Mücevher ve Camda Efsane: René Lalique

03 Mart 2015 | Benan Kapucu | antika, tasarım

Ahenkle dans eden deniz kızları, yarı kuş yarı kadın figürler, böcekler, horozlar, doğadan ve düş dünyasından kopan imgeler, René Lalique’in objelerinde bir asır boyu süren efsaneye dönüştüler. Art Nouveau akımının önde gelen mücevher tasarımcısı René Lalique yenilikçi bir yaklaşımla ürettiği cam tasarımlarında güzelliği yeniden yorumluyordu.

Lalique adı ve onun yarattığı fantezi dünyası, sanatsever ve koleksiyonerler oldum olası peşinden sürüklüyor. Lalique objeleri saran  gizemi, bir Lalique’e sahip olma tutkusunun ardında yatan gerçeği anlayabilmek için önce bu efsaneyi yaratan René Lalique’’in yakından tanıyalım.

Bir ressam, mücevher ustası, bir dekoratör, dahası bir cam ustası, René Lalique… Bitki bezemeli Art Nouveau’dan Art Déco geometrisine uzanan cam tasarımlarıyla, sanat tarihinin en önemli isimlerinden biri sayılıyor.

1900’lerin başında yeni bir yüzyıla geçerken. değişim ve yeniden yapılanma rüzgarları da esiyordu.  Toplumsal rolü değişen kadın, günlük yaşamda daha aktif ve söz sahibi olmaya başlamıştı. 19. Yüzyılın aşırı süslü giysileri, gösterişli barok ve klasik mücevherlerle birlikte artık gözden düşmüştü.  1850’li yıllarda Avrupa’da sergilerle gündeme gelen Japon sanatı, seramik, tekstil ve mobilyanın yanı sıra mücevher tasarımını da etkiliyordu.

O dönemde René Lalique’in mücevherleri de cicili bicili önemsiz parçalar olmaktan çıkıyor, gerçek sanat yapıtlarına dönüşüyordu. Lalique, geleneksel Fransız mücevher anlayışını yıkıp, dünyayı şaşırtmaya başladı. Eşekarılarından bir şapka iğnesi, yarasalarla süslü bilezikler, çift horozlu bir kolye, çekirgelerle veya bir soytarının başıyla süslü bir broş, ağaç dalı formunda kolyeler… Tüm bu aykırı ve ürkütücü(!)  mücevherler René Lalique’in ilk gençlik yıllarından beri var olan doğa tutkusunun yansımaları oldular. Lalique’in amacı kadını süslemek veya popular olanı yapmak değil, snat adına sanat üretmektir.

René Laliqe 1860 yılında Fransa’nın şampanyasıyla ünlü Ay kasabasında dünyaya geldi. Sanata olan eğilimini fark eden annesinin desteğiyle, o dönemin önemli mücevher ustalarından Louis Aucoc’un yanında çırak olarak çalışmaya başlar. Aucoc’un atölyesinde mücevher yapım tekniği konusunda kendini geliştirirken, bir yandan Paris’teki Ecole des Arts Decoratifs’e devam etti. Pratiğini geliştirmek için Londra Sydenham College’da iki yıl okuduktan sonra, Bernard Palissy ekolünden heykeltıraş Lequien ile çalışmak üzere Paris’e döndü. Lequien’li yıllar, Lalique’in mesleki formasyonunda önemli bir rol oynadı.

Lalique yaratıcı dehası ile mükemmel işçiliği , tasarım ve sanatın kaynaştığı benzersiz eserler ortaya çıkardı. Özgün tarsi çok geçmeden dünyaca ünlü mücevher üreticileri Cartier ve Boucheron tarafından fark edildi. Lalique’in yüzükleri, kolyeleri, küpeleri ve broşları Paris sosyetesinin ünlü kadınları tarafından aranır olur. Ucuz metaller, cam ve yarıdeğerli taşlarla üretilen takılar, en az kıymetli taşlarla yapılan mücevherler kadar dikkat çekiyordu.

Lalique’in mücevherleri 1887’de Paris’teki Exposition Nationale des Arts Industriels’de sergilendiğinde bazı eleştirmenler tarafından “çok fantastik” ve “görünümüyle rahatsız edici” bulunsa da artık bir sanat yapıtı olarak kabul ediliyordu.

Lalique’in ilk mücevherlerinin hemen tümü, içerdiği kavram açısından devrim yaratacak niteliktedir. Özellikle bedene uyumlu olmadığı için pek de kullanışlı olmayan böcek kreasyonları korkutucu derecede(!) gerçekçidir. Tasarımlarında göze çarpan yuvarlak hatlar, yılankavi bitki ve hayvan motiflerinden o yıllarda Avrupa’yı etkileyen Art Nouveau  akımının izleri açıkça görülebilir. Mücevherlerinde altın, mine ve değerli taşlarla birlikte boynuz ve fildişi gibi görece ucuz malzemeler de kullananan usta, yeni bir sanat yaklaşımının öncüsü olur.

1892 yılında Sarah Bernhardt için sahne takıları üretmeye başlaması da onun imzasını tüm dünyaya duyurur. Bernhardt’ın Theodora oyunu için hazırlanan egzotik takıları Neo-Barok izler taşıyordu. 1897’de yaptığı yarı yusufçuk yarı kadın figürlü “Libellule” adlı broşta ise Japon sanatından izler vardır. Bu parça sayesinde Legion d’Honneur nişanıyla ödüllendirilen Lalique’in müşterileri arasında, Kraliçe Alexandra da vardır. Lalique bununla da yetinmeyerek, daha önce görülmemiş ve denenmemiş olanı dener ve farklı malzemelerle farklı etkiler yaratmanın peşine düşer. Cam kreasyonları da bu arayışın bir sonucudur.

1900’lerde mücevherlerinin ucuz imitasyonlarının çoğalması üzerine Lalique, yaratıcı enerjisini ve birikiini cam yapımına yöneltir. 1902’de Claire Fontain’de kurduğu atölyesinde “cire perdue” yöntemiyle cam şişeler üretmeye başlar. Art Nouveau tarzı metal strüktür içine üfleme cam yöntemiyle gerçekleşktirdiğ iobjeler, Lalique’in ilk cam ürünleri oldu.

1907’de dönemin ileri gelen parfüm üreticilerinden Francis Coty, Lalique’in ürettiği şişelerin güzelliği ve işçiliğinden etkilenir, ona parfümleri için şişe üretmesini önerir. Lalique’in 1910’da Coty için tasarladığı ilk parfüm şişesi L’Effleurt  üzerinde, çiçeklerin içinden çıkan mitolojik bir kadın figure yer alıyordu. Bu figure daha sonra birçok şişe için esin kaynağı olacaktır.  Objelerinde  sıkça görülen yarı kuş yarı kadın figürleri, Lalique’in dansa ve Yunan mitolojisine hayranlığının birer yansımasıdır.

Lalique-Coty işbirliği parfüm endüstrisini harekete geçirir. Roger et Gallet, Forvil, Worth, Houbigan, D’Orsay ve Guerlian gibi parfüm üreticileri için özel tasarımlar gerçekleştirir. O dönemde atölyesi endüstriyel şişe üretimine olanak vermediği için sadece düz şişelere tapa üretiyordu. Roger et Gallet ve d’orsay markaları için şişelerin boyutlarını aşan yarım ay ve taç formunda bezun  nü kadın figürleriyle süslü pek çok şişe tapası üretti.  Renkli camla üretilen bu tapalar ender bulunduğu için bugün koleksiyonerlerin gözdesidir. Unutmabeni çiçekleri, kadın dansçılar, Eski Yunan giysieri içinde dans eden çiftler ve deniz kızları gibi birçok farklı temayla hayat bulan parfüm şişeleri de en az parfüm kadar önemli olmaya başlıyordu.

Lalique 1909’da Combs’da  Verrerie de Combs la Ville adı altında atölyesini kurarak daha geniş çapta cam üretimine geçer. Cam objelerin büyük başarı kazanmasının ardından 1918’de Wingen’de kurduğu Verrerie d’Alsace Rene Lalique et Cie fabrikasında kapı ve pencereler için dekoratif camlar, avizeler, mobilya ve heykeller, lambalar, vazolar, yemek takımları ve daha yüzlerce ev eşyası üretiBirinci Dünya Savaşı’ndan sonra tüm sanat dallarını etkileyen Art Deco ile birlikte, Art Nouveau’nun kıvrımlı ve çizgisel formları yerini geometric form ve düz çizgilere bırakır. Simetrinin vurgulandığı Art Deco objelerde hatlar geometrik de olsa, bitki, hayvan ve kadın figürleriyle oluşturulan süslemeleriyle doğal bir uyum sergiliyordu. Zaten hiçbir zaman tam anlamıyla Art Nouveau’ya bağlı kalmayan Lalique, Art Deco ile birlikte köşeli çizgilerin vurgulandığı cam kreasyonlarını yarattı. Art nouveau mücevherlerindek su perileri ile Bacchantes vazosundaki atletik nüler birbirinden farklı bir anlayışı yansıtıyordu.  Art Nouveauların duyarlı, neoklasik deniz kızları, Art Deco döneminde Rodin heykellerini anımsatan atletik figürlere dönüşüyordu.

1920’li ve 1930’lu yıllar parlak renklerin, çarpıcı dekorasyonların ve egzotik tatların altın çağı olarak tarihe geçer. Altın çağ, otomobil ve uçak endüstrisinin dev adımlarla gelişmesine de tanık olur.  Lüks otomobil armaları, hız çağıyla gelen en değerli objelerden biridir. Yaratıcı olduğu kadar,  ürünlerine yeni pazarlar da yaratmasını bilen René Lalique bu Alana bir yenilik getirerek  camdan armalar üretir. Libellule adlı yusufçuk biçiminde buzlu camdan arma, ilk çalışmasıdır. Bronz taşıyıcının altına yerleştirilen çokrenkli bir disk, otombilin hızına gore dönüyor ve gökkuşağı renklerini yansıtıyordu.  René Lalique, Rolls Royce, Citroen, Volsin ve Bentley gibi lüks otomobil markaları için çekirge, kartal, papağan, şahin, simetrik iki at ve deniz kıızı formlarında sanat eseri inceliğinde armalar üretti. Otomobil markaları kendi armalarını üretmeye başladıktan sonra Lalique’in armaları da kağıt ağırlığı ve kitap desteği gibi farklı işlevler yüklenmeye başlar.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanların Paris’I işgali, Lalique üretimini de durdurur. 1945 yılında René Lalique’in oğlu Marc Lalique’in işbaşına geçmesiyle birlikte canlanan üretim döneminde öncekilere yeni tasarımlar da üretilmeye başlar. René Lalique, fabrikasının yeniden açıldığını göremeden 1 Mart 1945’te hayata veda etmiştir. Marc Lalique’in 1977’de ölümünden sonra Lalique markasının yönetimi ve başsanatçılığını 1996 yılına dek torun Marie-Claude üstlendi.

Lalique’in hem seri üretim hem de tek parça üretilen eserleri, Museu Calouste Gulbenkian (Lizbon), Musée Lalique ve Musée des Arts Décoratif (Fransa), Metropolitan Museum (New York) ve Rijksmuseum (Amsterdam) dahil dünyanın birçok müzesinde sergileniyor.

 

Kaynakça

Tony L. Mortimer, Lalique, Chartwell Books Inc., USA, 1989

René Lalique, Musee des Arts decoratifs, Paris, 1991.

 

The following two tabs change content below.

Benan Kapucu

1988’de ODTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nden mezun oldu. 1994’te MSÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümünden yüksek lisans derecesini aldı. 1994–2003 tarihleri arasında Doğan Burda Yayın Grubu bünyesinde Brava Casa, Elle ve AD dergilerinde editör, yazı işleri müdürü ve yayın yönetmeni olarak çalıştı. 2003-2007 yılları arasında multimedya proje danışmanlığı, kitap ve dergi editörlüğü işlerini sürdürdü, birçok sektörel derginin yaratım sürecinde rol aldı; XXI, Skylife, Turkish Time, Natura dergilerinde tasarım konulu araştırma ve söyleşileri yayımlandı. 2007-2009 yılları arasında Ommedya bünyesinde, icon dergisinin yayın yönetmenliğini ve Natura dergisinin yayın danışmanlığını yaptı. Design Turkey dahil, birçok ulusal tasarım yarışmasında jüri üyeliği yaptı. İTÜ Tasarım Kongreleri kapsamında tasarım yayıncılığı üzerine iki akademik bildirisi yayımlandı. İTÜ ve Anadolu Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümlerinde Medya ve Tasarım dersiyle yarı-zamanlı olarak tasarım eğitimine katkıda bulunuyor. Son olarak İKSV 1. Tasarım Bienali’nin katalog editörlüğünü ve bienal kapsamında yayımlanmakta olan New City Reader mimarlık, kamusal alan ve kent gazetesinin yayın yönetmenliğini üstlendi. 2009- 2014 yılları arasında Häfele’de proje koordinatörlüğü kapsamında, Gateway dergisinin editörlüğünü yürüttü. Halen üniversitede misafir öğretim üyeliği, editörlük ve metin yazarlığı işlerini sürdürüyor.

Son Yazıları Benan Kapucu (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir