Nazara Karşı Tılsımlı Nesneler

12 Mayıs 2014 | Yasemin Masaracı | gündelik yaşam

Kim bilir kaç kere iyi giden bir işiniz birden bire bozulduğunda, ters gittiğinde şu cümleyle karşılaşmışınızdır: Nazar değdi ya da Göze geldin galiba! Kaç kere bakışlarından rahatsız olduğunuz bir kimseyle karşılaştınız diye tedirginlik duymuşsunuzdur. Burada bu örnekleri çoğaltmanın yanı sıra, bunların kimi zaman yaşantımızın bir parçası olduğunu, günlük alışkanlıklarımız arasında yer aldığını söylemek yadsınamayacak bir gerçektir. İnançlarla günde kaç kere işimiz olur? Bunların yüzyıllar öncesi kaynaklara dayanan inançlar olduğunu bilmeden neler yaparız?

Konumuz olan, çeşitli inançlar içerisinde belli bir yere sahip nazar inancının kaynağına inmeden, yansımalarını görmeden önce, günlük yaşamımızda ne kadar yer aldığını irdelersek; “Ben inançlara özellikle de bu türüne aldıran biri değilim” diyorsanız bile yazının devamına bir göz atın, fotoğrafları incelemeye çalışın. Sonra sorumuzu tekrarlayalım: İnançlara ne kadar aldırıyorsunuz?

İnsanın en ilginç ve belki de güçlü yönlerinden birinin ‘inanmak’ olduğu söylenebilir.  Her dönemde insanlar eski yüzyıllardan kalma inançları; onların niçin oluştuklarını, nereden çıktıklarını bilmeden önemsemişler, kaynakları çok eski kültürlere, silinip gitmiş yaşam biçimlerine dayanan ve onları yansıtan bazı inançlar, küçük değişikliklerle günümüzde de geçerliliklerini korumuşlardır. Bununla birlikte doğumdan ölüme kadar belirsizliklerle bazen de sürprizlerle dolu yaşam içerisinde insanı saran gerilimlerin, endişelerin bir dışa yansıma biçimi olarak değerlendirilmişlerdir.

İnsanlar kanıtlanması zor şeylere de inanmışlar, her ne kadar mantıkla ve gerçekle bağdaşmıyor olsalar bile yanlışlığı ispat edilene kadar ümit veren her şeyi yaşamış ve yaşatmışlardır. Çeşitli inançlar binlerce yıldan beri sürdürüle gelen bir adet, çoğu zaman alışkanlık haline gelmiştir.

Bakışlardaki Güç

Çok yaygın olan ve başlangıcı yazısız tarihe kadar uzanan evrensel niteliğe sahip inançlardan biri de ‘Nazar’dır. Arapçada bakmak ya da bakış anlamına gelen nazar sözcüğü Türkçede de bir halk inancını ve bu inanca bağlı olarak yapılan uygulamaları kapsar. Yalnız bu bakış, göz atar ya da manzara seyreder gibi bir bakış değil de kıskanmayı, imrenmeyi, kısacası olumsuz duyguları içeren bir bakıştır. Ancak inanış odur ki kıskançlığın yanı sıra aşırı sevgi, beğeni ve hayranlıktan doğan bakışlar da nazara neden olabilmektedir.

Hasan M.El. Shamy’nin Folktales of Egypt kitabında anlatılan ve nazar hakkında bilinen tek efsane olma özelliğini taşıyan bir efsaneyle devam edelim konumuza.  Eski Mısır tanrılarından Atum, kaybolan iki tanrıçayı aramak için gözlerinden birini görevlendirir. Tanrıçaları arayan göz uzun zaman geçmesine rağmen gelmeyince, tanrı Atum onun yerine parlak ve güzel bir göz yaptırıp koyar. Ancak bir süre sonra geri dönen ve yerini yeni bir göze kaptırdığını öğrenen Atum’un eski gözü büyük bir hiddete kapılır. lkede yaşayan insanlar için kötülük ve felaket planları yapmaya başlar. İnsanlara zarar vermeye kararlıdır. Öç almayı istemektedir. Ancak iyi tanrı Toth, tanrı Atum’un eski gözünü, bu düşüncesinden vazgeçirmeyi başarır ve onun vereceği zarar sadece bireysel olarak kalır.” Bu mitten sonra meydana gelen zararlı olaylar bir nedene bağlanamadığında kısaca nazar değdi deyimiyle açıklanmıştır.

Nazar sözcüğüne yüklenilen anlam, bazı insanların bakışlarındaki zararlı güç olarak tanımlanır. Bu gücün sonucu olarak da bir kişi, bir hayvan veya bir nesne üzerinde olağanüstü bir etki oluşturur.  Canlılar üzerinde hastalık, sakatlık ve ölüm gibi sonuçlar oluştururken; nesne üzerinde ise kırılma, parçalanma vb. gibi olumsuz etkiler oluşturmaktadır.

Canlılar arasında nazardan en çok korunması gerekenler çocuklardır. Çünkü onlar korunmasız olduklarından bu güçten daha çok etkilenmektedirler. Yeni doğmuş çocukların yüzlerinin örtülmesi, bazı kimselere gösterilmemesi, bu inançtan kaynaklanmaktadır. Örneğin sağlıklı bir bebek aniden hastalandığında nazar değdi, göze geldi denilmesi de yine nazar inancına olan bağlılığı vurgulamaktadır. Bazı zamanlarda ise kişinin istemeden nazar değdirdiğine inanılsa da genel inanç nazarın çekememezlikten kaynaklanıyor oluşundandır.

Beğenilen bir özelliği övmekten kaçınarak nazar değmesin, Allah nazardan saklasın gibi ifadeler kullanma alışkanlığı da yine bu inanç doğrultusunda kullanılır.

Nazar değmesi daha çok gözlerle bağlantılandırılır. Çünkü kökeni Sümerlere, Babillere, Eski Mısır’a değin uzanan inanışa göre insanın içindeki kötü düşünceler, ruhun dışarı açıldığı gözlerden, bakışlarla dışarı çıkar. Bu vurucu bir güçtür. Gözde çıkış yolunu bulan bu vurucu gücü önlemenin ve onun getireceği zararlardan korunmanın ilk çaresi de,  göze gözle karşı koyma düşüncesini doğurmuştur. Bu nedenle rengi, biçimi gözü andıran her nesne nazarı, yani kötü bakışı, yani kötü düşünceyi uzaklaştırıcı bir savunma aracı olarak kabul edilmiştir. Kültürümüzde bunların sayısız ve ilginç örnekleri bulunur. Anadolu’da önemli olan işlev ve yararlılık olmanın yanı sıra dekoratif amaçlarla üretilen ve bu özellikleri taşıyan çeşitli nazarlıklar yapılmış, kullanılmış ve günümüzde de kullanılmaktadır.

Aman Nazar Değmesin 

Nazarın olumsuz etkilerine karşı üretilmiş en etkili yöntemlerden biri çeşitli nesnelerin olumlu veya olumsuz bir güç ile yüklü olduğuna ilişkin inançla oluşturulan nazarlıklardır. Bu düşünce bağlamında çok zengin bir tablo oluşturan doğal ve yapay koruyucuların arasında bulunan çeşitli hayvanların sahip olduğu güç, cesaret, çeviklik, iyi görme gibi bir takım özellikleri kendine aktarma düşüncesiyle oluşturulmuş; onların diş, boynuz, kemik vb. uzuvlarını  veya salyangoz, kaplumbağa, karınca, deniz böcekleri gibi hayvanlar kullanılarak yapılmış nazarlıklar insanların bedeninde, aracında veya evinde bulundurulmuştur.

Aynı yaklaşım biçimiyle koruyucu gücüyle birlikte sağlık ve şans getirdiğine inanılan bazı taşlar da (akik, firuze, mercan, turkuaz vb. ) nazarlıklar da bazen tek olarak, bazen de birkaç çeşidi bir araya getirilerek kullanılmışlar. Kullanılan malzemeler saymakla bitecek gibi değil; Ceviz, kestane, üzerlik, sarımsak, hindistancevizi, çörekotu gibi bitkisel malzemelerle oluşturulan nazarlıklar, koruyucu özelliklerinin yanı sıra doğal güzellikleriyle de cazip görünmüş olsalar gerek.

Hem kötü etkilerden koruyan hem de şans getiren bir mesaj ya da sembol taşıyan tılsımlı nesneler olarak nitelendirebileceğimiz nazarlıklar, bazen ayet, sure, dua gibi dini öğelerle de desteklenerek güçlerinin arttığına inanılır. Maşallah, şifa mühürleri bunlara verilecek örneklerden.

Toplumların sosyolojik ve folklorik özelliklerine göre biçimlenen nazardan korunma yöntemleri, Türklerde Orta Asya ve Şamanizm kökenli olup çeşitli din ve kavimlerin etkisiyle bugünkü şeklini almıştır. İslamiyette ise nazara karşı en güçlü olgu okumaktır. Bir hadisle “Nazar gerçektir. Zira deveyi kazana, insanı mezara sokar” denirken “Bu mezarlıkta kaç kişi yatıyorsa mutlaka yarısından çoğu nazardan ölmüştür” şeklindeki sözleri de nazardan nasıl korkulduğunun göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kurşun dökme, ateş söndürme, tuz patlatma da nazardan korunma yöntemleri arasında yer alıyor olsalar bile, nazarlıklar her an kullanılma özellikleri açısından daha yaygın bir özellik taşımaktadırlar. Nazar yaşamın her alanında kendini göstermiş, türkülere, şarkılara, ağıtlara kadar girmiştir. “Elemterefiş / Kem gözlere şiş / Üzerlik patlasın / Nazar eden çatlasın” tekerlemesini bilmeyen yok gibidir. “Alim gitme pazara, uğratırlar nazara”  diyen halk türküsünde  “Göze mi geldik?” diye seslenen şarkıda hep nazar korkusu gündemdedir.

Nazar İnancında Neler Değişti?              

İlk çağlardan bu yana, bunca bilimsel, teknolojik gelişmeye karşın nazar inancının günümüzde de geçerliliğini koruması, en beklenmedik kişilerde bile olması, bu inançla oluşan ve gelişen nazarlıklara, muskalara önem vererek insan yaşamında yer vermesi ve bunları mutluluk arayışlarının araçları olmalarını sağlamaları, belki de şaşırtıcı bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Üstelik bunlara inananlar kendilerini koruduğuna, yardımcı olduğuna öylesine inanmışlardır ki aksini söylediğinizde size içerleyecek, belki de sizden uzaklaşacaklardır. İster inanalım, ister inanmayalım tümü yaşamımızın bir parçası nazar boncukları, inananın, inanmayanın kolunda, boynunda.

Oldukça kapsamlı olan nazar ve nazarlık konusunu, gizemli olarak nitelendirebileceğimiz bu dünyanın sır perdesini 20.yy ortalarına tarihlendirdiğimiz nazarlık örnekleriyle biraz olsun aralamaya çalıştık. Günümüzde de hala nazara inanma oranının yüksek olduğunu bilmekteyiz. Yapılan araştırmalarda Nazara inanır mısınız? sorusuna toplumun yüzde otuzunun evet yanıtı verdiği görülmüş; nazara inanmada yaş, eğitim, ekonomik ve sosyal durum gibi unsurların bu konuda pek etkili olmadığı saptanmıştır.

Gelecekte, bugün halen yaşayan inançların ne kadarının unutulacağını, bunlardan başka nasıl yeni inançlar geliştirileceğini bilememekteyiz. Fakat şimdilerde bir müze koleksiyonunda bile önemli bir yere sahip olmayı başarabilen, maddi ve sanat değerinden çok geleneksel değerleriyle de öne çıkmayı başarmış olan bu nesneler yüzyıllardan bu yana pek fazla değişmemiş olduğunu bize göstermektedirler.

Not: Bu yazı ilk olarak Collection Dergisinin 14. sayısında yayımlanmıştır

Kaynakça

Bayrı, M.H. Doğum ve Çocukla İlgili Âdet ve İnanmalar, Mart 1941

Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, C.6, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Yay. İst. 1994

Eyüboğlu, Zeki. Anadolu İnançları Anadolu Mitolojisi, Geçit Kitabevi, İst. 1987

Hançerlioğlu Orhan. İnanç Sözlüğü, İst. 1975

Masaracı, Yasemin. Halk Sanatında Şifa ve Nazar İnancı, Sanat ve İnanç Sempozyumu, 2000 MSÜ

Oğuz, Burhan. Türkiye Halkının Kültür Kökenleri, Doğu Batı Yayınları, İst. 1980

 

 

The following two tabs change content below.

Yasemin Masaracı

İstanbul’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini İstanbul’da tamamladıktan sonra Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü'nden mezun oldu. Aynı bölümün Halı Kilim Eski Kumaş Desenleri Ana Sanat Dalı'ndan yüksek lisans diploması aldı. Birçok sergiye minyatür ve tezhip çalışmalarıyla katıldı. Bir süre desinatörlük ve grafikerlik yaptı. 1991 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Şehir Müzesi’nde danışman olarak başladığı müzecilik çalışmalarını, belli sürelerle müze araştırmacısı ve yöneticisi olarak sürdürdü. Birçok müze sergisinin projelendirme çalışmalarında bulundu. Sergi küratörlüğü yaptı. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Aşiyan, Atatürk ve Tanzimat müzelerinde envanterleme çalışmalarında ve sayım komisyonlarında görev aldı. 2005 ve 2007 yılları arasında yine İBB’ye bağlı olan Karikatür ve Mizah Müzesi’nin yöneticiliğini yaptı. Bu müzelerin koleksiyonları ve belediyenin müze çalışmaları ile ilgili ulusal ve uluslararası sempozyumlarda bildiriler sundu. Çeşitli yayın organlarında yazıları ve röportajları yayınlandı. Halen Şehir Müzesi yöneticiliğini yapmaktadır. Müzecilik Meslek Kuruluşu Derneği ,Collection Club üyesi olup, yönetim kurullarında çalışmaktadır.

Son Yazıları Yasemin Masaracı (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir