisi gözükecek, bu ise Osmanlı minyatürüne belirsiz bir nitelik katacaktır. Ancak bu üslup eklektisizmi içinde Osmanlı resminin karakteristikleri sınırlı bir biçimde ortaya çıkmayabaşlar ve bunlar, ilerki yıllarda belirginlik ve güç kazanır. Ama, Osmanlı ressamlarının kendi üsluplarını geliştirdikleri dönem, Kanuni Sultan Süleyman’ın saltanatına rastlar.

Kanuni (1520-66) Dönemi

Osmanlı resminin Kanuni döneminde kimliğine kavuşması, saray nakkaşhanesinin bir gelenek oluşturan çalışmalarıyla gerçekleşir. Bu dönemde baskın olan etkiler, Türkmen ve Tebriz zaman zaman da Şiraz kaynaklı Safevi üsluplarıdır ama , Batı sanatı oa sazı özellikleriyle kendini hissettirir. Osmanlı’nın Batı ve Doğu topraklarını ele geçirmesi, sanatta bir senteze yol açar. Duvar süslemesi, çinicilik gibi alanlarda da çalışan nakkaşlar, farklı kökenlerden de olsalar, aynı elyazmalarının minyatürleri üzerinde çalışmakta ve hatta, aynı resmi parça parça üretmektedirler. Bu ise, imparatorluk üslubunun daha doğusunda da tutarlı ve tek bir anlayışa sahip olmamasını açıklayan faktörlerdendir.

kolektomani-minyatür-6Batı ve Doğu etkilerini birleştiren eklektik yaklaşım, Kanuni zamanında da sürer. Dönemi en iyi özetleyen minyatürler, Ali Şir Nevai’nin 1530-31 tarihli Hamse kitabında bulunanlardır. Bunlardaki zıt ve güçlü renklerdeki mimari özellikler öncekilerden farklıdır; ince bir zevkle dekore edilmiş köşkler zaman zaman İran etkisini sergiler, zaman zaman da kuleleriyle tamamen Osmanlı tarzını yansıtırlar. Batı mimarisine ait görünümler pek doğru oranlarda aktarılmasa da , Osmanlı, İran ve Batı kaynaşmasını örnekler.

Firdevsi’nin Şenamesi’nin Türk versiyonunu oluşturan altı minyatür de aynı üslubun önemli örnekleri kabul edilir. Aynı dönemden bir başka grup elyazması ise, baskın olarak Osmanlı etkilerini taşır. Bunların ilki Şahi’nin 1528 tarihli Divan’ıdır. Klasik dönemi niteleyen özelliklerin gelişimi, ayrıca Ali Şir Nevai’nin iki Divan’ında görülebilir. 1534 tarihli kopyadaki üç minyatürde, Şahi’ninDivan’ındaki miniature göre çok ileri bir üslupla karşılaşırız. Av sahnesi, bir kır manzarası fonuna yerleşmiş ve figürler simetrik olarak sıralanmıştır.

kolektomani-minyatür-5Çok az figürün yer aldığı bu minyatürlerde, yaprakları rüzgarla kıvrılan geniş çiçeklerle bir hareket duygusu yaratılmıştır. Bu çiçekler her bir sahnenin fonunu oluşturan yuvarlak tepeler üstüne serpiştirilmişlerdir. Sözkonusu çiçek aranjmanı, Kanuni dönemi minyatürlerinin tipik bir özelliğidir. Tepelerdeki ucu kıvrık serviler ve çiçeklenmiş ağaçlarsa, dönemin Osmanlı manzara resminin karakteristikleridir. Çağdaşı Safevi minyatürleriyle karşılaştırıldığında , özel bir canlılık ve hareket sahip olan bu manzaradaki figürler normalden daha geniş resmedilmiştir ki bu, insanların tasvirinde kullanılacak yeni oranların habercisidir.

Bu okulun özelliklerini görebileceğimiz bir başka örnek de Tufhet ül-ahrar. Edirne Kadısı tarafındanSultan Süleyman’a, oğullarının sünnet düğünü için sunulan elyazmasının kapağında koyu yeşil bir fon üstündeki melekler, kıvrık ve abartılı biçimde yükselen kanatlara sahip. Serviler ve çimenlerle karışık çiçek demetleri minyatüre büyük bin canlılık ve hareket katıyor; altın renkli çimenler, servi ve yaprakların içlerinden taştığı konturlar da bu etkiyi güçlendiriyor.

bültenKanuni döneminde çok önem kazanan tarihi temalar, daha sonraki Osmanlı minyatürlerinin temeli haline gelir. Böylece, edebi eserlerin sınırlayıcı alanından çıkılarak çok sayıda tarihi olayın resimlenmesi yoluna gidilir ve bu da gerçekçibir anlayışın hakim olmasına neden olur. Dönemin Osmanlı tarihini resimleyen ilk eseri Selimname’dir ama, sultanların yaşantı ve başarılarını. Kent ve kale tasvirlerini, önemli siyasi olayları ve saray törenlerini ele alan gelenek içinde en ayrıntılı örnekleri Matrakçi Nasuh verir. Tarih-I Sultan Bayezid, Mecmua-I Menazil gibi eserlerinde nakkaş, bizzat seferlere katılarak topografik gerçekliğe sadık minyatürler yapar. Figürlerin yer almadığı bu şehir tasvirlerinde, fantezi dolu İran minyatürlerinden tamamen farklı bir yaklaşım gözlemlenir. Padişahların hayatlarını Farsça ve manzum olarak kaleme alan şehnameler ve şehnamecilik, Kanuni döneminde resmileşir.Şehnameci Arifi’nin eserinin beşinci cildi olan Süleymanname’deki minyatürler, farklı sanatçılar tarafından resimlenmişlerse de kompozisyon planları ve av sahnelerindeki dairesel yerleşme düzenleriyle , yeni dönemin habercisi olurlar. Karışık etkileri bağımsız üslupta sergileyen bu eşsiz eserle, Osmanlı resminde her bir eserin tarihi belge yerine geçtiği yeni dönemin kapıları açılmış olur.

*II. Selim ile birlikte olgunlaşma evresine giren Osmanlı minyatürleri gelecek yazımızın konusunu oluşturuyor.

Kaynakça

Aslanapa, Oktay. Türk Sanatı, Remzi Kitabevi, III. Basım, İstanbul 1993.

Atasoy, Nurhan-Çağman, Filiz. Turkish Miniature Painting, R.C.D., İstanbul 1974.

Esin, Emel. Turkish Miniature Painting, Rutland Vermont, Tokyo 1960.

Meredith-Owens G.M., Oriental Miniatures, London 1963.

Rice, David Talbot. Islamic Painting, Edinburgh, UP, 1971.

Jean-Jacques Leveque, Nicole Menant, Islamic and Indian Painting, Heron Books, London 1970.

Büyük Larousse Ansiklopedisi, ilgili madde.

Ana Britannica Ansiklopedisi, ilgil madde.

The following two tabs change content below.

Meltem Cansever

1962’de doğdu. Galatasaray Lisesi ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Bir süre profesyonel rehberlik yaptıktan sonra Art Decor, Marie Claire Maison, Icon gibi sanat, dekorasyon ve tasarım dergilerinde muhabirlikten yayın yönetmenliğine çeşitli kademelerde çalışırken İTÜ Sanat tarihi Bölümü’nde yüksek lisansını ve doktora derslerini tamamladı. Fransızca ve ingilizceden Türkçeye çeviriler yaptı, NTV Yayınları’ndan 100 Mimari Şaheser ve 100 Saat Kulesi başlıklı kitapları çıktı. Bilkent Kültür Girişimi’nin yayın grubunun yayın yönetmenliğini yaptı. Halen serbest yazarlık, editörlük ve çevirmenlik yapıyor, Gateway için yazılar yazıyor.

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir