Rosenthal’in Öyküsü

07 Temmuz 2015 | Benan Kapucu | tasarım

Ünlü tasarımcıları, her dönemin sanat anlayışını yansıtan yeni ve geleneksel çizgileri ortak bir ruhla bir araya getiren bir Alman markası Rosenthal. Versace desenlerinin barok kıvrımları, Mario Bellini’nin heykelsi formları, Tricia Guild’in Akdeniz renkleri ve erken klasik dönemin zarafeti Rosenthal porselenlerinde hayat buluyor.

Sanatsal yaratıcılığı kullanıma yönelik parçalara dönüştürmek… Sofra kültüründe prestij ve estetik kavramlarıyla birlikte anılan Rosenthal idealini böyle tanımlıyor. Dünyanın önde gelen tasarımcıları yıllardır bu ideali porselen, seramik ve cama, çatal-bıçak takımlarına dönüştürüyor.

Priv Counsillor Philipp Rosenthal, Selb yakınlarında Erkersreuth’da kiralık bir çiftlik evinde kurduğu ilk porselen dekorasyonu atölyesi ile Rosenthal geleneğinini temelini atar. İş kısa zamanda gelişir. 1881’de yalnızca dört porselen desencisi çalışırken, bu sayı 1884’te altmışa yükselir. Desinatörlerin çoğu Bohemia Karsbald yakınlarındaki porselen fabrikalarından gelmiştir. Kısa bir süre sonra çiftlik tarzı üretim yapan atölyelerden, en son baskı tekniklerinin kullanıldığı endüstriyel üretime geçilir. Rosenthal’in ilk ürünleri Bohemyalı üreticilerin yaptığı gibi sadece maden suyu bardakları, hediyelik fincanlar ve sefertaslarıdır.

1886’da Philipp Rosenthal, bugün bir tasarım harikası olarak kabul edilen “Yanmış Sigaralar için Depo” adlı bir kül tablası için Hof Şehir Mahkemesi’nden ilk tasarım patentini alır. Kül tablasının büyük ilgi görmesi, bu genç kuruluşun başarısında önemli rol oynar. 1887’den beri artık tescilli bir marka olan Rosenthal firması 1889 yılında Erkersruth’dan Selb’e taşınır.

Philipp Rosenthal’in  desenlenmemiş beyaz porseleni piyasaya sürmesi, pazarda uzun süredir faaliyet gösteren Hutschenreuther ve Zeider gibi porselen üreticisi firmalarla bir rekabet ortamı yaratır. Bu rekabet karşısında pazar payını artırmak isteyen Philipp Rosenthal, 1889 yılında kendi porselen fabrikasını kurar. 1891’de 225  çalışanla üretime başlayan firma, ürünlerini daha çok Kuzey ve Güney Amerika ile  İngiltere’ye ihraç etmeye başlar.

Porselen kalitesinde ve kompozisyonunda sürekli gelişme gösteren ve çokrenkli baskı sistemlerini kullanan Rosenthal, kısa sürede iyi kalitede porselen üreticisi olarak tanınır. Orta sınıf zevklerini, pazar gelişmelerini ve çağdaş eğilimleri izleme konusunda içgüdüsel bir yeteneğe sahip olan Philipp Rosenthal, günü yakalamanın piyasa koşullarına uyum sağlamak için şart olduğunu fark eder. Yeniliklere açık bir kişilik olan Philipp Rosenthal, 1910 yılında kurduğu Sanat Departmanı’nda dönemin en enlü tasarımcılarıyla çalışmaya başlar ve Rosenthal tasarımları çok geçmeden o günlerde porselene damgasını vurmuş Fransız stilini bile geride bırakır.

Günü yakalamayı başaran Rosenthal 1950’li yıllarda oğlu Pnilipp Rosenthal JR.’un firmaya katılmasıyla, bu marka için yepyeni bir dönem de başlamış olur. 50’li yılların sonunda artık, tasarımlarını Hans Theo Baumann, Elsa Fischer-Treyden, Bjorn Wimblad ve Richard Sharrer gibi ünlü isimlerin yarattığı porselen takımlar üretilmeye başlamıştır. Ürünleri sanat ve tasarımla özdeşleşen Rosenthal yeni ve geleneksel gibi iki ayrı anlayışı içeren iki farklı koleksiyonu yaratır: “Rosenthal Studio-Linie” ve “Rosenthal Classic”… O yıllarda Rosenthal-Linie serisinin ilk ürünleri dönemi etkisi altına alan Art Nouveau, Sürrealizm ve Organik Mimari yaklaşımlarını yansıtmaktadır.

İlk Studio-Linie porselenleri firmaya aralarında Amerika’nın popular tasarımcısı Raymond Loewy’nin de yer aldığı dönemin serbest çalışan pek çok ünlü sanatçısını çeker. Hans Stagl’ın Rosenthal için yarattığı porselen heykel koleksiyonu, ünlü seramik sanatçısı Jan Bontjes van Beek’in tasarladığı asimetrik vazolar dekorasyon dünyasında geniş yankı uyandırır. 1950’lerin başında tasarımları yönlendiren Amerikan etkisi, 1950’lerin sonuna doğru, yerini, o dönemde büyük yankı uyandıran İskandinav tarzına bırakır.1951 yılında Milano’daki 9. Bienal’de yaptıkları çıkıştan sonraFinlandiyalı tasarımcıların, özellikle bu grubun organizatör ve tasarımcısı Tapio Wirkkala’nın yıldızı parlar. Rosenthal Sanat Departmanı bünyesinde ilk olarak porselen bir vazo tasarlayan Wirkkala, ilk sofra takımını da 1962 yılında Hanover Fuarı’nda sergiler.

Rosenthal bugüne dek İtalya’dan Gianni Versace, Mario Bellini, Danimarka’dan Wiinblad gibi dünyanın birçok önde gelen tasarımcılarıyla çalıştı. Markasının çağrıştırdığı stil dışında tamamen bağımsız renk, biçim ve hammadde özelliklerine sahip.  Studio-Linie koleksiyonuna dahil edilmesi düşünülen her yeni parça, tasarım uzmanlarından oluşan bağımız bir jürinin oayını almak zorundadır.  Philipp Rosenthal Jr. Studio Linie konseptinin temelini “sadece tasarımda idealist değildir, insanların sofra kültürüne ilgisini artırabilmek ve alım güçlerini bu alana kaydırabilmek için  yüksek kaliteye de çok önem verir” diye açıklar. Gianni Versace’nin Tapio Wirkkala’nın poligon  formunu kullandığı Le Roi Soleil ve Le Voyage de Marco Polo adlı oryantal tasarımları, Piero Fornasetti’nin 19. yüzyıl kaynaklarında tesadüfen gördüğü bir kadının yüzünün varyasyonlarını kullandığı “Temi e Variazioni” koleksiyonu, Finlandiyalı tasarımcı Timo Sarpaneva’nın organik çizgileri metal-porselen uyumuyla buluşturan “Suomi” koleksiyonu Rosenthal Studio Linie’nin dikkat çeken koleksiyonları arasındadır.

Rosenthal Porseleninin Üretimi

Porselenin ana hammaddeleri kaolin, kuartz ve felspat tozları 2:1:1 oranında karıştırılıyor ve yüksek vibrasyonda hazır bir karışım haline getiriliyor. Daha sonra manyetik ayrıştırıcılar kullanılarak doğal kirler temizleniyor ve karışım saflaştırılıyor. Hammadde filtre presten geçirilerek içerdiği suyun büyük bir kısmı çıkarılıyor. Bu filtrelenmiş kalıplar homojenize edilerekvakumlu preste tekrar presleniyor ve dökülebilmesi için tekrar su ve elektrolitler yardımıyla akışkan hale getiriliyor.

Tasarımcının çizimlerine göre, çalışılacak modellerin kalıpları çıkarılıyor. Kase ve tabaklar porselen kili levhaların alçı kalıplara preslenmesiyle biçimlendiriliyor, daha sonra tabağın veya kasenin alt yüzünü şekillendirecek olan metal kalıbın altında döndürülüyor.  Fincan ve benzeri ürünler ise eriyik haline getirilmiş porselen sıvanın (slip) iç içe geçmiş, iki ya da daha çok parçadan oluşmuş alçı kalıplara dökülmesiyle yapılıyor. Alçı, slipteki fazla nemi emerken porselen kalıbın iç yüzeylerinde biçim alıyor. Istenen kalınlığa ulaşılınca fazla slip dışarı atılıyor ve çapaklı yüzeyler elle düzgünleştiriliyor.

Porselen ilk olarak 1000 derecede fırınlanır. Bu fırınlama süreci, kil formunu sırlama süreci için sertleştirir. Artık suda erime özelliği kaybolmuş olmasına ragmen, form hala sırrın rahatlıkla kayabileceği kayganlıktadır. Porselen kili ile aynı maddeleri, ancak biraz daha feldspar içeren porselen sırı diğer maddelerle birlikte fırınlanırkenşeffaf bir yüzey oluşturmak üzere erir. İkinci fırınlamada porselen, ön ısıtma, ana fırınlama ve soğutma bölgelerinden geçiyor.Ürün fırından, fırınlamadan önceki boyutundan yüzde 15 daha küçük çıkar.

Sıraltı boyama,spreyleme tekniğiyle ya da fırça boyama tekniğiyle yapılıyor. Sıriçi dekorasyonlar ise sırlanmış porselene uygulanıyor. Porselen daha sonra tekrar fırınlanıyor ve böylece renkler sırın içine nüfuz ederek kalıcılık kazanıyor. Bu tür sıriçi boyamada hızlı fırınlama tekniği kullanılarak geniş renk varyayonları elde edilebiliyor. Sırüstü dekorasyonlarda da sıriçi boyamada olduğu gibi geniş renk seçenekleri bir arada kullanılabiliyor.

Dekor tasarımının porselene aktarılması için kullanılan dekoratif saydamlar ise sıriçi ve sırüstü fırınlamada porselene elle yerleştiriliyor. Desenler fırınlama sürecinde tamamen eriyen saydam filmlerle destekleniyor. Saydamların planografik ya da ekran baskısı tekniğiyle üretilmesi yoluyla ünlü sanatçıların desenlerinin reprodüksiyonlarını aktarmak da mümkün olabiliyor.

The following two tabs change content below.

Benan Kapucu

1988’de ODTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nden mezun oldu. 1994’te MSÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümünden yüksek lisans derecesini aldı. 1994–2003 tarihleri arasında Doğan Burda Yayın Grubu bünyesinde Brava Casa, Elle ve AD dergilerinde editör, yazı işleri müdürü ve yayın yönetmeni olarak çalıştı. 2003-2007 yılları arasında multimedya proje danışmanlığı, kitap ve dergi editörlüğü işlerini sürdürdü, birçok sektörel derginin yaratım sürecinde rol aldı; XXI, Skylife, Turkish Time, Natura dergilerinde tasarım konulu araştırma ve söyleşileri yayımlandı. 2007-2009 yılları arasında Ommedya bünyesinde, icon dergisinin yayın yönetmenliğini ve Natura dergisinin yayın danışmanlığını yaptı. Design Turkey dahil, birçok ulusal tasarım yarışmasında jüri üyeliği yaptı. İTÜ Tasarım Kongreleri kapsamında tasarım yayıncılığı üzerine iki akademik bildirisi yayımlandı. İTÜ ve Anadolu Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümlerinde Medya ve Tasarım dersiyle yarı-zamanlı olarak tasarım eğitimine katkıda bulunuyor. Son olarak İKSV 1. Tasarım Bienali’nin katalog editörlüğünü ve bienal kapsamında yayımlanmakta olan New City Reader mimarlık, kamusal alan ve kent gazetesinin yayın yönetmenliğini üstlendi. 2009- 2014 yılları arasında Häfele’de proje koordinatörlüğü kapsamında, Gateway dergisinin editörlüğünü yürüttü. Halen üniversitede misafir öğretim üyeliği, editörlük ve metin yazarlığı işlerini sürdürüyor.

Son Yazıları Benan Kapucu (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir