Parfüm Şişeleriyle Zaman Yolculuğu

29 Mart 2013 | Meltem Cansever | dosya

Her parfüm şişesi bir tasarımdır, her parfümün kendisi de… Parfüm şişesi 19. yüzyıl sonundan bu yana, yalnızca içindeki kokuyu saklamak için değil, özel bir kimliği tamamlamak üzere, içeriğiyle sık sıkıya bağlantılı olarak tasarlanıyor. Onun tasarım hikayesini diğer objelerinkinden ayıran, farklı katmanlarda okunmasına olanak sağlayarak zenginleştiren en önemli özellik de bu zaten. Ayrıca parfüm, duyular tahtında “görme”nin oturduğu bir uygarlık içinde, akılcı insan için hep biraz gizemli kalan “koklama” duyusuna sesleniyor. Kokuları gibi uçucu ve çoğul anlavmlar içeren ticari parfüm şişelerinin , Fransa’dan başlayarak uluslararası platformlara taşınan, giderek haute-côuture ve diğer lüks tüketim ürünleriyle birleşerek yazılan tarihinde birbirinden ilginç sayfalar var.

Parfüm ve parfümü saklamakta kullanılan özel kaplar, binlerce yıl öncesinden beri varlıklarını sürdürüyor.

Yakındoğu’da ortaya çıkan parfüm sanatı Eski Mısır’da gündelik hayatın tam içindeydi, oradan çıkarak Eski Yunan ve Roma’yı da dolaştı, Araplar ve İranlılar elinde özel bir şiirsellik kazandı, Uzakdoğu’da aşkın ve cinselliğin vazgeçilmez bir parçası olarak kabul edildi. İnsan eliyle hazırlanmış kokulara Romalılardan bu yana hep “dumanı aracılığıyla” anlamında “per fume” adı verilse de parfüm, farklı kültürlerde farklı şekillerde kullanıldı, farklı anlamlar kazandı. Geçmişte yalnızca kişisel değil, toplumsal bir olgu olarak da hayatın içindeydi. Yalnızca bedenler, saçlar değil, sokaklar, tapınaklar, evler de kokularla yıkanırdı. Koku tüm şenliklerin vazgeçilmez parçasıydı. Eskiçağ’da varolup, günümüze ulaşmayan bir başka gelenek de bedenin saçtan ayağa kokuyla yıkanması. El, ayak ya da yüz için farklı parfümler kullanılır, kokulu giysiler de giyilirdi. Parfüm yağları ya da tütsüler için hazırlanan özel kaplar, camın bulunmasına dek metal, taş ya da seramikten yapıldılar ve eski kültürlerin dekoratif sanatlarında özel bir yer edindiler.

İÖ 3500’lerde Suriye’de ortaya çıkan cam işçiliği Roma’da ve Mısır’da gelişerek Batı’da ve İslam dünyasında yetkinliğe ulaştı. Cam, kokuyu muhafaza etmekteki üstünlüğüyle, sonraki yüzyıllarda parfüm kaplarının vazgeçilmez malzemesi olacaktır.

Ortaçağ, Avrupa’da parfümün değerden düştüğü, koku alma hazzının bastırıldığı dönemdir. Araplar ve İranlıların bu çağda yarattıkları, 1001 Gece Masallarına uygun keskin parfüm ve şişeleri, ancak Haçlılar aracılığıyla Avrupa’ya taşındı. Rönesans’la birlikte ise İtalya’dan başlayarak kokunun itibarı iade edilmeye başladı. Fransız Devrimi ile bir dönem kesintiye uğrasa da 17. Yüzyıldan 1950’lere kadar parfümün merkezi olacak Fransa’ya parfüm modasını İtalya’dan getiren, II. Henry’nın eşi İtalyan gelin Catherine de Medici oldu. 18. Yüzyılda Günay Fransa’da Grasse, parfümerinin yeni merkezi olarak kendini gösterdi. Ama tarihin ilk büyük parfümeri firması Fransa’dan değil, İngiltere’den, 1730’da Londra’da bir İspanyol tarafından kurulan Floris ile çıkacaktır.

Savaş meydanlarında bile kolonyalarını eksik etmeyen obsesif III. Napoléon’un şık eşi Eugénie’nin favori parfümcüsü, 1828’de, Rue de Rivoli’de günümüze dek kuşaktan kuşağa uzanacak bir parfüm imparatorluğunun temellerinin atıldığı küçük bir dükkanın sahibi Pierre-François-Pascal Guerlain’dir. 1861’de bu firmanın imparatoriçe için tasarladığı Eau Impériale en uzun süre popüler kalan ve en uzun parfüm olma sıfatını kazanmış bir ürün.

Başka birçok ruh nasıl müzikle dalgalanıyorsa, benimki, sevgilim, senin tatlı parfümünle kendinden geçiyor.

Baudelaire

19. yüzyıl sonu ise parfümeride ve parfüm şişesinin tasarımında devrim yılları oldu. O döneme dek, parfüm sıradan şişelerden satılıyor, evlerde özel şişelere konuluyor, bazen de parfümeride satılan şişelere dolduruluyordu. 1882’de Houbigant firmasınca çıkarılan Fougère Royale’nin bir ilk olarak kabul edildiği sentetik kokulardan üretilen parfümlerin getirdiği modern teknikler, şişelemenin fabrikada yapılmasını gerektirdikçe, şişeyle parfüm birbirinden ayrılmaz bir bütünlük taşımaya başladı ve bundan böyle parfümün kendisi, şişesi ve adı bir arada tasarlandı. Artık “parfüm şişesi”  değil tek bir “parfümün şişesi” vardı. Lalique, Baccarat gibi büyük adlar bundan böyle sanatsal güçlerini ticari şişeler için de kullanacaklar ve bugün inanılmaz fiyatlara alıcı bulan ilk örnekleri yaratacaklardır.

Kokuların sınıflandırılmasında müzikal bir terim olan “nota”nın kullanılmasının kökeninde, kokuyu notaya çevrilebilen bir müzik sistemine oturtmaya çalışan Fransız Charles Piesse var. Piesse 19. yüzyıl sonunda bu girişiminde başarılı olamadı ama nota, parfümeride hâlâ kullanılan bir terim. Parfümün içerdiği malzemeler buharlaşma oranlarına göre sırasıyla hissediliyor. Mandalina, lavanta, bergamut, mimoza gibi en çabuk buharlaşan, en uçucu kokular, üst notalar. Daha uzun süre kalan ve parfüm sürüldükten sonra yavaş ve derinden hissedilen griamber, paçuli gibi ağır kokular ise alt notalarınkiler… Ara kokular ise orta notaları meydana getiriyorlar. Parfümün kokularını bu notalara göre bir piramit olarak üç katmanlı düzenleyen ilk kişi ise 1889’da tasarladığı Jicky ile Aimé Guerlain oldu. O günden bu yana ticari parfümlerin çoğu bu yapıdan hareket ederek tasarlanıyorlar.

Belle Epoque’un Unutulmaz Parfüm Şişeleri

Fransa’da, 1885’lerin ortalarından Birinci Dünya Savaşı’na uzanan yıllar, günümüzde “La Belle Epoque” olarak adlandırılıyor. Yaşamdan zevk almanın gündelik Paris hayatını belirlediği bu ışıltılı dönemde café-concert’ler, Folies Bergère, müziholler, Montmarte vardı, sinema yavaş yavaş doğuyor, Aristide Bruant Chat Noir’da en güzel Fransız şarkılarını söylüyordu. Bohem hayatının incelikli Fransız zevkleriyle yaşandığı bu kolektif ruh hali, uluslararası alanda bakıldığında çoğunlukla Art Nouveau örneklerin verildiği dekoratif sanat ürünlerinin aksine, parfüm şişe tasarımını en çok etkileyen sanat akımı oldu. Bu dönemde Julien Viard, Clovis gibi heykeltıraşlar ve René Lalique, Lucien Gaillard, Maurice Dépinoix gibi cam sanatçıları en güzel şişeleri yarattılar. Ama Belle Epoque’un tekeli kırılmaz değildi tabii. Art Nouveau kıvrımlarının, çiçeklerinin yer aldığı başka şişeler de bu yıllarda üretilen diğer harika örnekler. Ayrıca Freud’un Düşler adlı kitabının ardından bilinçaltına seslenen ya da 18. yüzyıl geleneğini canlandıran şişeler vardı. Bu dönemde birbiri ardından gelecek ticari şişeli sentetik parfümlerin habercisi, Aimé Guerlain’in 1889 yapımı Jicky’si oldu. Başta erkekler için üretilmiş bu parfüm kadınlar tarafından da çok beğenildi, erkeksi hatlarla tasarlanmış şişesi pek sessiz biçimde değiştirildi.

“Kokular yüreğinizin tellerini sesler ya da görüntülerden daha çok titretirler.”

Rudyard Kipling

Modern parfümerinin adımlarının hızla atıldığı yüzyıl başının ünlü bir ismi de “modern parfümerinin babası” olarak adlandırılan François Coty idi. Grasse’da parfüm yapımının inceliklerini öğrenen Coty’nin “Bir kadına yapabildiğiniz en iyi ürünü verin, bunu basit ama kusursuz bir zevkteki bir kapta sunun, bunun için mantıklı bir fiyat isteyin” sözü sıklıkla alıntılanan bir deyiş. Gerçekten de bu akıllı Korsikalı, şişenin parfümü sattırmaktaki önemini ilk anlayan kişilerden biri olarak, Place Vendôme’daki dükkanının yanı başında bir mücevher mağazasına sahip olan René Lalique’e, ilk ticari parfüm şişesi L’Effluert’in tasarımını yaptırdı. Bu ilk adımın ardından, Lalique parfüm dünyasına ticari şişeleriyle de unutulmaz izler bırakarak Guerlain, Worth, Fragonard, Nina Ricci ve diğer birçok büyük firma için çalıştı. 1800’lerden bu yana ürettiği camlarla özel bir yere sahip olan ve bu yılların en güzel parfüm şişelerini yapan  Baccarat da 1907’de ayrı bir parfüm şişesi bölümü kurdu. Caron da bu yılların büyük parfüm firmalarından birisi olarak ortaya çıktı. Ne yazık ki Paris’in ve genel olarak Avrupa’nın tümüne hakim olan neşenin yarattığı verimli sanat ortamı ve buna paralel olarak teker teker ortaya çıkan orijinal parfüm şişeleri büyük savaş ile kesintiye uğradılar.

Fransa’da Doğu Esintileri

Rus Balesi’nin 1909’da Paris’te yarattığı gürültüden başlayarak, 1910’ların parfümleri Erken Art Déco etkileriyle, çeşitli Doğu ülkelerinden izler taşıdılar. Bu dönemde ayrıca moda endüstrisiyle parfümün sıkı birlikteliğinin ilk adımları atıldı. Kadınları korselerinden kurtaran, harem şalvarlarını modaya sokan modacı Paul Poiret, kızının adını verdiği Les Perfums de Rosine ile parfüm üreten ilk modacıydı. 18. Yüzyıl Fransız stilinde şişelere koydurttuğu parfümlerinden sonra Minaret ve Les Nuits de Chine ile Doğu’yu parfüme taşıdı. Guerlain’in, aynı şişeyi paylaşan L’Heur e Bleue ve Mitsouko parfümleri de Doğu’yu yansıtırlar. Bu yıllarda Fransız tiyatrosunda oynanan piyesler de parfüm şişelerine tema oluşturdu, insan figürlü parfüm kapakları ortalığı sardı, şehir görüntüleri rölyefleşerek şişelere yerleşti, siyah-beyaz zıtlığı üzerinde oynandı. Savaş parfüm üretimine kaçınılmaz bir durgunluk getirdiyse de hemen 1919’dan başlayarak, inanılmaz çeşitli ve verimli bir dönem açılacaktır.

1920’ler: Art Déco Yıllarında Doruktaki Yaratıcılık

Parfüm şişelerinde en farklı arayışların peşinde koşulan, en yaratıcı ürünlerin verildiği dönem, savaş sonrasının yeni umutlarını taşıyan 1920’li yıllar oldu. 1921’de ortaya çıkan, parfüm tarihinin en ünlü şişelerinden Chanel No:5, Chanel firmasının sonraki parfümlerinde de yeğlediği geometrik işlevselliğiyle Bauhaus ruhunu yansıtıyordu. Ama gündelik sıkıntıları arkada bırakmaya kararlı Avrupalıların yeni dünyaya olan inançları, dekoratif sanatlarda işlevsel bir yaklaşımı değil, çok daha eklektik ve renkli Art Déco’yu baskın kıldı. 1925 Endüstriyel Modern Dekoratif Sanatlar Uluslararası Sergisi’nin vaftiz ettiği dönem, 17. yüzyılın sanatsal etkilerini yeni zamanların hız, ilerleyen ticaret ve teknolojisiyle birleştirdi. Geometri, siyah ve altın rengi başta olmak üzere parlak ve güçlü tonlar, yalın ama deforme edilmiş formlar egzotik malzemelerle birlikte kullanıldı, hız metaforu araba formlu şişelere dek yansıdı.

Bu dönemde parfüm tasarımının odak noktasında, modanınkinde olduğu gibi, eşi savaştayken işin başına geçmiş, evini tek başına idare etmeye alışmış “Yeni Kadın” vardı. Bu kadın için sportif, rahat ama yine de zarif giysiler, hafif kokular tasarlanmaya başladı.

1920’li yıllarda birçok modacı birçok parfüm tasarladıysa da bunlar arasında öksüz ve geçmişi belirsiz köylü kız Chanel’e, Coty’nin başlattığını bir adım ileri götürerek, modayla parfümeriyi bütünleştiren ilk kişi olarak özel bir yer vermek gerekir. Takma adı Coco’yu hayatı boyunca kullanan Gabrielle Chanel, yeni kadına vatkalı giysiler, düz kesimler, tweed tayyörlerle güçlü bir imaj çizerken Ernest Beaux’ya güçlü bir parfüm yaratması için başvurdu. Chanel’in parfüm yapımı sırasında esansların sırrına bir parfüm yapımcısı kdar vakıf olmaya başladığı, Beaux’yu çılgına çalıştırdığı anlatılıyor. Parfümün adının, modacının ortaya çıkan on kadar kokudan beşinci örneği seçmesi üstüne seçildiği de…

Chanel o yıllarda kadını özgürleştirmek üzere uğraşırken, yaşamöyküsü kendisininki kadar acıklı olmasa da yine yoksullukla başlayan bir diğer modacı kadın Jeanne Lanvin, hem çizdiği giysiler ve hem efsane parfümü Arpège ile kadınsılığı, yumuşak kıvrımları öne çıkarıyordu. Arpège şişesisiyah ve altın tonlarıyla ve geometrik stilize deseniyle mükemmel bir Art Déco örnek. Bugün bu parfüm Chanel’in No5’iyle birlikte parfüm tarihinin ilk beşi arasında sayılıyor. Adını bir müzik teriminden alan şişe Armand-Albert Rateau tarafından tasarlandı ve dönemin bir başka ünlü adı Paul Iribe tarafından siyah üzerine altın yaldızla, modacıyı ve pek sevdiği kızı Marie-Blanche’ı stilize bir biçimde göstermek üzere dekore edildi.

20’li yılların yarattığı bir diğer efsane modacı-parfüm yapımcısı da Wall  Street battıktan bir yıl sonra 1930’da dünyanın en pahalı parfümü olarak Joy’u lanse eden şu yakışıklı Jean Patou. Patou’nun 1929 tarihli Le Sien parfümü, üniseks kokusuyla döneminin önünde bir arayışa işaret ediyordu. Hindistan etkileri taşıyan, 1925 tarihli Guerlian  parfümü Shalimar ise dünyanın en iyi parfümleri arasındaki yerini hep koruyan ve şişesiyle de Doğu ruhunu yansıtan parfümlerden. Bu yıllarda gece hayatı giderek renklenen Paris’in yeni konukları Amerikalılar da yeni parfüm tüketicileri olarak ortaya çıktılar ve Avrupalı parfümleri yeni kıtaya taşıyan Amerikan askerlerinin de etkisiyle Amerika’da Harriet Hubbart Ayer, Elizabeth Arden ve Helena Rubinstein kendi parfümlerini üretmeye başladılar.

1920’li yıllarda birçok ünlü şişesinde kullanılan siyah camın ve altın yaldızın hareketli bir gece hayatına atıf da yaptığı düşünülebilir mi? Tiyatronun etkisi ise düpedüz açık bir gerçek. Ayrıca bu yıllarda doruğa ulaşan temsili şişelerden söz etmek gerekiyor. Bir objeyi, hyvanı ya da insanı temsil eden bu parfüm şişeleri 1900’lerde üretilmeye başlamıştı, ama hiçbir zaman diliminde  iki savaş arasında gösterdikleri yetkinliğe ulaşamadılar. Dönemin parfüm şişesine yansıyan bir başka ilginç yönü de lake, deri gibi mobilya malzemelerinin kullanımı. Mimarlık da binaları bazen soyut bazen ta kendisi olarak gösteren şişelerle bu alana damgasını vurdu. Ve tabii stilize floral desenler ya da Art Déco’nun ünlü çiçek sepeti de vardı parfüm şişelerinde. Turkuvaz, kırmızı, yeşil opak şişeler ve ayyıldız gibi gökcisimleri de gürültülü 20’lerin ürünleri arasında.

Yaşamın uç noktalarda yaşandığı bu hız onyılının yarattığı bu çeşitlilik ne yazık ki sonraları bir daha hiç görülmeyecektir.

1930’lardan Savaş Sonuna: Depresyon Yılları

Wall Street 1929’da çöktü, ardından giderek tüm dünya…  Büyük depresyon, umutları olduğu kadar lüks tüketimi de zayıflattı. Ekonomik koşullar zanaatkarlar devrini sona erdirdi. Bu yılların tasarımı, Bauhaus, De Stijl, Konstrüktivizm gibi işlevselci yaklaşımlarla damgalanacaktır. Bu dönemde Art Déco motifleri yerlerini yavaş yavaş ABD kaynaklı imgelere bıraktılar. Modern mimarinin parfüm şişeleri üzerindeki etkileri, kraliçelerin terzisi Worth’un modaevinin çıkardığı gökdelen formlu Je Reviens şişesinde açıkça görülür.Hollywood filmleri, fotoğraflar ve afişler Poiret, Iribe, Lepape, Erte gibi tasarımcılar tarafından kullanıldı. Dönemin şişelerinde lüks etkisi, geçmişte olduğu gibi altının ışıltısıyla değil, yansıyan yüzeyler, krom gibi  daha önce pek kullanılmayan parlak malzemelerle veriliyordu. Bir başka yönelim de dönemin gerçeküstücü sanat dünyasına doğru oldu. Modacı Elsa Schiaparelli Shocking ve Sleeping gibi parfüm şişeleriyle gerçeküstü temalara romantik bir biçimde yaklaştı. Savaş sırasında lanse edilen en ünlü parfüm şişesi Rochas’nın eşine armağanı Femme’dir. 1944’te siyah danteller içindeki şık tasarımıyla, savaşa inat, “tüm zamanların en güzel parfüm şişesi” olarak lanse edilen o ünlü şişe…

 

Çocukluğumun kadınlarından en çok aklımda  kalan şey, parfümleri, kolay kolay geçmeyen,onlar çıktıktan çok sonra bile asansörü doldurmaya devam eden kokuları…

Christian Dior

1945’ten 1950’lere: Yeniden Yeşeren Umudun Organik Kıvrımları

İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda, ilk topyekun savaşın bitiminde olduğu gibi her şey yeniden canlandı, beklentiler yükseldi. Bu Rock-n Roll yıllarının ruh hali neredeyse çocuksu, saf bir neşeye karşılık geliyordu, yeni kıtanın Avrupa karşısında yükselen pragmatik haline… Gerçekten de ABD savaştan çok güçlü olarak çıktı. Amerikan rüyası uluslararası belleğe büyük arabalar, Hollywood filmleriyle kazınırken Fransa’da , yeni çağın modacısı Christian Dior, savaşın yoksunluğunu, üniformalarını, birörnek ve erkeksi giyinen kadınını reddetmek üzere 1947’de yeni koleksiyonu New Look’u lanse ediyordu. Chanel tasarımlarının yeni kadını, yola özgürleşmek üzere çıkmışken, Dior kadını güzelleşmek ve kadınsılığını ortaya çıkarmak istiyordu. İnce belli bol etekli bir kadın siluetinin laleye benzer formu 1950’li yılların tasarımlarına egemen olan organik yaklaşımın ruhunu oluşturur. Gösterişli, yuvarlak, kıvrımlı ve kadınsı, dönemin tasarımını anlatan anahtar kelimeler. Daha 1944’de, Rochas’nın Femme şişesinde görülen yuvarlak hatlar, Dior’un 1947 tarihli ilk parfümü Miss Dior şişelerinin ilk versiyonlarında açıkça bir kadın siluetine dönüşüyordu. Savaş sonrasında art arda gelen romantik  lüks temalı şişelerinin en ünlüsü L’Air du Temps’ın 1951’de sınırlı sayıda üretilen versiyonu kuşkusuz.

Bu yıllara şişesi Dali tarafından tasarlanan Le Roi Soleil gibi savaş sonrasını kutlamak üzere parfümler de çıktı. 1945 sonrası, ayrıca parfüm şişesi tasarımlarında daha soyut ve uluslararası temaların ve küçük şişe versiyonlarının tercih edilmeye başladığı bir dönemdir. 1950’lerin şık şişelerinin ardından gelen yıllar, tasarımda yaratıcı arayışların 1980’lerde yeniden canlanmak üzere azaldıkları zamanlar olacaktır.

Pop 1960’lar: Geometriye Geri Dönen Genç Yıllar

Lüks endüstriler için 1960’lar çok ilginç gelişmelerle birlikte geldiyse de geometrik ve rasyonel formların egemenliğindeki parfüm şişelerinde  farklı arayışların hız kestiği zamanlar oldu. İngiltere’de Mary Quant’ın lanse ettiği mini etek, Habitat gibi her şeyi bir arada  bulunduran büyük mağazalar, plastik, canlı pop renkler ve pop müzik, doğum kontrol hapının getirdiği cinsel özgürlük, tasarımda 50’lerin kadınsı kıvrımlarından düz ve yalın bir geometriye doğru gidişi gösterir. Onyılın hemen başında, 1960’ta çıkarılan Madame Rochas, bir insanın adını taşımasıyla bir ilk olduğu kadar parfüm şişesi tasarımının duayeni Pierre Dinand’ın ilk tasarımı olmasıyla da öncüdür. 1960’ların yasaksız ruh halini yansıtan parfümlerin en tanınmışı, Fidji kuşkusuz. Çiçeksi kokuların ağır parfümlerin yerini almasında başı çeken örneklerinden olan bu koku, “ bir ada olarak kadın” temasından hareket ediyordu. 1960’lar ABD’nin parfüm endüstrisinde Fransa ile birlikte sağlam bir yer edinmeye başladığı yıllar olarak da hatırlanacaktır. Bu dönemi, uzay çağına atıfta bulunarak metal ve plastik gibi malzemelerle hazırladığı deneysel koleksiyonuyla gürültülü bir biçimde karşılayan modacı Paco Rabanne, onyılın rasyonel geometrik eğilimini kusursuz bir biçimde yansıtan Calandre’ı 1969’da çıkarttı. 1960’ların gerçekçi geometrisi 1973 petrol krizinin ardından çoğulcu ve çokrenkli bir yaklaşımla kırılacaktır.

1973’ten 1990’lara: Egzotik Tutkuları Geri Getiren Post-Modern Yıllar

1960’ların geometrik ve rasyonel formlara olan eğilimi, 1970’li yıllarda yavaş yavaş antitezini yaratmaya başladı. 1973 petrol krizi, er şeye çözüm bulacağına inanılan  bilimsel ve rasyonel modernizmin başarısız kaldığının açık bir göstergesiydi işte. Tek bir gerçeğin olmadığı, tek bir sistemin her şeyi açıklamaya yetmediği, bir anlamıyla saflığın bozulduğu yıllar, geri dönüşsüz bir biçimde başladı. Tasarımda rasyonalitenin yerini, umudun yok olduğu bir kara mizahın belirlediği ironi, geçmişe, geçmişi deforme ederek referansta bulunan bir tarihselcilik almaya başladı. Postmodern olarak vaftiz edilen bu ruh hali, özellikle 1980’lerdedoruk noktasına ulaştı. Gerçekten de 1980’ler sanal yıllardı; zenginleştiği söyleniyordu, ama eski bolluk yıllarındaki gibi bir üretim patlamasından çok 1990’larda ne kadar sahte olduğu anlaşılacak finansal bir zenginleşme sözkonusuydu.

Parfüm şişesi tasarımları da bu çeşitlilikten nasibini aldı elbette. 1970’lerde 1960’lı yıllarda başlayan özgürlük dalgaları sürüyordu. 1973’te Charles Revson tarafından lanse edilen Charlie reklamında ilk kez pantalon giyen bir kadın gösteriliyordu. Paris’te başlayan modacı-parfümcü birlikteliği furyasına New York da Geoffrey Beene, Halston, Oscar de la Renta, Diane von Funstenberg gibi adlarla dahil oldu. 1980’lerde ise arenaya İtalyan, Japon ve İngiliz modacıları girdi ve parfüm tüketimi İspanya, Brezilya, Meksika ve Doğu Avrupa’dan yeni müşterilerle görülmemiş bir artış gösterdi.

1970’lerde yavaş yavaş, 1980’li yıllarda hızla ortaya çıkan bir eğilim,  Doğu’dan gelen egzotik ve erotik etkilerin ve Doğu temalarının  en revaçta olduğu Art Deco dönemine özgü çizgilerin parfüm şişesine dönüşü oldu. 1977’de Yves Saint Laurent’in Opium’u parfüm dünyasında bir bomba etkisi yarattı. Yüzde 30’luk konsantrasyon oranıyla ağır mı ağır bu parfümün yalnızca adıyla yarattığı gürültü bile o güne kadar parfümleriyle çok güçlü bir varlık göstermeyen Yves Saint Laurent’in başarısını gösterir. Kırmızı ve altın rengi egemenliğindeki şişenin tasarımcısı Pierre Dinand’ın esin kaynağı da Art Deco idi. Dior’un 1985 tarihli Poison şişesi de bu çizginin devamında yeralır: Keskin bir koku, renk, şişe ve ad… Hélène Rochas da 1987’de Byzance parfümüyle Doğu’nun parfüm dünyasına dönüşünü selamladı. Bizans İmparatorluğu’nun ruhunu tasarımına yansıtan bu lacivert şişe, kokusuyla da Doğu-Batı karşılaşmasına atıfta bulunur.

Dönemin aynı tutkuları yansıtan bir başka parfüm şişesi, Amerikalı modacı Calvin Klein’ın 1985’te çıkardığı Obsession yine bir Dinand tasarımı. Esin kaynağını Uzakdoğu’dan alan bir başka parfüm de oturan bir Buda’yı stilize eden 1989 tarihli Guerlain Samsara.

Bu dönemde erotik vurgulu şişelerin yanı sıra, genç ve özgür kadın için, kendi parasıyla satın alabileceği ve ofiste bile kullanabileceği çiçeksi, hafif ve üniseks parfümler de çıktı. Cacharel’in 1979’da çıkardığı AnaïsAnaïs’i şişesiyle de gündelik haytın içinde, pratik ama zariftir. Bir mücevher firması olan Bvlgari’nin 1984’te çıkan ilk parfümü Bvlgari Pour Femme şişesi ve yeşil çay kokusuyla hafif, ferah ve genç bir koku. Dinand tasarımı şişesiyle, Clarins’in 1987 tarihli Eau Dynamisante’ı da temiz ve sağlıklı parfümlerin yetkin örneklerinden.

Bu yıllarda parfüm şişe tasarımında rastladığımız bir diğer eğilim ise mücevhere öykünme oldu. Ünlü mücevher firması olan Van Cleef&Arpels’ın 1976’da çıkardığı First pırlanta bir küpeyi stilize ediyordu. Yves Saint Laurent’in 1983 tarihli best-seller kokusu Paris’in tasarımcısı Alain de Mourgues, Fransa başkentinin ışıltısını şişeye elma kesimindeki cam ve kapakla taşıdı. 1984 tarihli Paloma Picasso ve 1988 tarihli Boucheron Jaipur ise ilki son derece yalın, ikincisi o kadar gösterişli olsa da yüzükten esinlenerek tasarlandılar.

1980’lerin eklektik ve çoğulcu arayışlarının ardından, çok daha sakin bir onyıl başlayacaktır.

1990’ler: Minimalist Yılların Gizemli Şişeleri

1990’lar, 1980’li yılların sanal parlaklığının sönüşünün yarattığı hayal kırıklığıyla damgalanarak ortaya çıktılar. AIDS tehlikesi, erotizm ve cinselliğin çekiciliğini bir ürküntü halesiyle sardı, çevre felaketleri ortadaydı, ozon deliği giderek büyüyor, ekonomik durum kötüye gidiyor, dünyanın her yerinde yerel savaşların ardı arkası kesilmiyordu. Tasarımda 1980’lerin  dışa dönük ve renkli ifade yollarının baskınlığı, 1990’larda yerini içe dönük bir emniyet ve huzur arayışına bıraktı. Tüm tasarımlara yansıyan temel eğilim, minimalizm, azla ve kendinle yetinmenin, içe dönüşün bilgece bir ifade biçimi oldu. Bu minimalizme sıklıkla eşlik eden de Zen ve diğer Uzakdoğu felsefelerinin mistik vurgularıdır.

Bu mistik eğilimin etkisiyle , 1990’lı ve 2000’li yılların parfüm şişelerindeki minimalist ve geometrik formlar, bir işlevselliğe hizmet eden Bauhaus geometrik formlarından çok farklı oldu. Bugün genellikle çelik parıltılarla güçlendirilen geometri, düşünsel bir arayışa işaret ediyor ve fiziksel yasalarla metafizik bir biçimde oynuyor. Şişelerde çok sık kullanılan daire ve küre formları, elle tutulanın ötesinde bir bilinmezliği simgeleyerek dönemin New Age yaklaşımını yansıtıyor. Cacharel’in son parfümlerinden Noa boşlukta duruyormuş hissini veren bir küre. Mont Blanc’ın  Présence d’une Femme’ın oryantal notaları, yuvarlak bir formla sakinleşen şişesiyle sunulurken Ralph Lauren’in silindir şişeli Glamourous’u ışıltılı noktasıyla özel bir mistik etki kazanıyor. Emanuel Ungaro’nun son parfümlerinden Desnuda şişesi de yuvarlak bir temadan hareket ediyor. 1990’lı yılların fizik yasalarıyla oynayan şişeleri de mistik esintiler taşıyor ve yalnızca daire değil, dikdörtgen şişelerde de özel oyunlarla özel etkiler yaratılarak minimal bir forma maksimal anlamlar yükleniyor. Calvin Klein’ın Truth şişesi dikdörtgeni düpedüz yamuk gösterir. Dolce Gabbana sıradan bir dikdörtgen şişe ama siyahlığı kırmızı kapağıyla içindeki belirsiz kıvrımlarıyla birden lüks anlamlar kazanıyor.

1990’lı yılların parfüm ve şişelerinde, 1970 sonlarında ortaya çıkmaya başlayan bir eğilimin devamı olarak, sağlık ve ferahlık içeren ve böylece kadın kokularını erkeğinkiyle yakınlaştıran sportif ve nötr temalar da önemli. Calvin Klein’ın One şişesi, Ralph Lauren’in Polo Sport Woman’ı sportif temayı olabildiğince uçlara taşımış örnekler. Issey Miyake parfümü L’Eau d’Issey ise yalnızca “su”yu çağrıştırmak üzere tasarlanmış. Zamanımızda sağlık ve temizlik vurgusu, aşırı bir sterilizasyonu yansıtan şişelerle de ortaya çıkıyor. Diesel şişesi neredeyse bir aerosolü, Ralph Laurent’in Polo Sport’u bir ilaç şişesini andırıyor. Günümüzde, giderek birbirine yaklaşan kadın ve erkek rollerine uygun olarak birçok ünlü kadın parfümünün erkek için yapılmış versiyonları çıkıyor. Armani II/Elle parfümünü biri siyah, diğeri beyaz olan iki silindir olarak çıkardı.

Minimalist  eğilimler, parfüm endüstrisinde çapı ve çeşitliliği 1980’lerden başlayarak ortaya çıkan patlamayı artarak sürdüren bir onyıl ve devamının tek örnekleri değil elbette. 2000’ler, Moulin Rouge filminin somutlaştırdığı bir Belle Epoque’a dönüş arzusunu yansıtarak ekonomik temeli olmayan bir lüks arayışıyla başlamadılar mı? Belki ekonomik ve siyasal çöküş içinde son bir çırpınma olarak yeniden gelen danteller, siyah, altın renkler ve erotik vurgular parfüm şişelerine de yansıdı.

En minimalist zamanlarda bile Gaultier’nin giydirdiği Madonna’nın kıyafetlerini taşıyan kaden bedeni formundaki JPG şişesi çoğul anlamlar taşıdı; Givenchy’nin Organza ve Extravagance şişeleri, 50’li yılların kıvrımlarını gösterdiler. Anna Sui’nin Sui Dreams’i, Lolita Lempick şişeleri, Christian Lacroix’nın deniz kabuğu şeklindeki şişesi diğer sıradışı örnekler.

The following two tabs change content below.

Meltem Cansever

1962’de doğdu. Galatasaray Lisesi ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Bir süre profesyonel rehberlik yaptıktan sonra Art Decor, Marie Claire Maison, Icon gibi sanat, dekorasyon ve tasarım dergilerinde muhabirlikten yayın yönetmenliğine çeşitli kademelerde çalışırken İTÜ Sanat tarihi Bölümü’nde yüksek lisansını ve doktora derslerini tamamladı. Fransızca ve ingilizceden Türkçeye çeviriler yaptı, NTV Yayınları’ndan 100 Mimari Şaheser ve 100 Saat Kulesi başlıklı kitapları çıktı. Bilkent Kültür Girişimi’nin yayın grubunun yayın yönetmenliğini yaptı. Halen serbest yazarlık, editörlük ve çevirmenlik yapıyor, Gateway için yazılar yazıyor.

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir