Plastiğin İnovatif Ustası: Eero Aarnio

11 Şubat 2014 | Nahide Mutlu | tasarım

Eero Aarnio bir tasarımcı olarak plastiğe kelimenin tam anlamıyla hakkını vermiş bir isim. Finlandiyalı tasarımcının  1960’lardan günümüze, hala en çok beğenilen tasarımlar arasında yer alan çalışmaları organik biçimleri, parlak renkleri ve şaşırtıcı detaylarıyla hem malzeme olarak plastik, hem de sıfat olarak…

Finlandiya, geçtiğimiz yüzyılın ortalarında tüm dünyayı saran İskandinav tasarımı ve dekorasyon anlayışının geliştiği ülkelerden biri olarak anılır. Hem mimari hem de endüstri ürünleri tasarımı alanında meslektaşlarına öncülük etmiş Alvar Aalto gibi bir tasarımcının bu ülkeden çıkmış olması elbette tesadüf değildir. Aalto’yu takip eden nesillerde de yenilikçi, modern, malzemenin olanaklarını zorlayan tasarımcılar yetişti. Bunlardan biri olan Eero Aarnio ise, ahşabın anavatanında, çağdaşlarının aksine plastikle çalışmayı seçti ve plastiği “ölümsüz” kıldı.

Modern mobilya tasarımının en büyük ve en inovatif ustalarından biri kabul edilen Eero Aarnio’nun 1960’lı yıllara damgasını vuran Ball Chair ve Bubble Chair’ı sadece tasarım klasikleri arasına girmekle kalmadı, bugün bile üretimi devam eden ve talep gören ikonik tasarımlar haline geldi. Çağdaşlarından parlak renkleri, eğlenceli fakat basit formları ile ayırt edilen Aarnio tasarımları, hem kullanıcısı hem de üreticisi için daima ekonomik bakımdan sürdürülebilirliği ön planda tutması nedeniyle günümüze taşındı. Kuşkusuz Aarnio’nun tasarımlarına bu ayırt edici özelliği kazandıran dönemin gözde malzemesi plastiği kullanmakta son derece cesur davranmış olmasıydı.

1960’larda tüm dünya İkinci Dünya Savaşı’nın yaralarını sarıyor ve hızla gelişiyordu. Yeni şehirler kuruluyor, binalar yapılıyor, ekonomiyi güçlendirmek için endüstriyel üretime ağırlık veriliyordu. O dönemin gündelik hayatında renkli, parlak, neşeli, kalıba dökülebilir (endüstriyel olarak hızlı üretilebilir) şeyler modaydı ve bu moda, şimdilerde “retro” adıyla yine moda… Aarnio’nun tasarımları tam da bu çağa uygundu ama daha fazlasına sahipti. Bu nedenle yuvarlak hatları ve kırmızı, turuncu, yeşil gibi parlak renkleriyle Aarnio tasarımlarının modası hiç geçmedi. Örneğin Aarnio’nun Ball Chair ya da Bubble Chair’ı retro görünümünün yanında fütüristik bir yaklaşıma da sahipti. Eğer bu tasarımlar sadece biçimden ibaret olsaydı ve kullanıcıya stil, konfor, işlevsellik gibi bir eşyanın sahip olması gereken özellikleri sunmasaydı, sadece fotoğraflarda kalırdı.

Aarnio’nun ikonik koltukları güzel birer mobilyadan çok daha fazlasıydı. 2004 yılında Bang&Olufsen Bubble Chair’ı kendi ürün tanıtımlarında mekanın bir parçası olarak gösterdi. Bu şaşırtıcı değil, çünkü Bang&Olufsen de ürünlerini hem bu yüzyıla ait hem de zaman üstü olarak konumlandırıyor. Protez üreticisi Otto Bock ise bir reklamında Ball Chair’ın içinde bükülü protez bacağı ile yatar vaziyette kameralara gülümseyen bir mankeni kullandı. Reklamın sloganı olan “hayatı keşfedin” şirketin mottosunu çok iyi anlatıyordu ama, aynı konsept pekala Ball Chair için çekilecek bir reklamda da kullanılabilirdi. Pek çok moda çekiminde –ki bazıları 70’li yıllarda, bazıları 2000’li yıllarda yapıldı- günün moda giysilerini giymiş mankenler Ball Chair ya da Bubble Chair’ın içinde poz verdi. Bir plastik küre nasıl bu kadar popüler, bu kadar şık, bu kadar zaman üstü olabilirdi?

Eero Aarnio’nun tasarımlarında malzeme bilgisi ve ustalığının yanında çevre, doğa ve ergonomi konusundaki fikirleri hayat buluyor. Aarnio’ya göre oturma ihtiyacını gidermenin tek yolu sandalye ya da koltuk tasarlamak değildir. Ergonomik herhangi bir yüzeye oturabilirsiniz. Elbette Aarnio size dik oturmayı da dikte etmiyor. Uzanabilirsiniz, yayılabilirsiniz, bir şeye yaslanabilirsiniz hatta istiyorsanız sallanabilirsiniz… Aarnio’nun iki ikonik koltuğu bu yaklaşımını çok iyi ifade eder: Pastil Chair (1967) ve Tomato Chair (1971) adlarını aldıkları nesnelere benzer. Biri yassı ve yuvarlak pastil şeklindedir, diğeri ise kıpkırmızı ve yuvarlak görünümüyle gerçekten domatesi andırır. Fiberglastan üretilen ve hem iç hem de dış mekanda kullanıma uygun olan bu koltukların bir özellikleri daha var: Her ikisi de içi boş olduğundan yüzebiliyor. Bazı katalog fotoğraflarında koltukları su üstünde gördüğünüzde bunun bir hile olduğunu düşünmeyin. Hatta Pastil Chair’ın tabanı eğrisel olduğundan sert bir yüzey üzerindeyken öne-arkaya ve sağa-sola doğru da sallanabiliyor. Eero Aarino, dilerseniz kış aylarında bu koltuklarla kar üzerinde kayabileceğinizi de söylüyor…

Aarnio’nun tasarımlarında malzeme ve üretim teknolojileri konusundaki geniş bilgisi göze çarpıyor.  Küçük çocuklardan üst düzey yöneticilere kadar pek çok farklı gruptan kullanıcıya hitap eden tasarımları var. Nesneleri araştıran, sorgulayan, hayal gücünü tetikleyen ve biraz da mizahi bir yaklaşımla ele alıyor. Örneğin popüler tasarımlarından biri olan Pony, başı ve ayaklarını oluşturan tüplerden bir iskelet üzerinde köpükten yapılmış ve elastik kumaşla kaplanmış bir obje. Oturmak için ya da oyuncak olarak kullanılabilir. Vida masa (Screw Table) ise Aarnio’nun 1992’de yaptığı bir tasarım. Çevremizde olan biten her şeyin kendine ilham verdiğini söyleyen Aarnio “Çevremdeki her şey ölçekten bağımsız olarak çalısmalarıma konu olabilir. Doğa, binalar, objeler… Küçük bir şeyi devleştirdiğim ya da tersini yaparak çalıştığım olur. Bu sefer küçük bir vidayı masaya dönüştürdüm. Vidanın başı masanın tablasını, gövdesi ise masanın ayağını oluşturdu. Bunu yapmak sadece bir ölçek meselesiydi. Masanın böyle bir biçme sahip olması insanın hayal gücünü çalıştırıyor. Vida şeklinde bir masanın olduğu yerde kendinizi devler ülkesindeymişsiniz de boyunuz iki-üç santimlik bir vida kadarmış gibi hissedersiniz” diyor.

Geometrinin temel biçimlerinden biri olan küre, eğrisel yüzeyi nedeniyle herhangi bir düzlemle birleşimi en zor olan formlardan biridir. Bu nedenle tarih boyunca oturma işlevi için pek tercih edilmemiştir. Eero Aarnio’nun Ball Chair’ı ise tasarımda çarelerin tükenmediğinin, tamamen farklı bakış açılarıyla da yenilikçi çözümler bulunabileceğinin kanıtıdır.

Boyuna kesilmiş, içi boşaltılmış ve büyükçe bir ayakla zemine oturtulmuş bir küre olan Ball Chair basit bir koltuktan çok, insanı içine alan bir hazne, adeta “oda içinde oda”dır. Koltuğun iç yüzeyindeki kaplama, oturulduğunda, kullanıcıyı dış dünyadan hem formuyla hem de ses yalıtımıyla izole eder. Evizin salonunda ya da iş yerinizde izole olup ne mi yapacaksınız? Biraz rahatlayıp özel bir telefon konuşması yapabilirsiniz mesela… Zaten Aarnio, ilk üretilen Ball Chair’ın içinde kocaman kırmızı bir telefon monte etmişti.

Aarnio’ya “böyle bir koltuk tasarlamak nereden aklınıza geldi” diye sorulduğunda şöyle diyor:“Böyle bir koltuk tasarlarken nereden yola çıktığım çok açık: 1962’de eski evimizden taşınmıştık ve tasarımcı olarak serbest çalışmaya yeni başlamıştım. Evimizde çok az eşyamız vardı ve ben şöyle kocaman, yepyeni bir koltuk tasarlamak istemiştim. Biraz eskiz yaptıktan sonra neredeyse top gibi görünen, son derece basit bir biçimde karar kıldım. Eskizi bire bir ölçüde çizdim ve duvara astım. Böyle bir topun içine oturunca insanın kafası tavana değecek mi, ölçüsü nasıl olacak, buna karar vermek istiyordum. Evdeki en uzun boylu kişi olduğumdan, duvarın önüne geçtim, oturdum ve karım da başımın ve gövdemin şablonunu eskizin üzerine çizdi. Böylece koltuğun ne büyüklükte olması gerektiğini buldum. Koltuk küre biçiminde olacağından diğer ölçüler kendiliğinden ortaya çıktı. Benim dikkat etmem gereken tek şey bu koltuğun herhangi bir kapıdan geçebilecek  boyutta olması gerektiğiydi. Bir iç, bir dış kalıp, bir ayak ve döşeme kaplaması ile prototipimi tamamladım. İçine bir de kırmızı telefon monte edince, koltuğum hazırdı. Bu koltuğa Ball Chair diye bir isim bulmaksa işin en kolay tarafıydı.”

Eero Aarnio’nun anlatımından 20. yüzyılın en çarpıcı tasarımlarından birinin şıp diye ortaya çıktığı düşünülebilir fakat 1963’te tasarlanan koltuğun üretimi ancak 1966’da gerçekleşti. Aynı yıl Köln’deki uluslararası bir mobilya fuarında sergilenen Ball Chair, deyim yerindeyse “olay yarattı”. Fuarda büyük ilgi çeken ve beğeni toplayan bu tasarımı, Aarnio’yu fiberglastan yeni tasarımlar yapmaya ve bir diğer ikonik tasarımı olan Bubble Chair’ı yaratmaya teşvik etti: “Ball Chair’ı tasarladıktan sonra, içine girip oturduğumuz bu kürenin aydınlık olması gerektiğini düşündüm ve ortamdaki ışığı içeri alacak, saydam bir küre yapmanın yollarını aramaya başladım. Bu iş için tek uygun malzeme ısıtılıp içine hava üflendiğinde sabun baloncuğu gibi şişen akrilikti.  Binalarda kubbe biçimindeki aydınlıkların bu yöntemle yapıldığını bildiğimden, üretici firmaya aynı yöntemle yarım küreden daha geniş bir baloncuk yapmanın mümkün olup olmadığını sordum. Olur dediler ve ben de balonu taşıyacak bir çelik halka yaptım. Rahatça oturabilmek için balonun içine minderler de ekledik ve koltuk tamamlandı. Tabii buna verilecek isim de kendiliğinden ortaya çıktı: Bubble Chair”. Eero Aarnio, saydam bir küreye ayak eklemenin pek şık olmadığını, bu nedenle küreyi yere değil tavana sabitlemeyi tercih ettiğini sözlerine ekliyor. İşte size radikal bir yenilik daha…

Tıpkı Ball Chair gibi Bubble Chair da, içinde oluşan akustik ortam nedeniyle kullanıcısına özel bir his yaşatıyor. Kalabalık bir mekanda bile olsanız, saydamlık nedeniyle görsel olarak mekandan kopmuyor ama akustik bakımından izole olabiliyorsunuz. Tam da bu nedenle Norveçli telefon şirketi Telenor, Oslo’daki yeni merkez binasının lobisine ziyaretçilerin sessiz bir ortamda mobil telefonlarıyla görüşmeler yapabilmesi için bu koltuklardan birkaç tane yerleştirmiş.

Bubble Chair ve Ball Chair, oturma kavramına mahremiyet ve özgürlük (belki biraz da şımarıklık) ekledi. Bu nedenle oturma ve rahatlama-kafa dinleme-dinlenme-uzanma gibi kavramlar bir arada düşünülünce yeni çağrışımlar ortaya çıktı. Farklı markalar Ball Chair’dan esinlenen ve içinde stereo ses sistemi gibi donanımların olduğu modelleri satışa sundu. Böylece Aarnio’nun bu ikonik koltukları kelimenin tam anlamıyla “kafa dinleme”nin sembolü haline geldi.

Basit ve çarpıcı formu ve parlak rengiyle Ball Chair, 1960’ların iyimser, tüketici odaklı popüler kültürünün simgesi haline geldi. Aynı zamanda döneminin teknik gelişmelere olan merakını da yansıtan bir malzeme (fiberglas) ve teknikle üretilmiş olması bu koltuğu dönem ikonu haline getiriyor. Bir mobilyadan çok uzay kapsülünün parçasını andırıyor. Parlak ve pürüzsüz dış yüzeyi soğuk ve fütüristik görünse de, içindeki yumuşak minderler ve sessiz alanda kullanıcı kendini rahat ve korunmuş hissediyor. Elbette bu kapsülde dik oturmak zorunda değisiniz. Bacak bacak üstüne atmak, bağdaş kurmak, kıvrılmak hatta uzanmak için yeterince yer var. Sabit ayağının üzerinde tam dönüş yapabilen küre, yüzünüzü nereye dönmek isterseniz o yöne çevrilebiliyor. Ball Chair, mobilya ile mimari, sabit ile mobil arasında bir yerde duruyor. Bir küre ile başka ne yapmak istersiniz?

Eero Aarnio kimdir?

Finlandiyalı tasarımcı Eero Aarnio 1932’de doğdu. 1954 ve 1957 yılları arasında Helsinki’deki Endüstriyel Sanatlar Enstitüsü’nde ögrenim gördü. 1962’de iç mimar ve endüstri ürünleri tasarımcısı olarak kendi ofisini açtığında zihninde yeni ürün fikirleri vardı. Ünlü koltuğu Ball Chair’ı 1963’te tasarladı ancak koltuk, daha sonraki yıllarda (1966) üretildi. Küre şekli bir koltuk için son derece sıra dışıydı ve fiberglas da o yıllarda mobilya üretiminde kullanılan bir malzeme değildi. Bu bakımdan Ball Chair hem döneminin öncü tasarımlarından bir hem de 20. yüzyıl klasiklerinden biri oldu.  1967’de tasarladığı Pastil Chair ve 1968’de tasarladığı Bubble Chair, uluslararası alanda büyük beğeni kazandı.

Geniş bir yelpazede ürün tasarlayan Aarnio, iç mekan tasarımları da gerçekleştiriyor. Ağırlıklı olarak mobilya, aydınlatma elemanı, tekstil ve dekoratif objeler tasarlıyor. Tasarım çalışmalarını Finlandiya’daki ofisinde sürdüren Aarnio, aralarında Finlandiya’nın en eski mobilya üreticisi (1935’te kuruldu ve kurucuları arasında Alvar Aalto da vardı) Artek’in de bulunduğu Innojok, Martela, Magis gibi firmalar için ürün tasarlıyor. Tasarımları hem Finlandiya’da hem de uluslararası arenada ödüle değer görülüyor. 1968’de Pastil Chair ile kazandığı Amerikan İç Mimarlar Enstitüsü’nün  International Design Award’ı, 2005’te kazandığı The Finland Award, Trioli Chair ile 2008’de kazandığı Compasso D’Oro ve Kaj Frank  Ödülü takip etti. Eero Aarnio’nun çalışmaları  Londra’daki Victoria&Albert, New York’taki MoMA ve Weil am Rhein’deki Vitra Design Museum gibi dünyanın belli başlı tasarım müzesinde sergileniyor.

*Bu yazı  “Eero Aarnio: “Plastik Ölümsüzdür” başlığıyla ilk kez Hafele Gateway mimarlık dergisinin 17. sayısında yayımlanmıştır.

The following two tabs change content below.

Nahide Mutlu

1994 yılında İTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü’nden mezun oldu. Aynı okulda master yaparken Vizyon ve Vizyon Dekorasyon dergilerinde gazeteciliğe başladı. Time Out İstanbul, Trendsetter, K-Note, Mayadrom, ALL, Beymen Magazine, Feminen, Vespassion, Galerist dergilerinde çalıştı. Geleceğin medyasının internet olduğunu ve yayıncılığın internet üzerinde gelişmesi gerektiğini düşünüyor. 2006 yılından bu yana kişisel blogu Tatlı Hayat'ta tasarım, moda, seyahat ve lüks tüketim hakkında yazılar yazıyor.

Son Yazıları Nahide Mutlu (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir