Minyatür Likör Şişeleri

15 Temmuz 2014 | Sener Köksümer | gündelik yaşam

Çeşitli meyve ve bitkilerin aroma ve renklerini alkolde muhafaza etme yöntemiyle imal edilen içkiye  liqueur, liquor ya da Türkçe ismiyle likör adı Likörün geçmişi milattan önceye kadar uzanıyor. M.Ö. 7. yüzyılda bir din adamı likörü, tıbbi amaçla tekrar keşfetmiş ve uzun yıllar Avrupa’nın birçok manastırında meyve, bitki ve ağaç kabukları kullanılarak ilaç olarak imal edilmiş ve bu reçeteler sır olarak saklanmış. Ortaçağda ise bir dönem yasaklanmış.

İçki amaçlı kullanılan en eski likör ise 1510 yılında Fransa’da yirmi yedi çeşit bitki karışımıyla imal edilen ‘Benedictine D.O.M’ markalı likördür. İsmin sonundaki D.O.M’nin anlamı ‘Deo Optimo Maksimo’ Yüceler Yücesi Tanrı anlamına geliyor.

Günümüzde yapım tekniği ile likörü ilk defa 19. yüzyılda İtalyanlar imal etmişlerdir. Türkiye kaliteli likör üretimine ise ilk defa 1930 yılında başladı. Ünlü Fransız mimar Rob Mallet’nin Mecidiyeköy’de yaptığı bina bu işe tahsis edildi ve o zamanki ismiyle ‘Mecidiyeköy Likör Fabrikası’ olarak üretime başladı. Üretimin başına Fransa’dan M. Boufford isimli bir uzman getirildi. Daha sonra yerine Marcel Biron isimli başka bir Fransız uzman getirildi ve 1941 yılında bu uzmanla tekrar sözleşme imzalanmadı. İki Fransız uzmanın da yardımcılığını yapan B. Cafer Özsezen 1941 yılında fabrikaya müdür oldu ve bu görevi başarıyla yirmi yıldan fazla sürdürdü.

Mecidiyeköy Likör Fabrikası kurulmadan önce bazı küçük fabrikalarda sınırlı miktarda likör üretildiği biliniyor fakat bu likörler suni esans kullanılarak imal ediliyor çok talep görmüyordu. Ancak Mecidiyeköy Likör Fabrikası’nda suni esans asla kullanılmıyor, ülkenin yöresel en iyi meyveleri mevsiminde özenle toplanıyor bunlardan natürel likörler imal ediliyordu.

Örneğin, Isparta’nın Mayıs ayı güllerinden yapılan gül likörü yurtdışı yarışmalarında üç defa birincilik ödülü alırken, Arnavutköy ve İstinye çilekleri, Tarabya’nın ünlü ahududusu, Konya Ereğli kayısısı, Kütahya’nın vişnesi, Adana Dörtyol’un müthiş kokulu portakalı ve Bodrum mandalinasından yapılan natürel likörler ülkemizde ve yurtdışında çok beğeniliyordu. 1930’lu yıllarda Ahududu, Çilek, Kayısı, Vişne, Portakal çiçeği, Mandalina, Gül, Nane, Menta, Acı mandalina, Turunç kabuğu, Marasken, Altın, Muz, Kümmel, Katran, Kakao, Beğendik ve Sarı ismiyle yirmi bir çeşit çok başarılı likör çeşitleri üretilmekteydi.

Önceleri pek rağbet görmeyen Türk likörü, halkın düğün, nişan, bayram, misafirlik v.b. gibi mutlu, özel günlerinde zarif, minik likör kadehlerinde çikolata eşliğinde ikram edilmesiyle birlikte alkol kullanmayanların bile tercih ettiği bir içki olmuş ve üretimi hızla artmıştır. Likörler günümüzde tek başına tüketildiği gibi tüm dünyada pek bir moda olan kokteyl yapımında yoğun olarak kullanılmaktadır.

Minyatür likör şişeleri bir çok ülkede promosyon, tanıtım ve pazarlama yöntemi olarak imal edilmiş, talep görünce de parayla satılmıştır. Türkiye’deki ilk minyatür şişeler Kütahya’da seramik atölyelerinde sipariş üzerine imal edilmişlerdir. Meyvenin rengine göre, renkli seramikler üretilmiş, şişe ve etiket dizaynları özenle tasarlanmış, mükemmel bir görsellik elde edilmiştir. Bu seramik minyatür şişeler geçmişte Yerli Malı Haftası, Şehir Fuarları ve Enternasyonal Fuarlara katılan, İnhisarlar İdaresi tarafından on ve yirmi adetlik zarif ambalajlarla satışa sunulmuş bir hayli rağbet görmüştür. Ancak günümüzde koleksiyonerlerin, bu seramik şişelerin eksiksiz ve temiz durumda olanlarını bulma şansı azdır. Daha sonra şişe ve cam fabrikalarının artmasıyla cam şişe sektörü bir hayli gelişmiş ve daha ekonomik olması nedeniyle de minyatür likör şişeleri, cam şişe olarak tasarlanmaya başlanmıştır.  Dünyanın bir çok ülkesinde minyatür likör şişeleri yüzlerce çeşidiyle reyonlarda satışa sunuluyor ve koleksiyonerler tarafından tercih ediliyorlar. Minik boyları her renkten şişe ve zarif etiket tasarımlarıyla bir araya geldiklerinde müthiş bir görsellik sergiliyorlar. Eski likör şişelerinin pahalı olması ve bulma zorluğuna karşın yakın tarihli ve yeni likör şişelerinin koleksiyonu meraklıları için çok makul fiyatlarla yapılabilir. Sevgili okuyucular yazımı bir likör tarifiyle noktalıyorum.

Vişne Likörü

1 kg olgun vişne

12 adet kuru karanfil

1 çubuk tarçın

Yarım litre konyak

1 kg toz şeker

1 adet muskat

1 litre temiz su

Yapılışı: Vişneleri önce yıkayın, saplarını atın, büyük bir kavanoza doldurun. Konyak, karanfil, tarçın ve muskatı ilave edin serin ve karanlık bir yerde iki ay bekletin. Su ve şekeri kaynatın, koyu bir şurup hazırlayın. İki ay beklettiğiniz vişneli konyağı temiz bir tülbentle başka bir kavanoza süzün, üzerine kaynattığınız şurubu ılıkken dökün, kapağını sıkıca kapatıp serin ve karanlık yerde bir hafta bekletin ve küçük likör kadehlerinde çikolata eşliğinde ikram edin. Afiyet olsun efendim!

 

Kaynakça

Osmanlıdan Günümüze Tekel, Tarih Vakfı Araştırma Ekibi

Görseller yazarın ve Şerif Antepli’nin koleksiyonundan derlenmiştir.

Not: Bu yazı ilk olarak Collection dergisi, 47. sayısında yayımlanmıştır. 

The following two tabs change content below.

Sener Köksümer

Destine Sahafın sahibi olan araştırmacı yazar, Sener Köksümer’in koleksiyon tutkusu çocukluğuna kadar iniyor. Türk sineması, Türk Tiyatrosu, plak, deniz kabukları, fotoğraf gibi pek çok alanda zengin bir koleksiyona sahip. Çeşitli konularda yazdığı makaleleri, aralıksız on yıldır Koleksiyon dergisinde yayımlanıyor. Aynı zamanda Yurt Gazetesi’nde Ahmet Kemal ismiyle siyasi yazılar da yazmaktadır.

Son Yazıları Sener Köksümer (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir