kolektomani-minyatür-8

Nakkaşların Hüneri Osmanlı Minyatürleri

01 Mart 2016 | Meltem Cansever | antika

Klasik Dönem Osmanlı Minyatürleri

Bu süreç II. Selim (1566-74) ve III.Murad (1564-95) dönemlerini kapsıyor. Kanuni zamanında tedricen olgunluğa ulaşan üslubun, Batı ve Doğu etkilerinden bağımsız, yeni ve özgün bir stile yetkinleşerek ulaştığı dönem, II. Selim ve III. Murad’ın 30 yıl kadar süren saltanatlarına rastlıyor. Güçlü ve sağlam temelli bu hareketin en belirgin karakteristiği, büyük bir yalınlıkla birleşen gerçekçiliği. Artık, geçmişin zarif kıvrımlı çiçekleri, ağaçları ve yüzey süslemeleri terk edilmiş, tarihi olayları öne çıkarmak amacıyla manzara etimlemeleri en aza indirilmiş ve tek bitki örtüsü olarak ağaçlar bırakılmıştır. Düz çizgilerin baskın olduğu kompozisyon ve figürler, pastel zeminden parlak kırmızı, turuncu ve lacivertlerle ayrılmakta ve olayın asıl önemli örgüsünü vurgulamaktadırlar.

Bu dönemde tarih olaylar yanında portrecilik de gelişir. Asıl adı Haydar Reis olan ve denizcilikten gelen Nigari’nin nakşettiği Kanuni, II. Selim ve Barbaros Hayrettin Paşa portrelerinin özel bir yeri var. III. Murad zamanında Seyit Lokman Çelebi’nin ve klasik döneme damgasını vuran Nakkaş Osman’ın işbirliğiyle hazırlanan 1579 tarihli Şemailname ve Kıyafet ül-insaniye fi Şemail il-Osmaniye’de Osman Gazi’den III? Mehmed’e kadar 12 padişahın portreleri bulunur. Ama aynı dönem boyunca klasik edebi eserlerin resimlenişinde, Kanuni zamanına göre bir azalma da gözlenir.Dönemin ilk ve önemli eserlerinden biri, Kanuni’nin son ve II.Selim’in ilk yıllarını konu alan Nüzhet-ül Ahbar der Sefer-I Zigetvar’dır. Eserdeki 20 minyatür, Türk resminin tüm özelliklerini ortaya koyar: düz, yalın çizgiler halinde tasvir edilen doğa, kişilerin gerçekçi bir üslupla yansıtılan portre özellikleri…

Seyid Lokman Çelebi’nin yazdığı çeşitli şehnameler, yine Nakkaş Osman yönetimindeki sanatçılar tarafından resimlenir. Lokman’ın Hünename’si tam sayfa ölçüsünde 42 minyatürle süslüdür. Kanuni’ye ayrılan ikinci ciltteyse 65 minyatür vardır. Klasik Türk minyatürünün başyapıtları arasında yer alan bu eserlerde, sultanın doğu ve batı seferleri işlenmiştir. Yine Seyid Lokman Çelebi’ye ait olan Zübdet-ül Tevarih adlı, dünya tarihi niteliğindeki eserde, Adem’den başlayarak Hz. Muhammed, dört halife, İslam ve Osmanlı tarihi anlatılır. Minyatürlü olarak hazırlanan üç nüsha, III. Murad’a sunulmuştur.

Surnameler, Osmanlı’daki şenlikleri konu alır. Klasik dönemin önemli bir elyazması da Murad’ın oğlu şehzade Mehmed’in sünnet şenliklerini konu alan 1582 tarihli Surname’dir. Yine Nakkaş Osman ve yardımcıları tarafından resimlenen bu eserde, 16. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul hayatı ve esnaf loncaları konu alınmış.

kolektomani-minyatür-8Geç Klasik Dönem

III. Mehmed (1595-1603): Klasik dönemin sonlarında III. Murad’ın isteği üzerine resimlenip III. Mehmed döneminde tamamlanan ve Hz. Muhammed’in hayatını konu alan Siyer-I Nebi, klasik dönemden tamamen farklı, yepleni bir üslubun habercisi olur. 800’den fazla minyatürün yer aldığı bu eserlerin resimlenişinde III. Mehmed’in saltanatı boyunca baskın olacak bu tarz, klasik örneklerden renk ve çizgileriyle ayrılır. Yeni figürler, klasiklere göre daha büyük ve yumuşak konturlarla belirtilir. Fondaki tepelerde gölgeler yeniden gözükür; belirsiz bulutlar, meleklerin çok renkli ve kıvrımlı kanatlarıyla resme bir şiirsellik katılır. Bir başka önemli karakteristikse, figür sayısının klasik döneme göre oldukça azalmasıdır.. Minyatürler, çok sayıda nakkaşın ürünü olmalarına ragmen hissedilen birlik, başnakkaş Hasan’ın üstün otoritesini gösterir. Ama tarihi nitelikteki minyatürlerde yine kalabalık kompozisyonlar kullanılmış. Geç klasik dönemin bir başka özelliği de işlenen konular. Divan toplantıları, şehzadelerle konuşan sultanlar, elyazmaları üzerinde çalışan sanatçılar, dönemin favori konuları olarak ortaya çıkıyor. Oysa, bu konular klasik dönemde ikincil öneme sahipti.
kolektomani-minyatür-10Klasik dönemde nakkaşlar, olayları geniş bir açıdan değerlendirir, panoramic görüntüleri resmeder ve zemini olayla bağlamaya çalışırlardı. Yeni üslupta genel çerçeveler verilmez, epizodlar birbirinden ayrı ele alınır, her resim tek bir olayı işler. Özellikle renk kullanımı değişmiş; klasik dönemin nötr fon renkleri yerlerini, mor ve mavinin parlak tonlarına bırakmıştır. Dini konular yanında, dönem içinde yazılan üç şehname de vardır. Lokman’ın yerine gelen saray tarihçisi Talikzade Suphi’nin, tarihte ilk kez olmak üzere, hepsi Türkçe yazılan şahnamelerinde, konular yine klasik dönemden alınmış olsalar da üsluptaki yenilikler sürer.

 17. Yüzyıl Osmanlı Minyatürleri

17. yüzyıldan günümüze az eser kalmasına karşılık, dönemin ilk yarısı oldukça verimli geçmiş. Tarihi konular, giderek azalarak sürdürülmüş ama, dönemin asıl önemli eserleri, albümler ve buna bağlı olarak da portreler. Bu nicel azalma, portre sayısındaki artışla bağlantılı olmalı. Ehl-I Hiref kayıtlarından gördüğümüze göre ilk yarıda yine sultana hizmet vermeyi sürdüren sanatçıların sayısı, yüzyılın ikinci yarısında çok azalıyor. Dönemin ilk padişahı I. Ahmed zamanında (1603-17), diğer devirlerin aksine hiç şehname yazılmamış. Ama dönemin önemli bir resimli tarih kitabı var elbette: Ali Paşa Vakayınamesi. Bu kitabın minyatürleri III. Mehmed zamanının üslubunu sürdürüyor. I. Ahmed zamanının en önemli minyatürlü elyazması ise Falname. Bu kitabın 36×48 cm ebadındaki 36 minyatürü, her şeyden önce büyük boyutlarıyla öncekilerden farklı. Değişik sanatçıların resimlediği eserde son derece canlı renkler, kalın bir fırça tekniği yanında dekoratif ayrıntılara gösterilen özen var. Dönemin bir diğer eseri olan I. Ahmed albümündeyse en önemli minyatürler, Osmanlı günlük yaşamından alınma ayrıntıları gösterenler. Bu konular daha önce Osmanlı sanatında hiç ele alınmamış. Kaplıcalarda banyo yapanlar, akıl hastanesindeki hastalar, içki alemleri gibi sahnelerin büyük belgesel değerleri var. Albüm yapımı dönem içinde çok revaçta; Avrupa ve Amerika’daki müzeler yanında Topkapı Sarayı’nda bulunan birçok cilt, 17. yüzyıl resmi hakkında değerli bilgiler sağlıyor. Bu resimler, genellikle tek figür çalışmaları ve Safevilerin ince ve zarif üslubunda işlenmişler. I. Ahmed’in saltanatı, ayrıca her sınıftan kadın ve erkeğin tasvir edildiği bir dönem.

I.Ahmed gibi çok genç yaşta tahta çıkan II. Osman döneminden (1618-1622) de çok değerli minyatürler kaymış günümüze. Şehnamelerin ve tarihi resmin yeniden gündeme geldiği bu devrin en önemli minyatürleri, ünlü nakkaş Ahmet Nakşi’nin resimlediği Tercüme-I Şekaik,I Numaniye. Kitaptaki 49 minyatürde Osmanlı bilim adamları ve şeyhleri tek başına ya da öğrencileriyle resmedilmiş. Burada da az sayıda figür kullanılmış ve enteryörler yerine dış mekanlara ağırlık verilmiş. Nakşi’nin üslubu klasik dönemden çok farklı; yumuşak fırça darbeleri, soluk ama sıcak renklerin hakim olduğu bu resimlerde fondaki ağaçlar ve binalar, derinlik sağlamak için çok ayrıntılı incelenmiş ve özellikle kemerli pencere ve kapılarda gözüken olağanüstü bir perspektif duygusu verilmiş. Üslup açısından benzer özellikler taşıyan diğer eserler de Nadiri’nin şiirlerinden oluşan Nadiri Divani ve Firdevsi’nin Şehnamesi. Son resimli Türk şehnamesi de II. Osman’ın zamanından ve Nadiri Şehnamesi ya da Hotin’in Fethi adıyla tanınıyor. Bu eserde de klasik dönemden çok farklı özellikler görülüyor. II. Osman zamanından kalma diğer eserler ise, minyatürlü albümler. Dönemin Nakşi’nin minyatürlerinde somutlaşan en önemli özelliği, Batı etkisi ve derinlik sorununu çözme girişimleri.

17. yüzyılın büyük sultanı IV. Murad (1623-40) zamanında, tarihi konulu Paşaname’de yine Nakşi etkisi hakim. Klasik döneme göre daha dinamik nitelikte olan ve fondaki sıradan insanlarla gerçekçi bir etkiye sahip Paşaname minyatürleri, Osmanlı’nın son tarihi resim örneklerinden. 17. Yüzyılın ikinci yarısı, Osmanlı minyatür sanatının en karanlık dönemi. Buna getirilebilecek bir açıklama, devrin sultanlarının Edirne’de yaşamayı yeğlemeleri, İstanbul sarayını ve dolayısıyla nakkaşhaneyi ihmal etmiş olmaları. IV. Mehmed (1648-87) tamamen Edirne’ye yerleşir Edirne Sarayı’nı yeni baştan inşa ettirir. II. Süleyman (1687-91) ve II. Ahmed (1691-95) de bu sarayı fazlasıyla benimserler. Öyle ki, II. Ahmed ve II. Mustafa (1695-1703) cülus törenlerini bile Edirne’de yaparlar. Yeni sarayda bir nakkaşhane açarlar ama , elimizde burada yapılmış herhangi bir minyatür örneği yoktur. Edirne’deki eserlerin birçoğunun doğal felaketler ya da düşman işgalleri sırasında, özellikle de Rusların 1878’de sarayı yakıp yıkmasıyla kaybolduğu sanılıyor. Dolayısıyla, 50 yıllık bir zaman dilimine erişemiyoruz.

18. Yüzyılda Osmanlı Minyatür Sanatı

Bu karanlık geçitten sonra günümüze kalan ilk eserler, III. Ahmed’in (1703-30) saltanatı dönemine ait. Sultan 1718’de Edirne’den ayrılır ve İstanbul’a geri döner. Batı ile ilişkilerin canlandığı, önemli sanat faaliyetlerine girişildiği bu dönem, 1718-1730 arasındaki Lale Devri’dir. Zevk-ü safaya dalınan bu devrin minyatürleri de var elbet. Lale bahçeleri, edebiyat, yeni inşa edilen köşklerle karakterize edilen bu dönemde, III. Ahmed ile Sadrazamı İbrahim Paşa, şairleri, sanatçıları himayelerine almışlar. Devrin nakkaşları konu seçimi, kompozisyon ve gerçekçi yaklaşım açısından klasik üslubu sürdürseler de , beğeni ve tavır değişikliğini de yansıtırlar. Yeni üslubun sözcüsü de Edirne kökenli Levni (Abdülcelil Çelebi) olur. Sanatçının en önemli eserleri Vehbi Surnamesi’ndedir. Elyazmasının 137 minyatürü, hissedilir bir özenle resmedilmiştir. En önemli özelliği ise figürlerin büyüklüğündedir. Fon ve zemindeki ayrıntılar gösterilmez, ağırlık nötr renkler üstüne yerleştirilmiş figürlerde cve sağlam kompozisyonlardadır. Figürlerdeki üç boyutluluk, Batı etkisini gösterir ama, bu etki Osmanlı anlayışıyla çok başarılı biçimde kaynaşır. Levni’nin albümleri ve 23 Osmanlı sultanına ait portreleri kapsayan Silsiname’si de ünlüdür. Bunların portre sanatının tüm özelliklerini gösteren ikisi, II. Mustafa ve III. Ahmed’e aittir. Levni, III. Ahmed dışındaki bütün sultanları gelenekten ayrılmadan tasvir eder: dörtte üç görünüş ya diz üstü ya da bağdaş kurmuş durumda. III. Ahmed ise Batı portrelerindeki gibi tahtın üstünde ve sağ tarafında yer alan oğluyla birlikte ve tümüyle resmedilmiştir. Türk minyatürünün bu uzun serüvenine noktayı koyacak sanatçı ise 1735-45 yıllarında eser veren Buhari olur. Sanatçıyı tek figure çalışmaları ve çiçekleriyle tanıyoruz. Matbaanın gelişi ve sanatçıların Batı etkili resme yönelmesiyle, Osmanlı minyatürü de ömrünü tamamlar; ancak eşsiz sanat eserleri ve tarihimize ışık tutacak belgeler bırakarak…

Osmanlı Minyatürünün Genel Çerçevesi

Osmanlı minyatür tarihinde dönemlerin ayrıntılarına ait menzillerden bir genellemeye varmak, son bir özetle Osmanlı minyatürü kimliğinin ana hatlarını hatırlamak, bu sanata daha global bir bakışla yaklaşmamıza yardımcı olabilir. Kronolojik olarak ele aldığımız Osmanlı minyatürlerini, üslup olarak üç ana başlıkta inceleyebiliriz: İlkinde; temel olarak İran tarzındaki eserler var ki, bunlar soyutlamaya yer veren, düşleri harekete geçiren, İran mirasını Osmanlı tarzında yorumlayan fantezi yüklü eserler bulunuyor. Bu minyatürlerde İran etkisi çiçek açmış zarif ağaçlar, renkli kostümler, girift desenli halılar, tepelerin arkasından bakan insanların da olduğu dalgalı fonlarda çıkıyor karşımıza. İkincide; klasik diyebileceğimiz bağımsız ve tamamen gerçekçi üsluptaki minyatürler var. Osmanlı tarihindeki önemli olayları, İran minyatürünün şiirsel hayalgücü e ilüzyonlarına başvurmaksızın, canlı ve doğrudan veriyor. Bu eserlerde kompozisyon daha formel ve katı çizgisel bir hal almış, renklerse daha parlamış. Bugünkü Türk okulunun İran’dan farklı olmasında, Topkapı Sarayı’nın daha önce yayımlanmamış kaynaklarını günışığına çıkarmasının önemi büyük. Üçüncü grupta; son derece ifadesel bir üslupla yapılmış minyatürler var: Siyah Kalem’in Fatih albümü eserleri. Zaman zaman grotesk, zaman zaman da karikatüristik özellikler gösteren bu eserleri Topkapı Sarayı Müzesi’nde görebilirsiniz.

Türk minyatürünü ayırt etmemize rehberlik edecek somut, oldukça belirgin özellikler var: İlki, giysiler. Sivil hayattan figürlerde görebileceğimiz büyük beyaz turban ve uzun elbiselerden hareketle, Osmanlı kimliğine ulaşabiliriz. Askeri üniformalar, özellikle yeniçeri giysileri ilk bakışta ayırt edilebilir. Minyatürlerdeki yüzler de tamamen Türk; sakal ve bıyıklar İran’dakilerden farklı. Renkler parlak ve metalik bir etki yaratıyor. Türk minyatürlerini erkeksi bir üslubun içine yerleştirebiliriz; İran üslubu ise kadınsı . Türk minyatürlerinde keskin, neredeyse geometric bir yaklaşım var; hem dikey hem düşey çizgiler hakim.

Son olarak, bu çalışmalar konularıyla da farklılık arzediyor. İran’ın sayısız romansına gündelik hayattan sahneler, çağdaş tarihten hikayeler eklenmiş ve bunlar canlı, tahkiye edici bir tarzda işlenmiş. Türk nakkaşlarsa, İranlılar gibi düş dünyasının derinliklerinde dolaşmıyor; pratik dünyada geziyor ama, çekici ve ifadesel olmaktan geri kalmıyorlar. Türk gerçekçiliği ve İran idealizmi arasında bir orta yol da Türk bahçelerinde. İran etkisi Osmanlı tarzıyla öylesine güzel harmanlanmış ki, ucu kıvrık serviler, zarif çiçeklerle dolu bahçeler kimliğini hemen söylüyor. Türk minyatüründe harita ve plan da çok gelişmiş. Portreciliğe gelince; belki de Bellini çizgisinde ilerlemiş ama, ifade arayışı yok, gülümseme, kırışık, coşku hiç yok. Bu alanda da gerçekçi ve belgesel bir yaklaşımla ayırt edebiliriz onları.

Kuşkusuz minyatür sanatımız üzerine söylenip yazılacak pek çok söz var. Bu eşsiz gelişmenin, kendine has üslubun mirasçıları olarak minyatürlerimizi tanıdıkça kendimiz, tarihimiz hakkında çok şey öğreniyoruz.

Kaynakça

Aslanapa, Oktay. Türk Sanatı, Remzi Kitabevi, III. Basım, İstanbul 1993.

Atasoy, Nurhan-Çağman, Filiz. Turkish Miniature Painting, R.C.D., İstanbul 1974.

Esin, Emel. Turkish Miniature Painting, Rutland Vermont, Tokyo 1960.

Meredith-Owens G.M., Oriental Miniatures, London 1963.

Rice, David Talbot. Islamic Painting, Edinburgh, UP, 1971.

Jean-Jacques Leveque, Nicole Menant, Islamic and Indıan Painting, Heron Books, London 1970.

Büyük Larousse Ansiklopedisi, ilgili madde.

Ana Britannica Ansiklopedisi, ilgil madde.

The following two tabs change content below.

Meltem Cansever

1962’de doğdu. Galatasaray Lisesi ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Bir süre profesyonel rehberlik yaptıktan sonra Art Decor, Marie Claire Maison, Icon gibi sanat, dekorasyon ve tasarım dergilerinde muhabirlikten yayın yönetmenliğine çeşitli kademelerde çalışırken İTÜ Sanat tarihi Bölümü’nde yüksek lisansını ve doktora derslerini tamamladı. Fransızca ve ingilizceden Türkçeye çeviriler yaptı, NTV Yayınları’ndan 100 Mimari Şaheser ve 100 Saat Kulesi başlıklı kitapları çıktı. Bilkent Kültür Girişimi’nin yayın grubunun yayın yönetmenliğini yaptı. Halen serbest yazarlık, editörlük ve çevirmenlik yapıyor, Gateway için yazılar yazıyor.

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir