Modernizmi Tasarlayan Kadınlar

07 Ekim 2014 | Benan Kapucu | tasarım

New York Modern Sanatlar Müzesi (MoMA), geçtiğimiz günlerde hem “modern kadın”ı temsil eden, hem de onu “tasarlayan” öncü kadınları anlatan bir sergiye evsahipliği yaptı.  21 Eylül – 5 Ekim 2014 tarihleri arasında, MoMA’nın mimarlık ve tasarım galerilerinde sergilenen “Designing Modern Women 1890- 1990”  yirminci yüzyılda fikirleri, çalışma yöntemi ya da yaşam biçimiyle modern tasarımın gelişimine farklı yollarda katkıda bulunan kadınları odak noktasına alıyordu. Geleneksel olarak, erkeklerin hakim olduğu disiplinlerde sosyal kalıpları reddeden kadınlar, modern sanat fikirlerinin yaygınlık kazanmasında ve modern tasarımda yeni eğilimlerin ortaya çıkmasında öncülük ettiler.

Sergide,  Charlotte Perriand’ın Le Corbusier ile birlikte Unité d’Habitation sosyal konut projesi için tasarladığı ilk mutfak; Lilly Reich, Eileen Gray, Eva Zeisel, Ray Eames, Lella Vignelli ve Denis Scott Brown imzalı mobilya ve objeler; Anni Albers ve Eszter Haraszty’den tekstil ve Lucy Rie’den seramik tasarımları; grafik tasarımcı Bonnie Mclean tasarımı 1960’ların konser afişleri ile  punk dönemin daha önce hiç görülmemiş afiş ve grafik malzemeleri yer alıyordu. Müze  koleksiyonundan seçilmiş objeler, tasarım eskizleri, posterler, filmler, sadece profesyonel kadın tasarımcıların değil, müşteri, tüketici, sanatçı ve eğitimci konumunda olan yaratıcı kadınları da dahil ediyordu. İzleyiciyi, tasarım kodlarında saklı farklı feminite mesajları üzerine düşünmeye davet ediyor; erkek ortakları nedeniyle genelde gölgede kalan ya da işleri müze koleksiyonlarında henüz yer almamış olan kadınların yaratıcı üretimlerini tekrar gözler önüne seriyordu.

Yeni Kadın, Yeni Tasarım (1890-1939)

Yirminci yüzyılın ilk yarısı, orta sınıfa ait birçok kadın için sınırların aşıldığı, tasarım eğitiminde ve profesyonel pratikte yeni fırsatların ortaya çıktığı, ve yeni sosyal ve cinsel özgürlüklerin kazanılmasının gündeme geldiği bir dönemi temsil ediyor. Tasarım merkezlerinde – Glasgow, Viyana ve Şikago’dan Paris, Berlin ve Moskova’ya- kadınlar sanat okullarına akın ederler, Sanat ve Zanaat akımının ilkelerinden esinlenerek, sanat, tasarım ve mimarlık eğitiminde uygulamalı öğrenime odaklanır.  Bunun sonuçlarından biri de özellikle kadınların geleneksel olarak içinde olduğu, onlarla özdeşleşen (tekstil, dekorasyon ve iç mekan tasarımı, seramik ve metal işleri) sözde daha az değeri olan sanatlara ilginin artması oldu. Bu eğilim, sanatın evrensel bir aktivite olduğu ve herkesin, hem üretenlerin hem de kullanıcıların  katılabileceği, her çeşit gündelik objenin sanatsal üretime dahil edilebileceği inancının bir yansımasıydı.

Margaret Macdonald’dan Eileen Gray’e ve Lily Reich’e birçok öncü kadın tasarımcı, modern yaşam tarzına uygun,  bağımsız ve çalışan kadının ihtiyaçlarına uygun yaşam alanları yarattı.  Onların “Amazon avant-garde”  diye adlandırılan işleri, uluslararası platformlarda sergilendi ve meslektaşları tarafından eleştirildi. Glasgow’da Kate Cranston, Chicago’da Ferry Coonley ve  Amsterdam’da Truus Schröder-Schräder gibi proaktif patronlar da tasarım sürecinin her yönüyle yakından ilgilidir.

1900’lerde baskı teknolojileri ve dağıtımında yaşanan gelişmelerle birlikte kentin sokakları da renkli, göz alıcı posterlerle dolmaya başlar.  Modern kadın, reklamlarda, dergi kapaklarında, sanatsal modernliğin tanrıçaları, “femmes fatales”lar olarak arz-ı endam ederler. Bu posterler, kadının nasıl göründüğü, davrandığı ve modern tüketim kültürün biçimlendirdiği yeni kadın hakkında birçok ipucu içerir. Charles Rennie Mackintosh’un Scottish Musical Review için tasarladığı poster (1896) androjen görünümlü kadın stilizasyonu, İskoçya’da o dönemde muhtemelen birçok Glasgowu sanatçının yer aldığı kadının oy kullanma hareketinin sembolü olan mor ve yeşil renkler, 1890’ların ortalarında Mackintosh, Macdonald kardeşler ve Herbert McNair’in ortaklaşa ürettiği deneysel serinin bir parçasıdır. Onların -bir bakıma yeni kadının da görselleştirilmesi sayılabilecek-  süsleme dili “gulyabani görünümlü” ya da “tuhaf” olduğu için eleştirilmişti.

1900’lerde Margaret Macdonald ve Charles Rennie Mackintosh, evlendikten sonra Haus eines Kunstfreundes (Sanatseverin Evi, 1902) projesinde olduğu gibi yeni evlerin ilham kaynağı olacak iç mekan tasarımları  gerçekleştirirler. Mackintosh, o zaman eşi için “  Margaret’in dehası var, ben ise sadece yetenekliyim” demiştir. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Paris’te işlerini sürdüren Eileen Gray ise o dönemde lake mobilya sanatını mükemmelleştirmektedir. Screen (1922) paravanı, dikey metal pimlerle birbirine bağlı, köşeli küçük lake ahşap parçalardan  oluşmaktadır. Sadece hareketli bir duvar değil, boşluk ve doluluk ilkeleriyle yaratılmış bir heykel işlevini üstlenmektedir. 1923 yılında Gerrit Rietveld ve Schröder-Schräder işbirliği, ana renkler, geometrik  planar biçimler ve sıradışı açık bir plandan oluşan mimarisiyle Hollanda’da doğan De Stijl sanat akımının en bütünsel ifadesi olarak kabul edilen bir ev tipolojisi yaratmıştır.

Charlotte Perriand,  Ekim 1927’de Le Corbusier’s mimari ofisine katıldığında, birlikte bir mobilya serisi üzerinde çalışırlar ve Paris’te, 1929 Salon d’Automne’da sergilerler. Bu tasarımda, döner ofis koltuğundan esinlenen Perriand, çelik borulardan arkalığı döşeme ile kaplayarak yumuşatır. El işçiliği gerektirdiği için strüktür ve döşeme nispeten pahalı olduğu için sınırlı sayıda üretilir.

Mutfakta Dönüşüm (1920-1950)

20. yüzyıl boyunca mutfak tasarımı da modernizmin ve değişen teknolojilerin, estetik anlayışın ve ideolojilerin barometresi olarak modern yaşam kavramımızın temel unsurlarından biri oldu.  İki dünya savaşı arasında ortaya çıkan The New Kitchen /Yeni Mutfak konsepti, verimlilik, hijyen ve standardizasyon gibi modernist ilkeleri bir araya getiriyordu. Çoğu kadınlar tarafından tasarlanmış olan bu yeni mutfaklar, zaman kazandırdığı için kadınlara domestik kölelikten kurtarıp özgürleştirmenin ötesinde, sanat ve teknolojinin sosyal değişimlere yön verebileceği idealizmini yansıtıyordu.  Margarete Schütte-Lihotzky ‘nin  Frankfurt’taki sosyal konutlara uygulanabilecek biçimde geliştirdiği The Frankfurt Kitchen, hijyen, verimlilik ve iş akışı gibi modern teorilere dayanarak tasarlanmıştı.

Modernizmi İnsancıllaştırmak (1940-1960)

İkinci Dünya savaşı sırasında ve hemen ardından, daha iyi ve daha adil bir dünya isteyen kadın tasarımcılar ve küratörler yeni fırsatları değerlendirir. MoMA küratörleri Elizabeth Mock ve  Susanne Wasson- Tucker kadınların  ihtiyaçlarını ve değişen perspektifleri ele alan (1942–46), Useful Objects under $10 /10 $ altında Kullanışlı Objeler  (1944), Look at Your Neighborhood / Komşuna Bak (1944–50), and Tomorrow’s Small House /Geleceğin Küçük Evi (1945) gibi sergiler düzenler. Savaş sonrası yıllarda, daha çok sanat okullarında öğretilen tasarım ve el sanatı, modern tasarım ve  dekorasyon stilini yarattı. MoMA’nın Good Design programı, kadınlar arasında yükselen yetenekler, özelikle baskı kumaşlarda ve aydınlatma konusundaki yarışmalar (1946) ve Anni Albers, Marli Ehrman, Marianne Strengell ve  Eva Zeisel gibi sanatçıların sergileri düzenleniyordu. Kadınlar  daha iyi eğitim alıyor, evlilik nedeniyle kariyerlerini sürdüremeyen orta sınıfa ait kadınlar, yeteneklerini ve enerjilerini gönüllü organizasyonlarında ve bağımsız sanat atölyelerinde kullanıyorlardı.

Pop ve Plastik (1960’lar)

1960’lar yoğun kültürel değişimlerin ve dönüşümlerin çağıydı. Sosyal ve ekonomik eşitlik, kadın özgürlüğü ve insan hakları mücadelerini kapsayan küresel politik devrim Afrika’nın bağımsızlık hareketinden 1968’deki öğrenci direnişine görsel kültürü biçimlendiren leitmotiflerden biriydi. Ve tabii direniş posterlerinin de… Sıra dışı yaşam tarzlarının yükselişe geçmesi, deneysel tasarımları ve rahat mobilya ve androjen gençlik modasını da beraberinde getirir.  Plastikte ve diğer sentetik malzemelerdeki gelişmeler daha ucuz seri üretime ve optimizm ifade eden canlı renklerde tüketici ürünleri üretilmesine olanak verir. Zaman, geçmişin yüklerinden kurtulup özgürleşme zamanıdır.

Popüler müzik alanında Bonnie Maclean’in efsanevi rock ve R&B şovlarının mekanı Fillmore Auditorium için tasarladığı konser grafikleri 1960’ların karşı kültür hareketinin en yüksek olduğu noktada San Fransisco’nun görsel ruhunu yakalamıştı. Maclean ve dönemin diğer afiş sanatçıları, parlak ve kontrast renkleri, halüsinasyon efektlerini çağrıştıran  optik illüzyonları deniyordu. Birçok afişte, Art Nouveau akımından da alınan ilhamla süslemeli ve neredeyse okunaksız olan bir tipografi ve yılankavi çizgiler kullanılıyordu.

Şişme mobilyalar hem gelip geçiciliği hem de eğlenceyi vurguladığı için Pop tarzının en tip örnekleriydi. Çek karşı devrimci Libuše Niklová II. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan yeni bir endüstriyel alan olan plastik kalıplama üzerine çalışarak i mekanlar için büyük gözleri olan kolları olmayan manda, fil ya da zürafa gibi hayvan formlarında “oturma oyuncakları” üretti. Ahşap oyuncaklarıyla bilinen bir ülkede Niklova, çocuklar için plastiği kucaklıyordu. “Gelişme geri döndürülemez” demişti 1971 yılında “Gelecekte plastik ürünler, adeta hava gibi tüm insanlığı sarmış olacak. Giderek doğal malzemeler lüks ve tutku nesnesine dönüşecekler. Gelecek, tümüyle plastiğe ait.”

Punk’tan Postmodernizme (1970-1990)

1970’lerde Atlantik’in iki kıyısında birden başlayan Punk rock’ın sahnesinde, kadınlar müzisyen, sanatçı, moda tasarımcısı ve grafik sanatçısı olarak yaratıcılıklarını ortaya koyuyorlardı. Kadınların tasarladığı ya da konu edildiği Punk ve Punk sonrası grafik  tasarımlar, toplumsal kalıpları kırmaya yönelik enerjik hareketi temsil ediyordu. Patti Smith, Siouxie Sioux, ve kadın punk grubu Slits,  rock dünyasında kadınların yolunu açarken, Ramones grubunun ikonlaşmış fotoğrafının yer aldığı albüm kapağı gibi (Linda Sterling) ve Roberta Bayley’in tasarımlarında punk alt kültürünün estetiğini kullanıyordu. Lella ve Massimo Vignelli ile Denise Scott Brown ve Robert Venturi’nin ortaklaşa ürettikleri fikirler, modernist dönemin tekil erkek kahraman anlayışının aksine kadınların da en az erkek ortakları kadar yaratıcı olduklarını ortaya koyuyordu.

The following two tabs change content below.

Benan Kapucu

1988’de ODTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nden mezun oldu. 1994’te MSÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümünden yüksek lisans derecesini aldı. 1994–2003 tarihleri arasında Doğan Burda Yayın Grubu bünyesinde Brava Casa, Elle ve AD dergilerinde editör, yazı işleri müdürü ve yayın yönetmeni olarak çalıştı. 2003-2007 yılları arasında multimedya proje danışmanlığı, kitap ve dergi editörlüğü işlerini sürdürdü, birçok sektörel derginin yaratım sürecinde rol aldı; XXI, Skylife, Turkish Time, Natura dergilerinde tasarım konulu araştırma ve söyleşileri yayımlandı. 2007-2009 yılları arasında Ommedya bünyesinde, icon dergisinin yayın yönetmenliğini ve Natura dergisinin yayın danışmanlığını yaptı. Design Turkey dahil, birçok ulusal tasarım yarışmasında jüri üyeliği yaptı. İTÜ Tasarım Kongreleri kapsamında tasarım yayıncılığı üzerine iki akademik bildirisi yayımlandı. İTÜ ve Anadolu Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümlerinde Medya ve Tasarım dersiyle yarı-zamanlı olarak tasarım eğitimine katkıda bulunuyor. Son olarak İKSV 1. Tasarım Bienali’nin katalog editörlüğünü ve bienal kapsamında yayımlanmakta olan New City Reader mimarlık, kamusal alan ve kent gazetesinin yayın yönetmenliğini üstlendi. 2009- 2014 yılları arasında Häfele’de proje koordinatörlüğü kapsamında, Gateway dergisinin editörlüğünü yürüttü. Halen üniversitede misafir öğretim üyeliği, editörlük ve metin yazarlığı işlerini sürdürüyor.

Son Yazıları Benan Kapucu (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir