Sokak Duvarlarının Renkli İsmi: Tunç Dindaş, Namı Diğer Turbo

23 Haziran 2015 | Gülderen Bölük | röportaj

GB. Selam… Neden Graffiti diye sormak istiyorum? Duvarları boyamak senin için ne anlam ifade ediyor? Söyleyecek sözün   vardı da buna bir zemin mi arıyordun, yoksa başka bir sebebi mi var?

TD. Kendimi bildiğimden beri resim yapıyorum. Ben klasik oldschool graffiti yapıyorum. Herhangi bir mesaj kaygım yok. Sadece yasadığım şehirde gri duvarları renkli görmek istiyorum.

GB. Resim yapmayı seven bir sürü insan var, hiç biri gidip devletimin duvarlarını boyamıyor. Anarşist misin sen?(Gülüşmeler) İşin içinde hiç adrenalin yok mu?

TD– Biz kendimize writers diyoruz, yazıcılar yani. Yaşadığımız yerde iz bırakmak, ismimizi yazıp tanınmak istiyoruz ama gerçek kimliğimizin bilinmesini istemiyoruz.

GB- Bu tanınmama isteği mi yoksa illegal olduğu için mi?

TD. Kaçak yapılırken bunun bir adrenalini var. Ben de yaptım bunu. 85’den beri çiziyorum ve 89’da yakalandım. Devlet malına zarar ve slogan yazmaktan yargılandım. Bir sene hapis cezası aldım ama yaşım ve sabıkamın temiz olmasından dolayı hapis cezam, para cezasına çevrildi. Gençken oluyor böyle şeyler. O zamanlar başımda babam var, kira ve elektrik parasını düşünmüyorsun, takılıyorsun hayta gibi ama yaşınız bu vakte gelince, sosyal sorumluluklarımız da artınca… Şimdi reklam yönetmeniyim ve iş yaptığım firmalara karşı ciddi sorumluluklarım var. Ayrıca bu işte fame olmak vardır, ben zaten olmuşum. Otuz yıldır yapıyorum.

GB. Peki, yapmasan olmaz mı? Yazmadan çizmeden duramıyor musun?

TD. Yazmadan duramam. Şu anda bana deyin ki, yanıma dokuz tane polis verin (Niye dokuz sormamışım), şimdi kimse sana dokunmayacak, polis koruyacak seni, inanın her yere yazı yazarım, hiç durmadan yazarım. Öyle yazmak istiyorum.

GB. Hastasın sen (gülüşüyoruz). Zaten telefonda konuştuğumuzda koleksiyon yaptığını da söylemiştin, iyice inandım şimdi. Koleksiyon benim de yumuşak karnım. Sen neler topluyorsun?

TD. Koleksiyonculuk resimli romanlarla başladı. Sonra break dans ve rap plakları topladım senelerce. Babam müzisyendi ve bizim evde plak hep vardı. Graffitiye başlamama neden de, break dans dönemi plaklarının kapaklarıdır. İlk graffitiyi ben onlarda gördüm. Sonra da Beat Street filmini seyredince grafitinin ne olduğunu tam olarak anladım. Plak dışında CD koleksiyonum da var. Yaklaşık 3500 tane orijinal CD’im var. Resimli romanların yanı sıra 1500 civarında graffiti dergisi koleksiyonum var. Bir de designer toys dediğimiz oyuncaklar vardır graffitici ve sanatçıların tasarladığı, onlardan topluyorum.

GB: Biliyorsun koleksiyoncular için de doktorlar iyi şeyler söylemez.

TD. Grafomania denilen bir hastalık var, her şeye yazı yazarlar, yazmadan duramazlar. Bizde de bu hastalığın düşük bir boyutu var sanıyorum.

GB. Bilindiği gibi graffiti kimine göre bir sokak sanatı; kimine göreyse, kamu mallarına zarar verildiği düşüncesiyle vandallık olarak adlandırılıyor. Sen kendini nasıl tanımlarsın?

TD. Gençliğimde vandallık yapmış olabilirim ama kime göre vandallık diye sorasım var benim de. Mesela birinin duvarını boyadığında, o kişinin malına zarar vermiş oluyorsun ama başka bir kişi de sokakta yürürken yaptığınız resmi görünce mutlu oluyor. Graffiticilerin bir yerleri boyamak dışında kırıp, dökmekle işleri olmaz. Yurtdışındaki graffitici profili ve buradaki graffitici profillerinde farklılıklar var. Bu oldukça uuzun bir konu.

GB. Şu uzun konuya girelim mi, benim vaktim bol (gülüşmeler) Ayrıca bu konuda benim de bir serzenişim olacak; eskiden Batılılları övmek için şöyle denirdi “Gavur yapıyor”.  Hakikaten bu gavurların gettolarından blues çıkıyor, caz çıkıyor, graffiti çıkıyor, rap dans, break dans çıkıyor da bizden niye bir şey çıkmıyor ya. Bir tek Arabesk müzikten bahsedebiliriz belki.

TD- ben oldum olası bahane yaratmayı sevmemişimdir ama sonuçta yaptığımız işin %50’si malzeme ile alakalı. Biz Türkiye’de 2000’li yılların ortasına kadar ciddi sprey boya krizi yaşadık. Kaliteli ve çok renk tonlu markaların Türkiye’ye girmesi zaman aldı.  Bu durum birçok graffiticiyi bıktırdı. Çünkü kötü kalite boyalarla ve hep aynı renklerle işler yapmaya çalıştılar. Bir de bence en büyük sorun bizim gençlerin bir işi gönülden tutku ile yapmamaları. Genelde birşeyler moda olduğu için başlarlar ve bir süre sonra bırakırlar. Mesela 90’lı yıllarda her yerde olan rock barlar, heavy metal shopların şu anda neredeyse hiç biri yok. Ne oldu bu adamlar? Gençliğin üretme yönünün eksik olduğunu düşünüyorum. Kaldı ki Arabesk kültürü de bize ait bir kültür değildir bence.

GB. Bizde hobi kültürü pek yok değil mi?

TD. Ben 96’da Berlin’e gittiğimde anime diye bir kültür var ya, bizde de son bir iki yıldır popüler, 3-4 tane dergileri vardı. Ayrıca Berlin’de şaşırdığım bir şey daha vardı: Bir bonsai dükkânı. Aklınıza uyuşturucu gelmesin, ağaç. Adam sadece bonsai satarak yılarca ayakta. İşinde mutlu olan çok az insan vardır ama adam evine gelince en azından o gazın çıktığı bir şey var. Bizde o kültür: maç seyredecek, playstationda futbol oynayacak, televizyonda saçma sapan programlar izleyecek. Bu halk mutsuz olur zaten.

GB. Peki, boyalar pahalı mı?

TD. Kutusu 12,5 ile 20 arasında değişiyor.

GB. Bir duvar boyamak için ne kadar boya lazım?

TD. Şöyle söyleyeyim, ben 2,5×5 metrelik bir duvarda yaklaşık 15 kutu harcıyorum.

GB. Oo pahalı bir iş. Bizim gettolardan neden çıkmadığı belli oldu. Peki, Tunç senin bir sanatçı olarak kabul edilmen ne zaman oldu?

TD. Ben ilk sanatsal teklifimi 2005 İstanbul Bienalinden aldım. Sonra yurtiçi ve yurtdışı karma sergilerden teklif geldi. Sonra sanat kariyerim başlamış oldu.

GB. Yukarıda söz ettiğimiz nedenlerden, yani kamu mallarına “zarar” vermenden ötürü yaptığın iş yasak. Bu yüzden graffiticiler gerçek isimlerini gizlerler. Ya da gizlerlerdi mi demeliyim? Oysa sen ve pek çok graffiticinin kim olduğu biliniyor, kendisine ulaşılabiliyor, hatta pek çok etkinliğe davet ediliyor. Burada biraz çelişki yok mu? Graffiti ilk çıktığı anlamdan uzaklaştı mı?

TD. Hayır, graffitide legal ve illegal diye iki taraf vardır. Dediğim gibi ben artık işin daha çok legal tarafında duruyorum. Artık zaman gerektiren detaylı işler yapmak istiyorum. Biraz da yaşımdan dolayı. Ama gençler genelde adrenalini yüksek illegal isler yapmayı seviyor. İnternetin yaygınlaşmasıyla ulaşabileceğin graffiticiler ve ulaşamayacağın graffiticiler oluştu. Bazıları ise illegal yaparken farklı takma isimler kullanır ve onları insanlar sadece legal adıyla tanır.

GB. Türkiye’de grafiti ne zaman görülmeye başladı?

TD. 80lerin başında break dans akımı ülkemize geldiğinde o dönemlerde break dans yapanlar graffitiye de merak sarmıştı. Günümüzde olduğu seviyede olmasa da, yapılan işler vardı.

GB. Kadıköy Yeldeğirmeni’ne dünyaca ünlü pek çok graffiti ustası gelerek harikulade resimlerle adeta semtin çehresini değiştirdi. Bu bağlamda sormak istiyorum, bizdeki çalışmalarla dünyadaki çalışmalar arasında belirgin farklılıklar ya da benzerlikler var mı? Neler?

TD. Aslında onlara street artists demek daha doğru. Çünkü graffiti artist dediğiniz zaman kaligrafik değeri olan, duvar yazıları yapan insan anlamına geliyor. Kadıköy’de yapılanlarda gördüğüm kadarıyla yazı yok.

GB. Yazılardan söz edelim o zaman. Genellikle bir anlamı oluyor mu bu yazıların?

TD– Hayir. Genelde her writer kendi takma adını yazar. Sadece bu şehirde bende varım der. Sokaktaki insanlar bunlara bir anlam yüklemeye çalışır ama maalesef aradıkları şey bizim yazılarımızda yoktur.

GB. Nasıl yok! Şu an hayal kırıklığı yaşıyorum.

TD. Eskiden, 80’lerde biz boyarken insanlar gelirdi, buradaki çekiç mi, buradaki orak mı diye sorarlardı bize. Öyle bir şey yok. Öyle bir durum yok. Sonra 90’ların sonlarına doğru Ataköy’de iki çocuk apartmandan atlayıp intihar ettiler. Duvara İngilizce yazı yazmışlar kalemle, spreyle değil “biz bu dünyaya ait değiliz” diye. Satanistler duvara yazı yazıyor diye bir şey çıktı ve bizi satanist yaptılar. Birkaç defa böyle ölüm tehlikesi atlattık. Bıçaklarla basıldık falan, satanistler burada diye. Yani böyle, sokaktaki halk, hep bir şeye yama yapıştırmaya çalışıyor.

Mesela bugün çok güze bir yazı okudum. Cem Karaca’nın bir tane plağında beyaz bir at kullanılmış. Beyaz at Ermenistan’ın simgesi diye adama saldırıda bulunmuşlar. Adamcağız da açıklama yapmış “Bu Anadolu türküsüdür, Türkiye bir savaşa girse, ilk önce ben giderime diye.

GB. Demirel’de mi Ermeni’ymiş?

TD. Ha o da var röportajında. Beyaz at Demirel’in partisinin logosu diye. Mesela Kürtlerin kullandığı renkler kırmızı, sarı, yeşil miydi? Biz, aman bir yerlere çekmesinler diye bunlara dikkat ediyoruz. Yanında ya da karşısında olmak değil. Artık bıktık üzerimize yafta yapıştırılmasından. Ben bir şey yapmıyorum kardeşim, adımı yazıyorum sadece. Benim derdim bu.

GB. Bu şey gibi; Yorumcuların ya da sanat eleştirmenlerinin bir esere kırk türlü şey yazması, oysa sanatçının bunlardan hiç birini hedeflememesi gibi bir şey. Peki, senin grubunun adı olan S2K ne anlama geliyor?

TD. Shot to kill. Aslında ilk ismimiz ZBP idi. Yani, Zombi Boys Posse (Zombi Gençler Ekibi) idi. Biz zombi filimler seyrederdik çok. Ama o dönemde duvarlara ZBP yazdığımızda, bu ne partisi diye baya başımız ağrıdı. Biz de herhangi bir parti falan demesinler diye, içinde rakam olan bir isim bulduk; S2K.

GB. Türkçe okunuşuyla bir ilginiz var mı?

TD. Yok, o akıllı Türk insanımın yakıştırması.

GB. Sevgili Tunç, benim için çok keyifli bir sohbet oldu bu, çok teşekkür ediyorum kabul ettiğin için. İyi ki varsınız ve dünyamızı renklendiriyorsunuz.

 

 

The following two tabs change content below.

Gülderen Bölük

1987 yılında İstanbul Bulvar Tiyatrosu'nda çocuk oyunları ekibinde tiyatro çalışmalarına başladı. 1995 yılına kadar bu tiyatroda birçok eserde ve çocuk oyununda rol aldı. 1998 yılında Bahçelievler Belediye Tiyatrosunda biz sezon sahne aldı. 2002 senesinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Gösteri Sanatları Merkezi, Tiyatro Yazarlığı ve Yönetmenliği’nden mezun oldu. Aynı yıl Mimar Sinan Üniversitesi, Fotoğraf Ana Sanat Dalı’nı bitirdi.2002 yılında İğne Deliği Sanat Atölyesi’ni kurdu ve atölyede verdiği fotoğraf derslerinin yanı sıra birçok etkinlik düzenledi. Bu etkinliklerde birçok sanatçıya ev sahipliği yaptı. Aynı zamanda dia gösterileri ve sergilerde yer aldı, konferanslar verdi. Uzun yıllardır Osmanlı Dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarına ait fotoğraf koleksiyonu yapan Bölük, bu konudaki araştırmalarını makaleler şeklinde kaleme aldı. Yazıları Newsweek, Aktüel, Collection, Popüler Tarih, Toplumsal Tarih, On Air, Jet Life, Fotoğraf Dergisi gibi birçok dergide yayımlandı. 2003 yılında Collection Kulübü'ne üye olan Bölük, kulüp üyeleriyle beraber; pek çok koleksiyon sergisinde yer aldı 2006 yılında Devlet Fotoğraf Yarışmasında “Başarı” ödülü aldı. Birçok eseri sergilenmeye değer bulundu.2009 yılında Kültür A.Ş. tarafından "İstanbul'un 100 Fotoğrafçısı" adlı kitabı yayımlandı. Fotoğraf Tarihi alanında birçok konferans verdi. 2010 yılında Marmara Üniversitesi, Fotoğraf Bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı. Üç yıla yakın bir süredir Fotoğraf Dergisi'nde Foto Bellek adlı köşesinde fotoğrafa dair Osmanlı Dönemi'nden kalan belgelerin çevirisini yapmaktadır. 2014 Yılında ikinci kitabı Fotoğrafın Serüveni, Kapı Yayınları tarafından yayımlandı. 1993 yılından bu yana anaokullarında yaratıcı drama ve tiyatro eğitimi vermektedir.

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir