Sanatın İnceliğinde Davetiyeler

21 Ekim 2014 | Sener Köksümer | gündelik yaşam

İki gözüm efendim

12 Teşrin Çarşamba günü akşamı saat 21’de Saray Sinemasında meşhur virtüöz Alfred Cortot piyano resitali icra eyleyecektir. Bu fevkalade konsere müşkülat ile altı adet bilet temin ettim. Refikanız hanımefendi ve pek şirin kerimeniz ile Bay Alfred’i beraberce izlemek arzusundayız. Çarşamba günü gecesi Üsküdar’a dönmek müşkül olacağından bendehaneye yatılı teşrifinizi reca ederim. Beyoğlu’nda ifa edeceğimiz akşam taamından sonra beraberce bu enfes konseri seyretmek bahtiyarlığına nail olacağımız için ailece pek sevinçliyiz. Bu vesile ile hürmetlerimin kabulünü reca ederim efendim.

Yukarıda örneği görülen davetiyenin 1920 ve 1970 arası telgraf, telefon ve mektupla binlerce örneği vardır. Beyoğlu Ses Tiyatrosu, Saray Sineması, Melek Sineması ve Atlas Sineması dönemin dünyaca ünlü müzik, dans ve tiyatro sahiplerine ev sahipliği yapmıştır. En yoğun konser 1920’lerde Cine-Luxenbourg adıyla açılan daha sonra Gloria ve nihayet Atlas ismini alan sinema salonunda yapılmıştır. Dönemin en iyi filmlerinin yanı sıra resitaller, konserler ve komedi temsilleriyle de Atlas Sineması Beyoğlu’na damgasını vuran bir sanat merkezi olmuştur. O yılların Beyoğlu’su adeta bir yıldız yağmuruna tutulmuş dibidir. Louis Armstrong, Charles Trenet, Ben Dave Brubeck, Dizzy Gillespie, Josephin Baker, Maurice Chevalier, Alfred Cortot, Samson François, Yehudi Menuhin, Tangolar Kralı Eduardo ve dünyaca ünlü Comedia Française temsil grubu ilk akla gelenlerdir. 1930- 1970 arası Cumhurbaşkanlığı Filarmoni Orkestrası, Orhan Borar, Mithat Fenmen piyano ve keman konserleri, Ayla Erduran Resitalleri ayrıca klasik Türk müziğinin duayenleri Safiye Ayla Hanımefendinin, Münir Nurettin Selçuk Beyefendinin hemen her hafta verdikleri konserler günümüzde hala takdirle konuşulmaktadır.

O dönemin sanatsever İstanbul halkı sinema, tiyatro, opera, bale, Batı müziği ve Türk müziği gibi tüm sanat faaliyetlerini son derece bilinçli olarak izlemekteydi. Görmeye gittikleri musiki sanatçılarının eserleri hemen her evde taş plak olarak zaten dinlenmekteydi. Radyo programları ise Batı ve Türk musikisini ayrıntılı olarak yayınlardı. Sanatın her türüyle ilgili onlarca dergi ve kitap günümüzden daha fazla basılır ve daha fazla okunurdu. Özellikle enstrüman icra eden ustalar, bestekarlar ve güfte yazarları halk tarafından tanınır ve bilinirdi. Büyük ses sanatçıları ‘Artist’ olarak adlandırılan bu sanatkârlarla sahneye çıkarlar, afiş ve el ilanlarında bu değerli kişilerin isimlerine de yer verirlerdi. Dönemin en ünlü artistleri Emin Ongan, Yorgo Bacanos, Fikret Kutluğ, Haluk Recai, Sadi Işılay, Artaki Candan, Kemal Niyazi Seyhun, Ahmet Yatman, Dürü Turan gibi daha nice üstat, sanatseverler tarafından ilgi ve hürmet görür maddi sıkıntı çekmezlerdi. Herhangi bir konserdeki eksiklikler ise derhal fark edilir dinleyicide hayal kırıklığı yaratırdı.

6-7 Eylül 1955 yılı hadiseleri Ermeni ve Rum vatandaşımızın birçoğunun ülkeyi terk etmesine sebep olmuş, İstanbul’un kültürel ve sosyal yaşamını olumsuz yönde kısmen etkilemiştir. Hemen sonra ‘taşı toprağı altın’ denilerek aşırı göç alan İstanbul’un kendine özgü Türkçesi, yemek kültürü, sanat anlayışı ve yaşam biçimi ise tamamen değişmiştir. 1970’lere kadar Türk sinemasının çok ilgi gören komedi, duygusal ve dram filmleri yerini çok kötü Türk seks ve ithal karate filmlerine bırakmış, hemen her semtte bolca açılan karate kursları ise gençleri sanat yerine şiddete yöneltmiştir. Polisin bütün çabasına rağmen bu pespayelik engellenememiştir. Klasik Türk Müziği, tango, foxtrot, Batı müziği ve caz dinlenmez olmuş, bunların yerine ne olduğu hala anlaşılamayan Türk sanat müziği, özgün müzik, Türk pop müziği, Arabesk müzik ve piyanist şantör adı altında birtakım yeni akımlar müzik sektörünü ele geçirmiştir. Yıllarca Batının ürettiği hemen her besteye Türkçe sözler yazılarak kolay yoldan taklitçilik yapılmıştır. Dinleyiciler okuyucuya verdikleri önemi müzisyenlere vermemişlerdir. Okuyucu baş tacı edilirken icracılar geri planda kalmış, bir kenara itilmiş, maddi sıkıntıya düşmüştür. Müzik eğitimi bile olmayan okuyucu aniden şöhret olup bol para kazanırken, sahneye giydiği her kostüme servet ödemiş, arkasında çalan eğitimli müzisyene üç para verip, program ve afişlere ismini bile yazdırmamıştır.

Evrensel hiçbir değeri olmayan yerli besteler, çalakalem yazılan saçma sapan sözler ilgi görmüş, kendilerine sanatçı denmiş, üstelik magazin basını ve halk tarafından da Süper Star, Mega Star, Kral, İmparator, Baba gibi unvanlarla da taltif edilmişlerdir. Bir dönem sanatkar yuvası olan gazinolar birer birer kapanırken, yerlerini ses kirliliğine neden olan pop, rock, cover ve türkü barlar almıştır.

Tanrı vergisi üstün yetenekleriyle (!) mankenler şarkıcı, şarkıcılar oyuncu, türkücüler ise hem oyuncu hem yönetmen olmuş, kimileri dizilerde, kimileri tiyatrolarda oynamış ve kimin hangi sanatla iştigal ettiği anlaşılamaz hale gelmiştir. Popüler kültür denilen bu akım magazin basını ve televizyon kanalları aracılığıyla ‘az sonra’ sloganıyla skandal görüntüler halinde insanlara servis edilmiş ve tamamen iç pazara yönelik iyi gelir getiren bir sektör haline gelmiştir. Bu nedenle de sanatın evrenselliği göz ardı edilmiş, kolaycılığa kaçılmış ve uluslararası bir başarı elde edilememiştir. Yetmiş küsur nüfusumuza oranla dünyaca tanınmış sanatçımız maalesef çok azdır.  Sanat bir toplumda bilim kadar önemlidir, bu önemi kavrayamayan toplumların çağdaş olması da mümkün değildir.

Günümüzde koleksiyonerlerin özenle muhafaza ettikleri sanatla ilgili efemerik belgeler, geçmişe verdikleri değerle birlikte özledikleri medeni bir yaşamın da sebebidir.

 

Görseller, yazarın kendi arşivinden derlenmiştir.

Not: Bu yazı ilk olarak Collection dergisinin 35. sayısında “Baki Kalan bu kubbede bir hoş sâda imiş” ismiyle yayımlanmıştır. 

The following two tabs change content below.

Sener Köksümer

Destine Sahafın sahibi olan araştırmacı yazar, Sener Köksümer’in koleksiyon tutkusu çocukluğuna kadar iniyor. Türk sineması, Türk Tiyatrosu, plak, deniz kabukları, fotoğraf gibi pek çok alanda zengin bir koleksiyona sahip. Çeşitli konularda yazdığı makaleleri, aralıksız on yıldır Koleksiyon dergisinde yayımlanıyor. Aynı zamanda Yurt Gazetesi’nde Ahmet Kemal ismiyle siyasi yazılar da yazmaktadır.

Son Yazıları Sener Köksümer (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir