Afişler Nasıl İşler?

12 Mayıs 2015 | kolektomani | özel dosya, tasarım

Afişler, izleyende merak uyandıran, onu cezbeden, isyan, şüphe ya da korku duygularını harekete geçiren, kimi zaman gerçekleri yüzüne “haykıran” iletişim araçlarından biri. Cooper Hewitt Smithsonian Design Museum’da 8 Mayıs’ta başlayan “How Posters Work” sergisi, dünyanın en iyi afişlerinden bir seçkiyi bir araya getiriyor.

Müzenin kalıcı koleksiyonunda yer alan, aralarında Herbert Matter, Paul Rand, Philippe Apeloig ve  M/M Paris gibi onlarca öncü tasarımcının işlerinin de olduğu 125 eser, grafik tasarımcıların fikirlerini aktarırken kullandığı kompozisyon ve öykü anlatım tekniklerini gözler önüne seriyor. 15 Kasım 2015 tarihine dek açık kalacak olan sergi Cooper Hewitt’in modern tasarım küratörü Ellen Lupton imzasını taşıyor. Cooper Hewitt’in Design Process galerilerinin ve kalıcı koleksiyonlarının bulunduğu ikinci katta yer alan sergi,  tasarımcıların 14 temel ilkesi üzerine kurgulanıyor.

Müze direktörü Caroline Baumann tam bir görsel şölen olduğunu söylüyor: “Ladislav Sutnar’ın 1960’lardaki psychedelic (LSD’den gelen psiko-haz alma) afişleri dahil, sergide bir araya gelen dünyanın en ikonik afişleri, grafik tasarımın tüm tekniklerini ve görsel oyunlarını özetler nitelikte…”

Çizimler, Baskılar ve Grafik Tasarım Bölümü, avangart klasiklerden bugünün öncü grafik tasarımcılarına Cooper Hewitt’in 4.000’i aşkın afişine ev sahipliği yapıyor. Afiş,  tarihin bir anına tanıklık etmesinden öte, bir ürünün satışı ya da etkinliğin tanıtılması gibi birçok farklı sosyal işleve de sahip. Sergi  14 başlık altında düzenleniyor: Gözü yakalama, büyüleme, metni görselleştirme, üst üste koyma, kes-yapıştır, yüzeyleri işgal etme, basitleştirme, öykü anlatma, abartma, anlamı katlama, ölçeği yönetme, diyagonali etkinleştirme, göz göze gelme ve sistem kurgulama…

Gottlieb Soland’ın 1957 tarihli  “Grammo-Grafik” afişinde, izleyicinin “gözünü yakalamak” için büyük bir imaj, alanın tam ortasına yerleştirilirken,  Lucian Bernhard’ın üstteki ürün adının daktilo illüstrasyonuyla dengelendiği ünlü 1909–1910 “Adler” afişinde odak noktasını yakalamak için renk ve forma başvuruluyor.

Victor Moscoso’nun 1966 tarihli “Junior Wells” afişi dahil, 1960’ların psychedelic afişlerinin bulunduğu “büyüleme” bölümünde, yoğun motifler, gelişigüzel çizgiler ve birbiriyle yarışan renklerle izleyiciye optik bir deneyim yaşatarak, sınırsız bir yolculuğa çıkarabilir.

Afiş tasarımında tipografi de çoğunlukla, boyut, stil ve harflerin düzeniyle bir mesajı gizlemek ya da öne çıkarmak için kullanılıyor. Michael Bierut’un 1999 tarihli afişi “Light/Years” ve Josef Muller-Brockmann’in 1959–1960 tarihli “Der Film” afişlerinde olduğu gibi…

İki boyutlu bir düzlemde derinlik algısı yaratmak da tasarımcıların en çok kullandığı yöntemlerden biri. Paul Rand’in siyah harflerin beyaz harflerin önünde yüzer gibi göründüğü 1951 tarihli klasik“Dada,” afişinde ise  biri iki ya da daha fazla unsuru üst üste koyarak derinlik algısı yaratmayı deniyor.  Benzer teknik daha gösterişli bir yolla Felix Pfäffli’nin 2013 yılında  Weltformat Poster Festival (Luzern, İsviçre) için yaptığı afişinde de görülüyor.

Görüntüleri birbirinden ayırmak ve parçaları yeni bir anlam yaratmak için bir araya getirmek tasarım sürecinin odak noktasında yer alıyor. 1958 tarihli  “Addo-x” afişinde olduğu gibi Ladislav Sutnar’ın cesur deselere ve düz renk yüzeylerine zıtlık yaratan yalıtılmış fotoğrafları, soluk görüntüleri güçlü ilüstrasyonlara dönüştürüyor. İzleyicinin dikkatini çekmek ve görüntünün ardındaki gücü pekiştirmek için tasarımcıar, imajları katlayabilir,yakabilir, eritebilir ve parçalayabilir de…

Fritz Fischer’in 1973  tarihli sinema afişi Die Zartlichkeit der Wolfe (Kurtların Şefkati) and Saul Bass’ 1961 reklam afişi Otto Preminger’in Exodus butekniğin en iyi örnekleri arasında. Görüntünün mesajı ve ürünü doğrudan iletmek için “basitleştirme” ilkesiyle yaratılan, Waldemar Swierzy’in 1973 tarihli Midnight Cowboy filmi için hazırladığı ilanında, izleyici bütün silueti geride bırakan kırmızı rujlu dudaklara odaklanmaktadır.

Görsel öykü anlatıcılar, okuyucuya ilham verip, “Şimdi ne oldu?” ya da “Arkasında ne var?”  gibi soruları sorarak merak uyandırmayı deniyor. Anton Otto Fischer’in yanan bir gemiden kurtarılmış yaralı denizcileri görüntüleyen “A Careless Word” (1942) ile  izleyiciyi karanlık sulara gömülmeden önce tek bir denizci ile göz göze getiren ve hikayenin içine çeken Frederick Siebel’in “Someone Talked” (1942) afişleri İkinci Dünya Savaşı’nın iki ayrı perspektiften anlatıyor.

Tasarımcılar çarpıcı görüntüler ve provokatif bir dil de kullanabilir mesajın aciliyetine dikkat çekmek için. Küçük harfler daha sakin ve uzlaşmacı görünürken, büyük harfler öfkeyi ve ajitasyonu ifade eder. 1980’lerde isimsiz bir tasarımcının işi No War”  afişinde olduğu gibi…Art Chantry’nin 1982 “Ready for War” afişinde ise haykıran yüz izleyenin ortak duygularına karşılık geliyor.

Mizah ve gerilim, tasarımlar tek bir görüntüye birçok anlam da yükleyebilir. Wiktor Górka’nın 1973 tarihli Cabaret afişinde Polish School of Poster Art, öncülerinden Górka, danseden ayaklarla bir gamalı haç figürü  yaratır Bob Fosse’nin 1931 yılında Nazilerin adım adım yükselişe geçtiği Weimer Almanyası’nda geçen filminin, Polonya’daki tanıtımı için kullanılmıştır bu afiş. Jacques Delisle’nin 1970 tarihli sinema afişi  L’Initiation, kompozisyondaki unsurlar arasında görsel bir gerilim yaratarak derinlik algısıyla oynarken; Mark Gowing 2008 tarihli Jonathan Jones afişinde üç boyutlu bir etki yaratmak için tipografiyi kullanıyor. Paula Sher’in 1994 tarihli Public Theater afişi “Him”de ise insan beyninin gizli ya da çarpıtılmış imajları tamamlayabilme özelliğinden yararlanıyor.

The following two tabs change content below.

kolektomani

Son Yazıları kolektomani (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir